Hz. MeHdi (as) ÜzerinE

Sponsorlu Bağlantılar

Durum
Üzgünüz bu konu cevaplar için kapatılmıştır...

Nillowa

Üye
    Konu Sahibi
Hz. MeHdi (as) ÜzerinE
Bir gün Avf bin Malik'e Allah Resulü "Çok karanlıklı ve şiddetli bir kısım fitneler gelir. Derken fitneler birbirlerini takip eder. O kadar ki bu Ehl-i Beytimden Mehdî denilen bir zât çıkıncaya kadar devam eder. Sen ona ulaştığında tabi ol ki hidayette olanlardan olasın." el-Havî, 2:67, 68; el-Burhan, v. 87a. buyurmuşlardı.

Şüphesiz böyle dönemler mânevî kurtarıcıların dört gözle beklediği dönemlerdir. Böyle bir anda ahirzamanın beklenen şahsı Hz. Mehdî geleceğine göre ona bîat etmenin, katılmanın önemi tartışılmaz. Resû»l-ü Ekrem de (a.s.m.) ümmetini buna teşvik ederek, "Sizden kim o güne yetişirse karlar üzerinde emekleyerek de olsa ona katılsın." (İbni Mâce, Kitabü'l-Fiten: 36, Bub: 33, 34. H. 4082, 4084; Müstedrek, 4:465.; Kitabü'n-Nihaye,1:28-29) buyurmuşlardır.

Başka bir Hadislerinde de Allah Resû»lü, Huzeyfetü'l-Yemanî'nin bir sorusu üzerine hayırdan sonra şer, şerden sonra sulh olacağını bildirmiş, "Bu sulhtan sonra ne olacak?" dediğinde de şöyle buyurmuşlardı:

"Dalalete davet edilecek. İşte sen o gün bir halife gördüğünde ağacın kökünü ısırarak da olsa ölünceye kadar ona koş." (Ebu Avane, Müsned, 4:476. buyurmuşlardı.

Hadis-i şeriflerde kar üzerinde emekleyerek, ağaç kökünü ısırarak da olsa ona tabi olmamız öğütlenen halife açıkça görüldüğü gibi Hz. Mehdî'dir.

Kimdir bu Hz. Mehdî? Resû»l-ü Ekrem niçin özellikle ona uymayı tavsiye etmektedir? Eğer onun döneminde yaşayacak olursak onu nasıl tanıyacağız? O karışıklık, bozukluk, herc ü merc, fısk fesad döneminin adamı olduğuna göre mücadelesini nasıl ve kimlere karşı verecektir? Özellikleri nelerdir? Bunlar ve bunlara benzer soruların cevabı bilinmedikçe Hz. Mehdî'nin fonksiyonu, icraatının ehemmiyeti elbette tam anlaşılamaz.

İsterseniz hadis-i şerif ve İslâm alimlerinin yorumu, keşf ve kerametleri ışığında bunların cevabını bulmaya çalışalım.

Sözlükte hidayette, doğru yolda olan, başkalarının hidayet ve doğru yolda gitmelerine vesile olan mânâsına gelen Mehdî, İslâmî bir terim olarak âhirzamanda geleceği müjdelenen, kendisine Allah tarafından özellikle doğru yol gösterilen, dinî noktalarda hata ve yanlışlıklardan korunan, insanları bilhassa Müslümanları irşad eden, doğru yola sevk eden û‚l-i Beyt'ten büyük bir zâttır. Mehdî yazdığı eserlerle, inançsızlık içerisinde bulunanları, îmanı şüphe ve tereddütte olanları kurtaracak, mü'minlerin îmanlarını takviye edecek büyük bir âlimdir.

Bazıları Hz. Mehdî'yle ilgili hadisleri zayıf görüp inkâra kalksa da, muteber olan onun geleceğidir. Çünkü ilmî otoriteler bu konudaki rivayetlerin mânâ yönüyle mütevatir olduğunu söylemektedirler. Meselâ bu otoritelerden biri olan Sadeddin Taftazanî, Hz. Mehdî'nin çıkışı ve Hz. İsa'nın inişiyle ilgili birçok sahih hadis bulunduğunu, her ne kadar bunlar âhâd bile olsa mütevatirü'l-mânâ olduğunu kaydetmektedir. (Şerhu'l-Makasıd, Hatime: 8; 2:307.)

