Love Prince
Üye
Günün Sözü/ Şiiri/ Hikayesi/ Resmi (15.09.2010)
Günün Sözü :
" Eğer hayal edebildiğin bir şeyse, yapabilirsin. Onların peşinden gidecek cesaretin varsa, bütün rüyaların gerçek olabilir. "
~ Walt Disney ~
Günün Şiiri :
Susuşunu Gizleyen Adamın Haykırışı
Ben sus'sam
Bir pay bırakırım elbet
Herkese ucundan
Ağır gelmesin diye
Sessizliğim
Şiirlerimin uyandığı
Gecenin bir yarısında
Başlarsa
Kehanetimin suskunluğu
Dilleri lâl eder
Uğultusu kulaklarda
Ve de aya ışık tutar
Ateşi sigaramın
Güne bırakırım satırlarımı
Her güne binlerce
Söz olur
Ömür biter
Ağıtlar nemli bir ıslık olur
Dudaklar kururken
Yakıldığı anılarda
Ve de hiç bir ağustos
Gözüne yaş takmaz
Bu ağustos taktığı
Kadar
Belki
Kar yağmaz dudaklara
Belki de
Duvar örülmez
Gece ile gündüz arasına
Ağlamaya
Ya da teni melek kutsallığında
Bir güz uzanır boylu boyunca
İki düşüncemin arasına
Dağlar boyu sevdalar olmaz belki
Ama
Sevdalarca dağ'lanır ömür
İki beden arasında
Geçitlenir dudaklar
Duygular bahar kokar
Vuslatın nefesi
Adın olur
Oturduğum her sohbet aralığında
Yarım yarım hasretler söndürülür
Bol demli uyku aralarında
Güneşe destan olur umutlar
Dillere düşman
Ve aynalar sırdaşı olur
Yüreğin
Düş kokulu yarınlar
Adına
Adınca..
Erhan Tabak
Günün Hikayesi :
Vakit yine sonbahar... Evet, Eylül’e kavuştuk. Eylül, ayrılıkların şehri... Ayrılıkların vakti. Arapçada ay kelimesinin karşılığının şehr olması ne ilginç bir tevafuk. Hakikaten her ay, bir şehri andırıyor tabiatıyla... Sivas, Hazirandır benim için mesela... İstanbul, Mayıstır. Ankara Kasım. İzmir’e bir kere gittim, pek gezemedim maalesef, ama ona da Nisan demek istiyorum. Her şehrin bir tabiatı var. Her ayın bir haleti... O aya girdiğinizde veya o şehre gittiğinizde sizin de haliniz, tavrınız değişiyor; onlara benziyor. İbn Haldun haklı galiba... İklimin, çevrenin insan tabiatı üzerinde büyük tesiri var. Ve zamanın...
İmam Ali “Herkes zamanının çocuğudur” dediğinde bunu da kastediyor muydu? Neden olmasın? İlim şehrinin kapısından böyle bir tespit beklenir doğrusu.
Ben de şu an İstanbul’un ve Eylülün çocuğuyum. Yazın sıcak ve miskin düşlerinden serin rüzgârın tenime tesir ettiği bir güne geldim. Sonbaharı severim. Havalar genelde kapalı olur, ama yine de severim. Balkonda, terasta veya bir çay bahçesinde yağmurun yağışını izlerken çay içmek gibisi yoktur. Ben, böyle bir yarım saat için pek çok zevkimden vazgeçebilirim. Hatta ıslanmak bile isterim. Evet, evet. Islanmak, doyasıya yağmur altında... Özlediğimiz, unuttuğumuz lezzetlerden birisi bu. Bu nasıl bir lezzet, demeyin. Çocukluğunuzu ne de çabuk unuttunuz? Yoksa hiç yağmur altında ıslanmadınız mı? Yazık size... Hâlbuki topraktan yaratıldınız.
Toprak, yağmursuz yapabilir mi? Bırakın teninizi rahatlasın. O, bu vuslat için yaratılmış. Ah, o yağmur ardından topraktan yükselen koku yok mu? Cihan değer. Ölüm değer. Onu nasıl bir şişeye saklamalı bilmem ki! Elmastan mı, zümrütten mi? Onu saklamalı, yanımıza almalı. Büyük şehrin beton binaları arasında ara ara çekmeli, ciğerlerimize bayram ettirmeli. Ne kadar çok isterdim toprak kokusunu cebimde taşıyabilmeyi... Asıl ben o zaman, aslıma dönerdim.
