Soru: Bildiğiniz gibi Kuranda Mehdilik konusu sarih ve net bir şekilde herhangi bir ayette açıklanmamıştır. Ancak hadislerde net bir şekilde yer almıştır. Şunu sormak isteriz; Kuranın konuları işlerken kullandığı üslup nedir? Neden bu konuya açık bir şekilde yer verilmemiştir. Cevap: Kuran gayıptan ve gelecekten haber verdiğinde daima konuları umumi olarak ele alıyor ve çok cüzi ayrıntılara girmiyor. Bir çok ayet vardır ki ancak Hz. Mehdi aleyhis-selâm hakkında tatbik edilebilir. O ayetlerden biri yukarıda geçen ayettir. O elçisini hidayet ve hak dinle gönderdi ki onu (hak dini) bütün dinlerin üstüne çıkarsın. Bu ayet sadece Hz. Mehdi aleyhis-selâm hakkında tatbik edilebilir. Bu tabir üç surede yer almıştır. Tevbe/33, Fetih/28, Saf/9. Bir diğer ayette şudur: Andolsun Tevrattan sonra Zeburda da Yeryüzüne mutlaka salih kullarım varis olacak diye yazmıştık. ( Enbiya/105 )Bizzat kendim Zeburun, hem Farsçasını ve hem de Arapçasını görmüşüm. Her ikisinde de aynen Kuranda geçen Yeryüzüne mutlaka salih kullarım varis olacaktır. tabiri yer almaktadır. Bilindiği gibi Zebur Hz. Musa döneminden sonra inmiştir. Bu dönemde İsrailoğulları hakimiyeti kaybetmişti. Hıristiyanlık da bilindiği gibi bütün yeryüzüne hakimiyet kuramamıştır. Müslümanlar da farklı bir konuma sahip olamamışlardır. Şu hususa dikkat etmek gerekir ki Yeryüzü tabirinden belirli bir kısım kastedilmemiştir. Aksine bütün yeryüzü kastedilmiştir. Bu dönem gerçekleşmemiştir? Peki ne zaman gerçekleşecektir? Bu vaat edilen gün, Hz. Mehdinin zuhuru ile gerçekleşecektir. Bu hususta diğer bir ayette Nur suresinin 55. Ayetidir: Allah sizden, inanıp iyi işler yapanlara vadetmiştir. Onlardan öncekileri nasıl hükümran kıldıysa, onları da yeryüzünde hükümran kılacak ve kendileri için seçip beğendiği dinlerini kendilerine sağlamlaştıracak ve korkularının ardından kendilerini tam bir güvene erdirecektir. Bana kulluk edecekler ve bana hiçbir şeyi ortak koşmayacaklar. Ama kim bundan sonra nankörlük ederse işte onlar, yoldan çıkanlardır. Bu ayette müminlerin sadece belirli bir noktada değil bütün yeryüzüne hakim olacaklarını vurgulamıştır. Hakimiyet yalnız İslamın olacak ve küfür tamamen yeryüzünden silinecektir. Böyle bir durum, Hz. Mehdinin döneminden başka bir zamanda gerçekleşmez. Böylece şu husus aydınlanmış oldu ki Kuran-ı Kerim gaybi haberlerle ilgili olarak genel açıklama üslubunu kullanmıştır. Genel açıklamalarda kastedilen dönem ve diğer hususlar, hadislerde ayrıntılı bir şekilde belirlenir.
----------Eklendi @ 13:03:56 ---------- Yazıldı @ 13:01:43 ----------
Kuran-ı Kerim, hangi renk ve ırktan olursa olsun tüm insanları bütün çirkinliklerden arındırmak ve doğru yola hidayet etmek için Kadir-i Zül-Celâl tarafından en son elçisine gönderilen en son ilâhî kitaptır. Bunda hiçbir Müslümanın kuşkusu söz konusu olamaz. Bu nedenle Kuran-ı Kerim nüzul vakti olan Asr-ı Saadetten kıyamete kadar insanoğlunun ihtiyaç duyduğu tüm itikadî, hukukî, kanunî ve ahlakî ihtiyaçlarına cevap verecek bütün materyalleri kendinde barındırmaktadır.
Kuran; Allahın ilmini içeren, [1] Allahın kelamı,[2] ağır sözü, [3] hak vahyi[4] ve aziz kitabıdır.[5] Zaman zaman, hazarda veya seferde, gece veya gündüz, camide veya evde, çarşıda veya savaş meydanında, bir sorunun cevabında veya bir gelişme üzerine; insanları bilgilendirmek, onlara yol göstermek, onları aydınlatmak, müjdelemek, uyarmak ve gönüllerde olan hastalıklara şifa vermek için inmiştir. Ne buyurmuşsa haktır hakikattir. Ne önünden, ne de arkasından hiçbir batıl ona bulaşamaz. [6] Geçmişte ve gelecekte hiçbir ekol, hiçbir düşünce ve ilim onun gerçeklerini iptal edemez, onun yanlışını çıkaramaz. Onun ihtiva ettiği sözlerin diğer sözlere üstünlüğü Allahın yaratıklarına olan üstünlüğü gibidir. [7]
Onun, müşfik ve uzman bir doktorun çeşitli hastalıklara tutulmuş bir hastaya verdiği reçete gibi, hem geçici ilaçları vardır, hem de daimi dermanları. O, Allahın rahmet sofrasıdır. [8] O sofra başında oturan hiç kimse eli boş kalkmaz. Bununla birlikte Yaratanın emriyle onun aslı lehv-i mahfuzda[9] ve kitab-ı meknunda[10] korunmuş ve saygın sahifelerde yüce ve temiz kılınmıştır [11] ki, hakikatleri ve ilim cevherleri ehil olmayandan uzak kalsın. Çünkü Ona temizlerden başkası dokunamaz. [12] Onun bir zahiri vardır, bir de batını. [13] Onun batının da bir batını vardır. [14] Yüce Yaratıcı onun bir kısım ayetlerini muhkem kılarken, bir kısmını da müteşabih kılmıştır ki, kalplerinde eğrilik olanlar denenip tanınsın ve onda tevil arayanlar bilsinler ki, Onun tevilini ancak Allah ve ilimde kök salmış kişiler bilebilir. [15] Bu ilâhî kitapla azıcık aşinalığı olan herkes, onun ilâhî hüküm ve esasları açıklarken, kendine özgü bir yöntem izlediğini ve birtakım değişmez prensiplere dayandığını bilmektedir.
Kimse, Kuran-ı Kerimin dinî esas ve hükümleri açıklarken onları genel çerçevesiyle belirtmekle yetindiğini, ilgili teferruatın beyanını ise Hz. Resulullah (s.a.a)a havale ettiğini inkar edemez.
Örneğin, Kuran-ı Kerimde namaza, oruca, zekata, hacca, cihada, emr-i bil-marufa, humusa vs. gibi birçok şeye emredilmiş, ama bunlarla ilgili detaylı açıklamalar Allah Resulü'ne havale edilmiştir.
Keza, Kuran-ı Kerimde birçok yasaklardan bahsedilmiş, ama onlarla ilgili teferruatın, özellikle de hukuksal ve cezaî yönlerinin açıklanması Allah Resulü tarafından yapılmıştır.
Yine Kuran-ı Kerimde devlet ve millet ilişkisinden, toplumsal yaşamın gereği olan hukukî ve ekonomik sistemden söz edilmiş, bunlarla ilgili detaylar yine Allah Resulünün sünnetine bırakılmıştır.
Aynı şekilde, Kuran-ı Kerimde kalu bela, berzah ve mead gibi birçok itikadî mevzular ana hatlarıyla vurgulanmış, bunlarla ilgili detaylı bilgiler Allah Resulü tarafından verilmiştir.
Bütün bu konularda Allah Resulünün beyanı olmaksızın, Müslümanların İslâm dininin neye emrettiğini, neden sakındırdığını ve neye itikat etmeleri gerektiğini buyurduğunu anlamları imkansızdır.
Bizzat Kuran-ı Kerimin kendisi, Kuran ayetlerinin açıklamasını yapmayı Allah Resulünün başta gelen görevlerinden saymıştır.
Allah Teala buyurmuştur ki: Sana da, insanlara indirileni açıklayasın diye Kur'ân'ı indirdik. Belki düşünürler. [16]
Yine Allah Teala Resulünün Kuran ayetlerini tilavet etmekle birlikte insanları tezkiye ettiğini, onlara hikmeti ve bilmediklerini öğrettiğini beyan ederek buyurmuştur ki: Nitekim biz size, ayetlerimizi okuyacak, sizi her kötülükten arıtacak, size Kitab'ı ve hikmeti öğretecek ve bilmediklerinizi bildirecek aranızdan, bir peygamber gönderdik. [17] Sonra Allah Teala Aziz Elçisinin bütün konuşmalarının ilâhî menşeli olup vahiy olduğunu, onun kendi yanından bir şey söylemediğini garanti altına alarak buyurmuştur ki: Arkadaşınız (Muhammed) ne saptı, ne de yanlış yaptı. O, heva ve hevesine uyarak konuşmaz. Onun konuştukları kendisine vahyedilen vahiyden başka bir şey değildir. [18]
Yine buyurmuştur ki: Eğer o, bize karşı bazı sözler uydurmuş olsaydı, biz onu kuvvetle yakalardık, sonra onun şah damarını koparırdık. [19]
Buna göre Allah Resulü, sözüyle, eylemiyle ve taşıdığı bütün özellikleriyle ümmet için kamil bir örnek durumundadır. Ümmetin her konuda onu baz alması ve onun bütün açıklamalarına ve icraatına canı gönülden inanıp itaat etmesi gerekmektedir.
Allah Teala şöyle buyurmuştur: Andolsun ki, sizin için, Allah'a ve ahiret gününe kavuşmayı umanlar ve Allah'ı çok anan kimseler için Allah Resulünde güzel bir örnek vardır. [20]
Yine buyurmuştur: Elçi size neyi emrederse tutun ve sizi neden sakındırırsa sakının. [21]
Yine buyurmuştur: Ey iman edenler, Allah ve Peygamber, sizi, hayat verecek şeye çağırdığı zaman icabet edin... [22]
Yine buyurmuştur: De ki: Eğer gerçekten Allah'ı seviyorsanız, bana uyun ki, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah affeden ve merhamet edendir. [23]
Yine buyurmuştur: De ki: Allah'a itaat edin; Peygambere itaat edin. Eğer yüz çevirirseniz, bilin ki o peygamber, kendisine yükletilenden ve siz de kendinize yükletilenden sorumlusunuz. Eğer ona itaat ederseniz, doğru yolu bulursunuz, Peygambere düşen, sadece apaçık tebliğdir. [24]
Bu açıklamalardan Allaahın kitabı bize yeter veya Açıkça Allahın kitabında olmayan bir konuyu kabul etmem sloganı ile yola çıkıp da Allah Resulünün, Kuran-ı Kerimde geçen genel mevzulara dair olan tefsir niteliğindeki sünnetini görmezlikten gelmenin, bizzat Kuranın kendisiyle çelişmekle birlikte, İslâmın ruhuna da aykırı olduğu apaçık ortaya çıkmıştır.
O hâlde itikadî konular da dahil olmak üzere İslâmî mevzuların tamamında Resulullahın sünnetini dikkate almak zorundayız. Nitekim Allah Resulü de, ümmetinde bu gibi iddialarda bulunacak olanların var olacağını önceden görmüş ve onların yanlış yolda olduklarını ortaya koyarak şöyle buyurmuştur: Biliniz ki, kuşkusuz bana Kuran ve yanında onunla aynı olan bir şey verilmiştir. Uyanık olun ki, karnına düşkün olan biri gelecek ve makamına oturduğunda: Bizimle sizin aranızda yüce Allahın kitabı vardır; onda helâl bulduğumuzu helâl, haram bulduğumuzu da haram biliriz diyecektir. Biliniz ki, Allah Resulünün haram kıldığı, Allahın haram kıldığı gibidir. [25]
Yine buyurmuştur: Yakındır ki, sizden birisi, makamına oturup arkasına yaslanmış iken, benden bir hadis ona nakledildiğinde, beni yalanlamaya kalkışıp da: Bizimle sizin aranızda Allahın kitabı vardır. Onda helâl bulduğumuzu helâl, haram bulduğumuzu da haram sayarız der. Bilin ki, Resulullahın da haram kıldığı Allahın haram kıldığı gibidir. [26]
Allah Resulünün, sünnetinin yazılıp kaydedilmesi ve sonraki nesillere ulaştırılmasına dair olan teşvik ve emirleri de sünnetin İslâmî mevzuların ikinci temeli olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.