Bu konu Asr-ı Saadette de o kadar önemli bir yer tutmuş olacak ki Ümmü Selenıe validemiz, Resû»llullaha "Mehdî gelecek mi?" diye sorma ihtiyacını hissetmiş, Allah Resîılü de "Evet, gelmesi haktır" (Ikdü'd-Dürer, Varak: 7b.) cevabını vermişlerdi. Hatta başka bir hadis-i şeriflerinde dünyanın yıkılmasına bir gün kalsa bile, Cenab-ı Hak o günü uzatıp Hz. Mehdî'yi göndereceğini (Ebû» Davud; Mehdî: 4; Tirmizî, Fiten: 43.) belirtmektedir ki, bu onun geleceğinin zorunluluğunu ortaya koyar.

Evet, onun gelmesi haktır. Sadece naklî deliller değil, akıl da onun gelmesini gerektirmektedir. Bunun üzerinde ayrıca duracağız. Bunu daha iyi anlayabilmek için Hz. Mehdî'nin özelliklerini, gönderildiği şartları ve ortaya koyacağı hizmetleri iyi bilmemiz gerekir. Onun ahirzamanda, özellikle gönderilmesinin hikmetleri nelerdir? Bunları bilmemizde fayda vardır.

Hz. Mehdî Ehl-i Beyttendir

Hadis-i Şeriflerden Hz. Mehdî'nin û‚I-i Beytten olacağını öğreniyoruz. Bu husus birçok hadis-i şerifte açıkça belirtilmiştir.

Hz. Ali bir gün Resû»l-ü Ekreme (a.s.m.) sorar: "Ya Resû»lAllah! Mehdî bizden mi? Bizim dışımızdan mı?" Efendimiz (a.s.m.) buyurur ki: "Bilakis bizdendir. Allah bu dini bizimle sona erdirdiği gibi bizimle açacaktır. Şirkten bizimle kurtulacaklar. Allah yine bizim sayemizde kalblerini apaçık bir düşmanlıktan sonra telif edecek." (Nuru û-Ebsar, s. 189.)

Az önce bir kısmını zikrettiğimiz hadis-i şerifte de bu konu üzerinde durulmaktadır. "Dünyanın yıkılmasına birgün kalsa bile, Cenab-ı Hak o günü uzatır; Ehl-i Beytimden ismi ismime, babasının ismi babamın ismine uygun birini gönderir..." (Ebû» Davud, Mehdî: 4; Tirmizî, Fiten: 43.)

Hadîse ilk bakışta Hz. Mehdî'nin kendisinin ve babasının isminin Peygamberimizin ismine benzeyeceği anlaşılmaktadır. Ancak bu uygunluk ve benzerlik tıpa tıp aynı olacağı anlamına gelmez. Yani Hz. Mehdî'nin isminin illâ Muhammed, babasının isminin de illâ Abdullah olması şart değildir. Eğer böyle olsaydı hadiste "uygundur" mânâsı verilen "yüvatiû»" kelimesi yerine tetabuk kökünden gelen "yütabikû»" şeklinde bir kelime kullanılabilirdi. O zaman açık açık belirtilmiş olurdu ki, bu imtihan sırrına da ters düşerdi. Çünkü imtihan, istikballe ilgili hadiselerin bir ölçüde perdeli, üstü kapalı anlatılmasını gerektirir. Tâ ki herkes zoraki inanma mecburiyetinde kalıp da imtihanın sırrı bozulmasın.

Mâneviyat büyüklerinden Bayazid-i Bistamî, Hz. Mehdî'nin babadan Hasenî, ana cihetinden de Hüseynî olduğunu söyler. (Tılsımlar Mecmuası, s. 205, 206.) Aliyyü'l-Karî'nin tespiti de budur. O, rivayetlerden anlaşılan en kuvvetli ihtimalin, Hz. Mehdî'nin baba tarafından Hasenî, anne tarafından da Hüseynî olduğunu söylemektedir. (Sünen-i İbni Mâce Tercümesi ve Şerhi,10:351.)

Hz. Mehdî Türkler arasında hizmet verecek

Hz. Mehdî'nin neseben û‚l-i Beytten olduğuna öğrenmiş olduk. Ancak bu Hz. Mehdî'nin Araplar arasında çıkacağını göstermez. Hatta hadislerden Arapların dışında zuhur edeceğini çıkarmak dahi mümkündür. Meselâ Tirmizî'de yer alan bir hadiste, "Hz. Mehdî'nin Araba hakim oluncaya kadar Kıyametin kopmayacağından" (Tirmizî, Fiten: 43.) söz edilir ki buradan Arapların içinde çıkmayacağını anlıyoruz.

