Hayatın Içinde (gercek Bi Hikaye)

Sponsorlu Bağlantılar

Durum
Üzgünüz bu konu cevaplar için kapatılmıştır...
crazy_amigo06

crazy_amigo06

Üye
    Konu Sahibi
Hayatın Içinde (gercek Bi Hikaye)
....Onunla tanıştığı gün hayatı bir kabusa dönüşmüştü... ne yapacağını bilemiyordu...ölmek istiyordu...

Nefret dolu bakışlarla aynadaki yüzüne bakıyordu

“Ölmelisin, ölmelisin, sen iğrenç bir varlık oldun ve yaşamayı da hak etmiyorsun” diye haykırmaya başladı

Elinde tutuğu ilaçları titreyerek ağızına doğru götürürken vücudu benliğini saran ölüm korkusuyla zangır zangır titremeye başladı.

“Bunu bile beceremiyorsun kaltak” diye kendi kendine bağırınmaya başladı. Aynadaki yansımasına bakarak avucundaki tüm hapları fırlattı.

“Yeter, ye-teeeer...” Zavallı kız hıçkırıklar içerisinde yere yığıldı ve kusuncaya kadar da ağladı.

“Ne yapacağım ben şimdi, nasıl kurtulacağım bu dertten?” Zavallı kız yılıp kaldığı tuvaletin soğuk fayansları üzerinde sayıklamaya başladı.

“Hayır yapamam, ölemem ama seninle de yaşayamam. Olmaz... olmaz...”

....Karmaşık günler onunla tanıştığı gün başlamıştı. Gamze’nin hayatı o noktada bir kabusa dönüşmüştü ve o ne yapacağını bilemiyordu.

Uzun boylu ve oldukça yakışıklı bir delikanlıydı Ömer. Atletik bir yapısı, kaytan bir gülümsemesi ve de cok güzel sürmeli gözleri vardı. O gözler insanı en derininden vurup farklı diyarlara götürürdü. Baktıkça bakmak ister ve adeta hipnoz olurdunuz. Çok hoş ve anlamlıydı ve bir o kadar da gizemli ve serüven dolu.

Gamze’nin Ömer’le bir doğum günü kutlamasında karşılaşması çok ilginç gelişmelere sebep oldu. Aslında ilk bakışmalar ve karşılıklı laf alışverişinde pek de öyle hoş etkileşimler gerçekleşmemişti, hatta tam aksine “antipatklik” belirtileri uçuşuyordu havada çünkü Gamze çok entresan bir kızdı. Öyle kolay kolay kimseyi beğenmezdi, hele hele öyle her kızın bayıldığı erkekler onun ilgisini hiç çekmezdi. Onu ancak ilginç ve değişik erkekler cezbederdi. Zaten Gamze aynı zamanda da çok meşguldü. Üniversite, iş ve ev arasında bir bermuda üçgeni oluşturmuş ve bu üçgenin dışına çıkmayı da hiç istemiyordu. Üniversitenin 2inci sınıfında olması ve hem okuyup hem de çalışıyor olması ona aşk meşk ve ikili ilişkilere ayıracak zaman bırakmıyordu.

“Aman be Ömer sen de, iyi ki tanıştık hemen kur yapmaya başladın” diye dalga geçti Gamze.

“Ne o, yoksa etkilenmediğini mi söyleyeceksin sevgili Gamze?” diyerek kesik ve derin bir bakış fırlattı Ömer. Bu bakışın Gamze üzerinde hiç bir etkisi olmadı. Gamze’ye göre Ömer züppe ve gayet ukala biriydi, yani baştan kaybetmişti. Etraftaki tüm kızların ona hayran hayran bakması Gamze için aptallıktan ve zaman kaydından başka bir şey değildi.

Gamze “hiç işim olmaz Ömer. Ya bak, burada bu kadar içine düşen kız varken sen niye hala zamanını benim peşimden dolaşmakla geçiriyorsun anlayamadım” diyerek yanından uzaklaştı Ömer’in

Ömer pes etmek istemedi çünkü o popüler olmaya alışmıştı. Hem zaten Gamze’nin o hırçın ve umursamaz tavırları onu daha da kamçılıyordu ve zaman geçtikçe de daha çok hoşlanmaya başlamıştı Gamze’den. O farklıydı, kendine has bir stili ve emin bir tavrı vardı. Çok güzel bir kız değildi ama aşırı derecede çekiciydi. Seksi değil, çekici; basit değil, klas; sıkıcı değil, çok eğlenceli; aslında farklı. Hani böyle derin derin koklamak istersiniz, ona sokulmak ve dokunmak ama o çok uzaklardadır, erişilmezdir... Gamze’nin o çıldırtan havası başını döndürmüştü Ömer’in







“Ben senin gibi hırçın kızları pek severim, inan” diye seslendi Gamze’nin arkasından.

Gamze omuz silkerek ona alaycı bir gülümsemeyle cevap verdi. Hiç de umrunda değildi Ömer’in ondan hoşlanıp hoşlanmadığı. Arkadaşlarının yanına gitti. Müziğin ritmine bıraktı kendini. Dans ve sohbet ediyordu. Çok keyifliydi ve bu keyifi gözlerine kadar yansımıştı. Işıl ışıl parlıyordu gözleri ve yüzünden o tatlı gülümsemesini de hiç eksik etmiyordu.

"Ne kadar hoş, ne kadar emin bir kız. Çok güzel dans ediyor, kıvraklığı büyüleyici. Arkadaşlarına da çok düşkün. Ben onlardan birisini etkilersem çok iyi olur... Sonra da nasıl olsa Gamze de pes eder... ya etmezse? Of, ben bu kıza sahip olmalıyım... Şimdiye kadar herkese oldum, o da benim olacak..." diye kendi kendine konuşmaya başladı Ömer. Bir elinde birası diğerinde de sigarası uzaktan Gamze’yi sindire sindire izliyordu. Her adımını, her hareketini, her nefesini izliyor ve ciğerlerine çekiyordu. Onunla besleniyordu adeta...

Ömer bütün gece boyunca Gamze’nin attığı her adımı izledi. Gamze artık onun için erişilmez fakat erişilmesi gereken bir obje olmuştu. Neden bu kadar çok etkilendiğini, ve onu bu denli arzuladığını anlayamıyordu fakat istiyordu. Onu istiyordu, ne pahasına olursa olsun Gamze onun olacaktı. Sadece onun. Başka çıkar yolu yoktu.