Bakınız, Allah Resulü (s.a.a), Kureyşin: Bu da bir beşerdir, bizim gibi öfkelenir, bizim gibi duygusallığa kapılır ve birileri hakkında öfke ve rıza içerisinde bir şeyler söyler, ondan duyduğun her şeyi yazıp kaydetme uyarısı üzerine sözlerini yazmaktan vazgeçen Abdullah bin Amire, yemin ederek ağzından haktan gayri bir sözün çıkmadığını ve çıkamayacağını belirterek, kendisinden duyduğu her şeyi yazmasını emrediyor. [27]
Yine, kendisinden duyduğu hadisleri ezberlemediğinden şikâyet eden ashabının eline işaret ederek duyduğunu unutmaması için onları yazmasını emrediyor. [28]
Keza, kendisinden dinledikleri hadisleri yazma müsaadesi isteyen ashabına yazma emri vererek onların hadis yazmalarına izin veriyor. [29]
Sonra da: Allah, benim sözlerimi dinleyip, onları koruyarak duymayanlara ulaştıran kulu mutlu kılsın. Birçok fıkıh taşıyan var ki, kendinden daha bilgilisine onu ulaştırır. [30] ve: Hazır olan sözümü hazır olmayana da ulaştırsın ki, şayet kendinden daha bilgilisine ulaştırabilir. [31] buyurarak ümmete sünnete de sarılmaları gerektiği mesajını veriyor.
Sonuç: Kuran-ı Kerimin ayetlerinin tefsirinde Allah Resulünün sünneti esas teşkil etmektedir. Mutlaka Kuran-ı Kerimde ana hatlarıyla yer alan mevzularda Allah Resulünün açıklayıcı sünnetine başvurmalı ve bu gibi ayetleri Allah Resulünün sünnetinin ışığında tefsir etmeliyiz. Zaten İslâm ümmeti de böyle yapmış ve Allah Resulünün hayatı döneminde Kuran ayetlerini tefsir etmekte ona müracaat etmiştir.
Peki, Allah Resulünden sonraki dönemlerde Kuranı tefsir etmekte öncelik hakkı olan başka kimseler var mıdır? Yoksa Allah Resulünden sonra Kuran-ı tefsir etmekte bütün müminler eşit seviyede olup hepsi aynı mevkiye mi sahiptirler?
Bu hususta da yine Kuran-ı Kerimin kendisi ve Allah Resulünden gayrisi, bize yol gösterici ve aydınlatıcı olamaz.
Kuran-ı Kerime müracaat ettiğimizde, bize bilmediğimiz mevzular ve Kuranın tefsirinde müracaat edebileceğimiz merci olarak ilimde kök salmış ve zikir ehlini gösterdiğini görüyoruz. Allah Resulüne müracaat ettiğimizde de Allah Resulünün zikir ehline ve ilimde kök salmışlara adres olarak ümmeti içerisinden Ehl-i Beytini gösterdiğine şahit oluyoruz.
Evet, Hz. Resulullah (s.a.a) kendisinden sonra ümmete merci olarak Kuranla birlikte Ehl-i Beytini göstermiş ve buyurmuştur ki: Benden sonra aranızda iki değerli ve ağır emanet bırakıyorum; biri Allahın kitabı, diğeri de benim soyum olan Ehl-i Beytim! Bu ikisine sarılırsanız asla sapmazsınız. Bu ikisi Havuz (Havz-u Kevser) başında bana dönünceye kadar asla birbirinden ayrılmazlar. [32]
Yine buyurmuştur: Benim Ehl-i Beytim sizin aranızda Nuhun gemisine benzer; kim o gemiye bindiyse kurtuldu, kim de geri durduysa boğulup helâk oldu. [33]
Yine buyurmuştur: Onlardan (Ehl-i Beytimden) öne geçmeyin ki, helâk olursunuz; geri de kalmayın yine helâk olursunuz. Ve onlara bir şey öğretmeye kalkışmayın ki, onlar sizden daha bilgilidirler. [34]
Yine buyurmuştur: Benim Ehl-i Beytim İsrailoğullarının Hıtta kapısına benzer kim o kapıdan girdiyse bağışlandı. [35]
Yine buyurmuştur: Yıldızlar yer halkının boğulmaktan kurtulma vesilesidir; benim Ehl-i Beytim de ümmetime ihtilâftan kurtulma vesilesidir. Eğer Araptan bir kabile onlara karşı çıkarsa, ihtilâfa düşer ve Şeytanın taraftarı olurlar. [36]
Yine buyurmuştur: Kim, benim hayatımla yaşamayı, benim ölümümle ölmeyi ve Rabbimin diktiği Adn cennetinde oturmayı arzuluyorsa, benden sonra Aliyi ve onu sevenleri sevmeli ve benden sonra Ehl-i Beytime iktida etmelidir. Çünkü onlar benim balçığımdan yaratılmışlar, benim anlayış ve ilmimi almışlardır. Yazıklar olsun ümmetimden onların fazlını inkar edenlere, onlar hakkında benim akrabalık bağımı kesenlere! Allah onlara şefaatimi ulaştırmasın. [37]
Yine buyurmuştur: Kim, benim hayatımla yaşamayı, benim ölümümle ölmeyi ve Rabbimin bana vadettiği Huld cennetine girmeyi arzuluyorsa, benden sonra Aliyi, ondan sonra da zürreyitini sevmelidir. Çünkü onlar, sizi hidayet kapısından çıkarmaz ve sapıklık kapısına da sokmazlar. [38]
Yine buyurmuştur: Kim, benim hayatımla yaşamayı, benim ölümümle ölmeyi ve Rabbimin bana vadettiği cennete girmeyi arzuluyorsa, Ali bin Ebu Talibi sevmelidir. Çünkü o sizi hidayetten çıkarmaz ve sapıklığa da sokmaz. [39]
Yine buyurmuştur: Havuz başında bana dönünceye kadar Ali Kuranla, Kuran da Ali iledir. [40]
Yine buyurmuştur: Ali hak iledir, hak da Ali ile. Hak Ali ekseninde döner. [41]
Yine Hz. Aliye hitaben buyurmuştur: Benden sonra ümmetime ihtilâf ettikleri hususları açıklayacak olan, sensin. [42]
Yine buyurmuştur: Ben Alidenim, Ali de benden; bana ait bir hususu, yalnızca ben ya da Ali ulaştırabilir. [43]
Yine buyurmuştur: Bana iman edip beni tasdik edeni Ali bin Ebu Talibin velâyetini kabul etmeye tavsiye ediyorum. Kim, onun velâyetini kabul ederse, benim velâyetimi kabul eder; kim de benim velâyetimi kabul ederse, Allahın velâyetini kabul eder. Kim, onu severse, beni sever, kim de beni severse, Allahı sever. Kim, ona buğz ederse, bana buğz eder, kim de bana buğz ederse, Allah Azze ve Celleye buğz eder. [44]
Yine buyurmuştur: Allahım, kim bana iman eder ve beni tasdik ederse, Ali bin Ebu Talibin velâyetini kabul etmelidir. Çünkü onun velâyeti benim velâyetimdir; benim velâyetim ise, Allahın velâyetidir. [45]
Yine buyurmuştur: Ey insanlar, fazilet, şeref ve menzilet Allah Resulünün ve zürriyetinin velâyetini kabul etmektedir. Öyleyse, batıl yollar sizi kapıp almasın. [46]
Yine buyurmuştur: Ümmetimin her nesli içerisinde Ehl-i Beytimden adil bir grup vardır ki, sapıkların bu dinde yaptıkları tahriflerine, batıl yolda gidenlerin uydurma yollarına ve cahillerin tevillerine karşı koyarlar. Bilin ki, imamlarınız, sizin Allaha olan elçilerinizdir. Öyleyse Allaha kimi elçi gönderdiğinize bakınız. [47]
Yine buyurmuştur: Benim Ehl-i Beytimi, bedende baş, başta da gözler yerine koyun. Baş ancak gözlerle yolunu bulur. [48] ve...
Sonuç itibariyle İslâmî akidelerin tümünü bütün ayrıntılarıyla Kuran-ı Kerimde aramak doğru değildir. İster itikadî bir mevzu olsun, ister gayri itikadî, eğer İslâmî bir mevzu ana hatlarıyla Kuranda yer alır ve Allah Resulünün sünnetinde ve keza Kuran-ı tefsir etmeye yetkili olduğu ispatlanan Ehl-i Beyt İmamlarının beyanlarında detayları açıklanırsa, bütün Müslümanların o mevzua iman edip teslim olmaları gerekmektedir.
İşte Kuran-ı Kerimin birçok ayetinde ana çerçevesiyle beyan edilmiş bulunan Mehdilik akidesi, yani Hz. Mehdiye iman olayı da bu İslâmî mevzulardan biridir. O hâlde hiçbir kimsenin; Ben bu mevzuu bütün detaylarıyla Kuranda bulmuyorum, dolaysıyla da ona inanmam demesi doğru olamaz, hatta böyle bir şey söyleyen bir kimse, bizzat Kuranı Kerim ile çelişir ve onu reddetmiş sayılır.
Nitekim, Ehl-i Sünnetin önde gelen alimlerinden olan Muhammed bin Hazm el-Endülüsî (H. 456/M. 1064) el-İhkam Li Usulil-Ahkam kitabında bu mevzua işaretle şöyle demiştir: Eğer bir kimse; Kuranda bulduğumuz dışında başka bir dinî gerçeği kabul etmeyiz sözüne bağlı kalırsa, bütün ümmetin icmaı ile kâfir sayılır. [49]
Bu noktaları göz önünde bulundurarak şimdi Hz. Mehdi ve ashabıyla ilgili bazı ayetleri, Hz. Resulullah ve Ehl-i Beyt İmamlarından gelen tefsirleriyle birlikte zikrediyoruz:
1- Müşrikler hoşlanmasa da, dini (İslâmı), bütün dinlere galip kılmak için Peygamberini hidayet ve hak dinle gönderen Odur. [50]
Bu tabir, Saf suresinin 9. ayetinde de aynen tekrarlanırken az bir farkla da Fetih suresinin 28. ayetinde yer almıştır. Fetih suresinin 28. ayeti şöyledir: Peygamberini hidayet ve hak din ile, bütün dinlere galip kılmak için gönderen Odur. Şahit olarak Allah yeter.
Görüldüğü üzere naklettiğimiz her üç ayette de Allah Teala İslâmdan ibaret olan dininin diğer dinlere karşı üstünlük ve zafer kazanacağını vadetmektedir.
Şimdi soru şudur: Acaba li yuzhirehu tabiriyle ifade edilen bu üstünlük ve zafer nasıl bir üstünlük ve zafer olacaktır? Acaba bu sadece fikir ve düşünce alanında olan bir üstünlük ve zafer mi olacak? Yoksa fiziksel olarak da üstünlük ve zafer sağlanacaktır? Her iki takdirde de bu nispî ve bölgesel bir üstünlük ve zafer mi olacak, yoksa cihanşümul bir üstünlük ve zafer mi sağlanacaktır? Bunu anlamak için, bu ayetleri kendilerinden önceki ve sonraki ayetlerin ışığında değerlendirmekle birlikte, Allah Resulü ve Ehl-i Beyt İmamlarından bu ayetlerin tefsiri ile ilgili gelen açıklamaları da göz önünde bulundurmamızın gerektiği açıktır.