Daha da öte İş'afü'r-Rağıbîn'de şöyle bir rivayete yer verilmektedir. "Mehdî Rum'dan, Türklerden (çünkü, eskiden Türkiye'ye diyar-ı Rum deniliyordu.) ayrılmayacaktır." İş'afü'r-Rağıbîn'den naklen (Tılsımlar, s. 212.)

İbni Haldun ve Kurtubî, yukarıdaki rivayeti teyid eder tarzda Hz. Mehdî'nin Meşrık, Horasan ve Amuderya taraflarından geleceğini kaydetmektedirler. (Macdonald, İslâm'ın Ansiklopedisi, 7:478.)

Başka bir bir hadis-i şeriften ise şunu öğreniyoruz: Doğudan bir takım insanlar çıkacak ve Mehdîye zemin hazırlayacaklar, yani Hz. Mehdî onlar arasında hükümran olacaktır. (İbni Mâce, Kitabü'l-Fiten: 35: 4088.)

Bu hadis Doğuda bulunan veya Doğudan gelen bir millet içerisinde çıkacağını göstermektedir ki,-Allahu a'lem-bunlar o zamanlar Doğuda bulunan, sonradan Anadolu'ya yerleşen Türklere işaret etmektedir.

Birçok hadis kitabıyla birlikte Hakim'in Müstedrek'inde Buharî ve Müslim'in şartlarına uygun gördüğü bir hadis-i şerifte ise siyah sancaklılar diye nitelendirilen bu topluluğun kahramanlıklarına dikkat çekilir: "Hazinelerinizin yanında üç kişi savaşacak. Üçü de halife oğludur. Fakat hiçbiri halife olamaz. Sonra Doğu tarafından bir takım siyah sancaklılar belirir ve öyle bir savaşırlar ki, öyle bir savaşı hiçbir kavim yapmamıştır." Peygamberimiz daha sonra bir kısım şeyler söyledi ki hafızamda kalmadı. Devam edip şöyle buyurdular: "Siz bu siyah sancaklılarla gelen zâtı gördüğünüzde kar üzerinde emekleyerek de olsa gidip ona bîat ediniz. Çünkü o Allah'ın hat lifesi Mehdî'dir." (İbni Mâce, Kitabü'1Fiten, 34 H. 4084.; Müstedrek, 4:464; Tezkiretü'l-Kurtubî, s.186.)

İbni Kesir'in rivayetinde Hz. Mehdî'nin bu siyah sancaklılarla teyid edileceği, ona muvafakat edecekleri ifade edilmektedir. (Kitabü'n-Nihaye, 1:29, 30; el-Havî, 1:61, 62.)

Bütün bunlar gösteriyor ki, Hz. Mehdî faaliyetini Türkler içerisinde yürütecektir.

Şemâili:

Hz. Mehdî'nin şemâiliyle ilgili değişik rivayetler vardır. Açık alınlı, ince burunla (Ebû» Davud, Sünen: H. 2485.) yüzü yıldız gibi parıldayan (ûs'âfü'r-Râğıbîn, s. 46; et Havî, 2:66, 67.) iri gözlü, seyrek ve parlak dişli birisidir. Sağ yanağında yıldız gibi yüzünü aydınlatan bir işaret bulunmaktadır, esmer renkli, orta boylu ve kavis kaşlıdır. (Nuaym bin Hammad, Kitabü'I-Fiten, Varak: 52a.) Gözleri sürmelidir. (İs'afü'rRâğıbîn, s.146; Nuru'l-Ebsâr, s.187. )

Hz. Ali onun delikanlılık dönemine dikkat çekerek güzel bir delikanlı olduğunu anlatır. Güzel yüzlüdür o. Saçları omzuna kadar dökülmüş, yüzünün nuru başına ve saçlarının siyahına kadar yükselmiştir. (İkdü'd-Dürer, Varak: 11a.) Hadislerde Hz. Mehdî'nin başına da dikkat çekilmiş, sünnet olan sarığı başından çıkarmayacağı bildirilmiştir. (et-Burhan, Varak: 81a; elHavî, 2:61, 62; İs'âfü'r-Rağıbîn, s. 148, 149.)

Fazileti:

Hâkim'in Müstedrek'inde Hz. Ali'den gelen bir rivayette, Hz. Mehdî ve askerlerinin faziletleriyle ilgili olarak şöyle denilir: "Selef onları geçemediği gibi halef de onlara ulaşamaz." (Mukaddime, 52. Fasıl, s. 319.)