Gecenin ilerleyen saatlerinde alkolün ölçüsüz olarak tüketilmesi ortalıkta sarhoş gençlerin dolaşmasına sahne olmuştu. Etrafta yatanlar, kırık şişeler, istifra edenler, öpüşenler... Manzara berbattı ve Gamze de artık bu manzaranın bir parçası olmak istemiyordu. Böyle sahnelerden hiç hoşlanmaz aksine çok sinirlenirdi.

"Ya bu insanlar ne kadar da tuaf, ne içmesini ne de eğlenmesini biliyorlar, olmaz ki böyle" diye söylenerek evi terketmek için hazırlanmaya başladı. Cekitini ararken biranda Ömer çıktı karşısına ve delici bakışıyla Gamze’nin yüreğini hoplattı

“Ah, aman Ömer, korkuttun beni. Sen hala buralarda mısın? Senin gittiğini sanmıştım”

“Yaaaa... demek gittiğimi sandın, hoşuna mı giderdi gitmem, hı, söyle hoşuna mı giderdi?”

“Sen sarhoşsun Ömer, lütfen biraz daha sakin ol”

“Sarhoş mu? Yok ya kim sarhoş, ben mi? Hı, hı ?”

“Ömer lütfen öyle bakma, beni korkutuyorsun. Neler oluyor kuzum, neden bu kadar çok içtin? Hayret bir şeysin.”

“Hayret bir şey miş, vay vay vay, demek hayret... Sen var ya sen, sen masum görünen istemez görünen hınzırın tekisin. Sen var ya sen, sen beni istiyorsun ama bunu, bunu var ya kendine dahi itiraf edemiyorsun”

“Ya sen hakkikaten hayret birisin. Seninle birlikte olmak isteyen olsa bile bu halini gördükten sonra hemen fikir değiştirir”

Gamze’nin kahkahası bütün odayı çınlatmıştı. Ömer ise hırs ve hırçınlık dolu bakışıyla haykırmaya başladı

“Sen var ya sen, sen benim olacaksın, benim, benim...” oracıkta yığılıp kaldı Ömer. Birasını zorlukla yudumlamaya devam ediyordu. Sonunda donuk bir bakışla duvara bakmaya başladı. Yorulmuştu...

Gamze arkadaşlarıyla vedalaştıktan sonra evinin yolunu tuttu. Yolda arabasıyla giderken Ömer’in haykırışları aklından bir türlü çıkmıyordu. “Sen var ya sen, benim olacaksın, benim olacaksın, benim olacaksın”.

"Bu nasıl bir duygudur, bu ne biçim bir arzudur" diye düşünmeye başladı. Bir insan ilk kez gördüğü bir insana neden bu denli bir ilgi duyar? Ona ilgi de göstermedim, üstelik sürekli dalga geçtim ve onunla hiç ilgilenmediğimi söyledim. Ama o ısrarla bana yakın olmak istedi, beni izledi... Sanki ellerini her dakika vücudumda hissettim. Gözleri sürekli üstümdeydi, beni süzdü, inceledi, irdeledi... Çok tuhaf bir duygu. Bazen hoşuma gitse de çoğu zaman beni kokuttu. Onun o ihtirası beni korkuttu. Sarhoş olması korkuttu. Beni bu denli istemesi korkuttu. Peki ama neden, beni neden bu kadar çok arzuladı? Neden?-


ARKADAŞLAR MERAK EDİYOMUSUNUZ DİE KESTİM MERAK EDİYOMUSUNUZ DİE SONU UZUN BİRAZ ŞİMDİ OKUYA BİLİRSİNİZ

alıntıdır
 


mAd_girL

mAd_girL

Üye
ee nedenmiş neden kız intihar ediyo yada cocuk neden bu kadar istiyo yani tamam cocuuu anladım tamam da kız niye öyle oluyo bu hikayenin neden sonu yok yada ben bi paragraf falan mı kaçırdım neden anlamadım neden neden nedeen
 

S1FR3K1R1C1

Üye
Emeğine Sağlık...
 
cemilova

cemilova

Üye
Yaa iyide bende anlamadim sonunu filan mi unuttunuz
 

elif_

Üye
ya bu hikayenin sonu nerde ben sonunu anlamadım
 
crazy_amigo06

crazy_amigo06

Üye
    Konu Sahibi
((((((devamı haftayaaaaa saka saka )))



................ DEVAMI.....

Gamze evine vardığında kendini doğruca yatağına attı ve o dakikada ne kadar çok yorulmuş olduğunu hissetti.

"Neden? Neden...." diye sayıklayarak uyudu.

Sabah olmuştu ve uyandığında üstünde akşamki kıyafetleri görünce aklına Ömer geldi.

“Uf olamaz ya, yine aklıma geldi şu çocuk. Unutmak istiyorum ya, unutmak” diye söylendi.

Güzel bir duş ve kahvaltının ardından haftalık alışverişi için sokağa çıkmak için hazırlandı. Tam o sırada telefonu çaldı

“Alo... ah canım sen misin?.. iyim, evet... alışverişe çıkacaktım... tamam canısı, buluşalım... Oldu.. yarım saat sonra Carrefour’da”

Acele ederek hazırlandı ve Carrefour’a doğru yol aldı....

“Ayşe, Ayşe”

“N’aber Gamze”

“İyilik. Sen nasılsın?”

“Kafam zonkluyor, çok içmişim, çok”

“Sana her zaman bu kadar içme diye kızarım ama dinleyen yok tabiiki. Bak ben içmedim ve süper hissediyorum kendimi”

“Gerçekten nasıl beceriyorsun bunu bilemiyorum. Kendine ne kadar da hakimsin böyle, helal olsun”

“Eee kolay değil ama bilinçli olunca böyle oluyor işte. Ben asla sizin gibi olmam, olamam. Yakışmaz bana.”

“Büyük konuşma, bak bir gün yakalarım seni sarhoşken, fotoğraflarını çekerim ve okulun panosuna asarım ibret olsun diye. -Ey ahali asla asla demeyin, asla demenin sonu budur- diye de yazarım altına kocaman puntolarla”

İki arakadaş gülüşerek girerler mağzanın kapısından. Keyifli bir alışverişten sonra biraz soluklanmak ve yemek yemek için bir cafeye giderler.