Ne ilginçtir ki, hem Tevbe suresinde, hem de Saf suresinde bu ayetlerden bir önceki ayette, benzer tabirlerle, ilâhî dini kabullenmeyen güçlerin ağızlarıyla Allahın dininden ibaret olan nurunu söndürmeye çalıştıkları kaydedilmiş, sonra da Allah Tealanın onlara rağmen dinini bütün dinlere galip kılacağı belirtilerek onların bu çabalarının havanda su dövmekten öteye gitmeyeceği vurgulanmıştır.
Allah Teala Tevbe suresinin 32. ayetinde şöyle buyurmuştur:Allah'ın nurunu ağızlarıyla söndürmek isterler. Oysa kâfirler hoşlanmasa da, Allah nurunu mutlaka tamamlamak ister.
Saf suresinin 8. ayetinde de şöyle buyurmuştur: Ağızlarıyla Allah'ın nurunu söndürmek isterler. Kâfirler hoşlanmasa dahi, Allah nurunu, tamamlayacaktır.
Fetih suresinin 27. ayetinde ise, Allah Teala Resulüne Mekkenin fethine dair göstermiş olduğu rüyanın sadık bir rüya olduğunu ve bunun mutlaka gerçekleşeceğini, ancak Müslümanların bilmediği bir hikmetten dolayı onun bir süre ertelendiğini belirtmektedir.
Allah Teala mezkur ayette şöyle buyuruyor: Andolsun ki Allah, Peygamberine gerçek olarak doğru bir rüya gösterdi. Allah dilerse, güven içinde, başlarınızı tıraş etmiş veya saçlarınızı kısaltmış olarak, korkmadan Mescid-i Haram'a gireceksiniz. Allah, sizin bilmediğinizi bildi de, sizin için bundan başka, yakın zamanda bir zafer karar verdi.
Açıktır ki, her üç ayetten önce olan ayetleri mülâhaza ettiğimizde bu ayetlerde sözü edilen zaferin, fikir ve düşünce alanından öte bir zafer ve üstünlük olduğu anlaşılmaktadır. Zira kendilerinden önceki ayetlerde fikir ve düşünce ötesi bir üstünlük ve zaferden bahsedildiği açıktır. Tevbe ve Saf suresinde din düşmanlarının Allahın dininden ibaret olan nurunu söndürme çabalarından bahsetmektedir. Bu söndürme çabası düşünce ve fikir alanında zafer ve üstünlük kazanmadan öte, onu kökten yok etme hareketidir. O hâlde buna mukabil kazanılan zafer ve üstünlük de düşünce alanındaki bir üstünlük ve zafer değil, onları kökten silip yok eden tam anlamda bir üstünlük ve zafer olur. Fetih suresinde de durum aynıdır. Orada Allah Teala Resulü ve ona tâbi olan müminlerin hiçbir korkuları olmaksızın emniyet içerisinde bir fetih gerçekleştireceklerini vurgulamaktadır. Bunun fikir ve düşünceden öte bir fetih olduğu ortadadır. O hâlde, ister maksat nispî ve bölgesel bir üstünlük ve zafer olsun, ister cihanşümul, bu ayetlerden sonra gelen ayette vadedilen üstünlük ve zafer fikir ve düşünce ötesi bir üstünlük ve zaferdir. Bu ise, karşıt dinlerin tamamen yok olup gideceği anlamına gelen bir üstünlük ve zaferden gayrisi olamaz.
Kaldı ki, zuhur kelimesinin lügatteki anlamı da fikir ötesi bir galibiyettir. Arap lügatinin en meşhur kaynaklarından biri olan el-Kamus kitabında şöyle geçer: Zahere bihi ve aleyhi ona galip geldi anlamını ifade eder. Keza, Kuranî terimlerin anlamını beyan eden Müfredat-ı Ragıb kitabında da: Zahere aleyhi, ona galip oldu, demektir. der.
Kuran-ı Kerimin birçok ayetinde de bu kelime fikir ötesi bir galibiyet ve üstünlük anlamında kullanılmıştır. Örneğin:
Nasıl olabilir ki?! Oysa üstün gelselerdi (yezheru aleykum), ne bir yakınlık, ne de bir ahit gözetirlerdi. Kalpleriyle istemezlerken, sizi ağızlarıyla hoşnut etmeye uğraşırlar; çokları fasıktırlar. [51]
Ey kavmim, bugün memlekette hükümranlık sizindir, galip olanlar sizsiniz. Ama Allah'ın baskını bize çatınca, O'na karşı bize kim yardım eder? [52]
İsrailoğullarının bir kısmı böylece inanmış, bir kısmı da inkâr etmişti; ama biz, inananları düşmanlarına karşı destekledik de üstün geldiler. [53]
Bu ayetlerde zuhur kelimesinin fikir ötesi bir üstünlük anlamında kullanıldığı açıktır.
O hâlde zuhur kelimesinden ilk olarak akla gelen, fikir ötesi bir galibiyet ve üstünlüktür. Allah Teala da mezkur ayetlerde Müslümanlara fikir ötesi bir galibiyet ve üstünlüğün vaadini vermektedir.
Ehl-i Sünnetin önde gelen müfessirlerinden Fahr-ı Razî bahis mevzuu ettiğimiz Tevbe suresinin 33. ayetinin tefsirinde şöyle der: Bil ki, bir şeyin başka bir şeye üstünlüğü bazen delil ve burhan açısından, bazen çoğunluk açısından, bazen de galebe ve istila açısından olur. Öte yandan Allah Teala İslâm dininin diğer dinlere üstünlük sağlayacağını muştulamıştır. Muştu ise, ancak var olmayıp gelecekte gerçekleşecek bir şeye nispet olur. İslâm dininin diğer dinlere olan delil ve burhan açısından üstünlüğü ise vaki olup malum olduğundan, muştusu verilen bu üstünlüğün galebe ve istila üstünlüğü olduğunu kabullenmek gerekir. [54]
Bu ayetlerde vadedilen üstünlük ve galibiyeti Sadr-ı İslâmda gerçekleşen sınırlı ve nispî üstünlük ve galibiyete da yorumlamak mümkün değildir. Zira bu bizzat mezkur ayetlerin kendi muhtevasıyla çelişmektedir. Çünkü bu ayetlerde İslâm dininin bütün dinlere üstün geleceği belirtilmektedir. Malumdur ki, bütün dinler kavramı yeryüzünde olan dinlerin tamamını kapsamına almaktadır. O hâlde İslâm dini cihanşümul bir galibiyete ulaşacaktır. Bu ise sadr-i İslâmdan şimdiye kadar gerçekleşmediğine göre mutlaka bir gün gerçekleşecektir. Zira Allahın vaadinde hilâf olmaz. İşte bundan dolayıdır ki, bu ayetlerin tefsiri ile ilgili gelen hadislerde de bu vaadin İmam Mehdiinin eliyle gerçekleşeceği vurgulanarak bu ayetlerin o hazretin dönemini muştuladığı belirtilmiştir.
Katade, dini bütün dinlere üstün kılmak için... ayetinin tefsirinde demiştir ki: Bundan maksat; Yahudilik, Sabiîlik, Hrıstiyanlık, Mecusîler ve Müşriklik müteşekkil beş dindir. Bütün bu dinler İslâm dinine girecek, ama İslâm dini bu dinlerin hiçbirine girmeyecektir. Şüphesiz Allahın meşiyet ve kesin iradesi bu doğrultudadır. Yani, müşriklerin hoşuna gitmese bile dinini bütün dinlere galip kılacaktır. [55]
Yine Said bin Mansur, İbn-i Münzir ve Beyhaki süneninde mezkur ayetle ilgili olarak Cabir bin Abdullahın şöyle dediğini nakletmişlerdir: Bu vaat, İslâm şeriatına girmemiş olan Yahudi, Hıristiyan ve herhangi bir şeriat sahibi tek bir kişi bile kalmadığında gerçekleşecektir. [56]
Bu mana Ebu Hüreyreden de nakledilmiştir. Fahr-ı Razî der ki: Ebu Hüreyreden rivayet edilmiştir ki, o şöyle demiştir: Bu, Allah Tealanın İslâm dinini bütün dinlerden üstün kılacağına dair bir vaadidir. Bu vaat, tam olarak İsanın zuhur ettiğinde gerçekleşecektir. Süddî ise şöyle demiştir: Bu, Mehdinin zuhur ettiğinde gerçekleşecektir. O zaman İslâm dinine girmeyen, ya da haraç ödemeyen tek bir kişi bile kalmayacaktır. [57]
İbn-i Kesir de kendi tefsirinde bu ayetle ilgili olarak şöyle der: İslâm dini bütün dinlere galip gelecektir. Nitekim sahih hadiste Allah Resulü: Doğularıyla batılarıyla yerkürenin tamamı benim için dürüldü. Ümmetimin hükümdarlığı da benim için ondan dürülen her yere ulaşacaktır... [58] buyurmuştur.
Ahmed bin Hanbel, Allah Resulünden şöyle buyurduğunu nakletmiştir: Yakında yerkürenin doğuları ve batıları sizin için fethedilecektir. Onun çalışanlarından Allahtan çekinen ve emaneti eda edeni hariç geri kalanı cehennem ehli olacaktır. [59]
Yine Temim-i Darîden naklen Allah Resulünün şöyle buyurduğunu nakletmiştir: Bu iş gece ve gündüzün ulaştığı her yere ulaşacaktır. Allahın izniyle bu dinin girmediği hiçbir ev veya çadır kalmayacaktır. İnsanlar ya bu dinle izzet bulacak ya da zelil olacaklar. Allah İslâmı aziz kılacak, küfrü de zelil edecektir. [60]
Yine Mikdad bin Esvedden naklen Allah Resulünün şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: Yeryüzünde hiçbir ev veya çadır kalmayacaktır ki, İslâm ona girmesin. İslâm onlara ya izzet ye de zillet getirecektir. Ya onları aziz kılıp İslâm ehli yapacak, ya da onları zelil kılıp İslâmın hükmüne baş eğdirecektir. [61]
İbn-i Cezzî de bu ayetle ilgili olarak şöyle demiştir: İslâm dinini üstün kılmanın anlamı onu âlemin doğu ve batısını kapsayacak şekilde bütün dinlerin üstüne çıkarıp hepsinden güçlü kılmaktır. [62]
Büyük Şafiî alimlerinden Ebu Abdullah Muhammed bin Yusuf Gencî el-Beyan Fî Ahbar-i Sahibiz-Zaman adlı kitabının 103. sayfasında şöyle yazıyor: Said b. Cübeyr, bu ayetten Fatımatüz-Zehra selâmullahi aleyhanın neslinden olan Hz. Mehdinin kastedildiğini söylemiştir. [63]
Ehl-i Beyt İmamları da bu ayetlerin İmam Mehdi (a.s)ın dönemini muştularını vurgulamışlardır.
Örneğin; Şeyh Saduk, Ebu Basirden şu hadisi rivayet eder:
Hz. İmam Sadık, Müşrikler hoşlanmasa da, dini (İslâmı), bütün dinlere galip kılmak için Peygamberini hidayet ve hak dinle gönderen Odur.[64] ayeti ile ilgili olarak şöyle buyurmuşlardır: Allaha andolsun ki, bu ayette zikredilen vaat henüz gerçekleşmiş değildir; Kaim (Kıyam edecek olan Hz. Mehdi) zuhur edinceye kadar da bu gerçekleşmeyecektir. Kaim zuhur ettiğinde onun kıyam ve zuhurundan rahatsızlık duymayacak olan hiç bir kâfir ve müşrik kalmayacaktır. Kâfir veya müşrik olan bir kimse, taşın içine de girecek olsa, o taş dile gelecek ve Ey mümin! İçimde bir kâfir var, beni kır ve onu öldür. diyecektir. [65]
Yine Şeyh Saduk kendi senediyle Abdurrahman bin Saidden naklen Hz. İmam Hüseyin (a.s)ın şöyle buyurduğunu nakletmiştir: Bizden on iki hidayet eden imam vardır. Onların ilki Ali bin Ebu Talib, sonuncusu ise evlâtlarımın dokuzuncusudur. O hak ile kıyam edecek, Allah yeryüzünü ölümünden sonra onunla diriltecek ve müşrikler hoş görmese de onun eliyle hak dini tüm dinlere üstün kılacaktır. [66]
Yine Şeyh Saduk kendi senediyle Muhammed bin Müslim Sekafîden naklen İmam Muhammed Bâkır (a.s)ın şöyle buyurduğunu rivayet eder: Kaim bizdendir. Düşmanlarının korkusu ve ilâhî yardım ile mueyyettir. Yeryüzü onun için dürülecek ve yer altı hazineleri onun için ortaya çıkacaktır. Onun hükümdarlığı doğu ve batının tamamına ulaşacaktır. Allah onun eliyle müşrikler hoş görmese de dinini bütün dinlere üstün kılacaktır. Böylece yeryüzünde onarılmayan bir harabe kalmayacaktır. İsa bin Meryem nazil olup onun arkasında namaz kılacaktır... [67]
Ayyaşî kendi senediyle İmran bin Meysemden, Abaye bin Ribîden şöyle nakleder: Emirül-Müminin Ali (a.s) Allah Tealanın; Müşrikler hoşlanmasa da, dini (İslâmı), bütün dinlere galip kılmak için Peygamberini hidayet ve hak dinle gönderen Odur. ayeti hakkında şöyle buyurduğunu duydum: Ali oradakilere: Acaba bu galebe ve üstünlük gerçekleşmiş mi? diye sordu.