Hz. Mehdî'nin talebeleri fazilet yönünden o kadar ilerdedirler ki, Sahabeden sonra ilk sırayı alırlar.

Hz. Hüseyin'e Hz. Mehdî'nin ne ile tanınacağı sorulduğunda "Sekîne ve vakan, helal ve haramı bilmesi, insanların kendisine muhtaç olup onun kimseye muhtaç olmamasıyla tanınır" (İkdü'd-Dürer, Varak: 12b.) cevabını verir.

Mehdî'nin asıl faziletini Hz. Eyyüb gibi sabırlılığı teşkil eder. Konuyla ilgili rivayet şöyledir:

"Mehdî'nin efdaliyeti, bütün kederlere ve şiddetli fitnelere gösterdiği azamî sabır cihetiyledir... Deccalın muhasarası üzerinden kalkmayacaktır. Yoksa Mehdî'nin efdaliyeti, sevap ve Allah katındaki mertebesinin yüksekliği sebebiyle değildir." (İs'afü'r-Rağıbîn'den naklen Tılsımlar, s. 212.)

Hz. Mehdî mühim hizmetleri sebebiyledir ki, daha dünyadayken û‚1-i Beytten bazıları gibi Cennetle müjdelenmiştir. Enes bin Mâlik der ki: "Ben Resû»lullah'tan işittim: Biz Abdülmuttalip çocukları Cennet halkının büyükleriyiz. Ben, Hamza, Ali, Cafer, Hasan, Hüseyin ve Mehdî." (Ibni Mâce, Kitabü'I-Fiten: 34 (H. 4087).)

İlmi:

Hz. Mehdî ilminin üstünlüğüyle temayüz edecektir. Mâneviyat büyüklerinden Bayezid-i Bistamî, Cenab-ı Hakkın daha çocukluğundayken ona çokça ilim ve amel ihsan edeceğini belirtir. (Tılsımlar Mecmuası, s. 205, 206.

İbni Kesir'de belirtildiğine göre ilim ve vakar H2. Mehdî'nin ziyneti olacaktır. (Kitabü'n-Nihaye,129-30.)

Onun uzun boylu ilim öğrenmeye ihtiyacı yoktur. Çünkü o âhirzamanın en dehşetli döneminde alabildiğine önemli bir hizmetle muvazzaf olarak gönderilecektir. Onun için de bu ilmine olağanüstü bir tarzda kavuşacaktır. Bunu "Allah onu bir gecede ıslah eder." (İbni Mâce, Kitabü'1Fiten: 34 (H. 4085.)) hadisinden öğreniyoruz. Bu hadisi açıklayan âlimler Allah'ın onun tövbesini kabul edip onu feyiz, fazilet ve hikmetlerle dolduracağını, muvaffakiyet nasip edeceğini belirtmektedirler. Camiü's-Sağîr Haşiyesinde el-Hafnî, bu hadisi açıklarken Cenab-ı Hakkın ona bir gecede halk üzerinde hükümranlık vereceğini ve ilmî faziletlere kavuşturacağını belirtmektedir. (Sünen-i tbni Mâce Tercümesi ve Şerhi, 10:351.)

Hz. Mehdî'nin esrar-ı huruf, yani cifr ve ebced ilmini, ilm-i mükevvenâtı [müsbet ilimleri] bileceği de belirtilmektedir. (Tılsımlar, s. 206.)

Abdülkerim İbnü'l-Arabî, Hz. Mehdî'ye kendi sun'u olmadan en yüksek kutbiyet, içtihad yapma özelliği verileceğini, çalışıp kazanarak değil, emin makamında bunu elde edeceğini bildirmektedir. (Tılsımlar, s. 207.)


Hz. Mehdî'nin faaliyet süresi

Ebû» Davud'da yer alan bir hadiste, Hz. Mehdî'nin yedi sene hakim olacağı (Ebû» Davud, Kitabü'1-Mehdî, 4:170; Müsned, 3:117.) İbni Mâce'de yer alan diğer bir hadiste Hz. Mehdî'nin kısa yaşasa yedi, yoksa dokuz sene kalacağı (İbni Mâce, Kitabü'lFiten: 33, 34 (H. 4083.)) belirtiliyor.

