Misak-ı Milli Kararları Ve Misak-ı Mili Sınırları | Misak-ı Milli'nin Kararları

Sponsorlu Bağlantılar

Durum
Üzgünüz bu konu cevaplar için kapatılmıştır...
' KalendeR '

' KalendeR '

Üye
    Konu Sahibi
Misak-ı Milli Kararları Ve Misak-ı Mili Sınırları | Misak-ı Milli'nin Kararları
Misak-ı Milli'nin Kabulü
Misak-ı Milli Sınırları Neresidir
Misak-ı Millir'nin Önemi
Milli Sınırlarımız





Misak-ı Milli kararı ( Milli sınırlar) Türkiye Cumhuriyeti'nin günümüz sınırlarının oluşmasına öncülük eden bir karardır. Milli bilinç ve menfaatimize yönelik,Türk Cumhuriyeti'nin resmiliğini tescilleyen bir karar olan Misak-ı Milli hakkında ayrıntılı bilgi.

Misak-ı Millî ya da Millî Misak (Günümüz Türkçesi ile Millî Yemin ya da Ulusal Ant), Türk Kurtuluş Savaşı'nın siyasî manifestosu olan altı maddelik bildirinin adıdır. İstanbul'da toplanan son Osmanlı Mebusan Meclisi tarafından 28 Ocak 1920'de oybirliği ile kabul edilmiş ve 17 Şubat'ta kamuoyuna açıklanmıştır. Bildiri, I. Dünya Savaşı'nı sona erdirecek olan barış antlaşmasında Türkiye'nin kabul ettiği asgari barış şartlarını içerir.
Bildiri mecliste Ahd-ı Millî Beyannamesi adıyla kabul edilmiş, ancak daha sonra "Misak-ı Millî" olarak anılmıştır. Her iki deyim Ulusal Yemin anlamına gelir.Türkiye Cumhuriyeti'nin sınırları, bazı ayrıntılar hariç, Misak-ı Millî ilkeleri doğrultusunda oluşmuştur.


Genelgeler için yapılan Görüşmeler


Misak-ı Millî 'nin ana hatları Erzurum Kongresi (23 Temmuz - 7 Ağustos 1919) ve Sivas Kongresi'nde (4-11 Eylül 1919) biçimlendi.
Sivas Kongresi'nin talepleri doğrlultusunda Osmanlı hükümeti 11 Eylül'de genel seçim kararı aldı. Kasım ayında yapılan seçimlerde, Anadolu'nun her ilinde Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti'nin gösterdiği adaylar kazandı. Seçilen adaylar Aralık ayı ve 1920 Ocak ayının ilk günleri boyunca ikişer üçer kişilik gruplar halinde Ankara'ya gelerek Mustafa Kemal Paşa ve Heyet-i Temsiliye üyeleriyle görüştüler. Bildiri metni bu görüşmelerde son halini aldı. Heyet-i Temsiliye üyelerince imzalanan metin, Trabzon mebusu Hüsrev Sami Bey[kaynak belirtilmeli] (Gerede) aracılığıyla İstanbul’a gönderildi.[1]
12 Ocak 1920’de İstanbul’da çalışmalarına başlayan Meclis, yönetim organlarını seçtikten hemen sonra bildiri konusunu ele aldı. 28 Ocak'ta yapılan bir kapalı oturumda “Ahd-ı Millî Beyannamesi” kabul edildi. 12 Şubat'ta Edirne mebusu Şeref Bey’in önerisi üzerine, beyannamenin bütün dünya parlamentolarına ve basına açıklanmasını kararlaştırıldı.
Beyannamenin kabulü ve yayımlanma biçimiyle ilgili henüz açıklığa kavuşturulmamış bazı noktalar mevcuttur. Her şeyden önce beyannameye ilişkin görüşmeler ve özgün metin Meclis-i Mebusan zabıtlarında yoktur. Bu durumda beyannamenin resmi bir oturumda değil, (Meclis üyelerinin tümüne yakınını kapsayan) Felah-ı Vatan grubunda kabul edilmiş olduğu ihtimali dile getirilmiştir. İngiliz büyükelçisi Sir Horace Rumbold, “yayınlanmış hiçbir imza listesi yoktur” diyerek, izlenen prosedürün “misakın geçerliliğini kuşkulu kıldığını” iddia eder.[2]
Bunun yanı sıra Ankara'da hazırlanan 8 maddelik metinle İstanbul'da kabul edilen 6 maddelik metin arasında da farklar vardır. Ankara metninde bulunan, savaş suçlularının cezalandırılmasına ilişkin madde son metinden çıkarılmıştır. Ankara metninde iki ayrı maddede yazılan “mütareke sınırı” ve “Müslüman halkın bölünmezliği” konuları İstanbul’da birleştirilmiştir. Son maddede Milletler Cemiyeti’ni savunan bir ibare İstanbul’da ilan edilen metinden çıkarılmıştır.
En önemli belirsizlik birinci maddededir. Ankara’da düzenlenen metinde, Mondros Mütarekesi’yle belirlenen sınırların “içinde” yaşayan Osmanlı İslam çoğunluğunun “bölünmez bir bütün” olduğu vurgulanırken, İstanbul’da bu ifade—bazı kaynaklara göre -- “mütareke çizgisinin içinde ve dışında” yaşayan Osmanlı İslam çoğunluğu olarak değiştirilmiştir. Yayımlanmış olan Misak-ı Millî metinlerinin bir bölümünde "ve dışında" deyimi vardır, bir kısmında ise yoktur. Misak-ı Millî 'nin can damarını oluşturan sınırlar meselesindeki bu belirsizlik dikkat çekicidir