“Gamze?!” der Ayşe

“Efendim, ne o öyle cilveli bir Gamze çıktı ağızından, ne isteyeceksin benden”

“Aşkolsun, birşey sormak da mı suç oldu artık”

“Yok canım, sen öyle boşu boşuna -Gamze?!- demezsin de o yüzden öyle dedim...”

Gamze derin derin Ayşe’nin gözlerine bakar

“Ya, hani dün akşam şu çocuk var dı ya”

“Ö-mer?”

“E-vet.. İşte ben o çocuğa, yani Ömer’e senin”

“Sakın telefonumu verdiğini söyleme”

“Eeeee, verdim”

“Ne?”

“Ya çok özür dilerim ama o kadar perişandı ki kıyamadım verdim, Hem ne sakıncası var ki. Arayınca onunla görüşmek istemediğini söylersin olur biter.”

“Uf be uf, ya bunu neden yaptın? Şimdi sürekli beni arar ve dır dır dır diye konuşur. Biliyorsun ne kadar ısrarcı olduğunu. Ne yapacağım ben şimdi?”

“Aaaa, abartma ama Gamze, zaten çok sarhoştu, unutmuştur o seni”

“Hı, sen öyle zannet. Benim gibi bir şahsiyet öyle kolay kolay unutulmaz bilmez misin?”

Iki kız birbirine bakıp kocaman bir kahkaha atarlar. Gamze’nin o komik edası biranda gergin ortamı dağıtır ve ikisi de birbirine sarılıp gülüşürler.

“Çok komiksin Gamze”

“Sen hiç değilsin Ayşe. Şaka bir yana ama ben şimdi gerçekten yandım” diyerek biran Ömer’in akşamki haykırışları gelir aklına.

Gamze ürpererek “uf, ne geceydi ama. Ömer bir ara korkunç oldu. Gerçekten bakışları farklılaştı, tuhaflaştı”

“Hüsniye kuruntu ile tanışmış mıydınız? Efendim işte burada, bayan Hüsniye Kuruntu” diye etrafa seslenir Ayşe

“Sus kızım sus, aaa yapma ama...”

1 hafta sonra

Evde oturuyor televizyon seyrederken uykuya dalmıştı Gamze. Biranda telefonun sesiyle irkildi. Telaşlı ve titrek bir sesle

“Efendim” diye cavapladı çılgınca çalan telefonu.

“Ne oldu Gamze, birşeyin mi var, çok endişeli bir –efendimdi- bu”

“Yok birşey, dalmışşım, ürktüm”

“Öyle miskin miskin oturmak olmaz. Bir Cumartesi akşamını berbat mı etmek istiyorsun yani”

“Hiç keyfim yok. Evet, evde miskin miskin outrmak istiyorum. Zaten Zehra’da yok, ev bana kaldı, kafamı dinliyorum”

“Hahaha çok komik. Kafa dinliyor, sen kesin çalışıyorsundur”

“Ee sayılır, uyuklamadan önce hem televizyon seyrediyor hem de Cuma günkü sınav için göz atıyordum”

“Gamze, delirdin mi sen. Kırk yılda bir Cumartesi günü işe gitmiyorsun ve Pazartesi gününe sınavın da yok, ve sen ne yapıyorsun? Evde pinekleme..”

“Haklısın”

“Hemen hazırlan seni almaya geliyorum”

“1 saate ihtiyacım var”

“20 dakika, tam 20 dakika sonra hazır olacaksın”

“Ayşe?!!!

“Gamze!!!! Hadi hadi...”

Aslında Gamze hazırdı. Üstünü değiştirmeye ihtiyacı yoktu çünkü gerçekleşmeyen bir buluşma için hazırlanmıştı. Ömer 1 hafta boyunca sürdürdüğü ısrarların sonunda Gamze görüşmeyi kabul etmişti. Etmişti etmesene fakat zamanı beklemekle geçmişti. 3 saattir bekliyordu. Ne bir haber ne bir telefon. O sebeple de irkilmişti ya zaten. Ama tüm bunları Ayşe’ye söyleyemedi. Nasıl olsa konuşacak bol bol zamanı olacaktı dostuyla. Ona duygularını anlatabilecekti. İçindeki karmaşık ruhsal deneyimlemelerini sadece Ayşe ile paylaşabilirdi zaten. Neyseki Ayşe vardı, o onu anlardı ve neler olduğunu ona söyleyebilirdi....

“Bu ne hal, üzerinden buldozer geçmiş gibi görünüyorsun?! Neyse kıyafetin çok hoş da içindekinin ruhu gitmiş posası kalmış sanki”

“Ayşe, yapma, hiç havamda değilim”

“Ne olmuş benim güzel arkadaşıma, nesi varmış onun?”

“Dalga geçme benimle, moralim bozuk”

“Moralin adı Ömer mi yoksa?”

Gamzenin sırtından aşağıya kaynar sular dökülüverdi o anda. Kendini ihanete uğramış gibi hissetti. Ayşe nereden biliyordu ki olanları?

“Na na nasıl yani, se se sen nereden biliyorsun” diye kekeledi.

“Gamze, arkadaşlığımızdan şüphe duyar gibi konuşur oldun galiba. Lütfen ama.... Hayatcığım, Ömer beni aradı çünkü sana gelememesinin sebebini nasıl söyleyeceğini bir türlü bilememiş. Ne kadar özür dilese azmış, böyle olmasını istememiş ama babasının işleri yüzünen acilen şehir dışına çıkmak zorunda kalmış ve senin onu baba kuzusu sanmanı istemediğinden sana söyleyememiş. Beni aradı”

Bir telefonla bunları bana söyleceğine sana mı söyledi yani”

“Evet, maalesef. Ya gerçi şimdi burada”

“Nasıl yani?”

“Burada işte”

“Ya delirtme beni, dışarıda mı yani”

“Evet dışarda arabada bizi bekliyor”

“Uf ya uf, maf edeceğim seni Ayşe, insan haber verir”

Ayşe “Neden ki? Gayet hoş görünüyorsun. Biraz dağılmış ama güzel” diyerek gülümsedi Gamze’ye

Gamze biranda panikledi ve aşırı derecede telaşlandı. Eli ayağı dolandı ve ne yapacağını bilemedi

"Heyecanlandım mı ne?" diye mırıldandı.