Oradakiler: Evet. dediler.
Bunun üzerine Hz. Ali (a.s) şöyle buyurdu: Hayır, canım elinde olan Allaha andolsun ki bu, ancak yeryüzünde sabah ve akşam Allahın birliği ve Muhammedin Onun kulu ve resulü olduğu nidasının yükselmediği hiçbir bayındır yer kalmadığı zaman gerçekleşecektir. [68]
Yine Ayyaşî kendi senediyle Ebul-Mikdamın Hz. İmam Muhammed Bâkır (a.s)ın bu ayetle ilgili olarak şöyle buyurduğunu nakletmiştir: O zaman Muhammedin peygamberliğini ikrar etmeyen kimse kalmayacaktır. [69]
Yine Ayyaşî kendi senediyle İbn-i Abbasın Allah Tealanın; müşrikler hoş görmese de dinini bütün dinlere üstün kılacaktır ayetiyle ilgili olarak şöyle dediğini nakletmiştir: Bu, İslâma boyun eğmeyen bir Yahudi, bir Hıristiyan veya başka bir şeriat sahibi kalıncaya kadar gerçekleşmeyecektir. Öyle olacak ki, koyun ve kurt, sığır ve aslan, insan ve yılan barış içerisinde olacaklar. İslâmı kabul etmeyenlere haraç koyulacak, haç kırılacak. İşte Allah Tealanın; müşrikler hoş görmese de, dinini bütün dinlere üstün kılacaktır ayetinin anlamı budur. Bu Kaimin kıyam ettiğinde gerçekleşecektir. [70]
Sonuç: Şimdiye kadar yaptığımız açıklamalar ve Allah Resulü ve Ehl-i Beyt İmamlarından Ehl-i Sünnet ve Ehl-i Beyt kaynaklarında bahis mevzuu bu ayetlerin tefsiri hakkında gelen beyanlar, bu ayetlerin ahir zamanda İmam Mehdi (a.s)ın önderliğinde gerçekleşecek olan İslâm dininin mutlak zafer ve egemenliğini muştuladıklarını açıkça gözler önüne sermiştir. Öyle ki, eğer Kuran-ı Kerimde bu hususta başka bir ayet bile olmasaydı, sadece bu ayetler bu mevzuu ispatlamaya yeterli idi. Ancak Kuran-ı Kerimin beyanı sadece bunlarla sınırlı değil, bu mevzuu beyan eden daha birçok ayet vardır.
--------------------------------------------------------------------------------
[1] - Hud/14.
[2] - Bakara/75, Tevbe/6, Fetih/15.
[3] - Müzemmil/5.
[4] - Fatır/31.
[5] - Fussilet/41.
[6] - Fussilet/42.
[7] - Kenzül-Ummal, c. 1, s. 527, Ravzül-Cinan, c. 1, s. 17, Biharul-Envar, c. 92, s. 19.
[8] - Sünen-i Daremî, hadis no: 3173, 3174, 31, 81, 31, 88, Biharul-Envar, c. 92, s. 19, 267.
[9] - Buruc/21.
[10] - Vakıa/78.
[11] - Abese/13,14.
[12] - Vakıa/ 79.
[13] - Biharul-Envar, c. 5, s. 231, c. 24, s. 189, 260, c. 47, s. 338, c. 92, s. 83, 90 el-Mehasin, c. 1, s. 421.
[14] - el-Mehasin c. 2, s. 7.
[15] - Al-i İmran/7.
[16] - Nahl/44.
[17] - Bakara/151.
[18] - Necm/2,3,4.
[19] - Hakka/44, 45, 46.
[20] - Ahzab/21.
[21] - Haşr/13.
[22] - Enfal/24.
[23] - Al-i İmran/31.
[24] - Nur/54.
[25] - Sünen-i Ebu Davud, hadis no: 3988, Müsned-i Ahmed, hadis no: 16546, Ebu İsa Tirmizî, Camiüs-Sahih, c. 5, s. 37, el-Müstedrek, c. 1, s. 109.
[26] - Sünen-i Tirmizî, hadis no: 2588, Müsned-i Ahmed, hadis no: 16564, Sünen-i İbn-i Mace, hadis no: 12, Sünen-i Daremî, hadis no: 585, el-Camiüs-Sahih, c. 5, s. 36, Ebul-Kasım Taberanî, el-Mucemül-Kebir, c. 1, s. 316, el-Müstedrek, c. 1, s. 108.
[27] - Sünen-i Ebu Davud, hadis no: 3161, Müsned-i Ahmed, hadis no: 6221, 6511, 6635,6722, 6724, Sünen-i Daremî, hadis no: 484.
[28] - Sünen-i Tirmizî, hadis no: 2590
[29] - Müsned-i Ahmed, hadis no: 6722, 6635, 6724, Sünen-i Daremî, hadis no: 485
[30] - Sünen-i Tirmizî, hadis no: 2580, 2581, 2582, Sünen-i Ebu Davud, hadis no: 3175, Sünen-i İbn-i Mace, hadis no: 226, 227, 228, 3047, Müsned-i Ahmed, hadis no: 3942, 16138, 16158, 12871, 20612, 20608, Sünen-i Daremî, 229, 230, 231, 232
[31] - Sahih-i Buharî, hadis no: 65, 102, 1625, 4054, 5124, 6551, 6893, Sahih-i Müslim, hadis no: 2179, 3180, Sünen-i İbn-i Mace, hadis no: 229, Müsned-i Ahmed, hadis no: 19492, 19512, 19594, Sünen-i Daremî, hadis no: 1836
[32] - Sahih-i Müslim, hadis no: 4415, Sünen-i Tirmizî, hadis no: 3720, 3718, Müsned-i Ahmed, hadis no: 10681, 10707, 10779, 18466, 18508, 2182, 11135, 20596, 20667, 3182, Kenzül-Ummal, c. 1/44, 47, 154, 165, 322, c. 3/148, Tefsir-i İbn-i Kesir, c. 4/113, Tefsirül-Hazin, c. 1/2, 4, ve c. 6/102, Minhacüs-Sünnet, İbn-i Teymiye, c. 2/102, Telhisül-Müstedrek, Zehebî, c. 3/128, 109, el- Hasaisul-Kubra, Suyutî, c. 2/266, el-Camiüs-Sağir, Suyutî, s. 112, Mesabihüs-Sünne, Beğavî, s. 206, Camiül-Usul, İbn-i Esir, c. 1/187, el-Mucmeül-Kebir, Tebaranî, s. 137, el-Mucemüs-Sağir, Tebaranî, c. 1/135, Mişkatül-Mesabih, c. 3/258, ed-Dürrül-Mensur, Suyutî, c. 2/ 60, ve c. 6/7, 306, Zehairul-Ukba, s. 16, es-Savaikul- Muhrika, s. 148, 149, Yenabiül-Meveddet, s. 30, 36, 38, 183, 191,296, Üsdül-Gabe, İbn-i Esir, c. 2/12, Mecmaüz-Zevaid, Heysemî, c. 9/162, Müşkilül-Asar, Tahavî, c. 2/307, c 4/368, Cami-u Beyanil-İlm, İbn-i Abdulbirr c. 2/24, 110, Tabakat-ı İbn-i Sad, c. 2/192, el-Fethül-Kebir, Nebehanî, c. 1/503, 451, c. 3/385, Mişkatül-Mesabih, Amrî, c. 3/258, ve....
[33] - Müstedreküs-Sahihayn, c. 3, s. 150, Mucemül-Kebir, Taberanî, s. 130, El-Mucemüs-Sağir, Taberanî, s. 78, Mecmaüz-Zevaid, c. 9, s. 168, Uyunül-Ahbar, Dineverî, c. 1, s. 211, el-Mearif, İbn-i Kuteybe, s. 86, Mizanül-İtidal, Zehebî, c. 1, s. 224, Tarihul-Hulefa, Suyutî, s. 573, el-Hasaisul-Kubra, Suyutî, c. 2, s. 266, İhyaül-Meyt, Suyutî, el-İthafın hamişinde, s. 113, el-Camius-Sağir, Suyutî, c. 2, s. 132, es-Savaikul-Muhrika, İbn-i Hacer, s. 150, 184, 234, Tarih-i Bağdat, c. 12, s. 91, el-Bedu vet Tarih, Mutahhar bin Tahir el-Mukaddesî, c. 3, s. 22, Şerh-i Nehcül-Belâğa, İbn-i Ebil-Hadid, c. 1, s. 73, Ruhul-Meanî, Alusî, c. 25, s. 29, Yenabiül-Meveddet, s. 27, 28, 183, 308, el-Fethül-Kebir, Nebehanî, c. 1, s. 414, c. 2, s. 113, c. 3, s. 133, Zehairul-Ukba, Taberî, s. 20, Hilyetül-Evliya, Ebu Nuaym, c. 4, s. 306, Künuzül-Hakaik, el-Menavi, s. 141, İsaaf-ür Rağibin, Nur-ül Ebsarın hamişinde basılan, s. 123, Nur-ül Ebsar, Şeblenci, s. 105, Meşarik-ül Envar, Hasan el-Hamzavi el- Maliki, s. 109, Kenzül-Ummal, c. 13, s. 84, Esas-ül Belağa, Zemahşeri, c. 1, s. 396, Feraid-üs Simtayn, c. 2, s. 246, ve..
[34] - Es-Savaikul-Muhrika, s. 148, 226, Mecme-üz Zevaid, c. 9, s. 163, Yenabiül-Meveddet, s. 37, 296, Ed-Dürrül-Mensur, c. 2, s. 60, Kenzül-Ummal, c. 1, s. 168, Üsd-ül Gabe, c. 3, s. 137.
[35] - Kifayet-üt Talib, Genci Şafii, Hayderiye baskısı, s. 374, Mecme-üz Zevaid, c. 9, s. 168, Macem-üs Sağir, Taberani, c. 2, s. 22, İhya-ül Meyt, Suyutî, el-İthafın hamişinde basılan, s. 113, Yenabiül-Meveddet, s. 28, 298, Reşfet-üs Sadi, Ebubekir Hazremi, s. 79, Erceh-ül Metalib, Ubeydullah Hanefini, s. 33, Es-Savaikul-Muhrika, Muhammediye baskısı, s. 150, Feraid-üs Simtayn, c. 2, s. 242.
