Mustafa Kemal Atatürk'ün Askerlik Hayatı

  • 26 Eylül 2013
  • 1372 Okunma
  • 2 Cevap

  1. Atatürkün Askerlik Hayatı Nasıldı ? ,
    Atatürk Hangi Askeri Okulları Bitirdi ? ,
    Atatürkün Okuduğu Okullar ,
    Atatürk hangi Okullarda Okudu ? ,
    Atatürkün Askerlik Hayatı Kronolojisi

    Mustafa Kemal Atatürk Beni görmek demek mutlaka yüzümü görmek demek değildir. Benim fikirlerimi, benim duygularımı anlıyorsanız ve hissediyorsanız bu yeterlidir.

    İki Mustafa Kemal vardır: Biri ben, et ve kemik, geçici Mustafa Kemal... İkinci Mustafa Kemal, onu ben kelimesiyle ifade edemem; o, ben değil, bizdir! O, memleketin her köşesinde yeni fikir, yeni hayat ve büyük ülkü için uğraşan aydın ve savaşçı bir topluluktur. Ben, onların rüyasını temsil ediyorum. Benim teşebbüslerim, onların özlemini çektikleri şeyleri tatmin içindir. O Mustafa Kemal sizsiniz, hepinizsiniz. Geçici olmayan, yaşaması ve başarılı olması gereken Mustafa Kemal odur!

    1881
    Gümrük kolcusu Ali Rıza Bey ile Zübeyde Hanım’ın oğlu olarak Selânik’te Kocakasım Mahallesi, Islâhhâne Caddesi’ndeki üç katlı pembe evde doğdu.

    1893
    Mustafa Selanik’teki Askeri Hazırlık Okuluna başlar ve burada öğretmeni tarafından kendisine ikinci ismi "Kemal" verilir.

    1895
    Mustafa Kemal Manastırdaki Askeri Liseye (Askeri Rüştiye) başlar.

    1899
    Mustafa Kemal İstanbul’da Harbiye’nin hazırlık sınıfına başlar.

    1902
    Mustafa Kemal Harbiye’den mezun olur ve buradan sonra Harp Akademisine (Erkan-ı Harbiye) devam eder.

    11 Ocak 1905
    Mustafa Kemal Harp Akademisinden Kurmay Yüzbaşı olarak mezun olur ve Şam’da bulunan Beşinci Orduda görev almak üzere Şam’a gönderilir.

    Ekim 1906
    Mustafa Kemal ve arkadaşları Şam’da "Vatan ve Hürriyet" adıyla gizli bir dernek kurarlar.

    1907
    Askeri rütbesi kolağası olur ve yine aynı yıl içinde görevi Makedonya’daki 3. Orduya tayin edilir ve Selanik’e gönderilir, Cemiyetinin Merkezi Selanik’te İttihat ve Terakki Cemiyeti ile birleşir

    23 Temmuz 1908
    Yukarıdaki gizli ve siyasi faaliyetlerinin sonucu 2. Meşrutiyetin, padişah Abdulhamit’e kabul ve ilan ettirilmesi

    13 Nisan 1909
    İstibdat taraftarları yeni rejime karşı ayaklanır, Rumeli’den bunları bastırmak için yola çıkan Hareket Ordusunun Kurmay Yüzbaşkanlığına deruhte etmesi ve bu ayaklanmada önemli bastırıcı rol oynar

    1911
    Trablusgarb savaşına iştirak eder ve oradaki kuvvetlerimizin Kurmaylığını üzerine alır. Bu arada rütbesi binbaşılığa yükseltilir.

