İzmir'in İşgali,Yuananlıların Gasp Girişimleri

Sponsorlu Bağlantılar

Durum
Üzgünüz bu konu cevaplar için kapatılmıştır...
HeiLmasTer®

HeiLmasTer®

Üye
    Konu Sahibi
İzmir'in İşgali,Yuananlıların Gasp Girişimleri
İZMİR'İN İŞGALİ VE YUNANLILARIN XVII. KOLORDU MENSUPLARINA YÖNELİK GASP VE YAĞMALAMA HAREKETİ


30 Ekim 1918 tarihinde Osmanlı Devleti'ne bir oldu bitti neticesi dikte ettirilen Mondros Mütarekenâmesi, devletin bir nevi ölüm fermanı niteliğde olup, altı asırlık mevcudiyetine son veren en ağır hükümleri içeriyordu.Mütareke hükümlerine dayanarak hareket eden İtilâf Devletleri 1 Kasım 1918 tarihinden itibaren Musul, İskenderun, İstanbul ve Çanakkale Boğazları ile memleketin çeşitli yerlerine, mütarekenâmenin yedinci maddesine göre ki, İtilâf Devletleri güvenliklerini tehdit eden bir problemle karşılaştıkları takdirde istedikleri yerleri işgal edebilecektir görüşünden hareketle- asker çıkardılar. Avrupa'nın Büyük Devletleri'nin5 görünüşte asayişi korumak için yaptığı işgaller, gerçekte bir ilhakın bütün özelliklerini taşıyordu.
İtilâf Devletleri, 12 Ocak 1919 tarihinde toplanan Paris Barış Konfe¬ransında, Batı Anadolu'nun Yunanistan'a verilmesini kararlaştırmışlardı. İtilâf Devletleri'ni bu karara iten gelişmeleri Birinci Dünya Harbi başlarına kadar götürmek mümkündür. Birinci Dünya Harbi başlarında tarafsızlığını ilân eden Yunanlıları kendi yanlarına çekebilmek için, Dışişleri Bakanları Edward Grey'i görevlendirmişlerdi. İngilizler, Yunanlıların kendilerine 1821 yılından beri hedef olarak belirledikleri "Megali İdea"6 (Büyük Yunanistan fikri) doğrultusunda bir takım vaatlerde bulunmuşlardı. İngiliz hükümeti 15 Ocak 1919'da Yunan hükümetine gönderdiği notada, Yunanlılar'a İzmir ve Batı Anadolu taraflarının verilebileceğini belirtmişti.7 İngiltere'nin çıkarları gereği bu sırada aşırı derecede Yunan taraftan ve Venizelos hayranı olarak görünen İngiliz Başbakanı Lloyd George, Balkanlar ve Anadolu'ya hakim olan güçlü bir Yunanistan'ın Akdeniz'de İngiliz ticaret ve sömürge yollarının bekçiliğini yapacağına inanıyordu.8 Nitekim Yunanlılar'ı, Osmanlı Devleti'nin mirasçısı olarak gören L.George, o sırada dünya silâh ticaretini elinde tutan Yunan asıllı armatör Basil Zaharof la da yakın ilişkide bulunu¬yordu. Öte yandan Venizelos, Paris Barış görüşmelerinden bir kaç ay evvel, L.George'a gönderdiği mektupta; "Küçük Asya'nın Yunan olan Batı kısmının kendilerine verilmesini" istemekte idi. Zaten bu sırada Yunan basını da, kendilerini Bizans'ın vârisi olduklarını ileri sürerek; "...Biricik çözüm yolu, Yunanistan'ın İstanbul'a kadar uzanmasıdır... İstanbul Yunan'in idi ve bir gün gene Yunan olacaktır" şeklinde yazılar yayınlamakta idi. Barış konfe¬ransında L.George ve Venizelos'un hazırladıkları formüle göre, Batı Ana¬dolu'da halkın çoğunluğu nüfus itibariyle Türk olmakla beraber, onların görüşüne göre Türk-Yunan karışımı idi. L.George, İngiltere'de daha önce başbakanlık yapmış olan ve Doğu Sorunu'nu İngiltere çıkarları doğrultu¬sunda çözmek isteyen Gladston'un, Türkiye hakkındaki menfi fikirlerini miras aldığından ve Ortadoğu Hristiyanlığını himayesi altına alarak bölgede büyük bir güç olma heyecanına sahip olduğundan Yunanlılar'ı bu sırada her bakımdan desteklemekte idi.

