arslansem
Üye
Mutsuzluk...
Mutsuzluk...
Hava acı biber gibi soğuk! Yürürken ağzımı burnumu ısırıyor, gözümden yaşlar geliyor. Büzüşüp, hızlı adımlarla hedefime ulaşmaya çalışıyorum. Üstelik boğazım sinir sinir ağrıyor. En sevmediğim ağrı biçimi. Dilimin iki yanından kulaklarıma vuran tipten... Yorgun ve sinirliyim. Uykusuz ve yorgunum. Yorgun ve uykusuz ve sinirliyim... Biri sanki bedenime sabotaj yapmış ve kerpeten ya da bahçe makasıyla hart diye bütün sinir uçlarımı kesmiş. Doğranmış sinir uçlarım açıkta ve önünden berisinden biri geçmeye görsün...
Of of of...
Saçlarım yün kumaşa sürtünmüş plastik tarak görmüşcesine ayağa fırlıyor ve bağırmaya başlıyorum. Zaten boğazım ağrıyor, gün yüzü görmemiş taze sinirimin şiddetiyle gıcık tutuyor, tıkanıyorum. Bugünlerde soğuktan, büyük şehirden, çalışmaktan, kalabalıktan, araba kullanmaktan, arabalardan, şekerin ya da tuzun zamansız bitmesinden ve ödeme emirlerinden hiç hoşlanmıyorum. Üstelik çevremde kimi görsem böyle...
Cızzt bızzzt elektrikler yayarak dolaşmaktayız...
***
Büyük şehirde yaşamanın arızaları işte... Neye sevineceğin ya da neye ağlayacağın belli değil...
Kuaförde elimde Hafta Sonu Dergisi, yanaklarımdan burnuma doğru şıpır şıpır akan yaşlara inanamıyorum. Siz de neden ağladığıma inanamayacaksınız!
Demet Akalın ve eşinin röportajına!!!! Ehüüü
Diyor ki Demet; “birbirimizi hiç tanımadan çok âşık olarak evlendik. O neye delirir, ben neye deliririm bilmiyorduk. Sonra tabii çatışmalar başladı. İşim benim için çok önemliydi her şeyden önce işim gelirdi. Ve Oğuz bana, giysilerime çok karışırdı. Şimdi bana gelen bir teklifi değerlendirirken zamanımı, eşimi ve bizi nasıl etkileyeceğini düşünerek karar veriyorum. Oğuz da mesela şimdi kendisi gösteriyor mini etekleri, bak sana bu çok yakışır diye. Küse barışa birbirimizi öğrendik...”
İşte bu son derece basit, içinde edebi ve ulvi hiçbir şey olmayan bu cümleye ağlayabiliyorum. Bana çok saf, çok iyi niyetli, çok çocukça, çok korunaksız, çok içten gelen bu basit meseleye içlenebiliyorum. Son derece içli bir özel kişi olduğum için mi?
Hayıııııııır!
Hayır!
Şu satırları okuyan pek çoğunuz gibi kış depresyonu mu, büyük kent sendromu mu artık ne diyorsanız adına; o ortak, o çok tanıdık, o çok kilo aldıran, o insanı çalı süpürgesine çeviren, o bizi bizden eden, her şeyin aksi gitmesine sebep olan, yataktan çıkmaya takat ve istek bırakmayan o hormonlu mu hormonlu iri mutsuzluktan mustarip olduğum için..
Somut hiçbir sebep yokken ya da somut pek çok sebep varken..
Yani böyle anlarda hiç duymak istemediğimiz “Aaaa deli misin, daha ne istiyorsun, her şeyin var çok şükür. Sağlıklısın, bir işin var, sevdiklerin hayatta” vesaire gibi sıradan teselli cümlelerine ve bu cümlelerin hakikatine rağmen mutsuz olma hakkını kullanmaktan söz ediyorum...
Bu yüzden size ustaların ustasından bir şiir hediye ediyorum...
Okuyun ve mutsuz olun...
Napiim....
***
Acıyor
Mutsuzluktan söz etmek istiyorum
Dikey ve yatay mutsuzluktan
Mükemmel mutsuzluğundan insansoyunun
sevgim acıyor
Biz giz dolu bir şey yaşadık
onlar da orada yaşadılar
Bir dağın çarpıklığını
bir sevinç sanarak
En başta mutsuzluk elbet
Kasaba meyhanesi gibi
Kahkahası gün ışığına vurup da
ötede beride yansımayan
Yani birinin solgun bir gülden kaptığı frengi
Öbürünün bir kadından aldığı verem
Bütün işhanlarının tarihçesi
Bütün söz vermelerin tarihçesi
sevgim acıyor
Yazık sevgime diyor birisi
Güzel gözlü bir çocuğun bile
O kadar korunmuş bir yazı yoktu
Ne denmelidir bilemiyorum
sevgim acıyor
Gemiler gene gelip gidiyor
Dağlar kararıp aydınlanacaklar
Ve o kadar
Tavrım bir şeyi bulup coşmaktır
Sonbahar geldi hüzün
Kış geldi kara hüzün
Ey en akıllı kişisi dünyanın
bazen yaz ortasında gündüzün
sevgim acıyor
Kimi sevsem
Kim beni sevse
Eylül toparlandı gitti işte
Ekim falan da gider bu gidişle
Tarihe gömülen koca koca atlar
Tarihe gömülür o kadar
Hava acı biber gibi soğuk! Yürürken ağzımı burnumu ısırıyor, gözümden yaşlar geliyor. Büzüşüp, hızlı adımlarla hedefime ulaşmaya çalışıyorum. Üstelik boğazım sinir sinir ağrıyor. En sevmediğim ağrı biçimi. Dilimin iki yanından kulaklarıma vuran tipten... Yorgun ve sinirliyim. Uykusuz ve yorgunum. Yorgun ve uykusuz ve sinirliyim... Biri sanki bedenime sabotaj yapmış ve kerpeten ya da bahçe makasıyla hart diye bütün sinir uçlarımı kesmiş. Doğranmış sinir uçlarım açıkta ve önünden berisinden biri geçmeye görsün...