Kalbi hızlı hızlı atmaya başladı. Evet heyecanlanmıştı ve biranda son 5 saat içinde yaşadıklarını o kötü bekleyişleri unutuverdi. Gamze midesinde oluşan o tuhaf karıncalanmayı ve burkulmayı deneyimledi. Bu heyecan kıpırtısıydı...

"Yoksa Ömer’den... yok yok, canım olamaz. Çocuk o kadar çok ısrar etti ki kıramadım onu. Hem benden hoşlanmasını ben istemedim ki ondan. Ufffff, çok heyecanlıyım, çok..."

Ayşe kapıda Gamze’yi beklerken onun o telaşlı halini fark eder

“Gamze?! Ne iş” diyerek göz kırpar

“Yok birşey, hadi hadi...” Gamzenin bacakları titrediğinden adım dahi atamaz.

“Ömer, işte emanetin” der Ayşe

“Bu da ne demek oluyor?” diye sorar Gamze

“Başbaşa takılacaksınız demek oluyor” diye cevap verir Ayşe.

Keskin ve sorgulayıcı bakışmalar gidip gelirken sonunda Ömer’in

“Buyur prensesim” diye hitabıyla donup kalır kızlar.

“Lütfen Ömer, bak böyle saçma sapan laflar edeceksen ben evime gideyim” der Gamze

“Hadi hadi, bin arabaya” diye iteler Ayşe Gamze’yi.

Artık arabada sadece ikisi ve kocaman bir sessizlik vardır. Nefesin sesi bile duyulmaz olmuştur çünkü ikisi de nefeslerini tutmuştur. Ne bir hareket ne de tını. Sonunda birbiri ardından kelimiler fırlayıverir herbirinin ağızından.

“kusura bakma”
“baktım”
“ama”
“aması yok”
“arayamadım”
“arayabilirdin”
“Yapma ama”
“Yaparım”
“Bak dinle”
“Dinlemeyeceğim”
“Lütfen ama bir dinle”
“Ayşeyi niye karıştırdın bu işe”
“Haklısın”
“Haklıyım, evet haklı”
“Tamam haklısın diyorum ya”
“Haklıyım”

İkisi de gülmeye başlar ve son gaz gecenin karanlığında kaybolurlar. Kimsenin olmadığı o karanlığa, Gamze’nin kabusu olacak o gecenin karanlığına.

Kabusun Başlangıcı...

Uzun bir araba yolculuğundan sonra şehrin dışında bulunan bir gece kulübüne varmak üzereydirler. Yol boyunca yaptıkları bol fıkralı sohbet Gamze’nin gözlerinin parlamasına ve kendini çok mutlu hissetmesine sebep oldu. Artık içindeki öfke gitmiş yerini hoşlanma hatta aşk kırpırtısı almıştı. Ne kadar kabul etmek istemese ve karşı koysa da Gamze artık Ömer’den gerçekten hoşlanmaya başlamıştı. Bu duygu onu biraz korkuttu ve aynı zamanda da heyecanlandırdı.

18’inde deneyimlediği fakat son iki senedir de karşı koyduğu ve hatta hayatına dahil etmek istemediği bir duyguydu. Son çektiği aşk acısından fena halde ağızı yandığından ve kendini toparlaması oldukça uzun zaman aldığından aşka dair tüm kapıları kapatmıştı Gamze. Hem Ömer... Gamze Ömer’de herşeye rağmen derin bir tuaflık sezinliyordu. Bu tuaflık çekicilikle birlikte gelen ürkütücü bir titreşimdi. Bazen Ömer’in bakışlarındaki derinlik sanki boyut değiştiriyordu ve bu Gamze’yi tedirgin ediyordu. Ilk başta o ukala ve kendini beğenmiş tavırları da çok rahatsız etmişti Gamze’yi. Fakat sonraları o kadar çok üstüne düşmüştü ki Gamze’nin ve o kadar da sevimli bir tavır sergilemişti ki sonunda Ömer ile buluşmayı kabul etti.

Ömer de mutluydu. Zaferin mutluğu onu sarhoş etmişti. Onun için Gamze ile buluşmak ulaşılması gerekilen birinci zaferdi. Ömer yüzünden kaytan gülümsemesini eksik etmiyor ve sürekli fıkralar anlatıyordu.

“Bak işte bunu çok severim – bir gün bir zenci Türkiye’ye gelmeye karar vermiş fakat pasaportunu kaybetmiş derken havaalanında bir pasaport bulur. Leonardo Di Caprio yazar pasaportta. Fıkra bu ya, zenci pasaportu alır ve üstüne kendi fotoğrafını yapıştırır. Adam yolculuğa çıkar ve Türkiye’de pasaport kontorlüne gelir. Eeee, elbette pasaport kontrolünde bizim Temel ile Dursun vardır. Zenci pasaportunu Temel’e uzatır. Temel bir adama bakar bir de pasaporta, bir adam bir pasaporta, sesli olarak adını okur pasaportta yazanı “Le-o-nar-do Di Cap-ri-o”. Tekrar zenciye bakar ve sonra Dursun’dönüp ‘Ula Dursun, Titanic Gemisi batmuş mudur yoksa yanmuş mudur?’ diye sorar”

İkisi de gülüşmeye başladı

“Gerçekten komikmiş. Hele bir de o sahneyi gözünde canlandırdığında daha da komik oluyor. Bir düşünsene zencinin suratını ve Temel’in tepkisini. Eblek eblek bakar insan böyle bir durumda” diye kahka atarak cevap verdi Gamze.

“Evet, evet zaten ben de hep o yüz ifadelerini hayal ediyorum.... ha ha ha”.

Sonunda gece kulübüne vardıklarında Ömer

“Senin için değişiklik olsun diye buralara getirdim. Düşündüm de hep aynı yerlere gitmekten bıkmışsındır”

“Nereden çıkardın hep aynı yerlere gittiğimi canım”

“İstihbaratım kuvvetli”

“Oooo yine mi Ayşe, ya siz de ikiniz bir oldunuz bana karşı oyunlar oynuyorsunuz. Hadi hayırlısı”

“Aşk olsun yani, ne dolabı?”

“Ömer ama...”

“Efendim prenses?

“Ama...”

“Tamam tamam, hadi tartışmayı bırakta arabadan inip girelim şuraya”

“Uf, uf, uf...”