İzmir'in işgali ve Yankıları

Mondros Mütarekesi'nin imzalanmasından sonra, İtilaf devletleri donanması İzmir limanına geldi. İtilaf devletleri donanması yerli Rumlar tarafından sevinç gösterileri ile karşılandı. Bu sırada İzmir'de faaliyet gösteren Yunanlıların işbirlikçi cemiyetleri tarafından Rumların taşkınlıkları günden güne artmaya başladı. Rumların güttükleri asıl amaç, Türklerin sabrını taşırıp karışıklıklara sebebiyet vermek, ardından bölgede güven sağlanamıyor diye Batı Anadolu'nun Yunanistan'a verilmesini sağlamaktı. Nitekim o günlerde Türklerin, Rumlara karşı bir soykırım hareketine girişecekleri propagandası yapılarak dünya kamuoyunun dikkatleri çekilmek isteniyor¬du.10
Paris Barış Konferansında Venizelos, Yunan isteklerini sıralarken Trakya, Batı Anadolu, Adalar (Ege) Denizi ve Doğu Karadeniz (Yunanlılar'ın Pontus dedikleri) bölgelerinde Rumların yoğun olduğunu ifade ederek buralarının kendilerine verilmesini istemekte idi. Yunanlıları destekleyen L.George'a nazaran İngiliz devlet adamlarından Lord Curzon bu istekler karşısında şaşkınlığını gizleyemediği gibi, 18 Nisan 1919 tarihli muhtırasında bu istekleri gülünç bulduğunu şu ifadelerle açıklıyordu: "...Selanik kapılarına beş mil mesafede asayişi sağlayamayan Yunanistan'ın Batı Anadolu'da barış ve güvenlik sağlamakla görevlendirilmesini anlaya¬mıyorum!".11 Öte yandan büyük devletler tarafından daha önce İtalyanlara verilmek istenen Batı Anadolu bölgesi sonuçta -Roma'nın mirasçısı olarak görülen güçlü İtalya'ya verilmektense- İngiltere'nin kolaylıkla istediklerini yaptırabileceği Yunanistan'a verilmesi daha münasip bulundu.
