Mevlana'dan Secmeler 2

Sponsorlu Bağlantılar

Nedved

Nedved

Emekli Yönetici
    Konu Sahibi
Mevlana'dan Secmeler 2
Her zahmete öfkelenmede, kin gütmedesin; peki ama silahlanmadan nasıl ayna olacaksın?

Kimin bedeninde, ateşe tapan nefis olduysa, güneş de onun buyruğuna ram olur, bulut da.
Gönlü ışık yakmayı, aydınlanmayı öğrenen kişiyi güneş bile artık yakamaz.

Akıllı o kişidir ki çekilen beladan, dostların ölümünden ibret alır.

Noksan sıfatlardan münezzeh olanın huzurunda
Gönlünüzü koruyun, gözetin de
Kötü zanlar yüzünden utanca düşmeyin.
O,
Gizli şeyleri de, düşünceleri de, kuruntuları da, arayıp taramaları da,
Arı-duru sütün içindeki kıl gibi görür.

Şekilden geçip gönlünü arıtan kişi,
Gizli şeylere ayna kesilir.
Bizim gizli şeylerimizi de, hiç süphe yok ki anlar;
Çünkü inanan, inananın aynasıdır.

Dostların ziyaretine eli boş gelmek, değirmene buğdaysız gitmektir.

Ana rahmindeki çocuk gibi azıcık oyna, kımılda da, sana ışıkları gören duygular versinler.

Varlığın aynası nedir? Yokluk.
Ahmak değilsen yokluğu seç.

Çünkü gerçekten de zıddı meydana çıkaran onun zıddı olan şeydir;
Bal, sirkeyle belirir.

Kendisini olgun sanansa, ululuk sahibi Tanrı'ya, bu zannı yüzünden ucup ulaşamaz.
A sapık, olgunluk zannından, vehminden daha beter birşey yoktur senin canında.
Senden bu kendini görüş gidinceye dek gönlünden, gözünden çok kanlar akar.

Kulum, köleyim o kişiye ki, her konakta, bir sofra basına çökeceğini ummaz.
Adamın, bir gün evine ulaşabilmesi için
Birçok konakları bırakıp gitmesi gerek.

Kendine bir bak, korkudan titreyip duruyorsun.
Bilki yokluk da böyle tir-tir titremektedir.
Yüce mevkiler elde etsen bile gene kaybetmek korkusundan can çekişirsin.
Güzeller güzeli Tanrı aşkından başka ne varsa hiçtir;
Şeker bile yesen can çekişmektir.
Hatta can çekismek de ne?
Ölüme uğramaktır.
Ab-ı hayata el atmamaktır.

Ateşe benzeyen şehvet, yanıp durdukça eksilmez;
O, ona, dileğini vermemekle eksilir.
Bir ateş odun attıkça hiç söner mi? Hiç odunu yakmaz mı?
Fakat odun atmazsan ateş söner;
Çünkü bu çekinmek, ateşe su serper.

Öfke padişahlara padişahtır.

O'nun eli, kırıkları sarar, onarır;
O'nun kırması, gerçekten de onarmaktır.
Fakat sen kırarsan, gel, yap bakalım der;
Yapamazsan; elin, ayağın yok ki.
Demek ki kırmak, kırılanı onaran kişinin harcıdır.
Dikmeyi bilen, yırtar da; neyi satarsa, yerine daha iyisini alır O.

Akıl, bir başka akılla çift oldu mu, ışık çoğaldı, yol belirdi demektir.
Fakat nefis, bir başka nefisle sevindi mi, karanlık artar, yol belirsiz olur.

Güzel güzeli çeker;
Bunu bil de ona, "Temizler, Temizlerindir" ayetini oku.
Dünyada herşey, birşeyi çekmiştir;
Sıcak sıcağı çekmiştir, soğuk soğuğu.
Aslı olmayanlar, aslı olmayanları çeker-durur.
Ölümsüzler de ölümsüzlerden sarhoştur.
Cehennemlikler cehennemlikleri çeker, ışıklılar ışıklıları ister.


Malını, düzenbaz bir düşman alıp-götürürse
Bir yol kesen, bir yol keseni götürmüş olur.

Dünyada diken tohumunu eken kişi...
Kendine gel,
Onu gül bahçesinde arama sakın.

Sufinin defteri, harflerin karalaması değildir;
Kar gibi bembeyaz gönülden başka defteri yoktur onun.

Bedenine yağlı - ballı yemekler verdikçe
Özünde bir semizlik göremezsin.
Beden, miskler içinde olsa gene de ölüm günü, pis kokusu duyulur.
Miski bedenine değil, gönlüne sür;
Misk nedir; ululuk sahibi Tanrı'nın tertemiz adı.

Düşüncen gülse gül bahçesisin
Dikense külhanına atılacak odunsun.

Hikmeti istediğin kadar söyle
Sen ehil değilsen uzaktır o senden.
İster yaz, belirt, ister söyle, anlat faydası yok.
O senden yüzünü gizler
O inatçı, bağlarını koparır da kaçar senden.
Fakat yanar - yakılırsan, okumasan bile yanlışını görür de, o bilgi
Elinde alışmış bir kuşa döner.
O, her usta olmayan kişinin yanında durmaz.
Köylünün evindeki tavuş kuşu gibi hani.

Sana, Tanrı'yı anmaya, O'na dua etmeye izin verildi
O dua edişten gönlüne bir ululuk geldi.
Kendini Tanrı'yla konuşuyor gördün
Hey gidi-hey, niceler var ki bu zan yüzünden Tanrı'dan ayrı düştü.

Dini, babandan bedava miras olarak buldun,
O yüzden başını diktin, şükretmiyorsun.
Mirasa konan adam, malın değerini ne bilecek?




