Mars'ta Yaşam Varmı ?

Sponsorlu Bağlantılar

Catty

Catty

Emekli Yönetici
    Konu Sahibi
Mars'ta Yaşam Varmı ?
Kırmızı gezegende yaşam var mı? İngiliz Metro gazetesi bir fotoğraf yayınladı, ortalık karıştı! Bakalım kim, nasıl, nerede çekmiş bu fotoğrafı!



İşte Mars'ta yaşamın kanıtı... İngiliz Metro gazetesinde yer alan iddiaya göre, Mars'tan NASA keşif araçlarının çektiği bu fotoğraf kırmızı gezegende yaşam olduğunu kanıtlıyor. Gazeteye göre Sipirit uzay aracının çektiği bu fotoğraf, 4 yıldır uzmanlar tarafından en ince ayrıntısına kadar inceleniyor. Bir tepeciğe oturmuş gibi duran ve çıplak olan yaratık, akıllara durgunluk verici bir şekilde insana benziyor. Sabah'tan aktardığımız habere göre, NASA, fotoğraf hakkında herhangi bir açıklama yapmazken yaratık aynı insanlar gibi ayaklarının üzerinde yürüyormuş gibi gözüküyor.
 


turkordu

turkordu

Üye
Daha öncede görmüştüm benimde kafamı sürekli kurcalayan bişey ama marsta yaşam olacağını zannetmiyorum çünkü bir canlının yaşayabileceği ortam şartları yok.
 
Catty

Catty

Emekli Yönetici
    Konu Sahibi
Ya o tür canlılara özgü bir yaşam ortamı varsa ?Biz tabiiki denizde yaşayamayız, balıklarda karada yaşayamaz..Belki onlarda orda yaşayabiliyordur ?
 
turkordu

turkordu

Üye
Marsta ilkel canlı grubuna ait bir yaşam var ancak gelişmiş bir canlının yaşayabileceği ortam şartları mevcut değil.Bu yazıyı bi okumanızı öneririm size yaşam var mı yok mu konusunda bazı şeylerin kafanızda belireceğini düşünüyorum.

Evrende Bizden Başka Canlı Var mı

Uzayın inanılmaz büyüklükteki boyutları içinde, yalnız dünyamızda yaşamın olabileceği görüşüne artık kimse katılmıyor. Üstelik, uzaydan gelen misafirlerin ziyaretlerine tanık olduğunu iddia eden yüzlerce kişi var. Yine de, bilimsel olarak henüz kanıtlanmış bir şey yok. Uzay araştırmalarına milyarlarca dolar harcanırken, bilim adamları evrende canlılara ait hiçbir iz bulamadılar mı?



3 Mart 1972 günü Cape Kennedy üssünden uzaya fırlatılan Pioneer 10 ile birlikte 15×23 cm ebadında altın kaplı platinden bir plakada, güneş sistemimizin ötesine ilk yazılı mesaj gönderildi. Engin okyanusta batmış gemiden kurtulan bir denizcinin, şişe içine bir mektup koyup okyanusa fırlatması gibi bir şeydi bu. Ola ki yoldan geçen birisinin dikkatini çeker de bizim burada yaşadığımızı haber alır diye tasarlanmıştı.

Üzerinde yaşadığımız gezegenin evren boyutları içindeki yerini belirlemek için, okyanus ortasındaki bir ada örneği belki çok iyimser bir yaklaşım sayılır. Çünkü, Pioneer 10 uzay aracı Jüpiter gezegenine 21 ayda ulaşacak kadar hızlı gitmesine rağmen, bize en yakın yıldıza ancak 80000 yıl sonra varabilecek. Böylesine büyük bir uzay boşluğu içinde yol alan helikopter kadar bir uzay aracına kimsenin rastlamamış olması olasılığı ise hiç de şaşırtıcı değil.

Dünyada Yaşam Var mı?
Pioneer 10 ve daha sonra uzaya atılan benzeri araçlardaki mesajların hiçbirini görmemiş, ama kazara bizim güneş sistemimize yakın bir yerde yolunu kaybetmiş bir "uzaylı" gemisinin gelmekte olduğunu varsayalım. Her an uzaya gönderdiğimiz radyo sinyallerini alarak hemen dikkatini üzerimize çevireceği şüphesiz. Ama, eğer dünya üzerinde hiçbir insan olmasaydı hangi sinyali alacaktı? Daha yakın bir olasılıkla, eğer iki yüz yıl önce dünyamıza çok uzaklardan baksalardı, ne gibi bir sonuca varırlardı?

Üzeri yoğun bir nitrojen-oksijen karışımı atmosferle kaplı bu parlak mavi planete ilgi duymaları için önce evrendeki yaşam biçimleri hakkında geniş bir bilgi sahibi olmaları gerekmektedir. Biz, karbon elementinin temel taşı olduğu bir beden kimyasına sahip canlılarız ve oksijenin varlığı ile yaşamımızı sürdürüyoruz. Keza, belirli bir sıcaklık sınırı içinde ancak varlığımızı devam ettirebiliriz. Eğer uzaydan bizim dünyamızı inceleyen bu gemideki canlılar başka bir elemente bağlı beden yapısına sahipseler – diyelim ki – silisyum elementi üzerine kurulu bir beden yapıları varsa, dünyamıza inmek için olağanüstü bir korunma giysisine gerek duyacaklardır. Çünkü, bu dünya ancak karbon elementine bağlı ve üstelik belirli bileşimler içinde oluşmuş bedenlerin yaşayabilmesine olanak tanımaktadır.

Yaşam Biçimi Sınırlı mı?
Bilimin, "evrende başka canlılar olabilir mi?" sorusuna vereceği yanıt önce "canlı" kavramında takılıp kalıyor. Kendi planetimizi incelediğimizde, en küçük mikroskopik organizmalardan insana kadar uzanabilen bir canlı türleri zinciri var. Milyonlarca yıl süren bir evrimin sonunda, bugün dünyamızda nezle virüsü ile nezle olan insan iki değişik canlı türüne örnek sayılır. Bitkiler, böcekler, hayvanlar "canlı" varlıklardır. Ama, örneğin bir suyosununun uzay gemisi inşa etmesi veya sivrisineğin uzaya radyo sinyalleri göndermesi mümkün değildir.

Evrende canlıların olup olmaması konusunda bilim "canlı organizma"nın var olabilme sınırlarını incelerken, canlının zekâsı üzerinde durmamaktadır. Örneğin, Mars'ta yaşam var mı diye araştırılırken, orada suyosunu bile bulunsa, bunun bilimsel anlamı Mars'ta yaşamın var olduğunun kanıtıdır. Bu sonuca dayanarak orada yaşayan insan benzeri canlılar olduğunu iddia etmek ise bilim-kurgu sayılır.

Halbuki, biz bir yerde yaşam olup olmadığını düşünürken, ister istemez bize benzer yaratıkların varlığını göz önüne getiririz. Jules Verne'den başlayarak bütün uzayla ilgili fantastik edebiyatta hep böyle düşünülmüştür. Dolayısıyla, evrende canlı konusu bir noktada "zeki canlı" şekline dönüşecektir.

Böcekler, otlar gibi değil de insan benzeri zeki varlıklar arandığında karşımıza biyolojik esaslar çıkar. Canlıda zekâ oranı yükseldikçe buna bağlı olarak yapısındaki karmaşıklık oranı da artmaktadır. Beden yapısı ne denli karmaşık ise, içinde bulunduğu ortamın şartları da o denli sınırlı bir özellik gösterecektir.

Bakterilerin çok sıcak veya çok soğuk ortamlarda, hatta oksijensiz bile yaşayabildikleri, bazı kabuklu böceklerin radyasyondan etkilenmedikleri, suyun bulunmadığı ortamda gelişen organizmaların varlığı bilinmektedir. Fakat bütün bu değişik şartlara uyum gösterebilen canlı türleri hep ilkel yapılara sahiptir. Aynı oranda zekâları da bizim anladığımız biçimde yok sayılacak kadardır.

Evrende Zeki Canlılar
Bir an için şöyle düşünelim: Sadece karbon elementine bağlı bir beden yapısı koşulu olmasın. Çevrenin yaşama olanak tanıyacak sınırlarının da dikkate alınmadığını varsayalım. Böylece, her an her yerde zeki bir canlı olabilir. Bu sefer de karşımıza zaman ve yer konusu çıkacaktır.

Bizim güneş sistemimiz dışında kalan en yakın uzay cismi, yaklaşık 4.5 ışık yılı uzaklıktaki bir yıldız. Kuramsal olarak erişilecek en büyük süratle bile birkaç bin yılda ancak oraya gitmek mümkün. Uzayla ilgili ölçüler çok büyük boyutlarda olduğu için, uzaklıklar ışık hızı ile ölçülür olmuş. Güneş'in ışığı dünyamıza 8 dakika geçtikten sonra ulaşabiliyor. En yakın yıldızın ışığı ise 4.5 yıl geçtikten sonra bize geliyor.

Bir anlamda, gökyüzüne baktığımızda her yıldızı uzaklığına göre değişen bir geçmiş zamanıyla inceliyoruz. Örneğin, göğün en parlak yıldızı olan Siriüs 9 yıl önceki görünümüyle, ikinci parlak yıldız Canopus ise 100 yıl önceki görünümüyle karşımızda durmaktadır.

Yıldızlar ise Güneş gibi hiçbir canlının yaşayamayacağı kadar sıcaklıktaki ateş topları. Bizi asıl ilgilendiren, bu güneşlerin çevresinde dolanan gezegenlerin varlığı. Her yıldızın çevresinde gezegen olamıyor. Güneş sistemi gibi bir sistemin oluşabilmesi ancak belirli sayıda yıldız için geçerli. En iyimser tahminlere göre, 50 ışık yılı uzağımıza kadar yer alan yıldızların içinde planet sistemi olanlardan 500'ünde bizim gönderdiğimiz sinyalleri alabilecek düzeye erişmiş medeniyetlerin bulunduğu zannedilmektedir.

Uzaydan Gelen Sinyaller
Bu olasılığı göz önüne alan Dr. Frank Drake 1960 yılında "Ozma" projesi olarak bilinen bir araştırmayı başlatmış. Belirli bir dalga boyunda uzaydan gelecek yayını yakalayabilmek için gündüz gece demeden haftalarca gökyüzünü taramışlar. Sonuçta hiçbir yayına rastlayamadıkları için vazgeçilmiş. Daha sonra araştırma boyutları öncekine oranla çok geniş yeni bir proje yapılmış. Aynı zamanda Sovyet Rusya'da da Gorki Enstitüsü benzeri bir sinyal dinleme çalışmasını başlatmış.

