Her şeyi bildiğimi... ---İclal Aydın

Sponsorlu Bağlantılar

Durum
Üzgünüz bu konu cevaplar için kapatılmıştır...
arslansem

arslansem

Üye
    Konu Sahibi
Her şeyi bildiğimi... ---İclal Aydın
Her şeyi bildiğimi...



(İki Aile dizisinin teknik ekibine sevgiyle...)

Polonezköy’de ara bir yol... Müthiş bir soğuk. Arabanın içinde akşam haberlerini dinleyerek tipiyi seyrediyorum. Ben arabanın içinde ısınırken, set çalışanları, ışık, ses, kamera ekibi yoğun tipiye rağmen son sürat hazırlık yapıyor. Oyuncuları neden sevsinler ki diye düşünüyorum.

Her türlü şımarıklığı yapan, kendisini ve işini sonsuz önemseyen, sürekli şikâyet eden ve müthiş para kazanan, üstüne üstlük bir de şöhret olan bu yaratıklara neden sevgi duysunlar?

Nitekim “Bu geceyi mi buldunuz dış çekim yapmak için” diye söylenmeyi de ihmal etmedik az önce. Her şey ne kadar yanlış gidiyor...

Evet, koşullar kötü ama her sektörde olduğu gibi işçiler için daha da kötü.

Evet, oyunculuk ciddiye alınması gereken bir iş ama nihayetinde açık kalp ameliyatı yapan bir cerrah kadar hayati önemi yok bence...

Bu kasılmalar, bu konservatuvarlarda başlayan “Şekerim çok önemli bir iş yapıyorsun, tatlıcım senden önemlisi yok, canikom annen de ölse sahneye çıkacaksın, öyle kıymetlisin ki” telkinleriyle kendini bu kadar sevmekler, çok itici görünüyor olmalı karşı taraftan...

Bugün Türkiye’de yaptığı işten çok kendini önemseyenler çoğaldığı için uçurumlar giderek derinleşmekte.

***

Yirmili yaşlarımda başıma gelenler yaşıtlarımdan farklı hissetmeme sebep olmuştu. Bu farklılık otuzuma dek, erken olgunlaştığım ve gökkubbe altında her duyguyu bildiğim yanılgısına düşürdü beni. Büyük büyük cümleler, büyük tavırlar, her şeyi biliyorum sanmalar, herkesi beş dakikada yargılamalar, düşüncelerimi büyük yazar, şair ve düşünürlerden alıntılar yaparak güçlendirmeler...

Velhasıl otuz bitip de yeni bir dönemece doğru yol alırken fark ettim ki aslında bir şey bilmiyorum hayatta. Gençliğin cahil cesaretiymiş o yargıç halimin altında yatan. Kendini sevmekle yaptığın işi önemsemek, hakkını vererek yapmak ve o kimliği sevmek çok çok farklı şeylermiş.

Sadeliğin tarifsiz ihtişamına rastladım otuzların ortasında.

Küçümsediğim çocuksu, kadınsı, insansı zaafların şahane tadına kavuştum hatta. Çok bildiğini sananlar, analitik düşünemeyenler, gelişmeden değişenler artık çok uzağımda olsun istiyorum.

Kendine çılgınca âşık yazarlar, oyuncular, sanatkârlar, kadınlar, erkekler bana yakın durmasın.

Temizleneyim süratle.

Genellemelerim elbette kişisel tecrübelerimden kaynaklanıyor. Ama nihayetinde de bir kaynaktan çıkıyor. Sanıyorum artık ego değil bir kabuk olarak tanımlayabilirim bu gelişimi.

***

Sonuçta yazdığım her köşe yazısı kişisel bakış açımın size akan küçük patikaları. Beğenirseniz o yolda benimle yürüyor, beğenmezseniz o gün gezecek başka bir yer arıyorsunuz.

Beğenseniz de beğenmeseniz de bir şey söyleyeceğim size; şu anda ben süper teknolojik harika cici cep bilgisayarımla bu yazıyı yazar, Radyo XL’de şahane şarkılar çalar, arabanın klimasından cehennem sıcağı fışkırırken set çalışanlarından Volkan çamur içindeki kabloları yerden toplayıp, ıslak bir bezle temizliyor. Kar ellerinin üzerinde eriyor. Elleri mosmor.

Yusuf kamera ayağını ayarlıyor, Şahin ışıkları yerleştiriyor.

Hava buz... İşlerini seviyorlar. Sevmeseler burada olmazlar... Ne iş yapıyorsa yapsın işini sevmeyi ve önemsemeyi, iş ahlakını öğretmek gerek çocuklara.

O zaman başkaları da saygıyla sevgi duyacaktır onlara. Başkaları tarafından sevilenlerin kendilerine âşık olmaları pek rastlanır bir durum değildir malumunuz...

Son olarak...

Tüm sinema ve televizyon emekçilerine kocaman bir sevgi benden...
 
Durum
Üzgünüz bu konu cevaplar için kapatılmıştır...


Üst Alt