    13 Eylül 1911
    Mustafa Kemal İstanbul’daki Genel Kurmaya tayin edilir.

    9 Ocak 1912
    Mustafa Kemal Libya’daki Tobruk taarruzunu başarılı bir şekilde yönetir.

    24 Ekim 1912
    Balkan Savaşının başlaması üzerine İstanbul’a döner ve Bolayır’da toplanmış olan kuvvetlerimizin hareket şubesi müdürlüğüne tayin edilir

    25 Kasım 1912
    Mustafa Kemal Hareket Başkanı olarak Akdeniz Boğazları özel Kuvvetlerine atanır.

    27 Ekim 1913
    Mustafa Kemal Sofya’ya Askeri Ataşe olarak atanır.

    2 Şubat 1915
    Tekirdağ’da kurulması kararlaştırılan yeni bir tümenin komutanlığına tayin edilir. Onun teşkil ettiği ve 19. Tümen adını alan bu tümen Çanakkale savaşlarında parlak başarılar göstermiştir

    25 Nisan 1915
    İttifak Devletleri Arıburnuna çıkarma yaparlar ve Mustafa Kemal Tümeni ile ilerlemelerini durdurur.

    1 Haziran 1915
    Çanakkale savaşlarında gösterdiği büyük başarılardan dolayı rütbesi albaylığa yükseltilir

    9 Ağustos 1915
    Mustafa Kemal Anafartalar Grup Kumandanlığına getirilir.

    1 Nisan 1916
    Çanakkale savaşları zaferlerimizle bittiğinden Diyarbakır’daki kolordunun komutanlığına tayin edilmiştir. Oraya giderken Tuğgeneralliğe terfi eder.

    6-7 Ağustos 1916
    Mustafa Kemal Bitlis ve Muş’u düşmandan geri alır. Bu başarısı üzerine 2. Ordu komutanlığına atandı.

    31 Ekim 1918
    Mustafa Kemal Yıldırım Orduları Grup Kumandanı olur.

    30 Nisan 1919
    Mustafa Kemal Erzurum’da bulunan Dokuzuncu Orduya geniş yetkilerle Müfettiş olarak atanır.

    16 Mayıs 1919
    Mustafa Kemal İstanbul’u terkeder. İstanbul’dan 3. Ordu Müfettişliği göreviyle Bandırma vapuruyla gider.

    19 Mayıs 1919
    Mustafa Kemal Samsun’a ayak basar.

    21 Mayıs 1919
    Erzurum’daki 15.Kolordu Komutanı Kazım Karabekir Paşa ile temas eder

    23 Mayıs 1919
    Ankara’daki 20. Kolordu Komutanı Ali Fuat Paşa ile temas eder

    28 Mayıs 1919
    Türk Milletini işgallere protesto için mitingler yapmaya davet eder

    3 Haziran 1919
    Doğu vilayetlerinde bir Ermeni Hükümetinin kurulması ve İngiliz himayesi fikirlerine karşı olduğunu beyan eder

    21 Haziran 1919
    Yurdun bağımsızlığını kurmak için Türk Milletini kendisiyle birlikte çalışmaya davet eden tarihi beyannameyi yayınlar

    8 Temmuz 1919
    Mustafa Kemal gerek Üçüncü Ordu Müfettişliği görevinden gerekse ordudan istifa eder.

    23 Temmuz 1919
    Mustafa Kemal Erzurum Kongresi Başkanlığına getirilir. Erzurum Kongresinde millet iradesine dayanan bir millet meclisiyle kuvvetini, gene millet iradesiyle oluşan bir hükümetin kurulması lüzumunu ilk hedef olarak ilan eder.

    4 Eylül 1919
    Mustafa Kemal Sivas Kongresi Başkanlığına getirilir. Sivas Kongresinde yurdun muhtelif bölgelerinde kurulmuş olan müdafaa cemiyetlerini Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti adı altında birleştirip bütün millet kuvvetlerini bir elde idare etmek imkanını sağlar.