Aradan geçen oniki yıla rağmen, zekâ ürünü olan herhangi bir sinyal gönderildiğine dair açıklama yapılmadı. Bilim çevreleri bütün dalga boylarında uzayın her yanının taranmasının yıllar süren yorucu bir iş olduğunu ve araştırmaya devam edileceğini söylüyorlar. Uzaydan acele haber bekleyen meraklılar ise gelen sinyallerin çoktan saptandığını ama bilim adamlarının karanlık çevrelerce baskı altında oldukları için açıklayamadıklarını savunuyorlar.

Gezegenlerde Yaşayan Var mı?
Bugüne kadar güneş sistemimizin dışında canlıların olduğuna dair bir kanıt bulunamadı. Ama, bilimsel açıdan evrende başka canlıların olması mümkün. İşte bu olasılık yüzünden, binlerce bilim adamı dünyanın değişik yerlerindeki gözlemevlerinde uzaya sinyal göndererek ve gelmesi beklenen sinyalleri araştırarak çalışmaları sürdürüyorlar.

Aslında, bize diğer yıldızlara göre çok daha yakın olan Ay ve diğer sekiz gezegen ile bunların uyduları niye araştırılmıyor diye bir soru akla gelebilir.

Güneş sistemimizdeki gezegenler modern astronominin olanakları ölçüsünde bu açıdan yeterince incelenmiş. En uzak gezegen olan Plüton'dan bile bir sinyal gönderilecek olsa, dünyadan normal bir radyo istasyonunun duyabileceği netlikte hassas aletlerle hemen bunu saptayabilecekler. Ama yayın yapan kimse yok.

Belki de henüz bizim uygarlığımız düzeyine gelmemiş olabilirler. Bu konuda da gezegenlere gönderilen uzay sondaları orada yaşam izleri bulmaya çalışıyor. Bilimsel verilere göre şimdiye kadar gelen bilgiler pek de iç açıcı değil.

Güneş'e en yakın olan Merkür'de geceleri -200°C olan sıcaklık gündüzün +400°C'ı bile aşacak kadar artıyor. Atmosfer ise pratik olarak yok. Bu koşullar altında Merkür'e ayak basmak bile imkânsız.

1972'de Venüs'e inen uzay sondası sıcaklığın 470°C ve atmosfer basıncının dünyadakinin 90 katı olduğunu bildirmişti. Venüs'ün yüzeyini kaplayan yoğun bulut tabakasının da saf sülfürik asitten meydana geldiği anlaşıldı. Araştırmacı Carl Sagan'ın deyimiyle, "Venüs kaynar asit içinde insanı parçalayan bir cehennem" gibi.

Volkanik patlamaların dayanılmaz hale getirdiği bu iki kızgın gezegenden sonra, dünyayı geçince karşımıza bilim-kurgu romanlarının klasik uzay üssü Mars geliyor. Aslında bir Mars gününün uzunluğu dünyadakinden ancak yarım saat kadar daha fazla. Mevsimleri oluşturan eğimi de dünyanınkinden yalnızca iki derece eksik. Fakat, Mars yılı 687 gün sürüyor. Yörüngesi de daireden çok elips biçiminde olduğu için mevsimler arasında büyük farklar var.

Mars'ın farklı bir yanı da yerçekiminin çok düşük olması. 100 kilo gelen şişman bir adam bile orada 40 kiloluk tüy sıklet gibi zıplayarak yürüyebilir. Mariner 9 uzay sondasının 1971/72 kışında gönderdiği 7300 resimden, çok eskiden bu gezegende denizlerin olabileceği anlaşılmıştı.

Mars'ta Yaşam Nasıl?
1877 yılında, bugünün ölçülerine göre ilkel bir teleskopun başına oturup Mars'ı inceleyen Schiaparelli, "canali" adını verdiği bazı nehir yatakları gördüğünü belirtmişti. Bundan esinlenen Percival Lowell, Arizona'da kendi kendine bir gözlemevi kurup Mars'taki bu ilginç görüntüyü araştırma yoluna gitmiş. Sonunda, Mars'ta yaşayanların zamanla susuz kalıp bu kanalları inşa ettikleri fikrine kapılmış. Gayeleri de, Lowell'e göre Mars'ın kutuplarında donmuş bir halde bulunan suyu gezegenin diğer yanlarına taşımakmış.

Fakat, bu fantastik hipotezin ömrü uzun sürmedi. Çünkü, Mars'ın kutuplarında donmuş bile olsa suyun zerresi dahi yoktu. Onun yerine bol miktarda donmuş karbondioksit bulunuyordu. Gözlemlerin sonucuna göre, yaklaşık 12000 sene öncesine kadar bu gezegende akarsu olabileceği ve kanalların da şimdi kurumuş olan bu nehir yataklarına ait olduğu görüşü önem kazandı.

Mars'ın atmosferi incelendiğinde, çoğunlukla karbon dioksit bulundu. Ama, az da olsa içinde bir miktar su olması mümkündü. 1976'da gezegene inen Viking I ve II uzay sondalarının asıl gayesi Mars'ta yaşam biçimini saptamaktı.

Sonunda bazı izler bulundu. Sıfır altı 138°C ile sıfır üstü 12°C sıcaklıkta değişen atmosfer koşulları, bol karbon dioksit ve az da olsa su izi bazı bitki ve hayvan türlerinin yaşamasına elverişli görünüyordu. Ancak, bu yaşam izlerinin ilkel organizmalar için geçerli olduğunu da belirtelim. Viking uzay sondaları Mars toprağını analiz ettiklerinde bu tür bir yaşam bulamadılar. Ama, analizler ilkel organizmaların yaşaması için elverişli bir ortam olduğu sonucunu verdi. Yine de, ilkel de olsa hayvan türlerinin olabileceği görüşü kesinlik kazanmadı.

Mars'ın Ötesinde
1979 yılında Jüpiter'in çok yakınından geçen Voyager I ve II, gezegenin helyum ve hidrojenle dolu atmosferinde sıfır altı 130°C sıcaklığın hüküm sürdüğünü bildirdiler. Yoğun, manyetik fırtınalar ve gezegen içindeki yüksek sıcaklık burada yaşamın en basit biçimine bile elvermeyecek durumda gözüküyor. Ama, kimbilir belki bu dev gezegenin 16 uydusundan birinde, örneğin İo'daki volkanik patlamalar ile Jüpiter'in atmosferindeki elektrik yüklü fırtınalar arasında organik bileşikler yeni bir yaşamın başlangıcı olabilir.

Voyager I ve II, 1980-1981 yıllarında Satürn'ün muhteşem halkaları arasından geçecek kadar gezegene yaklaştılar. 17 uydusu olan Satürn'de ısı sıfır altı 185°C. Atmosferi de Jüpiter gibi hidrojen ve helyum ile dolu. Her iki planet bilim adamlarına göre içi son derece sıcak ve dışı buzdan da soğuk birer gaz topu. Üstelik, bu ısı farkı yüzünden inanılmaz büyüklükte fırtınalar kaplamış bu gaz toplarının yüzeyini. Sözün kısası, Satürn'den ümidi kesmişler.

Uyduların içinde atmosferi olan tek örnek olması bakımından Titan, eskiden beri yaşamın başlayabileceği bir yer olarak düşünülmüştü. Dünyadakinden bile daha yoğun olan atmosferi nitrojen ve hidrojen siyanür ile dolu olduğu için organik yapının oluşmasına olanak tanıyabilir sanılıyordu. Fakat, sıfır altı 180°C'lık bir sıcaklıkta kimyasal reaksiyon olamayacağı anlaşılınca, bu hipotez de suya düştü.

Geriye bütün ümit Uranüs, Neptün ve Plüton'da yaşam izleri bulunmasına kalıyor. 1986'da Uranüs'ün, 1989'da Neptün'ün yakınından geçecek olan Voyager II bakalım bize ne bilgiler yollayacak? Bugün bu gezegenler hakkında bildiklerimiz yüzey ısılarının sıfır altı 200°C ile 230°C arasında değiştiği. Bu öyle düşük bir ısı ki, gezegenleri oluşturan gazlar bile donmuş bir halde hareketsiz duruyorlar. Uzayın sessizliğinde katılıp kalmış gaz yığınları arasında yaşamın olabileceği akıl dışı gibi gözüküyor.

Güneş Sisteminde Tek Canlı Biz miyiz?
Elbette hayır! Mars'ta bugün rotifera benzeri mikroskopik su yaratıklarına ait fosillerin bulunması an meselesi. Belki Jüpiter'de yakın bir gelecekte bataklıkta yetişen organizmalara benzer yaratıkların varlığı saptanabilir. Keza, Satürn'ün uydusu Titan'da, belki o korkunç soğuğa rağmen üreyebilen bakteriler de olabilir.

Bilimsel veriler ancak bu kadar iyimser olabilmeye izin veriyor. Yine de, bilimin her dediği doğru çıkmayabilir. Belki örneğin Venüs'te sanıldığı gibi cehennemi bir sıcaklık ve korkunç bir atmosfer basıncı yoktur. Havası da sülfürük asit buharları yerine ıtır çiçeği kokusunda meltem esintisi gibi olabilir. Venüs'e inen uzay sondasını belki de Venüslüler muziplik olsun diye kaynar bir asit kazanı içine atmışlardır!

En Yakın Komşumuz Ay
Jules Verne'in Ay'a yolculuk düşleri gerçekleştiğinden beri yakın komşumuzda böcek bile yaşayamayacağı anlaşıldı. Yine de Mars'tan veya Venüs'ten Ay'ı ziyarete gelip geçici üsler kuranlar olduğu söyleniyor. Nitekim, dünyamıza inen uzay gemilerinin durak yeri olarak Ay'ı kullandıkları belirtildi.

Günümüzde uçan daire görmeyen hemen hemen yok sayılır. Fakat, bilim adamları bu görgü tanıklarına nedense hiç önem vermiyorlar. Kimbilir, belki de uzayda yaşamın var olduğuna dair yüzlerce canlı örnek aramızda dolaşıyor. Üstelik hepsinin de insan benzeri olduğu söyleniyor.

Uzaydan sinyal beklemek, gezegenlere yapay uydular göndermek gibi milyarlık projeleri bırakıp, bütün bilim adamlarının uçan daire peşinde koşacağı günleri boş yere beklemeyelim. Çünkü, pek çok "gönüllü araştırmacı"nın belirttiği gibi, bilim adamları aslında uzayın tek hakiminin biz olduğunu kanıtlama inadından vazgeçmeyeceklermiş.