Gece külübüne doğru yürüdüler. Kapıdaki güvenlik herkesin üstünü teker teker arıyordu. Sıra onlara geldiğinde her iki güvenlik görevlisi nazik ama hafif bir “hadi yine iyisin” edasıyla

“Oh, kimleri görüyoruz efendim, buyrun hoş geldiniz Ömer bey” diyerek kapıyı açtılar.

Üstlerinin aranmamasına şaşıran Gamze

“Ya ben de silah varsa” diye tepki gösterdi.

“Fark etmez hanım efendi” dedi görevlilerden biri.

“Ömer beyden alışığız” dedi diğeri.

“Bu da ne dem...” Gamze cümlesini bitiremeden Ömer sertçe Gamze’nin kolundan tuttu ve

“Ya bakma sen bunlara, hadi içeri girelim” diyerek onu hafif zorlayıcı bir edayla kapıdan içeriye soktu.

Gamze’nin başından aşağıda kaynar sular boşaldı. –ya eğer onun silahı varsa? Ne yapar bu çocuk silahla? Nasıl soracağım ben bunu ona şimdi? Kimsin sen Ömer? Nesin sen? Söylesene, anlatsana- Gamze’nin kafası karıştı ve ne yapacağını bilemedi biran. Kafasında bin bir türlü sorular uçuşurken ve o bu sorulara cevaplar araken nasıl eğlenebilirdi ki?

Rezervasyonu yapılmış masalarına vardıklarında

“Ömer, birşey so-ra-bilir miyim” diyerek Gamze masum bir kız çocuğu edasıyla Ömer’in yanına oturdu.

“Elbette prenses, ne istersen sor” diyerek cevap verdi Ömer.

“Şimdi ben bu silah meselesini pek anlamadım da. Nedir bu? Yani endişelenmem gereken bir konu varsa bilmek isterim”

“Yok canım, sen hiç üzülme. Babamın bir kaç işinden biri de altın işi. Korunmak içi arada sırada taşıyorum. Ruhsatlı canım. Bu aralar bir ortağıyla bazı anlaşmazlıklar oldu da, o yüzden yanımda tanışıyorum”

Gamze duyduklarına inanamadı. Ömer tüm bunları söylerken o kadar sakin ve o kadar rahattı ki inanılacak gibi değil. Sanki yanında taşıdığı ikinci bir cüzdandan yada ikinci bir cep telefonundan bahsediyordu. Gamze ne söyleyeceğini şaşırdı. Nutku tutuldu, kelimeler boğazında düğümlendi ve başı dönmeye başladı. Derin derin nefes alıp kendini sakinleştirmeye çalıştı

“Sen de ne kadar çok abarttın ama Gamze. Ya ben bu silahla büyüdüm. Sana garip gelebilir ama ben mecburum buna. İşim gereği mecburum”

“Anlıyorum ama....”

“Bak, lütfen bütün gecemizi berbat etme tamam mı. Güzel başladı ve çok muhteşem bitmesini istiyorum. Sen istemiyorsan bilemem ama bu gece benim için muhteşem olacak bunu biliyorum” Ömer yine o tuaf bakışıyla Gamze’yi süzdü ve

“Garson 2 rakı lütfen” diye siparişini verdi

“Ben rakı içmem, şarap tercih ederim”

“Oldu mu şimdi be güzelim. Seninle şöyle karşılıklı rakı içelim de kendimize gelelim. Sonra şarap içersin istersen”

“Ah Ömer ah, hadi öyle olsun, zaten kafa mafa kalmadı bende. Ne tuaf adammışsın sen”

“Sırlarla dolu, gizemli, yakışıklı değil mi?”

“Hıııı ne demezsin...”

“Prenses, hadi söyle ya benden hoşlandığını, hadi ya”

“1 - Bana prenses dememeni rica etmiştim Ömer. 2- Evet maalesef senin gibi birisinden hoşlanıyorum”

Uzun ve derin bir bakışmanın ardından kalp atışlarının hızlanması ve gözlerin buğlanması kaçınılmaz oldu. Ömer’in eli Gamze’nin eline uzandı ve onu sıkı sıkı tuttu. Zaferin ilk hamlesini kazanmışcasına Gamze’nin boynuna doğru eğildi ve onun kokusunu çiğerlerine çekti. O kadar derin bir solukutu ki bu Gamze’nin tüm vücud bağları çözüldü ve gözlerini hafifce kapattı. Ömer onu usulca dudağından öperek garsonun getirdiği rakı bardağını uzattı

“Hadi güzelim, şerefine”

Gamze’nin artık hiçbir şey umrunda değildi. O kendini, arzulandığı kişinin elektriğine bırakarak içmeye başladı. İçti, içti ve daha çok içti. Daha önceleri yargıladığı ve hatta aşağladığı arkadaşları gibi önüne gelen her bardağı yumumlamaya başladı. Kendine itiraf etmek istemediği “aşık olma” gerçeğinden alkolün vermiş olduğu sarhoşlukla kaçmak istedi

Gamze duygularıyla ve alkolün etkisiyle savaşırken Ömer gecenin ilerleyen saatlerinde Gamze’ye sahip olma planlarını geliştirdi kafasında. Ömer için tek hedef vardı: –Gamze onun olmalıydı. Ama öyle, ama böyle. Bedenini hissetmek, ona sahip olmak...Tüm bu düşünceler Ömerin kafasından geçerken adeta büyük bir haz alırcasına hızlı hızlı nefes almaya başladı ve göz bebekleri büyüyerek düşüncelere daldı. Aklına eski sevgilisi geldi, onu terkedişi ve en yakın arkadaşıyla olan ilişkilerini öğrenişi. Eski sevgilisiyle son görüşmesi bir felaket olmuştu çünkü ona onu döverek sahiplenmişti. Gerçi Ömer’e göre kız bunu hak etmişti, onu aldattığı için hak etmişti, tıpkı onunla birlikte olmak istemeyen diğer kızlar gibi. Ömer hayır kelimesinden nefret ederdi. O isteği her kızı elde ederdi. Şimdi sıra Gamze’ye gelmişti..

Gamze bu düşüncelerden habersiz aşk heyecanıyla uçuşuyordu. Sarhoş olmaya başladığını anlayınca da içki içmeye ara verdi.

“Ne oldu kuzum, neden içmiyorsun? Daha çok erken, yapma ama! Ne oldu o dayanıklı Gamze’ye?”

“Ömer, yapma lütfen. Zaten kafayı buldum, sonra toparlayamazsın beni, Hem ben hem de sen rezil olursun. Ya ben sevmem böyle şeyleri, kötü ya...”