    11 Eylül 1919
    Çalışmalarını bitiren Sivas Kongresi delegeleri tarafından seçilen Temsil Heyeti Başkanlığına getirilir

    15 Eylül 1919
    Temsil Heyeti, Türk Milletinin yetkili makamı olarak ilan edilir

    7 Aralık 1920
    Temsil Heyeti ile birlikte Ankara’ya yerleşir ve bu şehri milli harekatın merkezi yapar

    27 Aralık 1919
    Mustafa Kemal İcra Heyeti ile Ankara’ya gelir.

    23 Nisan 1920
    Mustafa Kemal Ankara’da Türkiye Büyük Millet Meclisini açar ve bu meclise başkan seçilir.

    11 Mayıs 1920
    Mustafa Kemal İstanbul hükümeti tarafından ölüme mahkum edilir.

    5 Ağustos 1921
    Mustafa Kemal Büyük Millet Meclisi tarafından Başkumandan olarak atanır.

    23 Ağustos 1921
    Türk birliklerinin Mustafa Kemal tarafından yönetildiği Sakarya savaşı başlar.

    19 Eylül 1921
    Sakarya Zaferinden altı gün sonra Büyük Millet Meclisi, Mustafa Kemal’e Mareşal rütbesi ile Gazi ünvanını verir.

    26 Ağustos 1922
    Gazi Mustafa Kemal Büyük Taarruzu Kocatepe’den yönetmeye başlar.

    30 Ağustos 1922
    Gazi Mustafa Kemal Paşa Dumlupınar savaşını kazanır.

    1 Eylül 1922
    Türk Ordularına "İlk hedefiniz Akdeniz’dir, İleri!" emrini verir

    10 Eylül 1922
    Gazi Mustafa Kemal İzmir’e girer.

    1 Kasım 1922
    Büyük Millet Meclisi, Gazi Mustafa Kemal’in Hilafetin kaldırılması Yönündeki önerisini kabul eder.

    14 Ocak 1923
    Mustafa Kemal’in annesi Zübeyde Hanım İzmir’de vefat eder.

    29 Ekim 1923
    Türkiye Cumhuriyetinin ilan edilmesi ve Gazi Mustafa Kemal’in ilk Cumhurbaşkanı seçilmesi.

    24 Ağustos 1924
    Gazi Mustafa Kemal İstanbul Sarayburnu’nda ilk kez şapka giyer.

    9 Ağustos 1928
    Gazi Mustafa Kemal Sarayburnu’nda yeni Türk Alfabesi ile ilgili konuşma yapar.

    3 Mart 1924
    Cumhuriyet rejiminin Türkiye’de kökleşip yerleşmesi için şart olan hilafetin kaldırılmasını sağlamıştır. Aynı yıl içerisinde medreseleri kapattırarak milli eğitim alanındaki birliği sağlama yolunu açmıştır. Gene bu suretle laik ve modern esaslara göre eğitim ve öğretim yapan müesseselerin kurulmasına zemin hazırlamıştır.

    1 Mayıs 1924
    Orta Çağın dini hukuk geleneklerine göre çalışan Şer’iye mahkemelerini kaldırdı

    26 Ağustos 1924
    Milli sermayeyi çoğaltmak özel teşebbüsleri teşvik ederek kurmak ve Türk bankacılığını geliştirmek amacıyla İş Bankasını kurdu.

    5 Mayıs 1925
    Memlekette modern çiftçiliği geliştirmek maksadıyla yapılacak teşebbüslere bir örnek olmak üzere kendi parasıyla bir Orman Çiftliğini kurdurdu

    1925
    Tekke, zaviye ve türbelerin kapatılması ile ilgili kanun kabul edilerek batıl inanç ve taassup yatakları ortadan kaldırıldı

    25 Aralık 1925
    Medeni kıyafeti getirdi

    26 Aralık 1925
    Miladi takvim ve modern saat ölçüsünü değiştiren kanun kabul edildi

    17 Şubat 1926
    Türk Medeni Kanununun kabul edilmesiyle Türk milleti ümmet devrinden çağdaş medeniyete geçirildi

    1 Kasım 1928
    Çıkarılan bir kanunla Türk Milletinin kolayca okuyup yazmasını temin edecek olan yeni Türk alfabesi kabul edildi.