Belki de yüzyılın en büyük bilinmeyen konusu bu: Bilim adamları bizi aldatıyorlar mı?

bide kur-an'ı ker-im'de

Kur'ani Kerim'de UFO'larla temastan söz ediliyor mu? Bu ilahi metinde, günümüzün en ilginç sorunlarindan biri olan UFO ile ilgili mesajlara yer verilmis miydi? Genelde Kur'an etrafinda yapilan çalismalarla buna hemen 'evet' demek mümkün degil... Kur'an'da bizden baska varliklarin mevcudiyeti söz konusudur ama bizim 'uzaylilar' diye tanimladigimiz, metabolizmalari bizimkine benzer yaratiklarin varligindan açikça söz eden ayetler var midir? "Uzayda canlilar var mi?" diye bir din adamina veya Kur'an yorumcusuna bir soru yöneltseniz alacaginiz cevap hemen 'evet' olacaktir... Çünkü Kur'ani Kerim, insanlardan baska, en az dört türden bahsediyor. Bunlar melek, cin, seytan ve ruhanilerdir. Kur'an'a göre bütün bu türler bizim dünyamizin da içinde yer aldigi evrende yasiyorlar. Ve hatta bizim mekanlanmizi bizimle paylasiyorlar. Ancak, yapilan izahlar Isiginda, bu türlerle bizim metabolizmamiz arasinda bir benzerlik kurmak mümkün degildir. Bununla birlikte, bu soyut varliklarin hemen hepsinin 'temessül' yani baska bir form içinde görünebilme yetenekleri vardir.


Bizim aradigimiz, metabolizma bakimindan bize tam olarak benzemese bile bize yakin olan formlardir. Peki kutsal kitabimizda, böyle bir varliktan söz ediliyor mu? Bunun cevabi süphesiz "evettir. Kur'ani Kerim bu türlerin disinda bir de "Dabbe" den söz eder. Dabbe kelimesi, daha çok canli, suurlu ve kendi arzusuyla yer degistirip yürüyebilen ve yeme içmeye ihtiyaç duyan varliklari anlatir. Metabolizma açisindan cinden de melekten de Seylan'dan da farklidir. Nitekim bu kelime daha çok hayvanlar ve insanlar gibi beslenmeye ihtiyaç duyan varliklari kapsamina alir. Dabbe'nin tariflerini de yine Kur'an'da bulabiliyoruz.


Evrende yalniz varolmak için yaratilmadik.
Çok eski bazi rivayetlerde, insan neslinden önce Nesnas denilen bir türün, yeryüzünde yasadigi, o dönemde, yeryüzünün gerçek sahipleri olan bu varliklarin, ayni zamanda 'hilafet' yani bugün insanin üstlenmis oldugu Tanri'ya muhatap olma vasfi makaminda bulunduklari belirtiliyor. Fakat bu tür,zaman içinde istikametini kaybettigi için toptan imha edilmisler ve onlarin yerine cin taifesi atanmistir. Sonunda Allah, meleklere ve diger muhatap varliklara, insan diye bir varlik yaratacagini ve onlari yeryüzüne gönderecegini deklare edince, Kur'an'in yalin ifadesiyle 'cin', 'melek' ve "'seytan diye anilan türler, insan türünün evrendeki dengeyi bozacagini ve uzun savaslarla birbirlerini yok edeceKlerini belirterek itiraz ettiler. (Bakara Suresi) Ama Allah onlara, 'sizin bttmediklerinizi de biliyorum' diyerek insani yaratti ve dünyaya 'halife' tayin etti. Üstelik 'melek' dahil bütün varliklari, Adem'e secde etmeye çagirdi. Bu, bir tür, üstün varligi tayin etme seremonisiydi. Seytan bu çagriya uymadi ve insan türüyle her alanda savasacagini dile getirdi. Kur'an'da genis genis anlatilan bu 'gaybi' hadise, aslinda ayni zamanda, insan türünün evrendeki mücadelesinde baska varliklarla da hesaplasmak zorunda kafacaginm açik bir kanitiydi.
Demek insan, sadece kenaisine 'müsahhar' edildigi emrine verildigi belirtilen tabiata hükmetme mücadelesiyle kalmayacak, kendi varligini korumak icin, üstün formda yaratilmis varliklarla da mücadele etmek zorunda kalacak... Kur'an'in açik ifadelerinden anladigimiz, bu mücadelenin cin ve seytan taifesiyle verilecegi yolundadir. Üstelik bu her iki türle yaptigi mücadele 'enfüsi' (içsel) bir mücadeledir. Yani liyakat ve kimlik mücadelesi... Oysa Mülk Suresi, açik açik, uzaydan saldiracak bir türden; uzaylilardan söz ediyor. Bunlarin özel kimlikler tasiyan varliklar oldugunu ayet metninde yer alan 'men' sözcügünden anliyoruz. Ayette geçen 'men fi'sSemai' ifadesinde men, kim sorusuna verilen cevaptir. Eger bu ayet gökten basimiza inecek ilahi belalar veya bir yildiz çarpmasi olsaydi, 'men' yerme 'ma' kelimesinin kullanilmasi gerekirdi. Arapça'da 'men' ingilizceöeki 'Who' sözcügünün karsitidir... "Ma* ise that' sözcügünün... Demek ki, uzayda bizimle teke tek karsilastirilacak varliklar vardir ve var olmalidir.
 
turkordu

turkordu

Üye
Yedi dünya kavrami
Simdi biraz da insanin ilk yaradilisindan söz edelim. Bize, Kur'an'da anlatilan sey. Adem'in topraktan yaratilan
ilk insan oldugudur. Adem, önce 'cennet'e konmus, burada, bugün eseysiz üreme diyebilecegimiz bir yöntemle ondan bir es Havva yaratilmis ve daha sonra da isledikleri bir hatadan sehvetlerine maglup olup, içinde yasadiklari atmosferi kirletmelerinden dolayi 'asagi' diye nitelenen dünyaya sürülmüstür... Kur'ani üslupla Adem ile Havva'nin, yani ilk atalarimizin hikayesi böyledir. Burada akla söyle bir soru gelir; Adem ile Havva cennette idilerse dünyaya nasil geldiler? Tabii ki hemen Allah'in her seye muktedir oldugunu söyleyeceksiniz. Muhakkak ki Allah her seve muktedirdir. Ama Adem'in cennetten çikarildiktan sonra tabi oldugu kanun, determinist ve sebep sonuç iliskisine dayanan evrensel kanunlardir. Yani kudret yurdu sebep sonuç iliskilerinin geçerli oldugu evren olan cennet'ten çiktiktan sonra sebep sonuç iliskilerinin geçerli oldugu 'hikmet yurdu'na esyanin olusumunda sebep gerekliliginin ortadan kalktigi evrene geçti Burada her seyin bir vasitasi olmaliydi. Dolayisiyla, cennetten çikarildiktan sonraki maceralarim akil yoluyla izah edebilmemiz gerekirdi. Çünkü eger cennet bu dünya üzerindeyse, sürülme nasil gerçeklesmisti? Daha da önemlisi, eger Adem ile Havva atmosferimizin disindaki bir yerden dünyaya gelmislerse, zarar görmeden atmosferi nasil geçtiler. Ve niçin ayri ayri yerlere düstüler... Sonra ayri ayri yere düstükleri halde bulusma noktasini nasil bildiler ve nasil birbirlerini buldular? Ve hangi vasitalarla yön tayini yaptilar?
Herhalde Adem ile Havva'nin atmosferi olusmamis bir dünyaya gönderildiklerini iddia etme sansimiz yok. Çünkü Rahman Suresi'nde Cenabi Hak, yerkürenin insanlar için nasil hazirlandigini safha safha anlatir...

"Semayi yükseltti ve ona ölçü koydu. Sakin bu ölçüleri bozmayin. Siz de bu dengeleri koruyun ve dengeleri zorlamayin. (Ve sonra) yeri 'Enam' için yasanabilir kildi. Onda meyve ve salkimli hurmalar var. Yaprakli taneler ve hos kokulu meyvelar var. Simdi Rabbinizin hangi nimetlerini yalanliyorsunuz? Ve insani fokurdayan balçiktan yaratti" 'Rahman Suresi,714)

Burada kastedilen 'sema' tefsirlerde iki anlamda kullanilir; atmosfer ve gökyüzü. Her ikisi de belli ölçekler ve mizanlar üzerine kuruldu. Bu 'ölçü' kavramiyla hem uzayin ruhunu teskil eden müthis denge kastedilir, hem de atmosferi teskil eden hava küresinde yer alan gazlarin gramajlari kastedilir. Azot, gazlar ve oksijenin dagilim ve miktarlari insanin varligini en iyi sekilde sürdürebilmesi için gerekli miktarlarda tutulmustur. Böylece atmosfer toprak kökenli varliklarin yasamasini saglayacak duruma getirildi. Bu iki a
yetin hemen devaminda gelen iki ayet çok ilginç bir ikaz tasimaktadir. Cenab' Hak, insani, 'dengeleri bozmamak' hususunda uyariyor ve ölçüyü elden kaçirmayin" diyor. Çünkü insanin bir özelligi de bozmaktir.

Adem ve Havva nereden geldiler?
O yüzden, Allah, ancak bugün, yani yaptigimiz ölçüsüzlükler ve ürettigimiz zararli gazlar yüzünden ozon tabakasinin delinmesiyle anlayabildigimiz bir konuya dikkatimizi çekiyor. Atmosferdeki dengeyi bozabilecegimizi, bunun da sonumuzu hazirlayacagini hatirlatiyor. Ve bu dengelerin korunmasi konusunda insani uyariyor... Birinci sirada atmosferin yaratilmasi, yani asiri sicaklarla yerkürenin tabiatinda bulunan buharlarin yükselip atmosferi olusturmasi, ikinci etapta, bu atmosferdeki gazlarin insan tabiatina uygun miktarlarda düzenlenmesi, üçüncü etapta da yeryüzündeki bitki örtüsünün insan ihtiyacina göre ayarlanmasi... (Rahman Suresi'nin üçüncü ayetinde dev agaçlardan ve ormansi otlaklardan bahsedilir. Ala Suresi'nde ise bu dev otlaklarin yerin dibine geçirilerek onlardan akiskan bir sivinin yani petrolün var edildigi hatirlatilir) Nitekim. önce dev otlaklar, ardindan meyve agaçlari ve taneli bitkiler ve nihayet nazenin varlik olan insanin dünyaya tesrifi.... "Biz insani fokurdayan balçiktan yarattik" diyerek Cenabi Hak, balçiktaki kimyasal aktiviteye dikkat çeker.