Ağlatırsam Rahmetim coşar
O coşup köpüren de nimetlerimi yer-içer.
Birisine, birşeyi vermek istemezsem,
O isteği de vermem, o seyi de belirtmem ona;
Fakat birinin gönlünü de daralttım mı,
Gönlünü açarım, ferahlatırım onu.
Acımam, o güzel ağlayışlara bağlıdır;
Birisi ağladı mı
Acıyış denizi kabardı, dalgalandı demektir.

Can İsa'n seninle beraber,
Ondan yardım iste;
Hoş bir yardımcıdır o.
İsa'dan beden diriliğini arama;
Musa'ndan Firavun'un dileğini dileme.
Gönlüne, geçim düşüncesini az getir.
Sen kapıda, kapı eşiğinde ol da,
Neşe az gelmez, rızkın azalmaz.

Bu beden, canın otağıdır; yahut da Nuh'un gemisine benzer.
Bize güç şeyleri kolaylaştıran,
Dünyada, olmayacak şeylerden sen bizi kurtar.
Rızık diye gösterdiğin meğer tuzakmış.
Herşeyi nasılsa öyle göster bize.

Zanlar, kimi çağda yanlış olur
Ama bu ne biçim zandır ki yoldan kor olarak geliyor?
A baskalarına ağlayan göz,
Gel, bir zamancagız otur da kendine ağla.
Dal, ağlayan bulutun yüzünden yeşerir, tazelesir
Mum, ağlayışı yüzünden daha da aydın bir hale gelir.

Bir parıltı vurmasa da
Denizden su çekebilecek hale gelinceye dek iyi dostlardan gelen parıltı, gerekli bir şeydir.
İlk önce gelen aks'i taklit bil;
Ardı-ardına gelmeye başladı mı, gerçek olur artık.
Gerçek akse ulaşıncaya dek dostlarından ayrılma.
Sedefi bırakma; o katre daha inci olmadı ki.


Sabır, iman yüzünden baş tacı olur
Çünkü sabrı olmayanın imanı yoktur.
Peygamber, "yüreğinde sabır olmayanın,Tanrı'ya imanı yoktur" dedi.

Varlık alemi çarelerle dopdolu ama
Tanrı, sana bir pencere açmadıkça, hiçbir çaren yoktur.
Şimdi, ondan haberin bile yok ama ihtiyacın oldu mu, onu belirtir Tanrı.

Güneşin ışığı duvara vurdu, onu ısıttı
Duvarın eğreti bir ışıktır, elde etti.
A yüreği temiz er, ne diye bir kerpiçe gönül verdin?
Hiç sönmeden ışıyanı ara.

A kişi, sen hem kendi aklına aşıksın,
Hem de kendini puta tapanlardan üstün görüyorsun.
Duyguna vuran akıl ışığıdır;
Onu, bakırın üstündeki altın yaldız gibi eğreti bil.
İnsandaki güzellik de altın yaldızdır
Öyle olmasaydı güzellik kart eşeğe döner miydi?

Azar-azar, yavaş-yavaş, o güzelliği alırlar ondan...
Azar-azar, yavas-yavas, fidan kurur gider.
Yürü "Yaşattığımızın gücünü-kuvvetini azaltırız" ayetini oku;
Gönle girmeye, gönül almaya bak,kemiğe gönül verme.

Eşek nefsin boşanmış kaçıyor
Bir kazığa bağla onu;
Ne vakte dek işten, yükten kaçıp duracak?
İster yirmi yıllık yol olsun, ister otuz yıllık, İster ikiyüz yıllık.
Ona sabır yükünü yüklemek, ona bu yükü taşıtıp götürmek gerek.

Birisi, ansızın bir define buluverir de,
Ben de bunu istiyordum işte;
Artık işle-güçle, dükkanla ne işim var der.
Baht işidir bu; ama pek az olur böyle sey.
Bedende güç-kuvvet oldukça çalışıp kazanmak gerek.
Çalışıp cabalamak, define bulmaya engel değil ya.
Sen işten ayak çekme de kısmetse o da arkadan gelsin.


İnsanoğlu dilinin altında gizlidir
Şu dil, can kapısının perdesidir.
Yel perdeyi kaldırdı mı, evin içinde ne var, belirir bize.
O evde inci mi var, buğday mı,
Evin içi altın hazinesi mi, yoksa yılanlarla, akreplerle mi dolu?
Yoksa içeride define mi var da kıyısında yılan bekliyor?
Çünkü altın definesi de bekçisiz olmaz ya.

Cömertlik gözden geliyor, elden değil.
Görüştür iş gören;
Gözü görenden başkası kurtulamadı gitti

Gönül, her dosttan bir gıda alır;
Gönül, her bilgiden bir temizlik elde eder.


Bu sözler, mana bakımından,
Ya Rabbi...! sözüne benzer...
Harfler, tatlı dudaktan çıkan soluğa tuzaktır.
Kulun, "Ya Rabbi..!" demesine karşılık, "buyur kulum" cevabı gelirse
Nasıl susar, nasıl Ya Rabbi..! demez kul?
Bir buyur kulum var ki duymana, işitmene imkan yok;
Fakat baştan sona dek de tadabilirsin onu.

Her bir kötü huyunu bir diken bil
Dikenler, kaç keredir, ayağını yaraladı.

Beden ağacının köküne kurt düştü...
Onu söküp ateşe atmak gerek.
Kendine gel a yolcu, kendine gel...
Akşam oldu;
Ömür güneşi kuyuya düşmek üzere.
Gücün kuvvetin varken şu iki günceğiz olsun,
Kocalığını cömertlik yolunda harca.
 


Üst Alt