Kobra_FighterTR
Üye
Kök Hücre Çalışmaları Hakkında [01]Sinir Hastalıklarına Kök Hücre [Bilgilendirme]
Sinir Hastalıklarına Kök Hücre Tedavisi
Bazı “nörolojik hastalıkları” kök hücre tedavisiyle iyileştirdiği iddiasıyla, eski Ankara Tıplı, şimdi ise Ankara’da bir özel hastahanede çalışan bir profesör sık sık basında boy gösteriyor. Son olarak, “tedavi ettiği” bir hastanın, büyük paralar ödemesine rağmen daha da kötüleştiği için hakkında dava açmasıyla gündeme geldi.Bu “tedavici” profesör, hastahanenin web sitesinde hastaların dolduracağı bir sayfa ile de hasta kabul ediyor: “Biz sizi arayacağız!” Kök hücre tedavileri üzerine web sitesindeki açıklamalarına baktım: bilinen pek çok doğrunun yanında en ilginci bitiş-sonuç cümlesiydi: “Beyin hasarlarının kök hücre uygulamaları bazı hastalıklarda hastanın kendi hücresi olduğu sürece tedavi aşamasına ulaşmıştır. Ancak kesin tedavi sonuçları ve oluşabilecek yan etkileri saptamak için henüz tüm dünyada yeterli hasta sayısı bulunmamakla birlikte uygulamalar giderek yaygınlaşmaktadır.”
Bu cümleyle hastaları hem ceplerinden hem de beyinlerinden yakalıyor! Yanlış ve haksız yere!
Nörolojik hastalıklarda kök hücre tedavilerinin hiç birinde tedavi aşamasına ulaşmış, yani tedavi edilebilen bir hastalık yoktur! Hastanın kendi kök hücreleri kullanılsa bile!
Dünya tıp kurumlarından hiç birinin, “klinik tedavi” aşamasına ulaşmış tek bir kök hücre tedavi yöntemini kabul ettiğini gösteremezsiniz. “Kök hücre tedavici” profesör bu konuda bir örnek veremez!
Bu konuda iki durum söz konusu.]Birincisi, temel bilimsel araştırmacıların, kurumlarının etik denetiminde yaptıkları deneysel araştırmalar ve deneysel tedavi girişimleri. Bütün nörolojik hastalıkların kök hücrelerle tedavi çabalarının hepsi deneyseldir ve klinik standartlara ulaşmamıştır.Bursa’da yapılan “4. Ulusal Kemik İliği Transplantasyonu ve Kök Hücre Tedavileri Kongresi”nde bilim adamları özellikle bunu vurguladı. İsveç’ten, nörolojik hastalıkların, özel olarak Parkinson hastalığının kök hücre tedavisi üzerinde çalışan Dr. Deniz Kırık net bir şekilde şunları söyledi: Nörolojik kök hücre uygulamalarının hepsi deneyseldir, standart tedaviler oluşmamıştır. Sosyal güvence kurumları tarafından geri ödeme kapsamında değillerdir, bu konudaki gelişmeleri yakın takip etmek ve klinik uygulamaların standart bir tedavi seçeneği haline gelmesi için beklememiz gereklidir”Kırıt, bir noktanın daha altını çizdi: “Bu deneysel çalışmalara katılan hastaların hiç biri para ödemez, bu deneysel tedaviler para karşılığı yapılmaz, masraflar çeşitli araştırma fonları tarafından karşılanır. Bilimsel proje destekleri kapsamında hastaların ve yetkili kuruluşların onamı alınarak gerçekleştirilir.”Bu, bilimin bakışı ve duruşu.
Şimdi ikinci durum ise şöyle Bilimsel araştırmalardan çıkan bazı sonuçlar, ülkemizdeki Ankaralı veya Trabzonlu veya bilmem nereli bazı profesörler tarafından “tedavi edici” gibi ele alınıyor ve tamamen ticari amaçlı olarak hastalara uygulanıyor. Bu uygulamaların dışarısı ile işbirliği halinde gerçekleştiğini, kök hücrelerin dışarıda elde edildiğini veya dışarıdan getirtilerek hastalara nakledildiğini biliyoruz. Deneysel çalışmalarla, ticari uygulamaları birbirinden kesin ayırmak gerekli. Deneysel çalışmalar tamamen bilimsel denetim altında ve bilimsel protokoller çerçevesinde sürdürülürken, ticari uygulamaların sonuçlarını ölçecek bir bilimsel standart bulunmuyor. Bu nedenle basına yapılan açıklamaların ve kongrelerde yapılan sunumların, kontrol edilebilirliği, denetlenebilirliği bilimsel veri olarak kabul edilebilirliği söz konusu değil.Bu doktorun, yaptıklarının ciddi ve bilimsel olabilmesi için, 1) hastalarından tek kuruş para almaması gerek (20-30 bin dolara kadar çıkıyor masraflar!); ciddi bir etik kurulun onayıyla ve denetiminde araştırmalarını yapması gerek ve sonuçlarını uluslararası bilimsel dergilerde bilim dünyasına açması gerek.Şimdi düşünün: Bir kişinin, büyük paralar kazandığı bir uygulamasının sonuçlarını başarılı olarak göstermesinden daha doğal bir şey olamaz! Orada, Dr. Deniz Kırık’ın belirttiği gibi bir çıkar çatışması vardır ve bu etik dışıdır…Şüphesiz, bu sadece bizim ülkemize özgü değildir, dış ülkelerde de benzer ticari profesörler ve uygulamalar söz konusudur. Bu uygulamalarda okka altına, hastalığına bir umut arayan hastalar gidiyor, paraları ise yabancı ortaklarla işbirliği halinde “sahte bilimciler” topluyor…
Bazı “nörolojik hastalıkları” kök hücre tedavisiyle iyileştirdiği iddiasıyla, eski Ankara Tıplı, şimdi ise Ankara’da bir özel hastahanede çalışan bir profesör sık sık basında boy gösteriyor. Son olarak, “tedavi ettiği” bir hastanın, büyük paralar ödemesine rağmen daha da kötüleştiği için hakkında dava açmasıyla gündeme geldi.Bu “tedavici” profesör, hastahanenin web sitesinde hastaların dolduracağı bir sayfa ile de hasta kabul ediyor: “Biz sizi arayacağız!” Kök hücre tedavileri üzerine web sitesindeki açıklamalarına baktım: bilinen pek çok doğrunun yanında en ilginci bitiş-sonuç cümlesiydi: “Beyin hasarlarının kök hücre uygulamaları bazı hastalıklarda hastanın kendi hücresi olduğu sürece tedavi aşamasına ulaşmıştır. Ancak kesin tedavi sonuçları ve oluşabilecek yan etkileri saptamak için henüz tüm dünyada yeterli hasta sayısı bulunmamakla birlikte uygulamalar giderek yaygınlaşmaktadır.”