Sonuç olarak insan yerküreye indirildigi zaman yerkürenin onu disardan gelecek meteor ve yabanci cisimlere karsi koruyacak atmosfer gibi bir koruyucusu vardi. Peki öyleyse, Adem ile Havva, yine insanoglunun yasadigi ama artik yasanmaz hale getirdigi bir dünyadan, bir uzay araciyla dünyamiza gelmis olmazlar mi? Bizim neslimizin atasi olan bu iki insan, bizim dünyamiz gibi bir dünyadan geldiler dersek çok mu saçma olur?

Adem ile Havva, insan türünün bozgunculuk ve fesatçilik özelliginden dolayi, tükettikleri bir dünyadan uzaya atilmis iki kahramandi belki de... Pekala söyle diyebiliriz; milyon milyon yil önce, bu evrenin bir baska aleminde, belki de bugün asiri sicaklar sonucu yasanmaz bir hale gelmis ama hala hayat izleri tasiyan Mars'ta yasayan insan nesli, kendi yanlislari ve günesin genisleyen sicaklik halesi sonucu artik o gezegende varligim sürdüremez hale geldi. Ulastiklari teknolojiyi, türlerinin devamim saglamak için kullandilar. Seçtikleri bir çifti, kapsüle koyup, buzul çagindan henüz çikmakta olandünya gezegenine firlattilar. Gemilerinin adi 'Fülki'lMeshun' (hayat . için gerekli her türlü kaynagi içinde barindiran gemi, uzay gemisi, denizalti vs. gibi) idi. Nitekim Kur'an'da bir iki yerde Cenabi Hak, "Zürriyyetiniz'i Fulki'l-Meshun ile tasidik" buyurur. Ve ona benzer daha nice gemi yarattigim hatirlatir... Bu geminin zahiri veya tarihi karsiti Nuh Tufani'nda kullanilan;
Cebrail'in (o en büyük melegin adidir, ileride melek kelimesi üzerinde de duracagiz) talim ve gözetimi altinda insa edildigi* belirtilen gemi olmakla biritkte bundan pekala yildizlar arasi seyahat eden bir gemiyi anlamak da mümkün. Çünkü. Kur'an 'atalarinizi' demiyor 'zürriyyetinizi' diyor... Bu ifade bizim neslimizin akibetinden de haber verir gibidir. Belki, bizim neslimiz de, yasadigi dünyayi yasanmaz hale getirdikten sonra, hayat belirtisi tespit ettigi buzul çagindan yeni yeni çikan bir gezegene neslinin örneklerini gönderecektir. Tabii, yasayan insan nesli son nesil degilse... Çünkü bazi kaynaklarda, su anda dünya üzerinde yasayan neslin insan irkinin 13. versiyonu oldugu ve insan irkinin bugüne kadar, en az alti dünya tükettigi belirtilir. Bediüzzaman Saidi Nursi, "isaratü'li'caz" adli tefsir denemesinde, Bakara Suresi'ndeki "O Allah ki, yeryüzündeki her seyi sizin için yaratti. Sonra göge yöneldi ve onu 7 uzay halinde düzenledi. O, her seyin gerçegini bilendir" ayetini yorumlarken, 'Yedi' kelimesi üzerinde uzun uzadiya durur ve bu ayetten, "Yerküremiz gibi atmosferi bulunan yedi dünyayi anlamanin" mümkün olabilecegini hatirlatir... Demek ki, biraz cesur bir yorumla, yedi dünyadan ve üzerinde yasayan insansi varliklardan söz etmek pek de akil disi olmayacak...




Uzayda yasam var mi?
Uzayda melek ve ruhanilerin varligi, yeryüzünde insan ve hayvanlarin varligi kadar kesindir, denilebilir. Kur'ani Kerim, bu gerçegi sayisiz ayetlerde anlatir. Çagdas bir kelamci ve çagimizin en orijinal Kur'an yorumcularindan olan Saidi Nursi, "Sözler" adli eserinin 33 bölümünden birini tamamen, 'Melekler, ruhaniler ve uzayda hayat' konusuna ayirmis. 29. Söz'ün tamaminda bu meseleyi ispat etmeye çalismisti... Burada dikkatimizi en çok çeken bir cümle var ki, bu çalismamizin da kalbini teskil ediyor. Ona göre, çok degisik cins ve türdeki uzaylilarin tamami, Kur'an taraf indan 'Melek' ve 'Ruhani' diye isimlendirilmislerdir... Iterde melek ve ruhani kelimelerini ele aldigimizda görecegiz ki, melek nispeten nesnel varliklarin, ruhani tamamen soyut varliklarin adidir... Simdi, Saidi Nursi'nin, Kadir Suresi'nin "O (gecede) melekler ve Ruh, Rablerinin izniyle yeryüzüne inerler" mealindeki ayetinin yorumunu yaptigi bölümden bir pasaj aktaralim..
.
"Hakikat katiyyen gerektirir ve hikmet kesinkes ister ki, yeryüzü gibi, uzayin da hem de bilinçlisekeneleri (oturanlari) bulunsun... Ve o sekeneler yaradilis bakimindan oturduklari yildizlara uygun yaradilista olsun. Kur'an bütün bu yaratiklari melek ve ruhaniler diye isimlendiriyor...
"
Evet isin gerçegi bunu gerektiriyor. Uzayda bizim gibi bilinçli canlilar var ve olmalidir... Nitekim, dünyamizin, küçüklügü ve basitligine ragmen bilinçli yaratiklarla dopdolu olmasi ve üstelik zaman zaman bosaltilip yeniden doldurulmasi bize su gerçegi açiklar; yildizlarla ve burçlarla bezenmis uzay da suurlu ve idrak sahibi yaratiklarla dopdoludur... O yaratiklar da, tipki insanlar ve cinler gibi su muhtesem kainatin seyircileri, gözetleyicileri ve yorunculandiriar... Uzayin yapisi, niceligi ve niteligi, böyle yaratiklarin varligini gerektinyor, zorunlu kiliyor.
evrenin bu muhtesem varligi çapli ve genis bir tefekkürü, onu tam anlamiyla kavrayacak bir kullugu gerektirir. Oysa insanlar ve cinler, bu tefekkür ve kullugun milyonda belki birini bile yapamiyorlar... Bu muhtesem yaradilisi daha üst bir suurla temasa edecek ve onun Yaratici'sina karsi sükranlarini sunacak daha üstün formda yaratilmis varliklara ihtiyaç vardir... Meleki ve ruhaniler de bunlardandir...."
"Bazi hadislerin bize verdigi isaretlerden sunu anliyoruz ki, bu yaratiklar, uzayda basibos gibi görünen seyyar cisimleri meteor,bulut ve tanimlanamayan sair uçan cisimleri yildizlari karanlikta hizla akip gittikleri için yildiz seklinde algiladigimiz UFO'lari da bu çerçeveye sokabilirizbinek olarak kullanip evrenimizde olup bitenleri temasa ediyorlar... O varliklar, bu seyyarelerehizla akip giden, görünüp ve bir anda yok olabilen seylerbinerek, yasadigimiz su nesnel dünyayi gözetlerler. Bineklerinin tesbihatini yaparlar..." (Sözler, Yirmi Dokuzuncu Söz, Mukaddime.)

(Burada Seyyare kelimesine küçük bir not düselim. Teyyare, uçan kanatli nesnelere verilen isimdir. Seyyare ise, uçmaktan çok son derece büyük bir hizla akip giden kanatsiz vasitalari anlatmaktadir... Her ikisi de 'binek' diye anilmaktadir. Acaba, UFO'ya yani ingilizce 'deki, Tanimlanamayan Uçan Cisim'e tek kelimelik bir isim verilmek islenseydi Seyyare'den uygun ne bulabilirdik?) Yukarida Saidi Nursi'den aldigimiz metinde bir tek sey yaptik. Bilinen klasik ifadelerin yerine mesela, sema yerine uzay, suur yerine bilinç gibi günümüzde kullanilan kelimeleri yerlestirdik. Ve gördük ki. "pekala uzaylilar var" ve üstelik bizi gözetliyorlar... Hatta bir hadiste peygamberimiz, "Cennet ehli, 'yesil kuslarin 'cevf'lerine binerek cennet yurdunu gezecekler" diyor... Arapça'da 'tare' 'uçtu' demektir. Tayr' ise uçan seye verilen ad. Eh geçmiste bir tek kuslar uçtugu için de Kur'an'da ve hadiste 'tayr' kelimesinin geçtigi her yerde bu kelime 'kus' olarak isimlendirilmis..., Kur'an'in belirttigine göre Hz. isa, imana çagirdigi insanlara söyle diyordu; "Ben size çamurdan kusa benzer bir sey yaparim. Sonra ona kendi ruhumdan üflerim yani enerji yüklerim o da Allah'in izniyle uçar" diyordu... Demek ki. her uçan kus degildi ve her 'tayr kelimesiyle ifade edilen seyin illa da kus olmasi gerekmiyordu... Cevf ise. "bosluk, çukur, oyuk, iç bosluk' anlamindadir. Eger siz 'tayr' kelimesinin yerine 'uzay araci' veya 'uçan cisim':'cevf kelimesinin yerine de 'pilot kabini' kelimelerim yerlestirirseniz, yukarida bahsi geçen hadisi, "Cennet halki, yesil renkliyesilin, temiz bir çevrenin sembolü oldugunu unutmayalimuçan araçlara binip kabininden cennet yurdunu temasa ederler" seklinde tercüme edebilirsiniz. Tuhaftir bu hadis, nedense bana hep Jetgiller'i hatirlatmistir... Öyle ise çikip, evrenimizi bizimle paylasan uzaylilar vardir ve bunlar kullandiklari 'seyyarelerle (UFO'larla) bizi temasa ediyor yani izliyor ve hatta, bozgunculugumuzu önlemek ve dünyamizi korumak için bizi gözetliyorlar dersek, abartili bir ifade kullanmis olmayiz...