    12 Nisan 1931
    Gazi Mustafa Kemal Türk Tarih Kurumunu kurar.

    12 Temmuz 1932
    Gazi Mustafa Kemal Türk Dil Kurumunu kurar.

    29 Ekim 1933
    Cumhuriyet’in 10.yıl nutkunu yazar ve okur

    16 Haziran 1934
    Büyük Millet Meclisi bir yasa geçirerek Gazi Mustafa Kemal’e Atatürk" soyadını verme kararı alır.

    1934
    Kasım ayında Türk kadınına siyasi hakları tanıyan yasa çıkarıldı. Avrupa’da baş gösteren siyasi buhran karşısında Balkan Antantının kurulmasında en önemli rolü oynadı.

    1936
    Montrö Antlaşması ile boğazların tahkiminin sağlanmasını temin etti. Sadabat Paktıyla memleketimiz için gerekli güvenlik tedbirlerinin alınmasında nazım rol oynadı.

    4 Temmuz 1938
    Türkiye’nin ayrılmaz bir parçası olan Hatay’ın bağımsız bir Türk devleti olmasını sağlamıştı ki bu vatan parçası ölümlerinden sonra Anavatan’a katılmak imkanını bu sayede buldu.

    10 Kasım 1938
    Atatürk perşembe sabahı saat 9.05’te hayata gözlerini yumdu. Türkiye yasa boğuldu...

    19 Kasım 1938
    Cenazesi ulusal egemenliğin simgesi olarak kurduğu başkent Ankaraya getirildi.

    21 Kasım 1938
    Türkiyenin her yerinden Ankaraya koşan halk ulu önderin cenazesini büyük bir törenle Etnoğrafya Müzesinde hazırlanan geçici kabrine uğurladı.

    10 Kasım 1953
    Ölümünün on beşinci yılında da, büyük bir törenle Anıtkabir’e aktarıldı.
     


    Yazan: Doğuş Pertez
  2. ATATÜRK'ÜN İLKOKUL ANISI: MUSTAFA OKULA BAŞLIYOR

    Mustafa okula başlayacaktı. Babası Ali Rıza Bey oğlunun laik eğitim veren Şemsi Efendi İlkokulu’na gitmesini istiyordu. Annesi Zübeyde Hanım ise, mahalle mektebine gitmesini arzu ediyordu. Bu konu etrafında fikir çatışmaları sürüp gidiyordu:

    Zübeyde Hanım: “ Ne var yani Şemsi Efendi İlkokulu’nda? Ne öğrenecek orada? Hem orası uzak. Mahalle mektebi şuracıkta. Oraya gitsin istiyorum. “

    Ali Rıza Bey: “ Hanım, okulun yakınlığı, uzaklığı önemli değil. Önemli olan, eğitimin iyi olması. Öğretmenlerin iyi eğitim vermesi. “

    Zübeyde Hanım: “ Tamam işte. Mahalle mektebindeki hoca çok iyi eğitimciymiş. Mahalle mektebinde okuyanlar hep iyi eğitim almışlardır. Ben de mahalle mektebinden mezun oldum, orada okudum. Bilgide kimden aşağı kaldım, söyler misin bey? “

    Ali Rıza Bey: “ Kimseden aşağı kalmadın, Zübeyde. Ben her zaman senin bilgili olmanla övünmüşümdür ama Mustafa, Şemsi Efendi İlkokulu’na gidecek. “

    Ali Rıza Bey yine de, Zübeyde Hanım’ın hatırını kırmamak için, oğlu Mustafa’yı birkaç günlüğüne mahalle mektebine gönderdi.

