Martin Heidegger Felsefesİnde ÖlÜm Problemİ

  • 16 Nisan 2010
  • 445 Okunma
  • 0 Cevap

Konu Durumu:
Daha fazla cevap için açık değil.
  1. Martin Heidegger Felsefesİnde ÖlÜm Problemİ MARTIN HEIDEGGER FELSEFESİNDE ÖLÜM PROBLEMİ

    Yrd. Doç. Dr. Talip KARAKAYA Düşünce tarihi bize ölüm fenomeninin insanın var oluşundan itibaren en önemli problemleri arasında yer aldığını gösterir. Bunun en belirgin örneğini “felsefe yapmak, ölmeyi öğrenmektir” diyen İlkçağın büyük düşünürlerinden biri olan Platon’da görmekteyiz. Ölümün Martin Heidegger’da konumuna geçmeden önce onunla ilgili soruların bazılarını ortaya koymak gerekiyor: Ölüm nedir? Ölüm gerçekten yok oluş mu? Yoksa yeni bir hayatın başlangıcı mı? Ölüm korkusu nedir ve bizi niçin etkiler? Daha açık bir ifadeyle teorik olduğu kadar pratik bir vakıa olan ölüm materyalistlere ve spiritualistlere göre nedir? Heidegger’ın ölüm hakkında düşünceleri nelerdir? Ölümü nasıl açıklamaktadır?... İşte tüm bu ve benzeri soruları Martin Heidegger felsefesinde ele alacağız. Konumuzu geniş açıdan ele almadan önce kimine göre yok oluş kimine göre ölümsüz bir hayata başlamak 2 olan ölüm, başta materyalist ve ateist varoluşçularda insanı tamamen yok eden bir olgudur. Diğer bir ifadeyle ilkçağ, 17. ve 18. yüzyıl materyalistlerine göre ruh gözle görülemeyen çok küçük ve birbirinden tamamen ayrı atomlardan oluşur.3 Bu düşünürler duyuları, aklı, iradeyi ve şuurun varlığını atomların faaliyetlerine ve uyumlarına bağlamışlardır. Onlara göre şuur materyalizmin daha ileri seviyesinde beynin bir fonksiyonu olarak algılanır. Kısaca ölüm onlara göre insan varlığının tamamen ve mutlak olarak yok oluşudur. Bunların karşısında yer alan ve bu konu hakkında daha spesifik düşünenler ruhu şuurlu, ölümden önce olduğu gibi sonra da yaşayan, faaliyetlerine devam eden bir varlık kabul etmektedirler. Daha açık bir ifadeyle gerek idealistler gerek spiritüalistler şuurla ruhu bir ve aynı kabul edip şuurun daha önceki faaliyetlerini ve belleklerini koruyarak ölümden sonra da varlığına devam ettiğini savunurlar. Buna ferdin veya ben’liğin devamını içerdiğinden şahsın ölümsüzlüğü doktrini denilir. Daha çok Platon, Saint Thomas, Leibniz, G. Berkeley4 ile diğer spiritualist ve idealistler tarafından savunulmuştur. 20. yüzyılın başlarında ortaya çıkan La Lebensphilosophie5 pek çok yeni düşünce akımlarının da doğmasına sebep olmuştur. Bu felsefi ekolün ele aldığı en önemli fenomenlerden biri olan ölüm, varoluşçu düşünürlerin de önemle üzerinde durdukları konudur. Gerek Hıristiyan gerek ateist varoluşçuların en ateşli şekilde ele aldıkları ölüm fenomenini Martin Heidegger düşüncesinde ele alacağız Martin Heidegger’in felsefesinde ölüm problemi söz konusu olduğunda doğal olarak varlık’tan, bunun da ötesinde Dasein’den mutlaka bahsetmek gerekmektedir. Ölüm probleminin Heidegger boyutunu analiz etmeden önce varlık görüşünü ana hatlarıyla belirtmek zorundayız. Ölüm konusunun varlıkla olan bağlantısı bunun önemini ve yapısını anlamamızda bizlere büyük ölçüde yardımcı olacaktır. Felsefe tarihinde hiçbir filozofun göz ardı edemediği bu konu çağımız düşünürlerinde önemli bir yer tutmakta ve tutmaya da devam edecektir. Varlık konusunda Heidegger’in eleştirici bir tutum sergilediğini görmekteyiz. O varlık sorusunun “ilkçağa oranla günümüzde unutulduğunu”6 belirterek yeniden ele alınması ve yorumlanması gerektiğini savunur. Belki ona göre bu basit ve sade bir kavram olarak algılanabilir; fakat kendine özgü anlamı, evrensel oluşuyla diğerlerinden ayrılmakta ve yine kendine özgü bir fenomen olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu bağlamda Heidegger, varlık’ın bir varlık olmadığını ileri sürmesine rağmen varlık’ın anlaşılması için de varlıklarla bağlantı ve ilişki içinde olmamızın zorunluluğunu vurgular.
     


    Yazan: Albert Einstein
Konu Durumu:
Daha fazla cevap için açık değil.
Yüklüyor...
21/11/2018 - 06:31