Bir itiraz ve izafiyet"..
"Uzaylilar var" denildigi zaman hemen ileri sürülen bir itiraz var... Deniliyor ki, "Günes sisteminde baska dünya yok. Bize en yakin yildiz grubu yani galaksi Andromeda'dir ve bize su kadar milyar isik yili mesafededir. Bu kadar uzun bir mesafeyi nesnel varliklarin asip gelmeleri mümkün degildir... Bu izah, daima ileriye dogru akmak üzere ayarlanmis insan mantiginin bir eseridir. Oysa isinlanma ve rölativite bu itirazlari sonuçsuz birakmaktadir... Kur'ani Kerim'de Hz. Süleyman'in "gudvvuha üehrun ve revahuha üehrun' (gidisi bir ay, gelisi bir ay)" diye nitelendirilen binegi ile, Betkis'in tahtinin, bir saniyenin de altinda bir zaman içinde Yemen'den bugünkü Kudüs'e isinlanmasi bu itirazlara açik cevaplar veriyor. (Sebe' Suresi, 10. Ayet ve devami) Guduv gidisi, revah gelisi anlatir. Kisacasi Süleyman'in bineginin hizi, gidisdönüs altmis gün/saattir. Kur'an'in ifadesinde bir gün, bizim saydiklarimizla 1000 bin yildir. Demek ki, Süleyman'in bineginin hizi 1.000 x 60 = 60 bin yil/saattir. Bu da saniyede 1000 isikyili demektir. (22/47)
insanin kesfettigi en büyük hiz simdilik isik hizidir. (Oysa tasavvufta 'nur hizi' denilen ve hayalden daha süratli olan bir hiz birimi vardi.) Isigin saniyedeki sürati 300 bin kilometre olduguna göre ki isik uzayin bütün kavislerini ve bükeylerini tarayarak geçerHz. Süleyman'a verildigi belirtilen binegin hizi isik hizindan da yüksektir. Bu da akla bugünkü verilerin Isiginda anlatacak olursak isinlanma süratinin hizini gösteriyor. Çünkü, Belkis'in tahti, göz kapayip açincaya kadar Yemen'den Kudüs'e tasinmistir... Ve üstelik bunu da "Reculün indehu mine'l kitabi ilmün" (kitabi bilgilereki, bu tecrübi bilgileri de anlatiyor sahip bir adam) diye vasiflandirilan bir insan basarmisti. Bu ifade, bize bilimsel çalismalarla insanligin varabilecegi sinirlari çok net olarak gösteriyor... Çünkü, bu isi yapmaya Cin taifesinden bir 'ifrit' de talip olmustu. Ancak onun tanidigi süre biraz daha uzundu. Yani 'ayaga kalkip oturacak kadar' bir süre... Hz. Süleyman bu süreyi uzun buldu ve bugünün ifadesiyle teknolojik bilgiye de sahip olan yardimcisindan talep etti ve taht bir anda hazir oldu... Belkis, gelip de tahtim orada bulunca ona soruldu; "Bu taht senin mi?" Belkis'in verdigi cevap, bugün 'sanal gerçekçilik' diye nitelendirilen bilimin de ilk tanimi idi: "Sanki o !" Bugün sanal varliklara ingilizce'de 'sanki o' denilmesi oldukça ilginç degil mi? Demek ki, bizim kendimizi isik hizina hapsedip, onun üzerinde nesnel varligin tasinmasini yadsimamiz, sadece ve sadece bilgilerimizin henüz ilkellikten kurtulmamis olmasindan kaynaklaniyor...

Bizim isik hizina hapsedilmis olmamiz, baska yaratiklarin da bu hiza hapsolunduguna inanmamizi gerektirmez. Uzayda,elbette tabiatlari yasadiklari gezegenin tabiatina uygun dizayn edilmis varliklar vardir ve olmalidir... Nitekim, UFO'lann varligi nerde ise sabit olmustur. Amerika Birlesik Devletleri'nin, 1960 yilinda baslattigi Apollo serisi uzay uçuslarina "refakatçi" uçan cisimlerin eslik ettigi, hem astronotlarin ses kayitlariyla, hem de çekilen resimlerle ispat edilmistir. Bilindigi gibi Ay'a ilk inen Apollo 14'ten çikip Ay'da yürüyen ve burada hatira resmi çektiren astronotlarin arka planinda iki UFO poz vermisti. Bu tarihi uzay yolculugunun iki UFO'nun refaketinde gerçeklestigini NASA çok iyi bilmektedir. Hatta hatirlarsaniz, bu resmi basan Time dergisi tez elden toplatilmisti. Keza astronotlarin ses kayitlarinda bu cisimlerden açik açik söz edildigi ve Ay'da son derece ahenkli esrarengiz bir müzigin duyuldugu haberi de o siralarda basma yansimisti. Burada, özellikle cinlerin 'temessül etme' (istedigi forma girip, gözükme) kabiliyetinden haberdar olanlar diyebilirler ki, UFO'lar, cinlerin bir oyunudur. Bu pek de akla uzak olmaz. Cinler atmosfer içinde böyle görüntüler verebilirler. Ancak Apoilo 14'e refakat eden uçan cisimler atmosfer disinda bunu gerçeklestirmislerdi. Demek ki, bunlar cinler olamazlardi...

Kavramlara yolculuk....
Dabbe; bu kelimeye öncelik vermemizin iki nedeni var. Birincisi, bu kelime ile kastedilen varliklarin metabolizma olarak bize benzeyen varliklarin kastedilmis olmasidir... Elmalili Hamdi Yazir, "Hak Dini Kuran Dili" adli tefsirinde dabbe kelimesine su açiklamayi getirir; "Hafif, hissettirmeden yürüme, debelenme demektir. Hayvanlar ve böcekler için kullanilir, içkinin vücuda yayilmasL bir çürügün etrafina bulasmasf gibf hareketi gözle tesbit edilemeyen canlilar için kullanilir......."su halde, tren. otomobil, bisiklet gibi. sunu hemen hatirtatalim, bu tefsir yazildiginda bilinen mekanik yürüyücüler bunlardan ibaretti. Bunlara bugün robotlar dahil daha birçok eklemeler yapmak mümkündür.
Bununla beraber, "Allah her dabbeyi sudan yaratti. Onlarin bir kismi ayaksizdir karni üzerinde sürünür, bir kismi iki ayaklidir, bir kismi dört ayak üstünde yürür...." (Nur suresi 24/25)" ayetinde zikredildigi gibi bütün yürüyen canli türlerim' içine alir... ikincisi, dabte diye nitelen varliklarin yerde ve gökle bulundugunun belirtilmesidir... Dabbe kelimesinin Kur'ani Kerim'de flc geçtigi yer Bakara Suresi'nin 164. Ayetidir. Bu ayette 'dabbe' kelimesiyle yeryüzündeki kuslar hariç her türlü yürüyen canlilar kastedilmistir...

ikinci 'dabbe' kelimesi ise Hud Sure"i'nin 6. ayetinde geçer. Burada da yeryüzündeki dabbelerden söz edilir. Yeryüzünde rizki Allah'a ait olmayan hiçbir canli yoktur, ki, onlarin karar kildiklari yeri de varacaklari yeri de bilir. (Bu bilgilerin) hepsi Kitabi Mübin'dedir." Burada Kitabi Mubin'den maksadin ne olduguna girmek konumuzun disinda kaliyor... Ayette "dabbe"nin "nekre" (belirsiz isim) olarak kullanilmasi çok ilginçtir. Bu ifade tarziyla Cenabi Hak, ayette geçen dabbenin kesinlikle, "hayvan" tarifi içine girecek dabbeden olmadigina, onun bambaska bir varlik olduguna dikkat çeker. Asagida tefsirim yapacagimiz Nemi Suresi'nin 82. Ayeti, bu dabbeden maksadin ne oldugunu netlestirir... Dabbe tefsirlere göre, 'deprenip duran her tür canli' anlamina kullanilmis. Ayette geçen "fi'lArdi" (yeryüzünde) ifadesi, tahsis için degildir. Yani bu kelimenin sadece dört ve daha çok ayaklilari degil, ayni zamanda iki ayakli insan gibi varliklari da kapsamina aldigini hatirlatmak içindir.

Bize benzeyen yaratiklar....
Diger bir ilginç husus da bu ayetten hemen sonra, uzayi ve uzayin alti günde yaratildigim anlatan ayetin gelmesidir. Dabbe kelimesi ayni surenin 56. ayetinde de geçer. Burada da benzer ifadeler kullanilir. Ancak bu sefer dabbe'nin mekani belirtilmemistir ve bütün yaratiklarin Allah tarafindan idare edildigi hatirlatilir... Su ana kadar, 'dabbe' kelimesiyle yer arasinda sürekli bir irtibat vardi. Ama asagida verecegimiz ayette 'dabb' yere has kilinmamis, aksine yer ile birlikte gökteki dabbelerden söz edilmektedir. iste bizi yakindan ilgilendiren ayeti NahI Suresi'nin 49. ayeti net bir sekilde yer ve gök dabbelerinden bahseder. Dabbe kelimesiyle metabolizmalari bize benzeyen yaratiklarin kastedildigim bir kere daha hatirlatarak ilgili ayeti aktaralim: "Göklerde ve yerde mevcut bütün 'dabbeler' ve meleklerdabbenin gök denince hemen akla gelen meleklerden ayri tutulduguna hasseten dikkat etmek gerekirhiç büyüklenmeden Allah'a secde ederler" Yani onun emrine uyarlar...Burada özellikle dikkat edilmesi gereken hususlar söyle siralanabilir... Birincisi; Dabbe kelimesiyle metabolizmasi bize benzeyen, daha dogrusu elemental canli yaratiklar zikredilmektedir... ikincisi, ilk iki ayette dabbe kelimesi 'dünya' ile sinirli tutuldugu halde bu ayette 'gökteki dabbeler'den yani uzayli diye niteleyebilecegimiz, suurlu, bilinçli, inisiyatif sahibi yaratiklardan söz edilmektedir... Üçüncüsü, 'dabbe' ile anlatilmak istenen canlilarin, soyut varliklar olan 'melek'lerden farkli oldugunun hasseten vurgulanmis olmasidir... Ve nihayet dördüncüsü, her topluluk gibi gök ve yer dabbelerinin de ilahi emirlere uymaktan baska çareleri olmadigi vurgulanir...

Casiye Suresi'nin 4. ayeti de ilginçtir. Bu ayette ise dabbe kelimesi, insanlardan ayri tutulur ve söyle buyurulur: "Sizin yaradilisinizda ve çogaltip yaydigi dabbelerde ibret almasim bilenler için deliller vardir." (Casiye, 4.)

Tefsirler, ayetin metninde 'yer' kelimesi geçmedigi halde, bu çogaltilip yayilan yaratiklari yer ile irtibatlandirmislar. Oysa metin, "Ve fi halkikum ve ma yebussu min dabbetin" seklindedir ki, "min" ile dabbeler içinde bir türe dikkati yogunlastirir. Bu türün "insan" kelimesiyle birlikte anilmasi da ona benzerligi ihtar eder. Aslinda ayette insan kelimesi de geçmemektedir. 'Halkikum' kelimesindeki 'kum' zamiri insana bakar. Bu 'kum' zamiri, dogrudan insana baktigi ve çokluk ifade ettigi halde, Dabbe kelimesinin "min" ile tahsis edilmesi ve "nekre" (belirsiz) olarak kullanilmasi, ister istemez zihni, yeterince bilimeyen bir türe yönlendiriyor. 'Yabussu' kelimesi ile de bu varligin seri bir sekilde çogalip yayilabildigine dikkat çekilir.