İngiltere'nin propaganda ve girişimleri sonunda, üç büyükler (İngilte¬re, Fransa ve Amerika), İzmir'in Yunanistan'a verilmesini kararlaştırdılar. 14 Mayıs 1919 tarihinde Üç Büyükler işgal olayının Amiral Galthorpe tarafın¬dan yürütülmesi konusunda birleştiler. Buna göre Yunan birlikleri 14 Mayıs'tan evvel İzmir körfezine girmeyecek; Türkler de bu durumdan 12 saat evvel haberdar edilecekti. İzmir'in Yunanlılar tarafından işgal edil¬mesinin gerekçesi ise şöyle açıklanıyordu: "Türklerin Rumlara karşı yap¬tıkları zulümler(!),İtalya'nın İzmir'i işgal etmek istemeleri". Birinci gerekçe açıkça görüldüğü üzere uydurma olup, bu görüş Lloyd George tarafından ortaya atılmış ve Avrupa kamuoyuna da yayılmıştı. İkinci gerekçede ise Türk zulmünde İtalyan parmağı olduğu ileri sürüldü. Bunun yanında Batı Anadolu ve Trakya'daki Ortodoks papazlar yerli Rumlardan topladıkları imzalan barış konferansına göndererek Yunanistan'a bağlanmak istedikleri¬ni açıklıyorlardı. Bütün bunları kışkırtan ve destekleyen ise, İstanbul'da bulunan Fener Ortodoks Patrikhânesi idi.İzmir'in işgali hakkında Paris'te bir takım fikirlerin tartışıldığını haber alan Osmanlı hükümeti İngilizler'e aşırı güveninden dolayı buna ihtimal vermemekte idi. Halbuki basın, bunun gerçekleşme ihtimali üzerinde dura¬rak kamuoyunu uyanık tutmak amacıyla yayınlarında devamlı bu olayı iş¬lemekte idi. Osmanlı basının bu haklı endişeleri, sonunda İzmir ve civarında bir takım Müdafaa-i Hukuk teşekküllerinin kurulması ile sonuçlandı. İşgal¬den üç dört ay öncesine kadar İzmir Vali ve Kumandanı bulunan (Sakallı) Nurettin Paşa, muhtemel işgal hadisesine karşı halkı uyanık tutmaya çalışı¬yordu. Nitekim, Nurettin Paşa, Türkleri örgütlemesinden dolayı İzmir Rum Metropolidi Hrisostomos tarafından Müttefik İşgal Kuvvetleri komutanlığı¬na şikayet de edilmişti. Bunun üzerine İngilizler, Osmanlı hükümetine Nu¬rettin Paşa'nın görevden alınması yolunda baskı yaptılar. Bilâhare, Nurettin Paşa görevden alınarak; kolordu komutanlığına Ali Nadir Paşa, valiliğe de Kambur İzzet Bey getirildi.
İşgalden önce Yunanlılarla büyük devletlerin münasebetleri yukarıda izah edildiği şekilde idi. Avrupalılar kurdukları medeniyetin fikir babası saydıkları Greklerin torunlarına, çeşitli politik oyunlarla şükran duygularını ifade etmek istiyorlardı. Bir taraftan Yunan başvekili Elefterios Venizelos'un devamlı gayretleri, diğer yandan büyük devletlerin onu des¬teklemesi sonucunda karara bağlanan İzmir'e Yunan askeri çıkarılması me¬selesi, 15 Mayıs 1919'da uygulamaya kondu; bir gün önce de 14 Mayıs 1919 Çarşamba günü Amiral Galthorpe ilki saat 9.00'da diğeri 11.30'da olmak üzere İzmir'in Yunanlılar tarafından işgaline dair İzmir vali ve kumandanına sert bir nota vermişti.13 Bu son gelişmeler karşısında oluşturulan "İlhak-ı Red Hey'et-i Milliyesi" bir bildiri yayınlamış ve -bu gün Bahri Baba Parkı diye anılan yerdeki- Yahudi Maşatlığı'nda toplanan binlerce Türk'e seslene¬rek İzmir'in işgalini protesto etmişti.
Burada toplanan mitinge katılanların esas amaçlan, körfezde demir¬lemiş olan İtilâf donanmasının projektörleri altında, İzmir halkının Yunan işgalini sevinçle karşılamadığını göstermek idi; karışıklık ve şaşkınlık içeri¬sinde bulunan bu kalabalık sabaha kadar protesto gösterisinde bulundu. Öte yandan, işgal arefesinde Osmanlı başkentindeki gelişmeler ise şöyle idi: İtilâf Devletleri temsilcilerinden Amiral Webb, 14 Mayıs 1919 sabahı Da¬mat Ferid Paşa ile yaptığı görüşmede, İzmir ve civarındaki tabyaların Mütte¬fiklere teslimini istemişti. Bunun üzerine 14/15 Mayıs gecesi İzmir valisine telgraf çeken Sadrazam, Amiral Galthorpe'un istekleri doğrultusunda hare¬ket edilmesini öğütlemişti. Bu olanlara kadar Osmanlı devlet erkânı İzmir'in Müttefikler tarafından işgal edileceğini sanmakta idi.