Misak-ı Milli Anlaşma Maddeleri İlk 6

1. Osmanlı Devleti'nin özellikle Arap çoğunluğunun yerleşik olduğu 30 Ekim 1918'de mütarekenin imzalandığı tarihte düşman ordularının işgali altında kalan kesimlerin kaderi halkının serbestçe verecekleri karara uygun olarak belirlenmesi gerekeceğinden adı geçen mütareke hattı içinde ve dışında din ırk ve soy bakımından birleşik ve birbirine karşı saygı ve fedakârlık duygularıyla dolu olarak soy ve toplum hukukları ile çevre koşullarına tam olarak uyan Osmanlı Müslüman çoğunluğunun yerleşmiş bulunduğu bölgelerin hepsi gerçekten veya hükmen hiç bir şekilde bölünmez bir bütündür.

2. Halkı ilk serbest kaldıkları zaman halkın oylarıyla anavatana katılmış olan üç sancak için gerektiğinde yeniden serbestçe halkoyuna başvurulmasını kabul ederiz.

3. Türkiye ile yapılacak barışa bırakılan Batı Trakya'nın hukuki durumunun saptanması da halkın tam bir serbestlik içinde açıklayacakları oylara uygun olarak yapılmalıdır.

4. İslam Hilafet ve Saltanat Merkezi ve Osmanlı hüküme merkezi olan İstanbul şehri ile Marmara Denizi'nin güvenliği her türlü tehlikeden uzak ( korunmuş ) olmalıdır. Bu ilke sklı kalmak şartıyla Akdeniz ve Karadeniz Boğazları'nın dünya ticaret ulaşımına açılması hakkında bizimle diğer bütün ilgili devletlerin birlikte verecekleri karar geçerlidir.

5. İtilaf Devletleri ile düşmanları ve bazı ortakları arasında kararlaştırılan antlaşma esasları çerçevesinde azınlıklar hukuku komşu ülkelerdeki Müslüman ahalinin de aynı hukuktan yararlanmaları güvencesiyle tarafımızdan desteklenecek ve sağlanacaktır.

6. Milli ve ekonomik gelişme olanağını elde etmek ve daha çağdaş ve düzenli bir yönetim şeklinde işleri yürütmeyi başarabilmek için her devlet gibi bizim de gelişme sebeplerimizin sağlanmasında tam bir hürriyet ve bağımsızlığa kavuşmamız varlığımızın ve hayatımızın esasıdır. Bu sebeple siyasi adli mali ve benzeri gelişmelerimize engel kayıtlara karşıyız.

Gerçekleşecek borçlarımızın ödeme koşulları da bu ilkelerle çelişmeyecektir.
 
Durum
Üzgünüz bu konu cevaplar için kapatılmıştır...


Üst Alt