“Boşver, hiç sarhoş oldun mu bu zaman kadar? Hı?”

“Hayır ama bu akşam oldum”

“Ol ya, ol! Ben varım, ben sana bakarım, seni taşırım, kucağımda taşırım prenses”

“Taşıyamazsın”

“Taşırım güzelim, istediğin her yere taşırım. Zaten aklımı başımdan aldın. İlk gördüğüm günden beri seni düşünüyorum, hiç aklımdan çıkmıyorsun”

“Yapma Ömer, konuşma böyle”

“Neden? Deliriyorum senin için var mı ötesi. Yanıyorum güzelim yanıyorum.”

“Güldürme beni”

“Dur daha yeni başladık, daha çok güleceğiz”

Gamze için ipin ucu tamamen kaçtı. Ömer’in söyledikleri karşısında çaresiz bir biçimde tüm yelkenlerini suya indirdi. Evet, artık düşünmek, hareketlerini tartmak istemiyordu. O sadece kendini rüzgarın estiği yöne doğru bırakmak ve özgürce, düşünmeden hislerini yaşamak istiyordu... Aşk çok muhteşem bir duyguydu insanı kör etse bile ve Gamze onu doyasıya yaşamaya kararlıydı.

“İçelim o zaman, şerefine hayatım”

“Bu buluşmanın ve bu gecenin şerefine” Ömer artık emindi. İkinci zaferini kutlamak için 4 şişe bira getirtti garsona.

“Hadi bakalım. Bu bizim cilamız olacak. Sonrada başka bir yere gideceğiz, artık benden kurtuluşun yok”

“Zaten artık kurtulmak istemiyorum ki” diyerek gülümsedi Gamze

Ömer Gamze’nin yüzünü iki eliyle kavradı ve onu kendinde doğru çekerek uzunca dudaklarından öptü.

“Lütfen Ömer, olmaz. Bu kadar da hızlı değil” diye sert bir tepkinin ardından elinin tersiyle yüzünü sildi Gamze.

“Hem biraz daha yavaş olur musun, canımı acıtıyorsun. Zaten miğdem de bulanmaya başladı”

Ömer pis bir gülümsemeyle yetindi. Hiçbir şey söylemeden Gamze’ye dikti gözlerini. Onu gözleriyle soyuyordu adeta.

Gamze’nin ruhu ise farklı alemlerde farklı diyarlarda geziyordu. O hem sarhoş hem de aşık olmuştu.

İçki su gibi akıyor ve zaman da hızla ilerliyordu. Saat sabahın 3’ünü gösterdiğinde Gamze ayakta duramayacak hale gelmişdi.

“Ooooooooooooo başım dönüyor, çooook kötüyüm ya, midem ağrıyor, offfffffff”

“Dur Gamze sakin ol, gel tuvalete gidelim, biraz kendine gelirsin orada”

“Hı hı”

Ömer gamzeyi sürükleyerek tuvalete götürdü. Durumu çok kötü olduğundan onunla birlikte girdi bayanlar tuvaletine. Hızlıca tuvalete doğru yürüdüler


Gamze Ömer’e “Sen ne yapı....” demesine kalmadan istifra etmeye başladı. Kendini çok kötü hissediyor ve aynı zamanda kendine kızıyordu. Hayatında hiç bu kadar çok içmemişti, bu ona göre bir davranış değildi, öylesyse şimdi neden dozunda bırakmamıştı içkiyi? Tüm bu olanlar bir kabustu sanki. Gamze yaptıklarından utanmaya başladı. Duyduğu pişmanlık ve öfke daha da kusmasına sebep oldu

“İyi misin prenses”

Gamze bir yandan ‘iyiyim’ anlamına gelen el işaretiyle Ömer’e cevap verdi diğer yandan da Ömer’in ona hala bu kadar hoş davranmasını sorguluyordu içinde

-Bu kadar iğrenç bir manzara karşısında bana nasıl hala prenses diyebiliyor anlayamıyorum. Ne tuhaf, garip... olamaz böyle bir şey ya... yok yok bu çoçuk deli... mümkün değil...

Sarhoşluk, mide bulantısı, baş ağrısı ve kafasında uçuşan bir sürü soru arasında boğuluverdi biranda. Gamze artık eve gitmek istedi, evine gitdip yatmak ve gecenin bu korkunç son saatlerini unutmak.

“Gidelim, lütfen beni evime götür Ömer”

“Gel önce yüzünü yıka”

“Tamam”

Gamze soğuk suyu yüzüne çarpmaya başladı. Sular yüzünden aşağıya süzüldü ve üstündeki t-shirt’ünü de ıslattı. Ömer dik dik Gamze’ye bakmaya başladı

“Çok seksisin”

“Delirdin sen galiba. Sarhoşum sarhoş”

“Çok çekicisin, ufff, acayip heyecanlandırdın beni” diyerek üstüne abandı Gamze’nin ve vücudunu sıkıca kavrayarak kendine doğru çekti

“Yapma, delirdin mi sen? Bırak beni, iyi hissetmiyorum kendimi, aaaa” Gamze agresifleşir ve bağırmaya başlar. “Çıkalım şu pis kokulu tuvaletten”

Gamze hızlı adımlarla bir duvardan diğerine çarparak tuvaletten çıktı.....

Kötü geçen bir araba yolculuğundan sonra nihayet Gamze’nin evine varırlar. Gamze o kadar sarhoş olmuştur ki tek başına yürüyemez ve Ömer yardım etmek zorunda kalır. Gerçi tüm bu sahneler Ömer için yabancı değildi, o bu sahnelere alışıktır. Daha önce de defalarca yaşamıştır bu sahneleri.

Gamze tek başına evine girmek istediğinde Ömer zorla onunla evine girer. Gamze’nin aklında tek şey vardır o da uyumak fakat Ömer’in aklındakiler Gamze’nin korkunç bir sabah yaşamasına sebep olur.

“Hayır Ömer yapma dedim sana, yapma”

“İstiyorsun evet istiyorsun tıpkı benim istediğim kadar sen de istiyorsun”

“Ömer lütfen yalvarırım yapma.... dur, rahat bırak beni.. hayır”

“İstediğini söyle, benden hoşlanıyorsun, ben de senin için deliriyorum, hadi ama sıktın artık”

“Canımı acıtıyorsun, dur ne yapıyorsun... kıyafetlerimi yırtma...”