İşgal sabahı (15 Mayıs 1919) ilk saatlerden itibaren İzmir şehri büyük bir genginlik içirişine girmiştir. Yunanlıların İzmir'e asker çıkaracağı söy¬lentileri basında devamlı konu edilmiştir. Diğer taraftan işgalin olduğu gün, vali İzzet Bey'in Köylü Gazetesi'nde çıkan tekzibinde Yunanlılar'ın İzmir'i işgal edeceği söylentilerinin yalan olduğu ifade edilmişti. Bütün bunlarda anlaşıldığı üzere, Vali İzzet'in bu sırada büyük bir aymazlık içirişinde oldu¬ğu görülmekte idi.15 Halbuki gelişmeler valinin ifadesinin tam aksi yönünde tezahür etmekte idi. Türk tarafında sessizlik hakim iken İzmir Kordonboyu'nda bulunan Rum ve Yunan uyruklular, ellerinde bayraklarla tezahürata başladıkları gibi, Rum kızları da mavi beyaz kumaştan elbiseleri ile sahil boyunda toplanıyorlardı. Sahil boyunda bulunan bir bando devamlı Yunan marşları çalarken; İzmir Ortodoks Metropolidi Hrisostomos ve öteki papazlar da, işgal birliklerinin karaya çıkacakları Pasaport Meydanı'nda bekliyorlardı. Bunların yanında Yunan millî kıyafeti içerisinde silâhlı Rum gençleri ve diğer azınlıklar bulunuyordu. Sabah saat 6.00 sularında İngiliz, Fransız, İtalyan ve Amerikan gemileri eşliğinde ilerleyen Yunan gemileri; saat 7.00 civarında ilk birlikleri karaya çıkararak Alsancak ve Pasaport ka¬rakollarını işgal ettiler. İşgalin fiilen başlaması üzerine, Rumlara ait fabri¬kalar başta olmak üzere kiliseler düdük ve çanlarını çalmaya başladılar. Metropolit Hrisostomos ve yanındaki papazlar da karaya ayak basan Efzun Alaylarını takdis ettikten, geleneksel tuz ve ekmek sunma merasimi yapıl¬dıktan sonra, Albay Stavrianos komutasında Konak istikametine yürüyüşe geçtiler. "Zito Venizelos" sloganları ile bir saatte Konak Meydanı'na gelen Efzun Alayı birliklerinin önünde gönüllü Rum gençlerinden oluşan milisler
gidiyordu. Konak Meydanı'nı Kemeraltı caddesine bağlayan köşe dönülür¬ken, alayın en önünde yerlere kadar uzanan Yunan bayrağını taşıyan Teğ¬men Yannis açılan ateş sonucunda bayrakla birlikte atından yuvarlandı. Gü¬rültüler arasında zor duyulan bu tabanca ateşinin ardından ortalık karışmış; Efzun Alayı gerisin geri dönerek denize kadar çekilmiştir. Ege'de Millî Mücadele'nin başlamasına sebep olan ve ilk kurşun diye anılan bu olaydan sonra İzmir'de büyük bir Yunan terörü estirildiği, çok sayıda Türk'ün öldü¬rüldüğü, yaralandığı, insanlık dışı hareketlere maruz kaldığı bilinmektedir. Bu ilk kurşun meçhul biri tarafından atılmışsa da, daha sonra Hukuk-ı Beşer Gazetesi'ni çıkaran Hasan Tahsin (Osman Nevres)'e izafe edilmiştir.16
İşgal sabahına rastlayan gece, İzmir'de bulunan XVII. Kolordu komu¬tanı Ali Nadir Paşa, bütün subaylara emir vererek kışlada toplanmalarını istemişti. Böylece subayların tamamı daha geceden kışlada toplanmışlar; sabahki olaylara seyirci vaziyette kalmışlardı. Bu arada kolordu karargâhını kuşatan Yunanlılar, kışlayı ateşe tutarak pek çok subayın ve askerin ölümü¬ne sebep olmuşlardı. Bu arada beyaz mendille ateşkes isteğinde bulunulmuş; bilâhare süngü takarak yanlarında rum çeteleri de olduğu halde kışlaya giren Yunanlılar pek çok asker ve zabiti dipçik ve süngü darbeleri ile şehit etmiş¬ler; üstlerinde olan varanı da gasb etmişlerdi. Bütün bu gelişen olaylardan sonra, elinde beyaz bayrak Yunan askerlerine yaklaşan Ali Nadir Paşa, tes¬lim olmak ve kendini tanıtmak isterken tekme tokatla karşılanmıştır. Ali Nadir Paşa'ya vurulan tekme ve tokatlar, aslında bu olaylar sırasında büyük bir aymazlık içerisinde bulunan Damat Ferit Paşa'nın hükümetine ve dolayı¬sıyla da Türk milletine vurulmakta idi.
