arslansem
Üye
Kaçıcam buralardan...
Kaçıcam buralardan...
Sokağımızda bir apartman daha bahçe düzenleme işine girişti. Demirciler duvar üzerinde çeşitli denemeler ve bahçe kapısı yapıyorlar. Hafta başı, uykuya geçeli üç dört saat ya olmuş ya olmamış... İnce, acı bir testere zırıltısıyla uyanıyorum. Bu işkence bir türlü bitmiyor. Günlerdir biri bitiyor biri başlıyor. Mecburen kalkıyorum yataktan. Kahve yaparken panjurlarını yenileyen yan apartmanın en üst katındakilere bir göz atıyorum. Buradan taşınmalıyım... Acilen... Hemen.. Derhal... Ailemizin emlakçısı Fatoş’u arıyorum, “Fatoş kurtar beni bu hayattan!!!” diye sızlanıyorum.
O sırada kapı sesi duyuyorum ama Fatoş’la konuştuğumdan pek ilgilenmiyorum. Canım emlakçım beni sakinleştirip güzel evler, sessiz huzurlu günler vaat ediyor.
Telefonu kapatıp arkamı bir dönüyorum ki kocaman bir kutu duruyor masanın üzerinde!!! “Aaa bu da ne” dememe kalmıyor kutunun kenarına iliştirilmiş kartı görüyorum. Ülker Kurumsal İletişim Başkanı sevgili Zuhal Şeker “İclalcim, yazını gülerek okudum” diye başlıyor ve “bırak çocuk dondurma yesin” diye bitiriyor şahane notunu... Allah’tan kızım o anda yaz okulunda... (Kaçırmış olanlar için kısa not: Bir süre önce daha çok dondurma yiyebilmek için bademciklerini aldırmaya o da olmazsa yutmaya çalışan kızımla ilgili bir yazı yazmıştım. Çocuğa eziyet eden anne gibi göründüysem de dondurmada bir sınırsızlık söz konusu, çocuğum dondurmaya doymuyor, sıkıntımız burada.) O koca bir kutu dondurmayı dolaba Laliş için kaldırıyoruz.
***
Ertesi gün aynı matkap, çekiç, testere sesleriyle uyandığımda iyi niyetli ruhum koşarak inşaat alanlarını dağıtma arzusuyla kavruluyor. Laliş de evde ama hiçbir şey umurunda değil. “Anne şu sabahlığı giyebilir miyim, şu ruju da sürebilir miyim, şu kolyeyi takabilir miyim” diyerek Hanna Montana’cılık oynama derdinde. “Giy, sür, tak tatlım” diyorum. Elimde düzeltmem, ekleme, çıkarma, süsleme, sadeleştirme yapmam gereken bir kitap taslağı var ama mümkün değil kitaba odaklanamıyorum...
Kahverengi duvardaki tablolara bakarak kaderimin (kariyerimin) bir inşaat ustasının çıkardığı seslere bağlı olmasına inanamıyorum.
Testere ve matkap sesleri eşliğinde kafamı toparlamaya çalışırken kızım salonun kapısında beliriyor.
(O suratı görmenizi isterdim... Nasıl mutlu, şaşkın, mucizevi gözlerle bakıyordu anlatamam.) “Anne gelir misin” diye beni çağırıyor. Mutfakta yine kocaaammaaan bir beyaz kutu var ve içi yine dondurma dolu!! Lal gözlerine inanamıyor. “Anne sana mektup yazmış Max okumak ister misin” diyor. Gözleri ışıl ışıl, yanakları sevinçten kıpkırmızı bana bakıyor. “Yaz sıcağı ve bir dondurma meselesi başlıklı yazınızı okuduk. Lal’in dondurma yemesini istiyoruz” diyor Max... Lal bana bakıp “anne sen ne iş yapıyorsun” diye soruyor... “Dondurmacıyım kızım” diyorum içimi çekerek. Bir dondurma da ben açıyorum...
***
Çocuk haklı... Bir türlü oturtamadı kafasında. Annesi yazı yazıyor ama televizyona da çıkıyor ama kitap da yazıyor ama yolda durdurup resim de çektiriyorlar... “Anne sen ünlüymüşsün, ünlü ne demek” diye gelmişti bir ara... Sonra “serviste çocuklar senin benim annem olduğuna inanmıyorlar ya, bir resim ver de göstereyim” dedi.
Ama şu anda kızımın gözünde on numarayım. Yaptığım iş her neyse (inşallah gerçekten dondurmacıyımdır
hiç bu kadar mutlu olmamıştı.
Laliş’in notu:
“Zuhal teyze ve sevgili Max. Ben size çok teşekkür ediyorum. Gönderdiklerinizi yavaş yavaş yiyorum. Annem burada çok var bunlardan dedi ötekileri de dağıttırdı. Gittik başka çocuklara da verdik. Herkes çok sevindi. Annem teşekkür et dedi. Ben de ediyorum.”
Benim notum: Bu overlokçu bu semtte ne arar? Bu demirci bu işi ne zaman bitirir? Bu kamyoncular, tırcılar ellerini klaksondan çekmeyi öğrenir mi!? Bu matkapçı benim huzurlu hayatımdan ne istiyor? Bu patatesçi de nereden çıktı? Allah’ım neredeyim ben? Sinirden bir dondurma daha yiyorum... Lal’den saklı! Abant’a mı taşınsam ne yapsam?? Ben gidiyorum!