[36] - Müstedre-üs Sahihayn, c. 3, s. 149, İhya-ül Meyt, Suyutî, el-İthafın hamişinde basılan, s. 114, Cevahir-ül Bihar, Nebehanî, c. 1, s. 361, Zehair-ül Ukba, Taberi, s, 17, Nezm-i Dürer-i Simtayn, Zerendi, s. 234, el-Cami-üs Sağir, Suyutî, c. 2, s. 161, el-Feth-ül Kebir, Nebehanî, c. 3, s. 267, Es-Savaikul-Muhrika, s. 150, 185, 233, 234, Yenabiül-Meveddet, s. 17, 20, 21, 188, 191, 298, İsaf-ür Rağibin, Nur-ül Ebsarin hamişinde basılan, s. 128, Feraid-üs Simtayn, c. 2, s. 241, 252, Müstedrek-üs Sayihayn, c. 2, s. 448, Mecma-üz Zevaid, c. 9, s. 174, Feraid-üs Simtayn, c. 1, s. 45, 252.
[37] - Kenzül-Ummal, c. 6, s. 217, hadis no: 3819, Şerh-i Nehc-ül Belağa, İbn-i Ebul Hadid, c. 2, s. 450, c. 9, s. 170, Hilyetül-Evliya, c. 1, s. 86, Kifayet-üt Talib, Genci Şafii, s. 214, Mecme-üz Zevaid, c. 9, s. 108, Tarih-i Dimeşk, İbn-i Asakirin, c. 2, s. 95, Yenabiül-Meveddet, s. 126, 313, Feraid-üs Simtayn, c. 1, s. 53.
[38] - Kenzül-Ummal, c. 6, s. 155, hadis no: 2578, el-Menakib, Harezmi, s. 34, Yenabiül-Meveddet, s. 126, 127, 149, 150, el-İsabe, İbn-i Hacerin, c. 1, s. 541, Müstedreküs-Sahihayn, c. 3, s. 128, Hilyetül-Evliya, c. 4, s. 349, 350, Tarih-i Dimeşk, Ali bin Ebu Talib bölümü, c. 2, s. 99, Mecme-üz Zevaid, c. 9, s. 108, Feraid-üs Simtayn, c. 1, s. 55.
[39] - Müstedreküs-Sahihayn, c. 3, s. 128, Kenzül-Ummal, c. 6, s. 155, hadis no: 2577, Hilyetül-Evliya, Ebu Nuaym, c. 4, s. 349, 350, Mecme-üz Zevaid, c. 9, s. 108, Tarih-i Dimeşk, Ali bin Ebu Talib bölümü, c. 2, s. 99, Feraid-üs Simtayn, c. 1, s. 55, Taberani, el- Kebir, Fezail-üs Sehabe bölümü.
[40] - Müstedreküs-Sahihayn, c. 3, s. 24, Es-Savaikul-Muhrika, s. 122, 124, 191, el-Cami-üs Sağir, Suyutî, c. 2, s. 56, Feyz-ül Kadir, Şevkani, c. 4, s. 358, Yenabiül-Meveddet, s. 40, el-Menakib, Harezmi, s. 110, Kifayet-üt Talib, s. 399, Tarih-ül Hülefa, Suyutî, s. 173, Nur-ül Ebsar, s. 73.
[41] - Tarih-i Dimeşk, Ali bin Ebu Talib bölümü, c. 3, s. 119, Tarih-i Beğdat, c. 14, s. 321, el-İmame ves Siyase, c. 1, s. 73, Münteheb-i Kenzül-Ummal, Müsned-i Ahmedin hamişinde basılan, c. 5, s. 30, Feraid-üs Simtayn, c. 1, s. 177, Erceh-ül Metalib, Ubeydullah Hanefi, s. 598, Müstedreküs-Sahihayn, c. 3, s. 124, el-Menakib, Harezmi, s. 56, Şerh-i Nehc-ül Belağa, İbn-i Ebul Hadid, c. 2, s. 572, el-Feth-ül Kebir, Nebehanî, c. 2, s. 131, el-Cami-ül Usul, İbn-i Esir, c. 9, s. 420, el-Mehasin vel Mesavi, Beyhaki, s. 41, el-İnsaf, Beklani, s. 58, Tarih-ül İslâm, Zehebi, c. 2, s. 198, Mecme-üz Zevaid, c. 7, s. 35, Sünen-i Tirmizî, hedis no: 3647.
[42] - Müstedreküs-Sahihayn, c. 3, s. 122, Kenzül-Ummal, c. 6, s. 156, Künüz-ül Hekaik, Menavi, s. 188, Tarih-i Dimeşk, c. 2, s. 488, Mektel-ül Harezmi, c. 1, s. 86, el-Menakib, Harezmi, s. 236, Yenabiül-Meveddet, s. 182, Hilyetül-Evliya, c. 1, s. 63, Metalib-üs Sual, İbn-i Talha Şafii, c. 1, s. 60, el-Mizan, Zehebi, c. 1, s. 64, Kifayet-üt Talib, s. 212, Feraid-üs Simtayn, c. 1, s. 145, Feth-ül Melikül Ali, s. 18.
[43] - Sünen-i Tirmizî, hadis no: 3653, Sünen-i İbn-i Mace, hadis no: 116, Müsned-i Ahmed, hadis no: 16853, 16856, Hesais-u Emirül-Müminin, Nesai, s. 20, Tarih-i Dimeşk, c. 2, s. 378, el-Menakib, Harezmi, s. 79, Menakib-ül İmam Ali, İbn-i Meğazili, s. 221, Yenabiül-Meveddet, s. 55, 180, 181, 371, Es-Savaikul-Muhrika, s. 120, Tezkiret-ül Havas, Sibt İbn-i Cevzinin, s.36, Mesabih-üs Sünnet, Bağavi, c. 2, s. 275, Cami-ül Usul, İbn-i Esir, c. 9, s. 471, el-Cami-üs Sağir, Suyutî, c. 2, s. 56, Riyaz-ün Nazre, c. 2, s. 229, Metalib-üs Sual, s. 18, Müstedreküs-Sahihayn, c. 3, s. 315.
[44] - Kenzül-Ummal, c. 6, s. 154, hadis no: 2571, Tarih-i Dimeşk, Ali bin Ebu Talib bölümü, c. 2, s. 93, Menakib-i Ali bin Ebu Talib, İbn-i Meğazili Şafii, s. 230, hadis no: 277, 279, Mecme-üz Zevaid, c. 9, s. 108, Yenabiül-Meveddet, s. 237, Feraid-üs Simtayn, c. 1, s. 291, el-Kebir, Taberani.
[45] - Kenzül-Ummal, c. 6, s. 155, hadis no: 2576, Tarih-i Dimeşk, Ali bin Ebu Talib bölümü, c. 2, s. 191, el- Kebir, Tebarani.
[46] - Es-Savaikul-Muhrika, s. 105, Yenabiül-Meveddet, s. 169, 307, Nezm-i Dürer-i Simtayn, Zerendi, s. 207, 208.
[47] - Es-Savaikul-Muhrika, s. 90, 148, Yenabiül-Meveddet, s. 191, 271, 273, 297, Zehair-ül Ukba, s. 17.
[48] - eş- Şeref-ül Muebbed, Yusuf Nebehanî, s. 31, İsaf-ür Rağibin, Nur-ül Ebsarin hamişinde basılan, s. 110, fusul-ül Muhimme, İbn-i Sabbağ Maliki, s. 8, Mecme-üz Zeaid, c. 9, s. 172.
[49] - Dr. Abdülgani Abdülhak, Hücciyetüs Sünnet, s. 253 ve 327.
[50] - Tevbe/33.
[51] - Tevbe/8.
[52] - Mümin/29.
[53] - Saf/14.
[54] - Tefsir-i el- Kebir, c. 16, s. 40.
[55] - Ed-Dürrül-Mensur, Suyutî, c. 4, s. 174.
[56] - Ed-Dürrül-Mensur, Suyutî, c. 4, s. 175.
[57] - Tefsir-ül Kebir, c. 16, s. 40, ayrıca bkz. Tefsir-üt Taberi, c. 14, s. 215, Tefsir-ül Kurtubi, c. 8, s. 121, ed-Dürrül Mensur, c. 4, s. 176.
[58] - Sahih-i Müslim, hadis no: 5144, Sünen-i Tirmizî, hadis no: 2102, Sünen-i Ebu Davud, hadis no: 3710, Sünen-i İbn-i Mace, hadis no: 3942, Müsned-i Ahmed, hadis no: 16492, 21361, 21415.
[59] - Müsned-i Ahmed, hadis no: 22030.
[60] - Müsned-i Ahmed, hadis no: 16344.
[61] - Müsned-i Ahmed, hadis no: 22697, Mecme-ül Beyan c. 5, s. 38, Tefsir-i İbn-i Kesir, Tevbe suresi, 33. ayetin tefsiri.
[62] - İbn-i Cezzinin tefsiri, s. 252.
[63] - İhkak-ul Hak, c. 12, s. 175, 178, 179.
[64] - Tevbe/33.
[65] - Kemal-ud Din ve Tamam-un Nime, c.2, s.387, Tefsir-i Furat-ül Kufi, s. 481, Tevilül Ayat, İsterabadi, s. 663, Yenabiül-Meveddet, Kunduzi, s. 423.
[66] - Kemal-üd Din ve Tamam-ün Nime, c. 1, s. 434, Tefsir-i Nur-üs Sakalayn, c. 2, s. 212.
[67] - Kemal-üd Din ve Tamam-ün Nime, c. 1, s. 447, ayrıca bkz. Fazl bin Şazan, el-Gaybet, Kifayet-ül Muhteda nakline göre, s. 280.
[68] - Tevilül-Ayatiz-Zahire, s. 689, Mecmaul-Beyan Tefsiri, Saf suresi 9. ayetin tefsiri.
[69] - Tefsir-i Ayaşî, c. 2, s. 87, Nurus-Sakaleyn, c. 2, s. 212.
[70] - Tevilül-Ayatiz-Zahire, s. 689.
----------Eklendi @ 13:06:13 ---------- Yazıldı @ 13:03:56 ----------
Ehl-i Beyt kaynaklarında Ahir zaman kurtarıcısı on ikinci imam Hz. Mehdi (a.s) hakkında Allah Resulü ve Ehl-i Beyt İmamlarından sayısız hadis gelmiştir. Bizim bütün bu hadisleri ele alıp inceleme imkanımız yoktur. İsteyen kardeşlerimiz bu hadisleri ilgili yerlerinde inceleyebilir. Ancak örnek olarak bu hadislerden bazılarına işaret ediyoruz:
1- İmam Sadık (a.s) buyurdu ki:
"Halk imamlarını yitirecek, ama o hac mevsiminde hazır olacak ve halkı görecek, halk ise onu görmeyecektir." [1]
2- Esbağ bin Nebate şöyle der: "Emirül-Müminin Ali (a.s)"ın huzurlarına gittim, hazretin düşünceye daldığını ve mübarek parmaklarıyla yeri kazdığını görünce: "Sizi düşünceli görüyorum dedim, yere rağbetiniz mi var?" dedim.