İşgal günü, Askerlik şube başkanı Albay Süleyman Fethi Bey şehit e-dilmişti. Bu sırada Türklerin imdadına, şiddetli yağan bahar yağmuru yetiştir. Yunanlıların bu sağanak yağmurdan kaçışmaları biraz olsun şehirdekile-rin rahat nefes alabilmelerine imkân tanımıştır. İşgalci Yunan'ın askersivil ayırt edilmeksizin 48 saat süren bu kıyımında 2.000'den fazla Türk'ün öldü¬rüldüğü bilinmektedir. Olayları seyreden bir İngiliz zabitinin hatıralarına göre, Rum kadınları Türkler'den yaralı düşenlere akla hayale gelmeyecek işkenceler etmiştir. Bu işgal sırasında İzmir'in maddî manevî zararı henüz tam hesaplanmamış olmakla birlikte, örnek teşkil etmesi bakımından söylemek gerekirse, Türk Ticarethanesi'nin uğradığı zarar o zamanın parası ile 3.000.000 lirayı bulmuştu.17 Yunanlılar bu ilk işgal günü 28 yüksek rütbeli subay, 128 subay, 540 er ve 2.000'e yakın sivili de elleri başları üzerinde "Zito Venizelos" diye bağırtarak İzmir körfezinde demirli bulunan Patris adlı askeri gemiye götürmüşlerdir. Daha sonra teşkil edilen Uluslar arası İnceleme Heyeti'nin raporuna göre, bu insanların çoğu dehşet verici işken¬celere uğramışlardır. Yunanlıların İzmir'e çıkışından yaklaşık üç ay kadar sonra teşkil edilen ABD Yüksek Komiseri Bristol başkanlığındaki Yunun Zulümlerini İnceleme Komisyonu da hazırladığı raporu uluslar arası komuoyuna açıklamaktan çekinmiştir. Hatta İngiliz Yüksek Komiseri Webb, 1919 yazında gönderdiği bir raporunda, Venizelos'un bütün İzmir ve civarını mezbahahaneye çevirdiğini yazmıştır.18
Öte yandan Yunanlılar'ın XVII. Kolordu karargâhını işgal ettikten sonra, zabitlerle askerimizin bir kısmını şehit edip yaraladıkları gibi, üzerle¬rinde buldukları her şeyi soydukları dönemin belgeleri ile de sabittir. Yu¬nanlıların 17 nci Kolordu karargâhında yaptıkları çapulculuğu izah etmek için EK'te sunulan tabloyu aynen vermeyi lüzumlu bulduk. EK'teki tablo¬dan da anlaşıldığı üzere, Yunanlılar İzmir'i işgal ettikten hemen sonra bu yağmalama hareketini gerçekleştirmişler; XVII. Kolordu karargahında bu¬lunan Türk subay ve askerlerinin üzerlerinde nesi varsa hepsini zorla gasp etmişlerdi.19 Bundan başka kolordu komutanı Ali Nadir Paşa'nın 20 Mayıs 1919 tarihinde Harbiye Nezareti'ne gönderdiği rapora göre, kolordu karar¬gahının teslimi sırasında 7 kişinin şehit edildiği, yine kolordu karargahına mensup subay ve sivil memurlardan 51 kişinin