    Daha sonra bir bahaneyle Mustafa’yı mahalle mektebinden alarak Şemsi Efendi İlkokulu’na yazdırdı. Bu durum Mustafa’nın da hoşuna gitmişti, çünkü mahalle mektebinin dersleri O’na ağır gelmişti. Ağır gelmesi derslerin zorluğundan değil, konuların ağır yani yavaş işlemesindendi. Mustafa, hocanın birinci derste anlattığı konuyu hemen kavrıyor, ikinci derste yeni bir konuya geçmesini bekliyordu ama hoca sadece birinci derste değil, bütün bir gün aynı konuyu anlatıyordu. Bu durum Mustafa gibi yaşı küçük aklı büyük, yaşına göre, dünyada eşine ender rastlanacak üstün zekâlı bir çocuk için, sıkıcı bir durumdu. Kimse benden koşmam gereken bir durumda yürümemi beklemesin, diyordu.

    Mustafa, Şemsi Efendi İlkokulu’nda kısa zamanda tanındı ve sevildi. Hele sınıf öğretmeni Mustafa diyordu da başka bir şey demiyordu. Öğretmenler odasında devamlı olarak bu başarılı öğrencisini anlatıyor, O’nu övüyordu:

    “ Arkadaşlar, az önceki matematik dersinde sınıfa çok zor bir problem sordum. Kimse duymasın, soruyu üçüncü sınıfların ders kitabından almıştım. Sınıfta kimsenin problemi çözemeyeceğinden emindim. Problemi önce yüksek sesle okudum, daha sonra tahtaya yazdım. Öğrencilerin çoğu soruyu okumakla meşguldü. Oysa çalışkan öğrenciler defterlerine çözüm işine girişmişlerdi. Problemi doğru çözdüğünü söyleyen altı öğrenciden beşinin bulduğu sonuç yanlıştı. Sadece Mustafa doğru sonuca ulaşmıştı. Siz olsanız böyle bir öğrencinizi alnından öpmez misiniz? Gelecekte Türk Milleti bu çocuktan çok şey bekleyecektir. “


    ALTIN SAÇLI, DENİZ GÖZLÜ ÇOCUK

    Mustafa, Şemsi Efendi Okulu son sınıfa giderken, birgün sınıf öğretmeni bugün okula bir müfettişin geleceğini, ona karşı saygılı olmalarını, soracağı sorulara doğru cevap vermelerini söyledi. Eğer bilmiyorlarsa kesinlikle parmak kaldırmamalarını ihtar etti. İlk dersten sonraki teneffüste öğrenciler arasında konuşulan tek konu müfettişin sınıfta ne gibi bir soru sorabileceğiydi. Müfettişin sorduğu bir sorunun bile bilinememesi, kötü bir intiba bırakırdı.

    Bu durumda Mustafa, çalışkan öğrenciler arasında ön plana çıkıyor ve arkadaşlarına müfettişin sorduğu en zor soruyu bile doğru cevaplandıracağı sözünü veriyordu.

    İkinci ders, ikinci teneffüs derken, üçüncü dersin ortalarına doğru kapı çalındı ve müfettiş sınıfa girdi. Müfettiş, öğretmenle bir süre konuştuktan sonra sınıfa dönerek ilk soruyu sordu: Osmanlı Devleti, Avrupa'yı fethetmek istedi ama neden başarılı olamadı?

    Belki bu soru öğrenciler için, biraz ağır bir soruydu ama ağırlıkların kaldırılıp kaldırılamayacağı yani sorunun cevaplandırılıp cevaplandırılamayacağı da böyle bir soru sorulmadan bilinemezdi. Bu soru için, sınıfın en çalışkan dört öğrencisi parmak kaldırdı. Bunların arasında Mustafa da vardı. Aslında müfettiş sınıfa girip öğretmenle konuşurken, orta sıralarda oturan sarı saçlı, mavi gözlü ve o mavi gözlerinden zeka fışkıran öğrenciyi hemen farketmişti. Müfettiş, nedense bu sarışın öğrenciye parmak kaldırmasına rağmen, söz hakkı vermemiş, parmak kaldıran başka bir öğrenciden sorduğu sorunun cevabını istemişti. O öğrenci de, müfettişin beklediği bir şablon içinde soruyu cevaplamıştı.