İmam: Hayır vallahi, hiçbir zaman yere ve dünyaya rağbet göstermedim. Dünyaya benim soyumdan gelecek on birinci evlâdım hakkında düşünüyorum. O Mehdidir, zulüm ve küfürle dolu olan yeryüzünü adaletle, eşitlikle dolduracak; onun bir gaybet dönemi olacaktır ki insanlar o dönemde şaşkınlık içinde olacaklar; kimileri bu dönemde sapar, kimileri de hidayet bulur. dedi.[2]
3- İmam Sadık (a.s) buyurdular ki: Size bu işin sahibinin (yani zamanın imamının) gaybete çekildiğini bildirdiklerinde onu inkâr etmeyin. [3]
4- Hz. İmam Sadık (a.s) buyurmuştur ki: Kaim (Hz. Mehdi) için iki gaybet vardır, biri kısa müddetli, diğeri ise uzun müddetli. Birinci gaybette, özel takipçilerinden başka hiç kimse onun yerini bilmeyecek, ikinci gaybette ise hususi dostlarından başka hiç kimse onun yerini bilmeyecektir. [4]
5- Ve yine buyurdular ki: Kaim kıyam ettiğinde kimseye karşı bir taahüdü, bir anlaşması, bir biati olmayacak. [5]
6- Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: Mehdi (a.s) benim soyumdandır; ismi benim ismim ve künyesi benim künyem, şekli benim şeklim, sünnet ve tavrı benim sünnet ve tavrımdır, halkı benim şeriatım ve dinime teşvik ve Rabbimin kitabına davet eder. Ona itaat eden bana itaat etmiştir ve ona muhalefet eden bana muhalefet etmiştir, onun gaybetini inkâr eden beni inkâr etmiştir. [6]
7- İmam Zeynelabidin (a.s) şöyle buyurmuştur: Bizim Kaimimiz ile Allahın resulleri arasında birtakım benzerlikler vardır. Nuh, İbrahim, Musa, İsa, Eyyub ve Muhammed (s.a.a) peygamberlerin her biri ile bir benzerliği vardır. Nuh ile uzun ömürlü olmasında, İbrahim ile doğumunun gizli olması ve halktan uzak durmasında; Musa ile korku hâli ve gaybette yaşamasında; İsa ile halkın onun hakkındaki ihtilâfa düşmesinde; Eyyub ile belâdan sonra kurtuluşun yetişmesinde; Muhammed (s.a.a) ile de kılıçla kıyam etmesinde benzerliği vardır. [7]
8- İmam Sadık (a.s) buyurmuştur ki: Bu emrin sahibi (Mehdi) için bir gaybet vardır, Allaha kulluk eden (o zaman) takvalı olmalı ve Allahın dinine bağlanmalıdır. [8]
9- Yine şöyle buyurmuştur: Halk için öyle bir zaman gelecek ki, imamları onlardan gizli olacak. Zürare, Halkın o zaman vazifesi nedir? diye sorur ve şu cevabı alır: İmam zuhur edinceye kadar meşgul oldukları işe -dinî görevlerine- sarılsınlar. [9]
10- Yine buyurmuştur: Bu iş (İmamın zuhuru ve kıyamı), hiç kimsenin Eğer biz olsaydık, adaletle hükmederdik diyememesi için halktan, millete hükmetmemiş hiçbir grup ve sınıf kalmayıncaya kadar gerçekleşmeyecektir. Sonra Kaim (a.s) hak ve adalet üzere kıyam edecektir. [10]
11- Esbağ bin Nebate diyor ki, Emirül-Müminin Hz. Ali (a.s), Hz. Mehdi (a.s) hakkında söz ederken şöyle buyurdular:
O (Mehdi), öyle bir gaybete çekilecek ki, sonunda cahiller, Allahın Âl-i Muhammede ihtiyacı yoktur diyeceklerdir. [11]
12- Ebu Said şöyle diyor: Hasan bin Ali (a.s), Muaviye bin Ebu Süfyan ile sulh ettiği zaman, bazıları onu bu işten dolayı kınayınca buyurdular ki:
Yazıklar olsun size! Ne yaptığımı biliyor musunuz? Vallahi güneşin üzerinde doğup battığı her şeyden daha hayırlısını ben takipçilerim için yaptım. Benim, sizin imamınız olduğumu, sizin bana itaat etmeniz gerektiğini ve Resulullahın buyurduğu cennet gençlerinin efendilerinden biri olduğumu biliyor musunuz? Evet biliyoruz. diye cevap verdiler.
İmam Hasan (a.s) bunun üzerine şöyle buyurdular: Biliyor musunuz Musa bin İmran, Hızır (a.s)ın gemiyi delmesine, duvarı düzeltmesine ve çocuğu öldürmesine neden o kadar kızdı? Çünkü bu işlerin hikmetini bilmiyordu. Halbuki bu işler zikri yüce Allahın yanında doğru ve hikmet üzereydi. Arkasında İsa bin Meryemin namaz kılacağı Kaim dışında biz Ehl-i Beytten olan hepimizin boynunda zamanın tağutunun biati olacağını bilmiyor musunuz? Yüce Allah onun velâdetini gizleyecek ve şahsını saklayacaktır. Böylece o, zuhur ettiğinde kimsenin biati onun boynunda olmayacaktır. O, tüm kadınların en üstünü olan birinin oğlu olan kardeşim Hüseyinin dokuzuncu oğludur. Onun gaybetinde Allah Tealâ, onun ömrünü uzatacak, sonra kendi kudreti ile onu kırk yaşından daha genç görünümlü olarak aşikâr edecektir ve bu Allahın her şeye kadir olduğunun bilinmesi içindir. [12]
13- Abdurrahman bin Selit diyor ki, İmam Hüseyin (a.s) şöyle buyurdu:
On iki hidayet imamı bizdendir; birincisi Emirül-Müminin Ali bin Ebu Taliptir; sonuncusu ise dokuzuncu evlâdımdır. Hak üzere kıyam edecek olan odur. Yeryüzü öldükten sonra, Allah onun vasıtasıyla tekrar onu ihya edecektir ve müşrikler istemese de Allah hak dini diğer dinlere muzaffer kılacaktır. Onun gaybete çekildiği dönemde bazı kavimler mürtet olacak, bazıları ise dine bağlı kalacaktır; onlara eziyetler olacak ve onlara denilecek ki: Eğer doğru söylüyorsanız, bu vaat ne zaman vuku bulacaktır? Biliniz ki, onun gaybetindeki eziyetlere ve tekziplere sabretmek, Resulullah ile beraber kılıçla cihad etmek gibidir. [13]
14- Salih bin Ukbe babasından, o da İmam Muhammed Bâkır (a.s)dan, o da babaları vasıtasıyla Resulullah (s.a.a)den, şöyle buyurduğunu nakletmektedir:
Mehdi benim evlâtlarımdandır, onun gaybet dönemi olacaktır. Bu dönemde ümmetten birçoğu delâlete düşecektir. O, peygamberlerin nişaneleriyle gelecek, yeryüzü zulüm ve haksızlıkla dolduğu gibi onu adalet ve eşitlikle dolduracaktır. [14]
15- Mufazzal bin Ömer, İmam Cafer-i Sadık (a.s)ın şöyle buyurduğunu nakletmektedir:
Yüce Allah, varlıkları yaratmadan on dört bin yıl önce, on dört nur yarattı. İşte o nurlar, bizim ruhlarımızdır. Ey Allah Resulünün oğlu, bu on dört nur kimdir?diye sorduklarında şöyle buyurdular: Muhammed, Ali, Fatıma, Hasan, Hüseyin ve Hüseyinin evlâtlarından olan imamlar. Onların sonuncusu Kaimdir; gaybetten sonra kıyam edecek, Deccalı öldürecek ve yeryüzünü her türlü zulüm ve haksızlıktan temizleyecektir. [15]
16- Yunus bin Abdurrahman diyor ki: İmam Musa bin Cafer (a.s)ın huzuruna çıkarak, Ey Resulullahın oğlu! Hak üzere kıyam edecek olan Kaim sen misin? diye sorduğumda İmam (a.s) şöyle buyurdular:
Hak üzere kıyam eden benim. Ama yeryüzünü Allahın düşmanlarından temizleyecek, onu zulümle dolduğu gibi adaletle dolduracak olan Kaim, benim evlâtlarımın beşincisidir. Öldürülme korkusu olduğu için gaybeti o kadar uzayacak ki, bazı kavimler onun hakkında irtidada düşecek, bazıları ise ona bağlı kalacaklardır.
Sonra şöyle ekledi: Bizim Kaimimizin gaybetinde bizim sevgimize sarılan, velâyetimize bağlı kalan ve düşmanlarımızdan uzaklaşan takipçilerimize ne mutlu! Onlar bizdendir, biz de onlardanız. Bizlerden imamları olarak razıdırlar, biz de onlardan takipçilerimiz olarak razıyız. Ne mutlu onlara! Allaha andolsun ki onlar, kıyamet günü bizimle aynı derecede olacaklardır. [16]
17- Hasan bin Halid, İmam Ali Rıza (a.s)ın şöyle buyurduğunu naklediyor:
Benim evlâtlarımın dördüncüsü, cariyelerin en üstününün oğludur, Allah onun vesilesiyle yeryüzünü bütün zulüm ve haksızlıklardan temizleyecektir. Halkın, doğumunda tereddüt ettiği gaybet sahibi odur. O, zuhur ettiğinde yeryüzü Rabbinin nuru ile aydınlanacak, halkın arasında adalet ölçüsünü kuracak, böylece hiç kimse başkasına zulmetmeyecek ve yeryüzü ona itaat edecektir. Onun gölgesi de olmayacaktır. Gökten bir münadi onun adına nida edecek ve yeryüzündeki bütün halk ona doğru yapılan şu çağrıyı işitecek: Bilin ki, Allah ın hücceti Beytullahın yanında zuhur etti, ona tâbi olun; şüphesiz hak onunladır ve ondadır. Bu konuda Allahın ayeti şöyle geçer: Eğer istersek onlara gökten bir ayet nazil ederiz de hepsinin boynu onun karşısında eğilir.[17] Yakın bir mekândan bir münadi, o gün nida eder ve onlar da o hak sesi duyarlar. İşte o gün huruç günüdür.[18] Yani oğlum Kaim Mehdinin huruç günüdür. [19]
18- Abdulazim bin Abdullah şöyle diyor: İmam Muhammed Takî (a.s)ın yanına giderek Mehdinin Kaim mi, başkası mı olduğunu sormak istedim. Ama İmam (a.s) söze başlayarak bana şöyle buyurdular:
Ey Ebul-Kasım! Doğrusu bizden olan Kaim, Mehdidir. Gaybetinde onu beklemek ve zuhurunda ona itaat etmek farzdır. O, benim evlâtlarımdan üçüncüsüdür. Muhammed (s.a.a)i peygamber olarak gönderen ve imameti bizlere mahsus kılan Allaha andolsun ki, eğer dünyanın sonuna sadece bir gün kalsa dahi, Allah o günü o kadar uzatacak ki o, o günde zuhur edecek, yeryüzü zulüm ve haksızlıkla dolduğu gibi, onu adalet ve eşitlikle dolduracaktır. [20]
19- Sakr bin Ebu Delf, İmam Ali Naki (a.s)ın şöyle buyurduğunu nakletmiştir:
Benden sonraki imam, oğlum Hasandır; ondan sonraki imam ise onun oğlu Kaimdir. O, yeryüzünü zulüm ve haksızlıkla dolduktan sonra adalet ve eşitlikle dolduracak olandır. [21]
20- İmam Mehdi (a.s) da gaybetiyle ilgili şöyle buyurmuştur:
Benim gaybetim döneminde benden faydalanmaya gelince; bu dönemde benden faydalanmak, bulutlarla örtülen güneşten yararlanmaya benzer. Ben yeryüzü ehli için kurtuluş ve emniyet vesilesiyim. Nitekim yıldızlar da gök ehli için emniyet vesileleridir. Öyleyse sizi ilgilendirmeyen şeyleri sormayın. Sizden istenilmeyen şeyleri bilmek için kendinizi zahmete düşürmeyin. Ferecin yakın olması için çok dua ediniz. Çünkü dua sizin kurtuluş vesilenizdir. [22]
Şimdi mümin kardeşlerimin, Hz. Mehdi (a.s) ile ilgili nakledilen hadis ve rivayetlerin mevcudiyeti hakkında daha fazla bilgi edinmeleri için, Ayetullah Safî-i Gulpayganînin Müntehabul-Eser[23] adlı kitabındaki Hz. Mehdi (a.s) hakkındaki hadislerin istatistiğini aziz okuyuculara sunuyoruz, umulur ki istifade etmiş olurlar.
[1]- Usul-ü Kâfî, c.1 s. 337.
[2]- Usul-ü Kâfî, c.1 s.338.
[3]- Usul-ü Kâfî, c.1 s.338.
[4]- Usul-u Kafi, c-1, s.340.
[5]- Usul-ü Kâfî c.1 s. 342.
[6]- İlâmul-Vera, s.425.
[7]- Kemalüd-Din, s.322, bap 31, hadis 3.
[8]- Kemalüd-Din, s.343, bap 33, hadis 25.
[9]- Kemalud-Din, s.343, bap 33, hadis 25.
[10]- İsbatul-Hudat, c.7, s.427-428. Gaybet-i Numanîden naklen.
[11]- Kemalüd-Din, c.1, s.302.