Of of of...
Saçlarım yün kumaşa sürtünmüş plastik tarak görmüşcesine ayağa fırlıyor ve bağırmaya başlıyorum. Zaten boğazım ağrıyor, gün yüzü görmemiş taze sinirimin şiddetiyle gıcık tutuyor, tıkanıyorum. Bugünlerde soğuktan, büyük şehirden, çalışmaktan, kalabalıktan, araba kullanmaktan, arabalardan, şekerin ya da tuzun zamansız bitmesinden ve ödeme emirlerinden hiç hoşlanmıyorum. Üstelik çevremde kimi görsem böyle...
Cızzt bızzzt elektrikler yayarak dolaşmaktayız...
***
Büyük şehirde yaşamanın arızaları işte... Neye sevineceğin ya da neye ağlayacağın belli değil...
Kuaförde elimde Hafta Sonu Dergisi, yanaklarımdan burnuma doğru şıpır şıpır akan yaşlara inanamıyorum. Siz de neden ağladığıma inanamayacaksınız!
Demet Akalın ve eşinin röportajına!!!! Ehüüü

Diyor ki Demet; “birbirimizi hiç tanımadan çok âşık olarak evlendik. O neye delirir, ben neye deliririm bilmiyorduk. Sonra tabii çatışmalar başladı. İşim benim için çok önemliydi her şeyden önce işim gelirdi. Ve Oğuz bana, giysilerime çok karışırdı. Şimdi bana gelen bir teklifi değerlendirirken zamanımı, eşimi ve bizi nasıl etkileyeceğini düşünerek karar veriyorum. Oğuz da mesela şimdi kendisi gösteriyor mini etekleri, bak sana bu çok yakışır diye. Küse barışa birbirimizi öğrendik...”
İşte bu son derece basit, içinde edebi ve ulvi hiçbir şey olmayan bu cümleye ağlayabiliyorum. Bana çok saf, çok iyi niyetli, çok çocukça, çok korunaksız, çok içten gelen bu basit meseleye içlenebiliyorum. Son derece içli bir özel kişi olduğum için mi?
Hayıııııııır!
Hayır!
Şu satırları okuyan pek çoğunuz gibi kış depresyonu mu, büyük kent sendromu mu artık ne diyorsanız adına; o ortak, o çok tanıdık, o çok kilo aldıran, o insanı çalı süpürgesine çeviren, o bizi bizden eden, her şeyin aksi gitmesine sebep olan, yataktan çıkmaya takat ve istek bırakmayan o hormonlu mu hormonlu iri mutsuzluktan mustarip olduğum için..
Somut hiçbir sebep yokken ya da somut pek çok sebep varken..
Yani böyle anlarda hiç duymak istemediğimiz “Aaaa deli misin, daha ne istiyorsun, her şeyin var çok şükür. Sağlıklısın, bir işin var, sevdiklerin hayatta” vesaire gibi sıradan teselli cümlelerine ve bu cümlelerin hakikatine rağmen mutsuz olma hakkını kullanmaktan söz ediyorum...
Bu yüzden size ustaların ustasından bir şiir hediye ediyorum...
Okuyun ve mutsuz olun...
Napiim....
***
Acıyor
Mutsuzluktan söz etmek istiyorum
Dikey ve yatay mutsuzluktan
Mükemmel mutsuzluğundan insansoyunun
sevgim acıyor
Biz giz dolu bir şey yaşadık
onlar da orada yaşadılar
Bir dağın çarpıklığını
bir sevinç sanarak
En başta mutsuzluk elbet
Kasaba meyhanesi gibi
Kahkahası gün ışığına vurup da
ötede beride yansımayan
Yani birinin solgun bir gülden kaptığı frengi
Öbürünün bir kadından aldığı verem
Bütün işhanlarının tarihçesi
Bütün söz vermelerin tarihçesi
sevgim acıyor
Yazık sevgime diyor birisi
Güzel gözlü bir çocuğun bile
O kadar korunmuş bir yazı yoktu
Ne denmelidir bilemiyorum
sevgim acıyor
Gemiler gene gelip gidiyor
Dağlar kararıp aydınlanacaklar
Ve o kadar
Tavrım bir şeyi bulup coşmaktır
Sonbahar geldi hüzün
Kış geldi kara hüzün
Ey en akıllı kişisi dünyanın
bazen yaz ortasında gündüzün
sevgim acıyor
Kimi sevsem
Kim beni sevse
Eylül toparlandı gitti işte
Ekim falan da gider bu gidişle
Tarihe gömülen koca koca atlar
Tarihe gömülür o kadar