durumunun meçhul olduğu belirtilmektedir. Durumu meçhul olanlardan biri de Asker Alma Daire Baş¬kanı Albay Süleyman Fethi beydir ki, bir süre sonra şehit olduğu haberi ge¬lecektir.20 Öte yandan 57. Tümen komutanı Albay Mehmet Şefik Bey'in 22 Mayıs 1919 tarihinde Harbiye Nezaretine gönderilen raporda ise kolordunun teslimi sırasında sebepsiz yere 15 subayın şehit edildiği, 40 kadarının da yaralandığı bildirilmiştir.21 Bu rakamlar sadece ordu mensuplarına ait olup, sivil halktan ilk işgal günü öldürülenlerin sayısı ise 2.000 civarında olduğu tahmin edilmektedir.
Sivil halktan alınanların hesabı ise, ancak arşivlerin detaylı bir şekilde araştırılması ile mümkün olabilecektir. Nitekim bu konuda ülkemizde yeni yeni detaylı araştırmalar yapılarak, Yunanlıların Türklere yaptıkları meza¬limle ilgili belgeler ortaya konulmaktadır.
İzmir'in işgalini öğrenen Damat Ferit hükümeti, aynı gün bir bildiri yayımlama gereğini duymuştur. Bunda, verilen notada Yunanlılardan söz edilmediğine işaret edilerek, hükümetin aldatıldığı anlatılmakta idi. Fakat sonuç olarak da, hükümetin "devlet ve millet haklarını korumak için kendine düşeni yaptığı" öne sürülerek halk, "sükûnet ve ağırbaşlı davranmaya" çağ¬rılmıştır.
15 Mayıs 1919 tarihinde meydana gelen işgal hareketi ve "İzmir Faciası" Anadolu'nun her yanında derin bir üzüntü yaratmış, telgraf ve mitinglerle protesto edilmesine yol açmıştır; ilk olarak Batı Anadolu'da Bayramiç'te bunu takiben Seydişehir, Babaeski, Gördes, Burdur, Ezine, Ödemiş, Bursa, Keskin, Konya, Cide, Rize, Akhisar vs. olmak üzere pek çok vilâyet ve kazada bu mealde protestolar olmuştur. Bazı yerlerde gayr-ı müslim Os¬manlı vatandaşı Rum ve Ermeniler de bu menfur hadise karşısında protes¬tolarda bulunmuşlardır. Bu türden protesto gösterilerinin en büyüğü ise, İstanbul'da düzenlenmiş olan ve 17, 19-20 Mayıs 1919 tarihlerinde yapılan Sultanahmet ve Kadıköy mitingleridir.24 Bu arada İstanbul basını bu olayı hafızalarda devamlı canlı tutmaya çalışmış "îzmir'siz Türk Anadolu olmaz!" sloganını devamlı işlemiştir.
Damat Ferit hükümeti ise, bu sırada yaptığı basın açıklamalarında böyle bir şeyin kafiyen beklenmediğini ifade ederek İtilaf Devletleri tarfından aldatıldığını anlatmak istiyordu. Bu olumsuz gelişmeler hükümetin 16 Mayıs günü istifasına sebep oldu. Fakat yeniden hükümeti kurmak görevi, yine Damat Ferid Paşa'ya verildi.