[12]- Kemalüd-Din, c.1, s. 305.
[13]- Uyunül-Ahbar, c.1, s.68.
[14]- Uyunül-Ahbar, c.1, s.287; Biharul-Envar, c.51, s.72.
[15]- Uyunül-Ahbar, c.2, s.335, Biharul-Envar, c.51, s. 144.
[16]- Kifayetül-Eser, s.265.
[17]- Şuara Suresi/4.
[18]- Kaf Suresi/41-42.
[19]- Yenabîül-Mevedde, s.448.
[20]- Kemalüd-Din, c.2, s.337.
[21]- Kemalüd-Din, c.2, s.383.
[22]- Biharul-Envar, c.53, s.181 ve c.51, s. 44-45.
Hadislerde Hz.Mehdi (a.s.)
Ehl-i Beyt kaynaklarında Ahir zaman kurtarıcısı on ikinci imam Hz. Mehdi (a.s) hakkında Allah Resulü ve Ehl-i Beyt İmamlarından sayısız hadis gelmiştir. Bizim bütün bu hadisleri ele alıp inceleme imkanımız yoktur. İsteyen kardeşlerimiz bu hadisleri ilgili yerlerinde inceleyebilir. Ancak örnek olarak bu hadislerden bazılarına işaret ediyoruz:
1- İmam Sadık (a.s) buyurdu ki:
"Halk imamlarını yitirecek, ama o hac mevsiminde hazır olacak ve halkı görecek, halk ise onu görmeyecektir." [1]
2- Esbağ bin Nebate şöyle der: "Emirül-Müminin Ali (a.s)"ın huzurlarına gittim, hazretin düşünceye daldığını ve mübarek parmaklarıyla yeri kazdığını görünce: "Sizi düşünceli görüyorum dedim, yere rağbetiniz mi var?" dedim.
İmam: Hayır vallahi, hiçbir zaman yere ve dünyaya rağbet göstermedim. Dünyaya benim soyumdan gelecek on birinci evlâdım hakkında düşünüyorum. O Mehdidir, zulüm ve küfürle dolu olan yeryüzünü adaletle, eşitlikle dolduracak; onun bir gaybet dönemi olacaktır ki insanlar o dönemde şaşkınlık içinde olacaklar; kimileri bu dönemde sapar, kimileri de hidayet bulur. dedi.[2]
3- İmam Sadık (a.s) buyurdular ki: Size bu işin sahibinin (yani zamanın imamının) gaybete çekildiğini bildirdiklerinde onu inkâr etmeyin. [3]
4- Hz. İmam Sadık (a.s) buyurmuştur ki: Kaim (Hz. Mehdi) için iki gaybet vardır, biri kısa müddetli, diğeri ise uzun müddetli. Birinci gaybette, özel takipçilerinden başka hiç kimse onun yerini bilmeyecek, ikinci gaybette ise hususi dostlarından başka hiç kimse onun yerini bilmeyecektir. [4]
5- Ve yine buyurdular ki: Kaim kıyam ettiğinde kimseye karşı bir taahüdü, bir anlaşması, bir biati olmayacak. [5]
6- Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: Mehdi (a.s) benim soyumdandır; ismi benim ismim ve künyesi benim künyem, şekli benim şeklim, sünnet ve tavrı benim sünnet ve tavrımdır, halkı benim şeriatım ve dinime teşvik ve Rabbimin kitabına davet eder. Ona itaat eden bana itaat etmiştir ve ona muhalefet eden bana muhalefet etmiştir, onun gaybetini inkâr eden beni inkâr etmiştir. [6]
7- İmam Zeynelabidin (a.s) şöyle buyurmuştur: Bizim Kaimimiz ile Allahın resulleri arasında birtakım benzerlikler vardır. Nuh, İbrahim, Musa, İsa, Eyyub ve Muhammed (s.a.a) peygamberlerin her biri ile bir benzerliği vardır. Nuh ile uzun ömürlü olmasında, İbrahim ile doğumunun gizli olması ve halktan uzak durmasında; Musa ile korku hâli ve gaybette yaşamasında; İsa ile halkın onun hakkındaki ihtilâfa düşmesinde; Eyyub ile belâdan sonra kurtuluşun yetişmesinde; Muhammed (s.a.a) ile de kılıçla kıyam etmesinde benzerliği vardır. [7]
8- İmam Sadık (a.s) buyurmuştur ki: Bu emrin sahibi (Mehdi) için bir gaybet vardır, Allaha kulluk eden (o zaman) takvalı olmalı ve Allahın dinine bağlanmalıdır. [8]
9- Yine şöyle buyurmuştur: Halk için öyle bir zaman gelecek ki, imamları onlardan gizli olacak. Zürare, Halkın o zaman vazifesi nedir? diye sorur ve şu cevabı alır: İmam zuhur edinceye kadar meşgul oldukları işe -dinî görevlerine- sarılsınlar. [9]
10- Yine buyurmuştur: Bu iş (İmamın zuhuru ve kıyamı), hiç kimsenin Eğer biz olsaydık, adaletle hükmederdik diyememesi için halktan, millete hükmetmemiş hiçbir grup ve sınıf kalmayıncaya kadar gerçekleşmeyecektir. Sonra Kaim (a.s) hak ve adalet üzere kıyam edecektir. [10]
11- Esbağ bin Nebate diyor ki, Emirül-Müminin Hz. Ali (a.s), Hz. Mehdi (a.s) hakkında söz ederken şöyle buyurdular:
O (Mehdi), öyle bir gaybete çekilecek ki, sonunda cahiller, Allahın Âl-i Muhammede ihtiyacı yoktur diyeceklerdir. [11]
12- Ebu Said şöyle diyor: Hasan bin Ali (a.s), Muaviye bin Ebu Süfyan ile sulh ettiği zaman, bazıları onu bu işten dolayı kınayınca buyurdular ki:
Yazıklar olsun size! Ne yaptığımı biliyor musunuz? Vallahi güneşin üzerinde doğup battığı her şeyden daha hayırlısını ben takipçilerim için yaptım. Benim, sizin imamınız olduğumu, sizin bana itaat etmeniz gerektiğini ve Resulullahın buyurduğu cennet gençlerinin efendilerinden biri olduğumu biliyor musunuz? Evet biliyoruz. diye cevap verdiler.
İmam Hasan (a.s) bunun üzerine şöyle buyurdular: Biliyor musunuz Musa bin İmran, Hızır (a.s)ın gemiyi delmesine, duvarı düzeltmesine ve çocuğu öldürmesine neden o kadar kızdı? Çünkü bu işlerin hikmetini bilmiyordu. Halbuki bu işler zikri yüce Allahın yanında doğru ve hikmet üzereydi. Arkasında İsa bin Meryemin namaz kılacağı Kaim dışında biz Ehl-i Beytten olan hepimizin boynunda zamanın tağutunun biati olacağını bilmiyor musunuz? Yüce Allah onun velâdetini gizleyecek ve şahsını saklayacaktır. Böylece o, zuhur ettiğinde kimsenin biati onun boynunda olmayacaktır. O, tüm kadınların en üstünü olan birinin oğlu olan kardeşim Hüseyinin dokuzuncu oğludur. Onun gaybetinde Allah Tealâ, onun ömrünü uzatacak, sonra kendi kudreti ile onu kırk yaşından daha genç görünümlü olarak aşikâr edecektir ve bu Allahın her şeye kadir olduğunun bilinmesi içindir. [12]
13- Abdurrahman bin Selit diyor ki, İmam Hüseyin (a.s) şöyle buyurdu:
On iki hidayet imamı bizdendir; birincisi Emirül-Müminin Ali bin Ebu Taliptir; sonuncusu ise dokuzuncu evlâdımdır. Hak üzere kıyam edecek olan odur. Yeryüzü öldükten sonra, Allah onun vasıtasıyla tekrar onu ihya edecektir ve müşrikler istemese de Allah hak dini diğer dinlere muzaffer kılacaktır. Onun gaybete çekildiği dönemde bazı kavimler mürtet olacak, bazıları ise dine bağlı kalacaktır; onlara eziyetler olacak ve onlara denilecek ki: Eğer doğru söylüyorsanız, bu vaat ne zaman vuku bulacaktır? Biliniz ki, onun gaybetindeki eziyetlere ve tekziplere sabretmek, Resulullah ile beraber kılıçla cihad etmek gibidir. [13]
14- Salih bin Ukbe babasından, o da İmam Muhammed Bâkır (a.s)dan, o da babaları vasıtasıyla Resulullah (s.a.a)den, şöyle buyurduğunu nakletmektedir:
Mehdi benim evlâtlarımdandır, onun gaybet dönemi olacaktır. Bu dönemde ümmetten birçoğu delâlete düşecektir. O, peygamberlerin nişaneleriyle gelecek, yeryüzü zulüm ve haksızlıkla dolduğu gibi onu adalet ve eşitlikle dolduracaktır. [14]
15- Mufazzal bin Ömer, İmam Cafer-i Sadık (a.s)ın şöyle buyurduğunu nakletmektedir:
Yüce Allah, varlıkları yaratmadan on dört bin yıl önce, on dört nur yarattı. İşte o nurlar, bizim ruhlarımızdır. Ey Allah Resulünün oğlu, bu on dört nur kimdir?diye sorduklarında şöyle buyurdular: Muhammed, Ali, Fatıma, Hasan, Hüseyin ve Hüseyinin evlâtlarından olan imamlar. Onların sonuncusu Kaimdir; gaybetten sonra kıyam edecek, Deccalı öldürecek ve yeryüzünü her türlü zulüm ve haksızlıktan temizleyecektir. [15]
16- Yunus bin Abdurrahman diyor ki: İmam Musa bin Cafer (a.s)ın huzuruna çıkarak, Ey Resulullahın oğlu! Hak üzere kıyam edecek olan Kaim sen misin? diye sorduğumda İmam (a.s) şöyle buyurdular:
Hak üzere kıyam eden benim. Ama yeryüzünü Allahın düşmanlarından temizleyecek, onu zulümle dolduğu gibi adaletle dolduracak olan Kaim, benim evlâtlarımın beşincisidir. Öldürülme korkusu olduğu için gaybeti o kadar uzayacak ki, bazı kavimler onun hakkında irtidada düşecek, bazıları ise ona bağlı kalacaklardır.