    İkinci soru, ilk sorudan çok daha zor olmalıydı. Bir devlet çıksa, diyelim ki, bu Osmanlı Devleti olsun, dünyaya hakim olsa, bu durum ebediyete kadar devam eder mi?

    Mustafa olaya bu paralelde dik bir çizgi çekmek ihtiyacını hissetmişti. Birbirine paralel giden iki doğru bu dik çizgiyle kesişmeliydi. Mustafa'nın parmak kaldırıp söz isteyerek soruya verdiği cevap şu oldu:

    " Hayır, etmez. Bırak ebediyeti elli yıl bile devam etmez. Her ne için olursa olsun, başka milletleri boyunduruk altına almak, onları köle durumuna düşürmenin adı emperyalizmdir. Her millet kendi sınırları içinde özgür ve bağımsız yaşamalıdır. Yaşasın özgürlük, yaşasın bağımsızlık!.."

    Mustafa'nın büyük bir coşku içinde söylediği bu sözler üzerine müfettiş, bir süre öğretmenle konuştuktan sonra, Mustafa'nın yanına giderek, O'nu alnından öptü.

    " Yaşa Mustafa! Türk Milleti, senin gibi son derece bilgili, kültürlü ve düşüncesini korkmadan söyleyebilen, çağdaş yeni nesil gençlere emanet edilecektir. Sen Türk Milli Eğitimi'nin gururusun. "


    PİYADECİLİK OYUNU

    Günlerden bir gün komşumuz Binbaşı Kadri Bey’in oğlu Ahmet izinli gelmişti. Temiz üniforması, anlamlı bakışlarıyla hayranlık duyulacak bir askeri ortaokul öğrencisiydi. Bir an kendimi o üniformanın içinde hissettim.

    O birkaç gün içinde komşular Ahmet’i görmeye gitti. Biz de annem Zübeyde Hanım ve kız kardeşlerim Makbule ve Naciye ile birlikte Ahmetlerin evine gittik. Ahmet askeri üniformasıyla evin salonunda, misafirlerin yanında sol eli cebinde biçimlice yürüyordu. Asalet ve saadetin ulaştığı en yüksek nokta buydu.

    Daha sonra bir gün Ahmet, beni ve komşu çocuklarını bir araya topladı ve şöyle dedi:

    “ Gelin bakalım arkadaşlar, şimdi sizlerle piyadecilik oyunu oynayacağız. Şu gördüğünüz tepeyi, Türk çocukları savunacak. Rum çocukları ise, ben başla dediğimde tepeye çıkarak onları aşağı çekmeye çalışacak. Oyunun sonunda, hangi grup tepeyi ele geçirirse o grup kazanmış sayılacak. “

    Komşumuzun oğlu Ahmet’in başla demesiyle Rum çocukları ileri atıldılar ve tepeye tırmanmaya başladılar. Takımlar beşer kişiydiler ve ilk tepeye tırmanan Rum çocuğu bir arkadaşımı kolundan tutup aşağı çekti. Rum çocukları çok hırslıydı ve paçasından yakalanan bir arkadaşım daha aşağı çekildi. Aşağı çekilen iki arkadaşımın yukarı çıkma şansı yüzde bir bile değildi. Şimdi tepeyi savunan üç Türk çocuğu kalmıştık. Beş Rum çocuğu tepenin üstüne çıktı ve etrafımızı sardı. Yeniliyorduk.

    Bir Türk çocuğu, beş Rum çocuğuna bedeldir, dedim. Onlar bana değil, ben onlara saldırdım. Tepeyi Rum çocuklarına bırakmamaya kararlıydım. Benim kazanma isteğimi gören arkadaşlar da ileri atıldılar. Sonunda tepenin üstünde iki Türk çocuğuyla yalnız kalmıştım. Rum çocuklar, yenilgiyi kabul etmişler ve üstleri toz toprak içinde aşağıdan bakıyorlardı. Biz kazanmıştık.