Ve geldik, 'dabbe' kelimesi konusunda bize en ilginç fikirleri verecek ayete... Nemi Suresi'nin 82. ayetinde insanlarla konusacak dabbeden söz edilir. Ve bu kiyamet öncesinde görülecek bir türdür ki, insanliga akibetini söyleyecek... "Söz sabit olacagi zaman (yani kiyamet öncesinde), onlar için yerden bir canli çikaririz. insanlara, Allah'in ayetlerini ve maksadini anlayamadiklarini söyler"
 
Catty

Catty

Emekli Yönetici
    Konu Sahibi
Yazılar için sağol , ama yarıya kadar okudum zaten bildiğimiz şeyler anlatılıyor..Ayrıca bunun sonunu okuyacağım derken başını unuturum.
 
turkordu

turkordu

Üye
Kısaca sadece ilkel canlı türlerinin yaşayabileceği kanısında bulunabiliyoruz.

Sonunda bazı izler bulundu. Sıfır altı 138°C ile sıfır üstü 12°C sıcaklıkta değişen atmosfer koşulları, bol karbon dioksit ve az da olsa su izi bazı bitki ve hayvan türlerinin yaşamasına elverişli görünüyordu. Ancak, bu yaşam izlerinin ilkel organizmalar için geçerli olduğunu da belirtelim. Viking uzay sondaları Mars toprağını analiz ettiklerinde bu tür bir yaşam bulamadılar. Ama, analizler ilkel organizmaların yaşaması için elverişli bir ortam olduğu sonucunu verdi. Yine de, ilkel de olsa hayvan türlerinin olabileceği görüşü kesinlik kazanmadı.
 
Mr.Crunch

Mr.Crunch

Üye
Bizim amcaoğlu o yahu.
O kadar dedim üzerine bir şey almadan çıkma dışarı yanlış anlayacak millet.
 

sefa0631

Üye
arkadaşlar kopyala yapıştır ile hiç bir şey olmaz uzayada sabahları 160 akşamları ise -160 dere olur bu bir insanın yaşması için çok zor şartlar ama insan oğlunu ALLAH okadar güzel yaratmışki ortama adaptasyon olabiliyoruz onun için kutpta yaşıyan bir insan tropikal mevsimde yaşaması için zamana ihtiyacı vardır bu yüzedende insan oğlunun uzaydaa yaşaması göründüğü gibi imkansızdır.
ama KUR-AN-I KERİMDE "BİZ YETMİŞ BİN ALEM YARATTIK DİYOR" DİYER BİR AYETTE İSE "ALEMLERE RAHMET OLSUN DİYE GÖNDERDİK ONU" bu iki ayette ince bi ayrıntı var HZ. MEHAMMED (SA) EFENDİMZİ ALEMMLERE RAHMET DİYE GÖNDERDİK DİYO BU YÜZDENDE UZAYDA YAŞAM VAR PÜF NOKTASI İSE SADECE İKİ KELİMEDİR "ALEMMLERE" ve "YETMİŞ BİN ALEM YARATTIK" İŞTE BU İKİ SÖZCÜK İNSAN OĞLUNUN HANGİ İZDEN GİDECEĞİNİ SÖLÜYOR :D
 
TuRkiShCowboy

TuRkiShCowboy

Emekli Yönetici
Ben ordayım şu aralar :D
 

● aLuvi ●

Üye
Serhat abi bence yanlış düşünüyorsun biz uzaylılar gibi değiliz onlar farklı bir şekilde yaşıyor olabilir ...
 
Kaptan

Kaptan

Üye
"turkordu" isimli arkadaşın paylaştığını başından sonuna kadar okudum :hmmm bilmediğim şeyleri öğrendim :oke:
vede koca evrende sadece insanoğlunun yaşamadığı fikrindeyim. Hz. Süleyman'ın bineği neymiş çok merak ettim ( yada o kadar uzak yeri göz açılıp kapanana kadar nasıl gittiğini) :blink:
 

Peri Tozu

Üye
Yedi dünya kavrami
Simdi biraz da insanin ilk yaradilisindan söz edelim. Bize, Kur'an'da anlatilan sey. Adem'in topraktan yaratilan
ilk insan oldugudur. Adem, önce 'cennet'e konmus, burada, bugün eseysiz üreme diyebilecegimiz bir yöntemle ondan bir es Havva yaratilmis ve daha sonra da isledikleri bir hatadan sehvetlerine maglup olup, içinde yasadiklari atmosferi kirletmelerinden dolayi 'asagi' diye nitelenen dünyaya sürülmüstür... Kur'ani üslupla Adem ile Havva'nin, yani ilk atalarimizin hikayesi böyledir. Burada akla söyle bir soru gelir; Adem ile Havva cennette idilerse dünyaya nasil geldiler? Tabii ki hemen Allah'in her seye muktedir oldugunu söyleyeceksiniz. Muhakkak ki Allah her seve muktedirdir. Ama Adem'in cennetten çikarildiktan sonra tabi oldugu kanun, determinist ve sebep sonuç iliskisine dayanan evrensel kanunlardir. Yani kudret yurdu sebep sonuç iliskilerinin geçerli oldugu evren olan cennet'ten çiktiktan sonra sebep sonuç iliskilerinin geçerli oldugu 'hikmet yurdu'na esyanin olusumunda sebep gerekliliginin ortadan kalktigi evrene geçti Burada her seyin bir vasitasi olmaliydi. Dolayisiyla, cennetten çikarildiktan sonraki maceralarim akil yoluyla izah edebilmemiz gerekirdi. Çünkü eger cennet bu dünya üzerindeyse, sürülme nasil gerçeklesmisti? Daha da önemlisi, eger Adem ile Havva atmosferimizin disindaki bir yerden dünyaya gelmislerse, zarar görmeden atmosferi nasil geçtiler. Ve niçin ayri ayri yerlere düstüler... Sonra ayri ayri yere düstükleri halde bulusma noktasini nasil bildiler ve nasil birbirlerini buldular? Ve hangi vasitalarla yön tayini yaptilar?
Herhalde Adem ile Havva'nin atmosferi olusmamis bir dünyaya gönderildiklerini iddia etme sansimiz yok. Çünkü Rahman Suresi'nde Cenabi Hak, yerkürenin insanlar için nasil hazirlandigini safha safha anlatir...

"Semayi yükseltti ve ona ölçü koydu. Sakin bu ölçüleri bozmayin. Siz de bu dengeleri koruyun ve dengeleri zorlamayin. (Ve sonra) yeri 'Enam' için yasanabilir kildi. Onda meyve ve salkimli hurmalar var. Yaprakli taneler ve hos kokulu meyvelar var. Simdi Rabbinizin hangi nimetlerini yalanliyorsunuz? Ve insani fokurdayan balçiktan yaratti" 'Rahman Suresi,714)

Burada kastedilen 'sema' tefsirlerde iki anlamda kullanilir; atmosfer ve gökyüzü. Her ikisi de belli ölçekler ve mizanlar üzerine kuruldu. Bu 'ölçü' kavramiyla hem uzayin ruhunu teskil eden müthis denge kastedilir, hem de atmosferi teskil eden hava küresinde yer alan gazlarin gramajlari kastedilir. Azot, gazlar ve oksijenin dagilim ve miktarlari insanin varligini en iyi sekilde sürdürebilmesi için gerekli miktarlarda tutulmustur. Böylece atmosfer toprak kökenli varliklarin yasamasini saglayacak duruma getirildi. Bu iki a
yetin hemen devaminda gelen iki ayet çok ilginç bir ikaz tasimaktadir. Cenab' Hak, insani, 'dengeleri bozmamak' hususunda uyariyor ve ölçüyü elden kaçirmayin" diyor. Çünkü insanin bir özelligi de bozmaktir.

Adem ve Havva nereden geldiler?
O yüzden, Allah, ancak bugün, yani yaptigimiz ölçüsüzlükler ve ürettigimiz zararli gazlar yüzünden ozon tabakasinin delinmesiyle anlayabildigimiz bir konuya dikkatimizi çekiyor. Atmosferdeki dengeyi bozabilecegimizi, bunun da sonumuzu hazirlayacagini hatirlatiyor. Ve bu dengelerin korunmasi konusunda insani uyariyor... Birinci sirada atmosferin yaratilmasi, yani asiri sicaklarla yerkürenin tabiatinda bulunan buharlarin yükselip atmosferi olusturmasi, ikinci etapta, bu atmosferdeki gazlarin insan tabiatina uygun miktarlarda düzenlenmesi, üçüncü etapta da yeryüzündeki bitki örtüsünün insan ihtiyacina göre ayarlanmasi... (Rahman Suresi'nin üçüncü ayetinde dev agaçlardan ve ormansi otlaklardan bahsedilir. Ala Suresi'nde ise bu dev otlaklarin yerin dibine geçirilerek onlardan akiskan bir sivinin yani petrolün var edildigi hatirlatilir) Nitekim. önce dev otlaklar, ardindan meyve agaçlari ve taneli bitkiler ve nihayet nazenin varlik olan insanin dünyaya tesrifi.... "Biz insani fokurdayan balçiktan yarattik" diyerek Cenabi Hak, balçiktaki kimyasal aktiviteye dikkat çeker.

Sonuç olarak insan yerküreye indirildigi zaman yerkürenin onu disardan gelecek meteor ve yabanci cisimlere karsi koruyacak atmosfer gibi bir koruyucusu vardi. Peki öyleyse, Adem ile Havva, yine insanoglunun yasadigi ama artik yasanmaz hale getirdigi bir dünyadan, bir uzay araciyla dünyamiza gelmis olmazlar mi? Bizim neslimizin atasi olan bu iki insan, bizim dünyamiz gibi bir dünyadan geldiler dersek çok mu saçma olur?