“Söyle, bunu istediğini söyle, sen de diğerleri gibisin aynı onlar gibi. Ben aşk istedim, seviyorum dedim sen beni süründürdün.... Hadi nazlanma artık. Biliyorum beni istediğini..”

“Ömer canımı acıtıyorsun...”

“Acıyla daha güzel oluyor güzelim...”

“Hayır, yo , hayır, lütfen, im-daaaaaaaa” Ömer sıkıca Gamze’nin ağızını kapatır

“Şııııııııı sus prenses, yapma bak sarhoşsun diye böyle tepki gösteriyorsun sus sus”

Gamze’nin savaşmaya takati kalmamıştı çünkü olan olmuş ve Ömer Gamze’ye sahiplemişti. Gamze’nin başı dönmeye başladı ve son olarak hatırladığı üzerinde terler içinde bedenine zorla sahip olan Ömer’in o kurkunç şehvet ve zevk dolu bakışları oldu...


Gecenin bir yarısında Gamze acılar içinde uyandı ve alkolün yarattığı mide bulantısından dolayı doğruca tuvalete gitti. Aynadaki yansımasını gördüğündeyse daha da çok midesi bulandı. Bir yandan ağlıyor diğer yandan kusuyordu.

-Bunu bana neden yaptın, neden? Ne yaptım ben sana, söylesene, ne yaptım? Böyle mi olması gerekiyordu.. diye söylendi tuvaletin başında

Kalkıp yatağa doğru gittiğinde Ömer’i gördü yatağında.

“Kalk, kalk diyorum sana, kalk” diye haykırmaya başladı

“Hıı aaa, neler oluyor yaaa”

“Kalk diyorum sana, kalk” Gamze çıldırmıştı

“Ne oluyor güzelim, sakin ol”

“Ne güzelimi be, ben nereden senin güzelin oluyorum. Güzelim dediğin herkese hep böyle mi yaparsın sen, bak şu halime, baksana..”

“Sakin ol be Gamze, biraz haşince seviştik o kadar. Sarhoş olmayıp o kadar karşı koymasaydın bunlar olmazdı”

“Ne diyorsun sen ya. Ağızından çıkanı kulağın duyuyor mu senin. Sen bana resmen tecavüz ettin ve şimdi de buna haşince sevişmek diyorsun. Sen delisin Ömer, tamamen deli”

“Bak kızım, ben seni akıllı sanmıştım değilmişsin meğer. Ancak salak kızlar böyle konuşur. Hem ben senden bayağı da hoşlanmaya başlamıştım. Hoşuma giden kızla birlikte olurum ben anladın mı?! Hem sen de istedin beni. İstemeseydin benimle çıkmazdın, hoşlanmasaydın seni öptüğümde öyle erimezdi”

“Iğrençsin Ömer, iğrenç..” Gamze hıçkırıklar içerisinde ağlamaya başladı
“Hoşlandığın insana zorla sahip olmak mı sevgi? Hı söyle? Birbirine karşı birseyler hissetmek hemen herşeyi tüketip yaşamak anlamına gelmez. Bu mu sevgi anlayışın? Ben sana artık bırak dokunmayı senin yüzünü dahi görmek istemiyorum. Her baktığımda o iğrenç yüz ifaden aklıma gelecek ve sonra da bana nasıl zorla sahiplendiğin... Oysa ben...” Hıçkırıklar bütün odayı kaplar
“git hemen evimden git!!!”.....

Salonun koltuğunda uyandığında saat akşam üstü beş civardaydı. Gamze ne yapacağını bilemiyordu Şaşkındı, korkuyordu, tiksiniyordu ve çok üzgündü. Hayatında asla bir daha deneyimlemek istemediği bir gece deneyimlemişti ve bunu da kimseyle paylaşamazdı, hiç kimseyle... En yakın dostuna bile bu konuyu anlatmayacaktı....


Gamze yaşadıklarının üstesinden gelmeye çabalıyordu bunu da kendini daha çok işine ve okuluna vererek başarmak istiyordu . O kadar yoğun bir tempo içerisindeydi ki Ayşe’yi bile sadece 2 kez görmüştü bu zaman zarfı içerisinde. Ömer onu bir kaç kez telefonla aramıştı ve sanki hiçbir şey olmamış gibi, bir ilişkileri varmışcasına konuşmuştu Gamze ile. Gamze şaşkındı ve olanları tamamiyle unutmak istiyordu ve bunun içinde çok çalışıyordu.

Bir sabah midesine giren ani sancıyla uyandı Gamze. O sancılar o kadar yoğundu ki tuvalete zor yetişmişti. İstifra etmekten farklı bir öğürme krizine yakalanmıştı sanki. Her öğürüşünde gözleri yuvalarından ve tüm iç organları da ağızından dışarıya fırlıyordu sanki. Miğdesi ile ilgili bir sorunu olduğunu düşündü

-Bir bu eksikti, şimdi herhalde aşırı stresten bir de ülser oldum diye kendi kendine söylendi tuvaletten çıkarken

Hazırlanması ve doktora gitmesi fazla zaman almadı. Doktor muayenesinden sonra bir kaç testin yapılması için kan ve idrar verdi. Ayrıca gastroskopi yapılması için de 3 gün sonraya randevu aldı. Test sonuçlarını iki gün sonra alacaktı. Doktoruyla son bir görüşme yaparak evinin yolunu tuttu.

Eve vardığında çok bitkin ve halsiz hissediyordu kendini. O kadar halsizdi ki salondaki koltuğun üstüne kendini atar atmaz uyukladı. 20 dakika kadar sonra aşırı bir miğde bulantısıyla uyandı ve salonun ortasında öğürmeye başladı. İşte o an tüm dünyası yıkılıvermişti Gamze’nin. Anladı ki sorun miğdesi değildi. O geceyi hatırladı ve Ömer’in ona yaşattıklarını. Başı dönüyör ve miğdesi bulanıyordu ve evet artık şüphesi yoktu. Emin olmak için hemen bir eczaneye koştu. Kan ter içerisinde eczacı bayandan bir prediktör istedi. Hemen eve gelip ertesi sabahı beklemeden testi yapmak üzere tuvalete girdi. Biraz idrar herşeyi açığa kavuşturacaktı.