Ebû» Saidi'l-Hudrî'nin rivayet ettiği Müsned de yer alan bir hadis de aynı minvalde: "Mehdî ümmetimdendir. Ömrü uzun veya kısa olsa; yedi, sekiz yahut dokuz sene yaşar." (Müsned, 3:36.)

Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretleri ise Marifetnâme'sinde (1:27.) Hz. Mehdî'nin kırk yıl adaletle hükmedeceğini söylemektedir.

Cemaatiyle hizmet verecektir Hz. Mehdî. Ebû» Davud'daki bir rivayette hak üzerine mücadele verecek bu cemaatin en son grubu Mesih-i Deccalle savaşacaktır. (Ebû» Davud, Cihad:1.)

Bediüzzaman, "Ümmetimden bir grup Kıyamet kopuncaya kadar hak uğrunda cihad yapmaya devam edecek" (Buharî, İ'tisam:10; Müslim, ûŽman: 247; İbni Mâce, Mukaddime:1; Tirmizî, Fiten: 51.) hadis-i şerifini açıklarken, hadisin aslını Ebced hesabına vurmuş, Hz. Mehdî'nin şahs-ı mânevîsinin icraat dönemini çıkarmıştır. Buna göre hadisteki "Zâhirîne ale'l hakk” hak üzerine gâlibâne olarak" ifadesinin Ebcedî değeri 1506'dır. Hicrî 1506 tarihine kadar zâhir, âşikâre, daha öte gâlibâne hükmedecektir. Daha sonraki hizmetler ise 1542'ye kadar gizli ve mağlubiyetle yürütülecektir. "Hatta ye'tiyellâhu biemrihî=Kıyamet kopuncaya kadar"1545 ise kâfirin başında kopacak Kıyamete işaret etmektedir. (Kastamonu Lahikası, s. 23.9:

Ayrıca Bediüzzaman, Şam Ümeyye Camünde 1911 yılında yüzü aşkın ilim adamının bulunduğu bir topluluğa hitaben okuduğu hutbede, "istikbal yalnız ve yalnız İslâmiyet'in olacak ve hakim, hakâik-ı Kur'âniye ve îmaniye olacak," (Hutbe-i Şamiye, s. 28.) başka bir zamanda da, "istikbal, semavât-ı zemin-i Asya/Bâhem teslim olur yed-i beyzâ-yı İslâm'a" müjdelerini verirken, İslâm'ın bu hâkimiyet dönemlerine dikkatleri çekmektedir. İslâm'ın bu saadet dolu günlerine tarih düşünmeyi de ihmal etmemiştir.1371'de fecr-i sadıkın başlayacağını, eğer bu fecr-i kâzib de olsa otuz kırk sene sonra fecr-i sadık doğacağını müjdelemektedir. (Hutbe-i ,Sâmiye, s. 34.)

Bu duruma göre 1371 (1951) fecr-i kâzib olarak düşünülürse, 30-40 sene sonra fecr-i sadık gelecek demektir. Bu ise 1981,1991 tarihlerine rastlar ki, bize göre bu İslâm'ın zâhir, âşikâre ve gâlibâne hükmetmeye başlayacağının başlangıç yıllandır. Hicrî 1506'ya kadar sürecek bu yüz yıllık hâkimiyet döneminin 40 yılı parlak, yedi yılı da zirveye çıktığı yıllar olarak düşünülebilir.
Hz. Mehdî ne zaman gelecek?

İnsanlık tarih boyunca birçok fitnelere maruz kalmış; Firavunları, Nemrudları, Şeddadları görmüştür. Fakat bunların hiçbiri dehşet yönünden "âhirzaman fitnesi" ayarında olamamıştır.

Çünkü bu fitne, hepsine taş çıkartacak derecede korkunç bir fitnedir.

û‚hirzamanda çıkacağı bildirilen bu fitnenin en korkunç yönünü Deccal ve Süfyan'ın fitnesi teşkil eder. Her ikisi de insanları inançsızlığa sevk ederek ebedî hayatlarını mahvederler.

Bu âfetin zarurî sonucu olarak da bir sürü belâ ve felâketler boy gösterir. İnsanlar mânevî bir kurtarıcıyı dört gözle bekler hale gelirler ve işte Hz. Mehdî böyle bir zamanda çıkar.

Biz şimdi Hz. Mehdî'nin çıkmasını gerektirecek o tehlikeli atmosferi hadislerin ışığında görelim.