Adem ile Havva, insan türünün bozgunculuk ve fesatçilik özelliginden dolayi, tükettikleri bir dünyadan uzaya atilmis iki kahramandi belki de... Pekala söyle diyebiliriz; milyon milyon yil önce, bu evrenin bir baska aleminde, belki de bugün asiri sicaklar sonucu yasanmaz bir hale gelmis ama hala hayat izleri tasiyan Mars'ta yasayan insan nesli, kendi yanlislari ve günesin genisleyen sicaklik halesi sonucu artik o gezegende varligim sürdüremez hale geldi. Ulastiklari teknolojiyi, türlerinin devamim saglamak için kullandilar. Seçtikleri bir çifti, kapsüle koyup, buzul çagindan henüz çikmakta olandünya gezegenine firlattilar. Gemilerinin adi 'Fülki'lMeshun' (hayat . için gerekli her türlü kaynagi içinde barindiran gemi, uzay gemisi, denizalti vs. gibi) idi. Nitekim Kur'an'da bir iki yerde Cenabi Hak, "Zürriyyetiniz'i Fulki'l-Meshun ile tasidik" buyurur. Ve ona benzer daha nice gemi yarattigim hatirlatir... Bu geminin zahiri veya tarihi karsiti Nuh Tufani'nda kullanilan;
Cebrail'in (o en büyük melegin adidir, ileride melek kelimesi üzerinde de duracagiz) talim ve gözetimi altinda insa edildigi* belirtilen gemi olmakla biritkte bundan pekala yildizlar arasi seyahat eden bir gemiyi anlamak da mümkün. Çünkü. Kur'an 'atalarinizi' demiyor 'zürriyyetinizi' diyor... Bu ifade bizim neslimizin akibetinden de haber verir gibidir. Belki, bizim neslimiz de, yasadigi dünyayi yasanmaz hale getirdikten sonra, hayat belirtisi tespit ettigi buzul çagindan yeni yeni çikan bir gezegene neslinin örneklerini gönderecektir. Tabii, yasayan insan nesli son nesil degilse... Çünkü bazi kaynaklarda, su anda dünya üzerinde yasayan neslin insan irkinin 13. versiyonu oldugu ve insan irkinin bugüne kadar, en az alti dünya tükettigi belirtilir. Bediüzzaman Saidi Nursi, "isaratü'li'caz" adli tefsir denemesinde, Bakara Suresi'ndeki "O Allah ki, yeryüzündeki her seyi sizin için yaratti. Sonra göge yöneldi ve onu 7 uzay halinde düzenledi. O, her seyin gerçegini bilendir" ayetini yorumlarken, 'Yedi' kelimesi üzerinde uzun uzadiya durur ve bu ayetten, "Yerküremiz gibi atmosferi bulunan yedi dünyayi anlamanin" mümkün olabilecegini hatirlatir... Demek ki, biraz cesur bir yorumla, yedi dünyadan ve üzerinde yasayan insansi varliklardan söz etmek pek de akil disi olmayacak...




Uzayda yasam var mi?
Uzayda melek ve ruhanilerin varligi, yeryüzünde insan ve hayvanlarin varligi kadar kesindir, denilebilir. Kur'ani Kerim, bu gerçegi sayisiz ayetlerde anlatir. Çagdas bir kelamci ve çagimizin en orijinal Kur'an yorumcularindan olan Saidi Nursi, "Sözler" adli eserinin 33 bölümünden birini tamamen, 'Melekler, ruhaniler ve uzayda hayat' konusuna ayirmis. 29. Söz'ün tamaminda bu meseleyi ispat etmeye çalismisti... Burada dikkatimizi en çok çeken bir cümle var ki, bu çalismamizin da kalbini teskil ediyor. Ona göre, çok degisik cins ve türdeki uzaylilarin tamami, Kur'an taraf indan 'Melek' ve 'Ruhani' diye isimlendirilmislerdir... Iterde melek ve ruhani kelimelerini ele aldigimizda görecegiz ki, melek nispeten nesnel varliklarin, ruhani tamamen soyut varliklarin adidir... Simdi, Saidi Nursi'nin, Kadir Suresi'nin "O (gecede) melekler ve Ruh, Rablerinin izniyle yeryüzüne inerler" mealindeki ayetinin yorumunu yaptigi bölümden bir pasaj aktaralim..
.
"Hakikat katiyyen gerektirir ve hikmet kesinkes ister ki, yeryüzü gibi, uzayin da hem de bilinçlisekeneleri (oturanlari) bulunsun... Ve o sekeneler yaradilis bakimindan oturduklari yildizlara uygun yaradilista olsun. Kur'an bütün bu yaratiklari melek ve ruhaniler diye isimlendiriyor...
"
Evet isin gerçegi bunu gerektiriyor. Uzayda bizim gibi bilinçli canlilar var ve olmalidir... Nitekim, dünyamizin, küçüklügü ve basitligine ragmen bilinçli yaratiklarla dopdolu olmasi ve üstelik zaman zaman bosaltilip yeniden doldurulmasi bize su gerçegi açiklar; yildizlarla ve burçlarla bezenmis uzay da suurlu ve idrak sahibi yaratiklarla dopdoludur... O yaratiklar da, tipki insanlar ve cinler gibi su muhtesem kainatin seyircileri, gözetleyicileri ve yorunculandiriar... Uzayin yapisi, niceligi ve niteligi, böyle yaratiklarin varligini gerektinyor, zorunlu kiliyor.
evrenin bu muhtesem varligi çapli ve genis bir tefekkürü, onu tam anlamiyla kavrayacak bir kullugu gerektirir. Oysa insanlar ve cinler, bu tefekkür ve kullugun milyonda belki birini bile yapamiyorlar... Bu muhtesem yaradilisi daha üst bir suurla temasa edecek ve onun Yaratici'sina karsi sükranlarini sunacak daha üstün formda yaratilmis varliklara ihtiyaç vardir... Meleki ve ruhaniler de bunlardandir...."
"Bazi hadislerin bize verdigi isaretlerden sunu anliyoruz ki, bu yaratiklar, uzayda basibos gibi görünen seyyar cisimleri meteor,bulut ve tanimlanamayan sair uçan cisimleri yildizlari karanlikta hizla akip gittikleri için yildiz seklinde algiladigimiz UFO'lari da bu çerçeveye sokabilirizbinek olarak kullanip evrenimizde olup bitenleri temasa ediyorlar... O varliklar, bu seyyarelerehizla akip giden, görünüp ve bir anda yok olabilen seylerbinerek, yasadigimiz su nesnel dünyayi gözetlerler. Bineklerinin tesbihatini yaparlar..." (Sözler, Yirmi Dokuzuncu Söz, Mukaddime.)

(Burada Seyyare kelimesine küçük bir not düselim. Teyyare, uçan kanatli nesnelere verilen isimdir. Seyyare ise, uçmaktan çok son derece büyük bir hizla akip giden kanatsiz vasitalari anlatmaktadir... Her ikisi de 'binek' diye anilmaktadir. Acaba, UFO'ya yani ingilizce 'deki, Tanimlanamayan Uçan Cisim'e tek kelimelik bir isim verilmek islenseydi Seyyare'den uygun ne bulabilirdik?) Yukarida Saidi Nursi'den aldigimiz metinde bir tek sey yaptik. Bilinen klasik ifadelerin yerine mesela, sema yerine uzay, suur yerine bilinç gibi günümüzde kullanilan kelimeleri yerlestirdik. Ve gördük ki. "pekala uzaylilar var" ve üstelik bizi gözetliyorlar... Hatta bir hadiste peygamberimiz, "Cennet ehli, 'yesil kuslarin 'cevf'lerine binerek cennet yurdunu gezecekler" diyor... Arapça'da 'tare' 'uçtu' demektir. Tayr' ise uçan seye verilen ad. Eh geçmiste bir tek kuslar uçtugu için de Kur'an'da ve hadiste 'tayr' kelimesinin geçtigi her yerde bu kelime 'kus' olarak isimlendirilmis..., Kur'an'in belirttigine göre Hz. isa, imana çagirdigi insanlara söyle diyordu; "Ben size çamurdan kusa benzer bir sey yaparim. Sonra ona kendi ruhumdan üflerim yani enerji yüklerim o da Allah'in izniyle uçar" diyordu... Demek ki. her uçan kus degildi ve her 'tayr kelimesiyle ifade edilen seyin illa da kus olmasi gerekmiyordu... Cevf ise. "bosluk, çukur, oyuk, iç bosluk' anlamindadir. Eger siz 'tayr' kelimesinin yerine 'uzay araci' veya 'uçan cisim':'cevf kelimesinin yerine de 'pilot kabini' kelimelerim yerlestirirseniz, yukarida bahsi geçen hadisi, "Cennet halki, yesil renkliyesilin, temiz bir çevrenin sembolü oldugunu unutmayalimuçan araçlara binip kabininden cennet yurdunu temasa ederler" seklinde tercüme edebilirsiniz. Tuhaftir bu hadis, nedense bana hep Jetgiller'i hatirlatmistir... Öyle ise çikip, evrenimizi bizimle paylasan uzaylilar vardir ve bunlar kullandiklari 'seyyarelerle (UFO'larla) bizi temasa ediyor yani izliyor ve hatta, bozgunculugumuzu önlemek ve dünyamizi korumak için bizi gözetliyorlar dersek, abartili bir ifade kullanmis olmayiz...

Bir itiraz ve izafiyet"..
"Uzaylilar var" denildigi zaman hemen ileri sürülen bir itiraz var... Deniliyor ki, "Günes sisteminde baska dünya yok. Bize en yakin yildiz grubu yani galaksi Andromeda'dir ve bize su kadar milyar isik yili mesafededir. Bu kadar uzun bir mesafeyi nesnel varliklarin asip gelmeleri mümkün degildir... Bu izah, daima ileriye dogru akmak üzere ayarlanmis insan mantiginin bir eseridir. Oysa isinlanma ve rölativite bu itirazlari sonuçsuz birakmaktadir... Kur'ani Kerim'de Hz. Süleyman'in "gudvvuha üehrun ve revahuha üehrun' (gidisi bir ay, gelisi bir ay)" diye nitelendirilen binegi ile, Betkis'in tahtinin, bir saniyenin de altinda bir zaman içinde Yemen'den bugünkü Kudüs'e isinlanmasi bu itirazlara açik cevaplar veriyor. (Sebe' Suresi, 10. Ayet ve devami) Guduv gidisi, revah gelisi anlatir. Kisacasi Süleyman'in bineginin hizi, gidisdönüs altmis gün/saattir. Kur'an'in ifadesinde bir gün, bizim saydiklarimizla 1000 bin yildir. Demek ki, Süleyman'in bineginin hizi 1.000 x 60 = 60 bin yil/saattir. Bu da saniyede 1000 isikyili demektir. (22/47)
insanin kesfettigi en büyük hiz simdilik isik hizidir. (Oysa tasavvufta 'nur hizi' denilen ve hayalden daha süratli olan bir hiz birimi vardi.) Isigin saniyedeki sürati 300 bin kilometre olduguna göre ki isik uzayin bütün kavislerini ve bükeylerini tarayarak geçerHz. Süleyman'a verildigi belirtilen binegin hizi isik hizindan da yüksektir. Bu da akla bugünkü verilerin Isiginda anlatacak olursak isinlanma süratinin hizini gösteriyor. Çünkü, Belkis'in tahti, göz kapayip açincaya kadar Yemen'den Kudüs'e tasinmistir... Ve üstelik bunu da "Reculün indehu mine'l kitabi ilmün" (kitabi bilgilereki, bu tecrübi bilgileri de anlatiyor sahip bir adam) diye vasiflandirilan bir insan basarmisti. Bu ifade, bize bilimsel çalismalarla insanligin varabilecegi sinirlari çok net olarak gösteriyor... Çünkü, bu isi yapmaya Cin taifesinden bir 'ifrit' de talip olmustu. Ancak onun tanidigi süre biraz daha uzundu. Yani 'ayaga kalkip oturacak kadar' bir süre... Hz. Süleyman bu süreyi uzun buldu ve bugünün ifadesiyle teknolojik bilgiye de sahip olan yardimcisindan talep etti ve taht bir anda hazir oldu... Belkis, gelip de tahtim orada bulunca ona soruldu; "Bu taht senin mi?" Belkis'in verdigi cevap, bugün 'sanal gerçekçilik' diye nitelendirilen bilimin de ilk tanimi idi: "Sanki o !" Bugün sanal varliklara ingilizce'de 'sanki o' denilmesi oldukça ilginç degil mi? Demek ki, bizim kendimizi isik hizina hapsedip, onun üzerinde nesnel varligin tasinmasini yadsimamiz, sadece ve sadece bilgilerimizin henüz ilkellikten kurtulmamis olmasindan kaynaklaniyor...