Osmanlı başkentinde hükümet bunalımı ile ilgili hususlar halledile dursun Yunanlıların Batı Anadolu'daki vahşet ve zulümleri; yakma, yıkma, cana kıyma, yağma ve namusa tecavüz gibi yalnız fizikî eziyetler değil, manevî inançlara da yönelik bir şekilde devam etmiştir. Bu sırada bir Yunanlı subayın cebinden çıkan bir mektup ise, bir yerde Yunanlıların işgal esnasıdaki gerçek emellerini açıkça ortaya koyuyordu.
Avrupa devletlerinin de desteği ile 1821 yılında çıkarılan Mora isyanından bu yana Yunanistan her zaman büyük devletlerin desteğini alarak genişleme politikasını uygulamaya koymuştur. Nitekim, Yunanlıların 15 Mayıs 1919 tarihinde İzmir'in işgali ile başlattıkları hareket Paris Barış Konferansında kararlaştırılmış, bilahare de uygulamaya konulmuştur.
Yunanlılar, İzmir'i işgal ettikleri ilk gün, Kordon boyunda yaklaşık 2.000 civarında masum Türk'ü öldürmüşler; işyerleri ile evleri soymuşlar, halka çeşitli işkenceler uygulamışlardır. Öte yandan hiçbir direnme göster¬meden, Mütareke şartlarına güvenerek teslim olan XVII. Kolordu mensupla¬rı ise, savaş esirleriyle ilgili uluslar arası antlaşmalar hiçe sayılarak, horlan¬mışlar, ellerinde ve üzerlerinde ne varsa Yunan askerleri tarafından soyul¬muştur. Yunanlıların sadece XVII. Kolordu karargahı mensuplarından çal¬dığı eşya ve paranın değeri o dönemin parası ile 130 687 Osmanlı lirasıdır. Makalenin başında belirttiğimiz Fransız diplomatı La Gorce'in Yunanlılarla ilgili ifadeleri İzmir'in işgali sırasında Yunan ordusu tarafından tatbik edilen uygulamalarla bir yerde doğrulanmıştır. Bütün bu olanlara rağmen Türk Milleti kin gütmeyen, alçak gönüllülük ve hoşgörüyü yeğ tutan, gerektiğindüşmanına bile yardım elini uzatmaktan kaçınmayan bir duygu ile her darda kaldığında Yunanistan'a istediği yardımı yapmıştır.
İzmir'in İtilaf Devletleri tarafından Yunanlılara işgal ettirilmesi, Türk Milleti'nin yüreğinde çok derin bir yara açmış, fakat o nisbette de mücadele azmini kamçılamıştır. Bundan sonra görülen hırs ve azim, özellikle Yunan unsuruna karşı oluşan tepkinin doğal bir sonucu olmuştur. Mondros mütarekesinden sonra, mütareke hükümleri işgalci devletler tarafından çoğu zaman ilal edilmiş; fakat, 15 Mayıs 1919 tarihinde Yunanlıların İzmir'i işgal hadisesi, Türk Milletinin onurunu yaralayan bir olay olmuştur. Bu olay beraberinde Batı Anadolu'da Kuva-yı Milliye hareketinin gelişmesine zemin hazırlamış; ancak düzenli ordunun kuruluşu ile işgalci Yunan ordusuna karşı sistemli bir mücadele başlatılmıştır.



Dr. Zekeriya TÜRKMEN, Genelkurmay ATAŞE Başkanlığı, Atatürk Araştırma ve Eğitim Merkezi Genel Sekreter Vekili
 
Durum
Üzgünüz bu konu cevaplar için kapatılmıştır...

Benzer Konular

Baydırman
Cevap
1
Görüntüleme
593
PALA.
Selim Baltaci
Cevap
0
Görüntüleme
463
Selim Baltaci
Selim Baltaci
Cevap
1
Görüntüleme
508
Selim Baltaci
erenthe
Cevap
0
Görüntüleme
663
erenthe


Üst Alt