Sokağımızda bir apartman daha bahçe düzenleme işine girişti. Demirciler duvar üzerinde çeşitli denemeler ve bahçe kapısı yapıyorlar. Hafta başı, uykuya geçeli üç dört saat ya olmuş ya olmamış... İnce, acı bir testere zırıltısıyla uyanıyorum. Bu işkence bir türlü bitmiyor. Günlerdir biri bitiyor biri başlıyor. Mecburen kalkıyorum yataktan. Kahve yaparken panjurlarını yenileyen yan apartmanın en üst katındakilere bir göz atıyorum. Buradan taşınmalıyım... Acilen... Hemen.. Derhal... Ailemizin emlakçısı Fatoş’u arıyorum, “Fatoş kurtar beni bu hayattan!!!” diye sızlanıyorum.
O sırada kapı sesi duyuyorum ama Fatoş’la konuştuğumdan pek ilgilenmiyorum. Canım emlakçım beni sakinleştirip güzel evler, sessiz huzurlu günler vaat ediyor.
Telefonu kapatıp arkamı bir dönüyorum ki kocaman bir kutu duruyor masanın üzerinde!!! “Aaa bu da ne” dememe kalmıyor kutunun kenarına iliştirilmiş kartı görüyorum. Ülker Kurumsal İletişim Başkanı sevgili Zuhal Şeker “İclalcim, yazını gülerek okudum” diye başlıyor ve “bırak çocuk dondurma yesin” diye bitiriyor şahane notunu... Allah’tan kızım o anda yaz okulunda... (Kaçırmış olanlar için kısa not: Bir süre önce daha çok dondurma yiyebilmek için bademciklerini aldırmaya o da olmazsa yutmaya çalışan kızımla ilgili bir yazı yazmıştım. Çocuğa eziyet eden anne gibi göründüysem de dondurmada bir sınırsızlık söz konusu, çocuğum dondurmaya doymuyor, sıkıntımız burada.) O koca bir kutu dondurmayı dolaba Laliş için kaldırıyoruz.
***
Ertesi gün aynı matkap, çekiç, testere sesleriyle uyandığımda iyi niyetli ruhum koşarak inşaat alanlarını dağıtma arzusuyla kavruluyor. Laliş de evde ama hiçbir şey umurunda değil. “Anne şu sabahlığı giyebilir miyim, şu ruju da sürebilir miyim, şu kolyeyi takabilir miyim” diyerek Hanna Montana’cılık oynama derdinde. “Giy, sür, tak tatlım” diyorum. Elimde düzeltmem, ekleme, çıkarma, süsleme, sadeleştirme yapmam gereken bir kitap taslağı var ama mümkün değil kitaba odaklanamıyorum...
Kahverengi duvardaki tablolara bakarak kaderimin (kariyerimin) bir inşaat ustasının çıkardığı seslere bağlı olmasına inanamıyorum.
Testere ve matkap sesleri eşliğinde kafamı toparlamaya çalışırken kızım salonun kapısında beliriyor.
(O suratı görmenizi isterdim... Nasıl mutlu, şaşkın, mucizevi gözlerle bakıyordu anlatamam.) “Anne gelir misin” diye beni çağırıyor. Mutfakta yine kocaaammaaan bir beyaz kutu var ve içi yine dondurma dolu!! Lal gözlerine inanamıyor. “Anne sana mektup yazmış Max okumak ister misin” diyor. Gözleri ışıl ışıl, yanakları sevinçten kıpkırmızı bana bakıyor. “Yaz sıcağı ve bir dondurma meselesi başlıklı yazınızı okuduk. Lal’in dondurma yemesini istiyoruz” diyor Max... Lal bana bakıp “anne sen ne iş yapıyorsun” diye soruyor... “Dondurmacıyım kızım” diyorum içimi çekerek. Bir dondurma da ben açıyorum...
***
Çocuk haklı... Bir türlü oturtamadı kafasında. Annesi yazı yazıyor ama televizyona da çıkıyor ama kitap da yazıyor ama yolda durdurup resim de çektiriyorlar... “Anne sen ünlüymüşsün, ünlü ne demek” diye gelmişti bir ara... Sonra “serviste çocuklar senin benim annem olduğuna inanmıyorlar ya, bir resim ver de göstereyim” dedi.
Ama şu anda kızımın gözünde on numarayım. Yaptığım iş her neyse (inşallah gerçekten dondurmacıyımdır
hiç bu kadar mutlu olmamıştı.Laliş’in notu:
“Zuhal teyze ve sevgili Max. Ben size çok teşekkür ediyorum. Gönderdiklerinizi yavaş yavaş yiyorum. Annem burada çok var bunlardan dedi ötekileri de dağıttırdı. Gittik başka çocuklara da verdik. Herkes çok sevindi. Annem teşekkür et dedi. Ben de ediyorum.”
Benim notum: Bu overlokçu bu semtte ne arar? Bu demirci bu işi ne zaman bitirir? Bu kamyoncular, tırcılar ellerini klaksondan çekmeyi öğrenir mi!? Bu matkapçı benim huzurlu hayatımdan ne istiyor? Bu patatesçi de nereden çıktı? Allah’ım neredeyim ben? Sinirden bir dondurma daha yiyorum... Lal’den saklı! Abant’a mı taşınsam ne yapsam?? Ben gidiyorum!