Bizim isik hizina hapsedilmis olmamiz, baska yaratiklarin da bu hiza hapsolunduguna inanmamizi gerektirmez. Uzayda,elbette tabiatlari yasadiklari gezegenin tabiatina uygun dizayn edilmis varliklar vardir ve olmalidir... Nitekim, UFO'lann varligi nerde ise sabit olmustur. Amerika Birlesik Devletleri'nin, 1960 yilinda baslattigi Apollo serisi uzay uçuslarina "refakatçi" uçan cisimlerin eslik ettigi, hem astronotlarin ses kayitlariyla, hem de çekilen resimlerle ispat edilmistir. Bilindigi gibi Ay'a ilk inen Apollo 14'ten çikip Ay'da yürüyen ve burada hatira resmi çektiren astronotlarin arka planinda iki UFO poz vermisti. Bu tarihi uzay yolculugunun iki UFO'nun refaketinde gerçeklestigini NASA çok iyi bilmektedir. Hatta hatirlarsaniz, bu resmi basan Time dergisi tez elden toplatilmisti. Keza astronotlarin ses kayitlarinda bu cisimlerden açik açik söz edildigi ve Ay'da son derece ahenkli esrarengiz bir müzigin duyuldugu haberi de o siralarda basma yansimisti. Burada, özellikle cinlerin 'temessül etme' (istedigi forma girip, gözükme) kabiliyetinden haberdar olanlar diyebilirler ki, UFO'lar, cinlerin bir oyunudur. Bu pek de akla uzak olmaz. Cinler atmosfer içinde böyle görüntüler verebilirler. Ancak Apoilo 14'e refakat eden uçan cisimler atmosfer disinda bunu gerçeklestirmislerdi. Demek ki, bunlar cinler olamazlardi...

Kavramlara yolculuk....
Dabbe; bu kelimeye öncelik vermemizin iki nedeni var. Birincisi, bu kelime ile kastedilen varliklarin metabolizma olarak bize benzeyen varliklarin kastedilmis olmasidir... Elmalili Hamdi Yazir, "Hak Dini Kuran Dili" adli tefsirinde dabbe kelimesine su açiklamayi getirir; "Hafif, hissettirmeden yürüme, debelenme demektir. Hayvanlar ve böcekler için kullanilir, içkinin vücuda yayilmasL bir çürügün etrafina bulasmasf gibf hareketi gözle tesbit edilemeyen canlilar için kullanilir......."su halde, tren. otomobil, bisiklet gibi. sunu hemen hatirtatalim, bu tefsir yazildiginda bilinen mekanik yürüyücüler bunlardan ibaretti. Bunlara bugün robotlar dahil daha birçok eklemeler yapmak mümkündür.
Bununla beraber, "Allah her dabbeyi sudan yaratti. Onlarin bir kismi ayaksizdir karni üzerinde sürünür, bir kismi iki ayaklidir, bir kismi dört ayak üstünde yürür...." (Nur suresi 24/25)" ayetinde zikredildigi gibi bütün yürüyen canli türlerim' içine alir... ikincisi, dabte diye nitelen varliklarin yerde ve gökle bulundugunun belirtilmesidir... Dabbe kelimesinin Kur'ani Kerim'de flc geçtigi yer Bakara Suresi'nin 164. Ayetidir. Bu ayette 'dabbe' kelimesiyle yeryüzündeki kuslar hariç her türlü yürüyen canlilar kastedilmistir...

ikinci 'dabbe' kelimesi ise Hud Sure"i'nin 6. ayetinde geçer. Burada da yeryüzündeki dabbelerden söz edilir. Yeryüzünde rizki Allah'a ait olmayan hiçbir canli yoktur, ki, onlarin karar kildiklari yeri de varacaklari yeri de bilir. (Bu bilgilerin) hepsi Kitabi Mübin'dedir." Burada Kitabi Mubin'den maksadin ne olduguna girmek konumuzun disinda kaliyor... Ayette "dabbe"nin "nekre" (belirsiz isim) olarak kullanilmasi çok ilginçtir. Bu ifade tarziyla Cenabi Hak, ayette geçen dabbenin kesinlikle, "hayvan" tarifi içine girecek dabbeden olmadigina, onun bambaska bir varlik olduguna dikkat çeker. Asagida tefsirim yapacagimiz Nemi Suresi'nin 82. Ayeti, bu dabbeden maksadin ne oldugunu netlestirir... Dabbe tefsirlere göre, 'deprenip duran her tür canli' anlamina kullanilmis. Ayette geçen "fi'lArdi" (yeryüzünde) ifadesi, tahsis için degildir. Yani bu kelimenin sadece dört ve daha çok ayaklilari degil, ayni zamanda iki ayakli insan gibi varliklari da kapsamina aldigini hatirlatmak içindir.

Bize benzeyen yaratiklar....
Diger bir ilginç husus da bu ayetten hemen sonra, uzayi ve uzayin alti günde yaratildigim anlatan ayetin gelmesidir. Dabbe kelimesi ayni surenin 56. ayetinde de geçer. Burada da benzer ifadeler kullanilir. Ancak bu sefer dabbe'nin mekani belirtilmemistir ve bütün yaratiklarin Allah tarafindan idare edildigi hatirlatilir... Su ana kadar, 'dabbe' kelimesiyle yer arasinda sürekli bir irtibat vardi. Ama asagida verecegimiz ayette 'dabb' yere has kilinmamis, aksine yer ile birlikte gökteki dabbelerden söz edilmektedir. iste bizi yakindan ilgilendiren ayeti NahI Suresi'nin 49. ayeti net bir sekilde yer ve gök dabbelerinden bahseder. Dabbe kelimesiyle metabolizmalari bize benzeyen yaratiklarin kastedildigim bir kere daha hatirlatarak ilgili ayeti aktaralim: "Göklerde ve yerde mevcut bütün 'dabbeler' ve meleklerdabbenin gök denince hemen akla gelen meleklerden ayri tutulduguna hasseten dikkat etmek gerekirhiç büyüklenmeden Allah'a secde ederler" Yani onun emrine uyarlar...Burada özellikle dikkat edilmesi gereken hususlar söyle siralanabilir... Birincisi; Dabbe kelimesiyle metabolizmasi bize benzeyen, daha dogrusu elemental canli yaratiklar zikredilmektedir... ikincisi, ilk iki ayette dabbe kelimesi 'dünya' ile sinirli tutuldugu halde bu ayette 'gökteki dabbeler'den yani uzayli diye niteleyebilecegimiz, suurlu, bilinçli, inisiyatif sahibi yaratiklardan söz edilmektedir... Üçüncüsü, 'dabbe' ile anlatilmak istenen canlilarin, soyut varliklar olan 'melek'lerden farkli oldugunun hasseten vurgulanmis olmasidir... Ve nihayet dördüncüsü, her topluluk gibi gök ve yer dabbelerinin de ilahi emirlere uymaktan baska çareleri olmadigi vurgulanir...

Casiye Suresi'nin 4. ayeti de ilginçtir. Bu ayette ise dabbe kelimesi, insanlardan ayri tutulur ve söyle buyurulur: "Sizin yaradilisinizda ve çogaltip yaydigi dabbelerde ibret almasim bilenler için deliller vardir." (Casiye, 4.)

Tefsirler, ayetin metninde 'yer' kelimesi geçmedigi halde, bu çogaltilip yayilan yaratiklari yer ile irtibatlandirmislar. Oysa metin, "Ve fi halkikum ve ma yebussu min dabbetin" seklindedir ki, "min" ile dabbeler içinde bir türe dikkati yogunlastirir. Bu türün "insan" kelimesiyle birlikte anilmasi da ona benzerligi ihtar eder. Aslinda ayette insan kelimesi de geçmemektedir. 'Halkikum' kelimesindeki 'kum' zamiri insana bakar. Bu 'kum' zamiri, dogrudan insana baktigi ve çokluk ifade ettigi halde, Dabbe kelimesinin "min" ile tahsis edilmesi ve "nekre" (belirsiz) olarak kullanilmasi, ister istemez zihni, yeterince bilimeyen bir türe yönlendiriyor. 'Yabussu' kelimesi ile de bu varligin seri bir sekilde çogalip yayilabildigine dikkat çekilir.

Ve geldik, 'dabbe' kelimesi konusunda bize en ilginç fikirleri verecek ayete... Nemi Suresi'nin 82. ayetinde insanlarla konusacak dabbeden söz edilir. Ve bu kiyamet öncesinde görülecek bir türdür ki, insanliga akibetini söyleyecek... "Söz sabit olacagi zaman (yani kiyamet öncesinde), onlar için yerden bir canli çikaririz. insanlara, Allah'in ayetlerini ve maksadini anlayamadiklarini söyler"
mesaj konudan daha uzun olmuş :ehe
 
' KalendeR '

' KalendeR '

Üye
Bence var,yok dıyenı çürütemem ama o da beni çürütemez
 

Peri Tozu

Üye
uyanıksın sen :naughty:
 
halil96

halil96

Üye
Marsta Hayat Var, Ama Senin Kafanın İçerisindeki Marsta(Senin Düşündüğün)
 

onur520

Üye
bence vardır yaşam yav
 

Benzer Konular

Takipçi Satın Al


Üst Alt