    Mustafa daha sonra gizlice sınava girdi ve Selanik Askeri Rüşdiye’sine kaydını yaptırdı. Mustafa özellikle sınavın yetenek bölümündeki piyadecilik oyununda demir gibi bileği, çelik gibi yüreğiyle komutanların dikkatini çekti.

    Kuvvet, kudret, hareket, kabiliyet hepsi Mustafa’da vardı. Gelmedi, dedi komutanlar, bu askeri rüşdiyeye böyle bir öğrenci daha gelmedi. Gelemez, dedi bir başka komutan, dünya durdukça hiçbir askeri rüşdiyeye böylesine bir öğrenci gelemez.
     
    Son düzenleme: 4 Eylül 2017
  3. KARANLIK BENDEN KORKTU

    Ben aydınlığım, çağdaşım, medeniyetim.
    Geleceğe yönelik güzel duygular içindeyim.
    Yeni yıllar, yüzyıllar, bin yıllar,
    Benim için, yarınki gün gibidir.

    Evrenseldir duygular, sonsuza dek geçerli.
    Bir bütündür fikirler, beyinlerde gizemli.
    Ben isteseydim bir çağ açıp bir çağ kapatmaz,
    Gücüm vardı, yüz çağ açıp yüz çağ kapatırdım.

    Anadolu, boğazına kadar karanlığa batmıştı.
    Sevr Antlaşması Türk insanı için, idam fermanıydı.
    Ben bir kükredim, yer , gök inledi.
    Dünya benim eşsiz haykırışımı dinledi:

    Siz kim oluyorsunuz, vatanımı nasıl işgal edersiniz?
    Yüz binlerce askerle geldiniz, topunuzla, tüfeğinizle.
    Bakın benim askerim yok, topum, tüfeğim yok.
    Yokluktan çıktım ben, gerekirse yoktan var ederim.

    Padişahın idam fermanı,
    Demokles'in kılıcı gibi sırtımdaydı.
    Anadolu halkı içerden vuran
    Bu gücün farkındaydı.

    Rütbelerim sökülmüştü, bir er durumundaydım.
    Doğu Orduları Komutanı Karabekir Paşa,
    Emrinizdeyim efendim, dedi.
    Sonra bütün komutanlar bağlılığını bildirdi.

    Osmanlı diye bir millet yoktur.
    Osmanlı bir hanedanın adıdır.
    Büyük Selçuklu Devleti parçalanmış,
    Buradan Anadolu Selçuklu Devleti oluşmuş.
    Yıllarla o da parçalanıp, beyliklere dönüşmüş.
    Osman Gazi'nin kurduğu Osmanlı Beyliği ortaya çıkmış.

    Osman Gazi, ben Türküm, diye öğünürdü.
    Orhan Gazi, babam ve ben Türküz, derdi.
    Onların oğulları da Türktü.
    Akınlar yaptılar Avrupalı ürktü.

    Fatih Sultan Mehmet Türklük adına İstanbul'u fethetti.
    Yavuz Sultan Selim ilk Türk halifesiydi.
    Avrupalı, barbar Türkler geliyor, deyip korkardı.
    Sonra Kanuni Viyana'yı kuşattı.

    Son Osmanlı padişahı Vahdettin bir Türktü.
    Belki sen bir şeyler yaparsın deyip,
    Beni Anadolu'ya göndermişti.
    Ordu müfettişi olarak Samsun'a çıktım.

    Erzurum ve Sivas Kongrelerini topladım.
    Yurdun kurtuluşu yolunda önemli bir adım attım.
    Karanlık benden korktu, aydınlığı istemedi.
    Aydınlığı istemeyen karanlığı paramparça ettim.
     
    TheNightMare. bunu beğendi.
Yüklüyor...
21/11/2018 - 15:51