Test negatif çıkmıştı ve Gamze bir “Oh” çekmesine çekti ama nedense içinde yine de bir şüphe vardı.

O gece Gamze hiç uyumadı ve sabahın erken saatinde hemen hastaneye gitti. Emin olmak istiyordu. Bulantıları da artmıştı ve kendini çok halsiz hissediyordu.

Hastaneye geldiğinde tanımadığı bir jinekologdan randevu aldı.

Muayene çok sancılı geçmişti ve Gamze’nin de artık ayakta duracak takati kalmamıştı. Bütün gün sonuçların çıkmasını bekledi. Ultrasonda doktorun yüz ifadesi çok değişmişti ve tek kelime dahi etmemişti. Gamze merakından bayılmak üzereydi.

-Tanrım, ben ne kadar büyük bir hata işledim? Ya hamileysem? Ne yaparım? Bu korkunç? Yapma tanrım ne olur yapma. Lütfen doktor bana hamile olmadığımı söylesin, yalvarırım, lütfen... Ömer senden nefret ediyorum, nefret, neden yaptım tüm bunları bana neden? Oysa ben seni sevmeye başlamıştım, senden hoşlanmıştım. Tüm bunlar benimle sadece bir kez birlikte olmak için miydi? Bu muydu yani senin istediğin? Of tanrım of, çıldıracağım, gerçekten çıldıracağım...

Gamze için yolun sonu gelmek üzereydi. O incinmişti. Hayal kırıklığı ve ne yapacağını bilememe duyguları arasında boğulmak üzereydi. Sürekli Ömer’den nefret ettiğini haykırsa da tüm yaşananlara rağmen aslından bunun gerçek olmadğını biliyordu ve bu yüzden de kendisinden tiksiniyordu. Gamze biran için tekrar Ömer ile geçirdiği akşamın keyifli ve korkunç saatlerine daldı....

...Omuzunda hissettiği doktorun eliyle irkildi.

“Doktor bey?” Gamze’nin sesi ürkek, yorgun ve endişeliydi

“İyi haber veremiyorum maalesef. Hamilesin ve sanırım bir dış gebelik durumun var”

“Olamaz, hayır, lütfen bunun doğru olmadığını söyleyin bana, lütfen” Gamze ağlamaya ve titremeye başlar

“Sakin ol kızım sakin ol, herşey yoluna girecek inan” diyerek teselli etmeye çalıştı doktor.

Gamze hemen telefonuna sarıldı

“Ayşe, Ayşe lütfen gel, gel sana çok ihtiyacım var”


Gamze nasıl eve geldiğini hatırlayamayacak kadar bitkindi. Tuvalete doğru gitti ve dolabından iki şişe ilaç aldı. Tüm bu olanlar onu hayatından bezdirmiş ve tamamen ümitsizliğin kucağına bırakmıştı. Ömer, ailesi, arkadaşları, okulu, işi ve o gece... Herşey bir kabusa dönüşmüştü. Nefret dolu bakışlarla aynadaki yüzüne bakıyordu.. İşte tam oradaydı. İğrençti,

“Ölmelisin, ölmelisin, sen iğrenç bir varlık oldun ve yaşamayı da hak etmiyorsun” diye haykırmaya başladı

Elinde tutuğu ilaçları titreyerek ağızına doğru götürürken vücudu benliğini saran ölüm korkusuyla zangır zangır titremeye başladı.

“Bunu bile beceremiyorsun kaltak” diye kendi kendine bağırınmaya başladı. Aynadaki yansımasına bakarak avucundaki tüm hapları fırlattı.

“Yeter, ye-teeeer...”

Zavallı kız hıçkırıklar içerisinde yere yığıldı ve kusuncaya kadar da ağladı.

“Ne yapacağım ben şimdi, nasıl kurtulacağım bu dertten?”......

Zavallı kız yığılıp kaldığı tuvaletin soğuk fayansları üzerinde sayıklamaya başladı

“Hayır yapamam, ölemem ama seninle de yaşayamam. Olmaz... olmaz...ben seni doğuramam ama bu sebepten dolayı da ölemem”

Gamze şuursuzca sayıklıyordu. Soğuk fayanslar tüm benliğini bir buz parçası haline getirmişti.

-Çaresizim... dayanamıyorum... yardım et Tanrım...ölmeyi dahi beceremiyorum, Allahım neden, neden....-

Kapı zil sesiyle biranda ürküldü. Sürünerek kapıya doğru yöneldi ve zorlukla kapıyı açtı.

“Aman tanrım Gamze!!!” Ayşe, Gamze’nin halini görünce biranda şok geçirdi, ne yapacağını şaşırdı

“Ayşe, lütfen yardım et, lütfen. Anlatacaklarım var... Ölmek istiyorum”

Ayşe Gamze’ye neler olduğunu anlamadan sıkıca sarıldı ve Gamze de hıçkıra hıçkıra ağladı. İki arkadaş saatlerce orada birbirlerine sarılıp oturdular. Sessizliğin kulakları tırmaladğı anlarda bile tek kelime etmediler.

Sonunda Gamze sessizliği bozdu

“Ayşe, hamileyim... Üstelik...” Gamze tekrar ağlamaya başladı

Ayşe şok olmuştu.

“Üstelik Ömer bana... Çok korkunçtu Ayşe anlıyor musun, korkunç..” Hıçkırıklardan anlatamaz oldu Gamze söylemek istediklerini.

Ayşe’nin ise nutku tutulmuş ve gözleri dolmuştu

“Herşey benim yüzümden oldu, üzgünüm, inan çok üzgünüm. Canım arkadaşım lütfen beni affet”

İki kız birbirine ağlayarak sarıldı.

“Gamze?! Bak söz veriyorum herşey iyi olacak. İnan, geçecek. Düşünme şimdi... Söz veriyorum, hep yanında olacağım..”

Üzgün ve derin bir bakışla sarıldı Gamze dostuna.

Gamze derin düşünclere daldı...

-Elbette geçecek ve çözüm bulunacaktı. Elbette zamanla olanlar unutulacaktı. Aslında zaten olabilecekler sinyallerini vermemiş miydi?. Aslında belli değil miydi zaten başına gelecekler?

Odada masa üstü saatinin sesi duyuldu

“tik, tak, tik tak.....” ve saatin sesiyle akıp gitti zaman.
 
Durum
Üzgünüz bu konu cevaplar için kapatılmıştır...

Benzer Konular



Üst Alt