Bu cümleyle hastaları hem ceplerinden hem de beyinlerinden yakalıyor! Yanlış ve haksız yere!
Nörolojik hastalıklarda kök hücre tedavilerinin hiç birinde tedavi aşamasına ulaşmış, yani tedavi edilebilen bir hastalık yoktur! Hastanın kendi kök hücreleri kullanılsa bile!
Dünya tıp kurumlarından hiç birinin, “klinik tedavi” aşamasına ulaşmış tek bir kök hücre tedavi yöntemini kabul ettiğini gösteremezsiniz. “Kök hücre tedavici” profesör bu konuda bir örnek veremez!
Bu konuda iki durum söz konusu.]Birincisi, temel bilimsel araştırmacıların, kurumlarının etik denetiminde yaptıkları deneysel araştırmalar ve deneysel tedavi girişimleri. Bütün nörolojik hastalıkların kök hücrelerle tedavi çabalarının hepsi deneyseldir ve klinik standartlara ulaşmamıştır.Bursa’da yapılan “4. Ulusal Kemik İliği Transplantasyonu ve Kök Hücre Tedavileri Kongresi”nde bilim adamları özellikle bunu vurguladı. İsveç’ten, nörolojik hastalıkların, özel olarak Parkinson hastalığının kök hücre tedavisi üzerinde çalışan Dr. Deniz Kırık net bir şekilde şunları söyledi: Nörolojik kök hücre uygulamalarının hepsi deneyseldir, standart tedaviler oluşmamıştır. Sosyal güvence kurumları tarafından geri ödeme kapsamında değillerdir, bu konudaki gelişmeleri yakın takip etmek ve klinik uygulamaların standart bir tedavi seçeneği haline gelmesi için beklememiz gereklidir”Kırıt, bir noktanın daha altını çizdi: “Bu deneysel çalışmalara katılan hastaların hiç biri para ödemez, bu deneysel tedaviler para karşılığı yapılmaz, masraflar çeşitli araştırma fonları tarafından karşılanır. Bilimsel proje destekleri kapsamında hastaların ve yetkili kuruluşların onamı alınarak gerçekleştirilir.”Bu, bilimin bakışı ve duruşu.
Şimdi ikinci durum ise şöyle Bilimsel araştırmalardan çıkan bazı sonuçlar, ülkemizdeki Ankaralı veya Trabzonlu veya bilmem nereli bazı profesörler tarafından “tedavi edici” gibi ele alınıyor ve tamamen ticari amaçlı olarak hastalara uygulanıyor. Bu uygulamaların dışarısı ile işbirliği halinde gerçekleştiğini, kök hücrelerin dışarıda elde edildiğini veya dışarıdan getirtilerek hastalara nakledildiğini biliyoruz. Deneysel çalışmalarla, ticari uygulamaları birbirinden kesin ayırmak gerekli. Deneysel çalışmalar tamamen bilimsel denetim altında ve bilimsel protokoller çerçevesinde sürdürülürken, ticari uygulamaların sonuçlarını ölçecek bir bilimsel standart bulunmuyor. Bu nedenle basına yapılan açıklamaların ve kongrelerde yapılan sunumların, kontrol edilebilirliği, denetlenebilirliği bilimsel veri olarak kabul edilebilirliği söz konusu değil.Bu doktorun, yaptıklarının ciddi ve bilimsel olabilmesi için, 1) hastalarından tek kuruş para almaması gerek (20-30 bin dolara kadar çıkıyor masraflar!); ciddi bir etik kurulun onayıyla ve denetiminde araştırmalarını yapması gerek ve sonuçlarını uluslararası bilimsel dergilerde bilim dünyasına açması gerek.Şimdi düşünün: Bir kişinin, büyük paralar kazandığı bir uygulamasının sonuçlarını başarılı olarak göstermesinden daha doğal bir şey olamaz! Orada, Dr. Deniz Kırık’ın belirttiği gibi bir çıkar çatışması vardır ve bu etik dışıdır…Şüphesiz, bu sadece bizim ülkemize özgü değildir, dış ülkelerde de benzer ticari profesörler ve uygulamalar söz konusudur. Bu uygulamalarda okka altına, hastalığına bir umut arayan hastalar gidiyor, paraları ise yabancı ortaklarla işbirliği halinde “sahte bilimciler” topluyor…