û‚hirzamanda çarpışmalar, vuruşmalar alabildiğine yaygınlaşır. Hakim'in Müstedrekinde yer alan bir rivayete göre, Hz. Ali kendisine sorulan bir soru üzerine Hz. Mehdî'yi anlatmış döneminde insanların öldürüleceğine dikkatleri çekmiştir.

Hadis-i Şeriflerden öğrendiğimize göre âhirzaman, insanların bir yönüyle insanlıktan çıktıkları, alabildiğine bozuldukları bir zamandır. Kıyamet alâmetlerinin baş gösterdiği bir dönemdir.

O dönemde erkekler kadınlara benzer. İleri gelenler şehvetlerine tabi olur. Kan dökme hafife alınır. Din dünya karşılığında satılır. Hısım, akraba, ana, baba tanınmaz. Fakir fukara doyurulmaktan kaçılır. Yumuşak huyluluk utanılacak, zulüm ise böbürlenilecek şey haline gelir. Devlet başkanları günahkâr, bakanlar yalancı, idareciler hâin, insanlara yardım edenler zâlim, kurrâ fasık olur ve zulümler açıktan yapılır hale gelir. Boşanma hadiseleri çoğalır. Fısk u fücû»r başlar. Yalancı şahitlerin şehadetleri kabul edilir. Kadınlar kadınlarla yetinir. Ganimet yağmalanır. İşte böyle bir zamanda Resû»l-ü Ekrem (a.s.m.) "Kıyameti bekleyiniz" (Nuru'l-Ebsar, s.189.) buyurur ki bütün bunlar Kıyametin alâmetlerindendir.

Bir rivayette de fitne-i âhirzamanın nefislere bakan dehşetli yönüne dikkat çekilmiştir ki, o fitne içine düşen insanlar nefislerine hâkim olamazlar. Bunun içindir ki Resû»l-ü Ekrem'in (a.s.m.) emriyle bütün ümmet bin dört yüz senedir bu fitneden Allah'a sığınmaktadırlar. Bu husus Deccal ve Süfyan'la ilgili rivayetlerin şerh, tefsir ve tevil edildiği Beşinci Şuâda şöyle anlatılır:

"Allahu a'lem bissavab [Doğrusunu AIlah bilir] bunun bir tevili şudur ki, o fitneler nefisleri kendilerine çeker, meftun eder. İnsanlar ihtiyarlarıyla, belki zevkle irtikap ederler. Meselâ Rusya'da hamamlarda, kadın-erkek beraber çıplak girerler ve kadın kendi güzelliklerini göstermeğe fıtraten çok meyyal olmasından seve seve o fitneye atılır, baştan çıkar ve fıtraten cemalperest erkekler dahi, nefsine mağlup olup o ateşe sarhoşane bir sürû»r ile düşer, yanar. İşte dans ve tiyatro gibi o zamanın lehviyatları ve kebâirleri [oyunları, eğlenceleri, büyük günahları] ve bid'aları, birer câzibedarlık ile pervane gibi nefisperestleri etrafına toplar, sersem eder. Yoksa cebr-i mutlak ile olsa ihtiyar kalmaz, günah dahi olmaz." (Şualar, s. 491.)

İşte Deccal bütün bunlara zemin hazırlar. Hz. Mehdî de böyle bir zamanda faaliyete başlar. Hz. İsa da gökten iner ve Hz. Mehdî'yle buluşur. Kıyametin kopmasına bir gün bile kalsa bunlar gerçekleşmeden Kıyamet kopmaz.

Başka bir hadislerinde de Peygamberimiz, Mağrib tarafında herc ü merc olacağı, korku belireceği, insanları açlık ve kıtlık istilâ edeceği, fitnenin çoğalacağı, insanların birbirlerini yiyeceği bir anda Hz. Fatıma'nın evladından bir adam çıkıp âhirzamanda hidayeti ikame edeceğini ve onun çıkışının Kıyametin alâmetlerinden ilki olacağını bildirmektedir.

Hz. Ali'nin rivayet ettiği bir hadiste fitnenin dört olduğunu, bunların bolluk, darlık, hazine fitnesi olduğunu (altın madeni olduğunu söyler) dördüncüsünde de Resû»lullah'ın şöyle buyurduğunu bildirir: "Benim neslimden bir adam çıkar ve Allah onun eliyle işleri düzene sokar." (Tezkire, s.188.)




alıntı
[/B]
 
  • Beğen
Tepkiler: aalimm
Durum
Üzgünüz bu konu cevaplar için kapatılmıştır...

Benzer Konular

Takipçi Satın Al


Üst Alt