***BlackrosE***
Üye
Kamyon Arkası Babam Sağolsun Yazısının Hikayesini Biliyor musunuz?
Bundan tahminen kırk yıl kadar önce, televizyonun siyah-beyaz tek kanal olduğu
devirde, TRT'de bir saatlik dökümanter bir program izlemiştim. Amerikalı Andrew Carnegie (1835-1919) nin hayatı.
Bu adam 19. yüzyılın sonu ile, 20. yüzyılın başında ABD'de Dünya çelik kıralı olmuştu.
Nasıl olmasın ki; Dünya büyük bir harbe hazırlanıyor. Top lazım, tüfek lazım, gemi lazım, lazım oğlu lazım.
Ve tabii ki çelik lazım. Milyonlarca, hatta yüz milyonlarca ton.
Andrew Carnegie o kadar çok para kazandı ki adı tarih boyunca gelmiş geçmiş en zengin on kişi arasına girdi.
Bugünkü rayiçle 300 Milyar Dolar kadar bir para.
Andrew Carnegie bu kadar büyük paralar kazanmış olmasına rağmen "Bu Dünyanın malı bu dünyada kalır" sözüne yürekten inanan bir insandı.
Kazandığı paranın çok büyük kısmıyla çeşitli vakıflar kurdu.
Üniversitelere bağışlar yaptı.
Afrika'da bile birçok fakir ülke onun bağışlarından yararlandı.
Tabii birgün her "ölümlü" gibi vefat etti.
Vasiyetinin açılıp, okunması bile büyük olay oldu.
İlgili hakim, avukatlar ve gazeteciler huzurunda vasiyet açılıp okundu.
"Çeşitli vakıflara yeniden bağışlar"
"Sevgili eşime filan yerdeki koca kaşane, ömür boyu aylık veya yıllık şu kadar gelir"
"Kızıma filan yerdeki ev, şu kadar gelir; evlendiği takdirde geri alınmak kaydiyle"
"Oğluma hayatta başarılar dilerim"
Olamaz, haksızlık bu. Dünyanın en zengin adamlarından biri oğluna tek kuruş bırakmamıştı.
Gazeteciler hemen oğluna koşup vaziyeti haber veriyorlar.
Oğlu söylenenleri kibarca dinledikten sonra şöyle diyor;
"Yanılıyorsunuz beyler, babam bana en büyük mirası bıraktı.
Bir çelikhane nasıl planlanır, nasıl kurulur, nasıl işletilir; bana bunu öğretti.
Yarından tezi yok, ben kendi işimi kurmaya başlayacağım"
Filmin sonundaki sözü bugün gibi hatırlıyorum, "Babası kadar olamadı ama yarısı kadar oldu"
İşte ogünün hatırasına saygı olarak sonradan Türkiyede bazı kimseler otomobillerin, kamyonetlerin, kamyon ve otobüslerin arkalarına
"Babam sağolsun" diye yazmaya başladılar.
devirde, TRT'de bir saatlik dökümanter bir program izlemiştim. Amerikalı Andrew Carnegie (1835-1919) nin hayatı.
Bu adam 19. yüzyılın sonu ile, 20. yüzyılın başında ABD'de Dünya çelik kıralı olmuştu.
Nasıl olmasın ki; Dünya büyük bir harbe hazırlanıyor. Top lazım, tüfek lazım, gemi lazım, lazım oğlu lazım.
Ve tabii ki çelik lazım. Milyonlarca, hatta yüz milyonlarca ton.
Andrew Carnegie o kadar çok para kazandı ki adı tarih boyunca gelmiş geçmiş en zengin on kişi arasına girdi.
Bugünkü rayiçle 300 Milyar Dolar kadar bir para.
Andrew Carnegie bu kadar büyük paralar kazanmış olmasına rağmen "Bu Dünyanın malı bu dünyada kalır" sözüne yürekten inanan bir insandı.
Kazandığı paranın çok büyük kısmıyla çeşitli vakıflar kurdu.
Üniversitelere bağışlar yaptı.
Afrika'da bile birçok fakir ülke onun bağışlarından yararlandı.
Tabii birgün her "ölümlü" gibi vefat etti.
Vasiyetinin açılıp, okunması bile büyük olay oldu.
İlgili hakim, avukatlar ve gazeteciler huzurunda vasiyet açılıp okundu.
"Çeşitli vakıflara yeniden bağışlar"
"Sevgili eşime filan yerdeki koca kaşane, ömür boyu aylık veya yıllık şu kadar gelir"
"Kızıma filan yerdeki ev, şu kadar gelir; evlendiği takdirde geri alınmak kaydiyle"
"Oğluma hayatta başarılar dilerim"
Olamaz, haksızlık bu. Dünyanın en zengin adamlarından biri oğluna tek kuruş bırakmamıştı.
Gazeteciler hemen oğluna koşup vaziyeti haber veriyorlar.
Oğlu söylenenleri kibarca dinledikten sonra şöyle diyor;
"Yanılıyorsunuz beyler, babam bana en büyük mirası bıraktı.
Bir çelikhane nasıl planlanır, nasıl kurulur, nasıl işletilir; bana bunu öğretti.
Yarından tezi yok, ben kendi işimi kurmaya başlayacağım"
Filmin sonundaki sözü bugün gibi hatırlıyorum, "Babası kadar olamadı ama yarısı kadar oldu"
İşte ogünün hatırasına saygı olarak sonradan Türkiyede bazı kimseler otomobillerin, kamyonetlerin, kamyon ve otobüslerin arkalarına
"Babam sağolsun" diye yazmaya başladılar.