Sonra şöyle ekledi: Bizim Kaimimizin gaybetinde bizim sevgimize sarılan, velâyetimize bağlı kalan ve düşmanlarımızdan uzaklaşan takipçilerimize ne mutlu! Onlar bizdendir, biz de onlardanız. Bizlerden imamları olarak razıdırlar, biz de onlardan takipçilerimiz olarak razıyız. Ne mutlu onlara! Allaha andolsun ki onlar, kıyamet günü bizimle aynı derecede olacaklardır. [16]
17- Hasan bin Halid, İmam Ali Rıza (a.s)ın şöyle buyurduğunu naklediyor:
Benim evlâtlarımın dördüncüsü, cariyelerin en üstününün oğludur, Allah onun vesilesiyle yeryüzünü bütün zulüm ve haksızlıklardan temizleyecektir. Halkın, doğumunda tereddüt ettiği gaybet sahibi odur. O, zuhur ettiğinde yeryüzü Rabbinin nuru ile aydınlanacak, halkın arasında adalet ölçüsünü kuracak, böylece hiç kimse başkasına zulmetmeyecek ve yeryüzü ona itaat edecektir. Onun gölgesi de olmayacaktır. Gökten bir münadi onun adına nida edecek ve yeryüzündeki bütün halk ona doğru yapılan şu çağrıyı işitecek: Bilin ki, Allah ın hücceti Beytullahın yanında zuhur etti, ona tâbi olun; şüphesiz hak onunladır ve ondadır. Bu konuda Allahın ayeti şöyle geçer: Eğer istersek onlara gökten bir ayet nazil ederiz de hepsinin boynu onun karşısında eğilir.[17] Yakın bir mekândan bir münadi, o gün nida eder ve onlar da o hak sesi duyarlar. İşte o gün huruç günüdür.[18] Yani oğlum Kaim Mehdinin huruç günüdür. [19]
18- Abdulazim bin Abdullah şöyle diyor: İmam Muhammed Takî (a.s)ın yanına giderek Mehdinin Kaim mi, başkası mı olduğunu sormak istedim. Ama İmam (a.s) söze başlayarak bana şöyle buyurdular:
Ey Ebul-Kasım! Doğrusu bizden olan Kaim, Mehdidir. Gaybetinde onu beklemek ve zuhurunda ona itaat etmek farzdır. O, benim evlâtlarımdan üçüncüsüdür. Muhammed (s.a.a)i peygamber olarak gönderen ve imameti bizlere mahsus kılan Allaha andolsun ki, eğer dünyanın sonuna sadece bir gün kalsa dahi, Allah o günü o kadar uzatacak ki o, o günde zuhur edecek, yeryüzü zulüm ve haksızlıkla dolduğu gibi, onu adalet ve eşitlikle dolduracaktır. [20]
19- Sakr bin Ebu Delf, İmam Ali Naki (a.s)ın şöyle buyurduğunu nakletmiştir:
Benden sonraki imam, oğlum Hasandır; ondan sonraki imam ise onun oğlu Kaimdir. O, yeryüzünü zulüm ve haksızlıkla dolduktan sonra adalet ve eşitlikle dolduracak olandır. [21]
20- İmam Mehdi (a.s) da gaybetiyle ilgili şöyle buyurmuştur:
Benim gaybetim döneminde benden faydalanmaya gelince; bu dönemde benden faydalanmak, bulutlarla örtülen güneşten yararlanmaya benzer. Ben yeryüzü ehli için kurtuluş ve emniyet vesilesiyim. Nitekim yıldızlar da gök ehli için emniyet vesileleridir. Öyleyse sizi ilgilendirmeyen şeyleri sormayın. Sizden istenilmeyen şeyleri bilmek için kendinizi zahmete düşürmeyin. Ferecin yakın olması için çok dua ediniz. Çünkü dua sizin kurtuluş vesilenizdir. [22]
Şimdi mümin kardeşlerimin, Hz. Mehdi (a.s) ile ilgili nakledilen hadis ve rivayetlerin mevcudiyeti hakkında daha fazla bilgi edinmeleri için, Ayetullah Safî-i Gulpayganînin Müntehabul-Eser[23] adlı kitabındaki Hz. Mehdi (a.s) hakkındaki hadislerin istatistiğini aziz okuyuculara sunuyoruz, umulur ki istifade etmiş olurlar.
[1]- Usul-ü Kâfî, c.1 s. 337.
[2]- Usul-ü Kâfî, c.1 s.338.
[3]- Usul-ü Kâfî, c.1 s.338.
[4]- Usul-u Kafi, c-1, s.340.
[5]- Usul-ü Kâfî c.1 s. 342.
[6]- İlâmul-Vera, s.425.
[7]- Kemalüd-Din, s.322, bap 31, hadis 3.
[8]- Kemalüd-Din, s.343, bap 33, hadis 25.
[9]- Kemalud-Din, s.343, bap 33, hadis 25.
[10]- İsbatul-Hudat, c.7, s.427-428. Gaybet-i Numanîden naklen.
[11]- Kemalüd-Din, c.1, s.302.
[12]- Kemalüd-Din, c.1, s. 305.
[13]- Uyunül-Ahbar, c.1, s.68.
[14]- Uyunül-Ahbar, c.1, s.287; Biharul-Envar, c.51, s.72.
[15]- Uyunül-Ahbar, c.2, s.335, Biharul-Envar, c.51, s. 144.
[16]- Kifayetül-Eser, s.265.
[17]- Şuara Suresi/4.
[18]- Kaf Suresi/41-42.
[19]- Yenabîül-Mevedde, s.448.
[20]- Kemalüd-Din, c.2, s.337.
[21]- Kemalüd-Din, c.2, s.383.
[22]- Biharul-Envar, c.53, s.181 ve c.51, s. 44-45.
[23]- Müntahabul-Eser, s.15-19.
----------Eklendi @ 13:07:29 ---------- Yazıldı @ 13:06:13 ----------
Ehl-i Sünnet Kitaplarında Hz. Mehdinin Özellikleri
1- Müstedrek-i Hakim , c. 4 s.558.
Ebu Said-el Hudri:
Resulullah sallallâhu aleyhi ve alih ten şöyle nakleder: Yeryüzü zulüm ve haksızlıkla dolacak, sonra benim soyumdan birisi zuhur edecek ve yeryüzünde yedi veya dokuz yıl hükümet edecek, yeryüzünü adalet ve eşitlikle dolduracaktır.
Bu hadisi diğer birçok Ehl-i Sünnet kitapları da rivayet ederler. Örneğin: el-Müsned c. 3, s. 28 ve 70; Ebu Nuaym Erbain 2. hadis, Feraid-us Simtayn , Telhis-ul Müstedrek c. 4, s. 558 ve el-Havi li-l Fetava c. 2, s. 63.
2- Müsned-i Ahmed : c. 3 s. 36.
Ebu Said Hudriden:
Resulullah sallallâhu aleyhi ve alih şöyle buyurdu:
Yeryüzü, zulüm ve haksızlıkla dolmadıkça kıyamet kopmaz. Sonra buyurdu ki: Benim itretimden (Ehl-i Beytimden) bir adam zuhur edecek, yeryüzü zulüm ve haksızlıkla dolduğu gibi, onu adalet ve eşitlikle dolduracaktır.
Bu hadisi diğer birçok Ehl-i Sünnet alimleri de kitaplarında rivayet ederler. Örneğin: el-Müstedrek, c. 4, s. 557.
3- Müsned-i Ahmed , c. 3, s. 37:
Ebu Said Hudriden:
Resulullah sallallâhu aleyhi ve alih şöyle buyurdu: Sizlere Mehdiyi müjdeliyorum. Halkın ihtilaf ve çekişme zamanında ümmetime gönderilecek ve yeryüzü zulüm ve haksızlıkla dolduğu gibi, onu adalet ve eşitlikle dolduracaktır. Gökte ve yerde olanlar ondan razı olacaklar ve o, malları sahih olarak taksim edecektir. Adamın birisi: Sahih olarak nasıl taksim edecek? diye sordu. Buyurdu ki: Halkın arasında eşit olarak (dağıtacak). Sonra buyurdu ki: O zamanda Allah, Muhammed ümmetinin kalbini zenginlikle dolduracaktır ve onun adaleti onların hepsini kapsayacaktır; hatta nida eden, Mala ihtiyacı olan var mıdır? diye nida edecek, bir kişiden başka hiçbir kimse kalkmayacaktır. Bunun üzerine ona git hazinedara Mehdi bana mal vermeni emrediyor de. Bunun üzerine hazinedar ona seç diyecek, adam onu kendi evine getirip açınca pişman olup ben Muhammedin ümmetinin en ihtiraslısı mı oldum, yoksa onlara yeterli olan bana kifayet etmedi mi diyecek. Sonra şöyle buyurdu: Bunun üzerine o malı geri getirecek, ancak ondan geri alınmayacak ve biz verdiğimiz bir şeyi geri almayız denilecektir. Böylece yedi, sekiz veya dokuz sene devam edecektir, bundan sonra yaşantının bir hayrı yoktur.
4- Feraid-us Simtayn , c. 2, s. 334:
Cabir b. Abdullah-ı Ensariden:
Resulullah sallallâhu aleyhi ve alih şöyle buyurdu: Mehdi benim evlatlarımdandır. Onun ismi benim ismimdir, künyesi de benim künyemdir, ahlak ve yaratılış olarak da insanların en çok bana benzeyenidir. O gaybete çekilecek ve o dönemde halk şaşkınlık içinde kalacak, ümmetler sapıklığa düşecektir. Sonra Mehdi, parlak bir yıldız gibi ortaya çıkacak, yeryüzü zulüm ve haksızlıkla dolduğu gibi, onu adalet ve eşitlikle dolduracaktır.
5- Usd-ul Gabe , c. 1, s. 259:
Kays b. Cabirin, dedesinden:
Resulullah sallallâhu aleyhi ve alih şöyle buyurdu: Benden sonra halifeler, halifelerden sonra da emirler gelecek, emirlerden sonra ise zorba hükümdarlar gelecek, sonra Ehl-i Beytimden (biri) çıkacak, yeryüzü zulümle dolduğu gibi, onu adaletle dolduracak.
Bu hadisi diğer Ehl-i Sünnet kitapları da naklederler. Örneğin: el-Erbaine Hadisen fi Zikr-il Mehdi 37. hadis, Muntahabu Kenz-il Ummal c. 6, s. 30; el-Beyan fi Ahbar-ı Ahir-iz Zaman s. 98; Es Savaik s. 99; el-Havi li-l Fetava c. 2, s. 64; el-Camius Sağir c. 2, s. 33; el-Fusul-ül Mühimme , s. 280; el-İsabe c. 4, s. 31; Mecma-uz Zevaid c. 5, s. 190; el-Erbain s. 299; el-Kureb fi Mahabbat-il Arab s. 134; Nur-ul Absar s. 231; el-Feth-ul Kebir c. 2, s. 164.
6- Yenabi-ul Mevedde , s. 445:
Ali aleyhis-selâm dan:
Resulullah sallallâhu aleyhi ve alih şöyle buyurdu: Hüseyinin evlatlarından biri ümmetimde kıyam etmedikçe dünya yok olmaz. O, yeryüzü zulümle dolduğu gibi, onu adaletle dolduracaktır.
Bunu diğer Ehl-i Sünnet kitapları da naklederler. Örneğin; Meveddet-ul Kurba s. 96.
7- Mehdi aleyhis-selâm Cennet Ehlinin Efendilerindendir.
Bu konuyla ilgili hadis Ehl-i Sünnet kitaplarında da nakledilmiştir. Örneğin; Sünen-i İbn-i Mace c. 2, s. 519da (Mısır bas.) şöyle geçer:
Enes b. Malikden:
Resulullahın şöyle buyurduğunu duydum: Biz Abdulmuttalib oğulları cennet ehlinin efendileriyiz: Ben, Hamza, Ali, Cafer, Hasan, Hüseyin ve Mehdi.
8- Mehdi aleyhis-selâm Cennet Ehlinin Tavusudur.
Bu hadis Ehl-i Sünnet kitaplarında da yer almıştır. Örneğin: el-Fusul-ul Muhimme s. 295de (Necef bas.) İbn-i Şirveyh-i Deyleminin el-Firdevs adlı kitabının Elif ve Lam babında.
İbn-i Abbasdan:
Resulullah sallallâhu aleyhi ve alih buyurdu ki: Mehdi, cennet ehlinin tavusudur.
9- Hz. Ali aleyhis-selâm dan:
Resulullah sallallâhu aleyhi ve alih şöyle buyurdu: Mehdi biz Ehl-i Beyttendir, Allah onun halini bir gecede ıslah edecektir.
10- Mehdi, Resulullahın Evlatlarındandır.
Bu konuyla ilgili hadisler muhtelif Ehl-i Sünnet kitaplarında mevcuttur. Örneğin; el-Müsned e haşiye olarak basılan Muntahabu Kenz-ul Ummal c. 6, s. 30 (Mısır bas.).
Huzeyfeden:
Resulullah sallallâhu aleyhi ve alih şöyle buyurdu: Mehdi benim evlatlarımdandır. Yüzü, inci gibi parlayan yıldıza benzer.
11- Ümm-ü Selemeden:
Resulullahtan: Mehdi benim itretimden ve Fatımanın evlatlarındandır. diye buyurduğunu duydum.
Bu hadis Ehl-i Sünnet kitaplarında mevcuttur. Örneğin: el-Müsned e haşiyesinde basılan Muntahabu Kenz-il Ummal c. 5, s. 96da (Mısır bas.) İbn-i Asakir yoluyla Hüseyinden rivayet olunmuştur ki Resulullah sallallâhu aleyhi ve alih Fatıma salamullahi aleyha ya şöyle buyurdu: Sana müjde veriyorum ey Fatıma! Mehdi sendendir.