Siz de benim gibi kırsal insanıysanız, hissedersiniz. Ufku görememekten kaynaklanan ciddi bir rahatsızlığımız var. Sanki kafeste gibiyiz şehirde... Eskiden nazarımızın gittiği yere kadar giden bakışlarımız, burada kafesler içerisinde. Bakınız, bedenimizin tamamını kastetmiyorum. Ruhumuz, nazarımız kafesler içerisinde... Bu bir aslanın kafese kapatılmasından farksızdır. Ezan duymayan bir müslüman, ufku göremeyen bir çoban aynı sancının eşik noktasına gelirler. Bedenen serbest, fakat ruhen kafeslerde olma. Bu aslında ciddi bir rahatsızlık sebebidir. Ben büyük şehirde yaşayan insanların gerginliğini, stresini, ben biraz da bu ufuklardan yoksun kalışa bağlıyorum. Nazar ile dahi olsa sınırlandırıldığını hisseden insan gerginleşiyor, hatta saldırganlaşıyor. Kafeste beslenen aslana dönüyor.
Size tavsiyem; ara ara ufuklara bakabileceğiniz bir yerlere gitmeniz. Burası ufku görebileceğiniz bir sahil kenarı da olabilir. İlla şehrin dışına çıkmaya gerek yok. Ruhunuza sınırlarının daha geniş olduğunu hatırlatın ki, sizi rahatsız etmesin. Hem sonbaharın da kıymetini bilin. O yağmurlar, o yok oluş, o hazan olmasa; hepimiz kendimizi sonsuz sanırdık. Allah’tan sonbahar ve kış ara ara geliyor da, bize faniliğimizi hatırlatıyorlar. Kendi tabiatlarıyla bize etkileyip bizi dört mevsim dengesinde insanlar haline getiriyorlar.
Ahmet Ay
Günün Resmi :
" Eğer hayal edebildiğin bir şeyse, yapabilirsin. Onların peşinden gidecek cesaretin varsa, bütün rüyaların gerçek olabilir. "
~ Walt Disney ~
Günün Şiiri :
Susuşunu Gizleyen Adamın Haykırışı
Ben sus'sam
Bir pay bırakırım elbet
Herkese ucundan
Ağır gelmesin diye
Sessizliğim
Şiirlerimin uyandığı
Gecenin bir yarısında
Başlarsa
Kehanetimin suskunluğu
Dilleri lâl eder
Uğultusu kulaklarda
Ve de aya ışık tutar
Ateşi sigaramın
Güne bırakırım satırlarımı
Her güne binlerce
Söz olur
Ömür biter
Ağıtlar nemli bir ıslık olur
Dudaklar kururken
Yakıldığı anılarda
Ve de hiç bir ağustos
Gözüne yaş takmaz
Bu ağustos taktığı
Kadar
Belki
Kar yağmaz dudaklara
Belki de
Duvar örülmez
Gece ile gündüz arasına
Ağlamaya
Ya da teni melek kutsallığında
Bir güz uzanır boylu boyunca
İki düşüncemin arasına
Dağlar boyu sevdalar olmaz belki
Ama
Sevdalarca dağ'lanır ömür
İki beden arasında
Geçitlenir dudaklar
Duygular bahar kokar
Vuslatın nefesi
Adın olur
Oturduğum her sohbet aralığında
Yarım yarım hasretler söndürülür
Bol demli uyku aralarında
Güneşe destan olur umutlar
Dillere düşman
Ve aynalar sırdaşı olur
Yüreğin
Düş kokulu yarınlar
Adına
Adınca..
Erhan Tabak
Günün Hikayesi :
Mevsim, Şehir ve İnsan
Vakit yine sonbahar... Evet, Eylül’e kavuştuk. Eylül, ayrılıkların şehri... Ayrılıkların vakti. Arapçada ay kelimesinin karşılığının şehr olması ne ilginç bir tevafuk. Hakikaten her ay, bir şehri andırıyor tabiatıyla... Sivas, Hazirandır benim için mesela... İstanbul, Mayıstır. Ankara Kasım. İzmir’e bir kere gittim, pek gezemedim maalesef, ama ona da Nisan demek istiyorum. Her şehrin bir tabiatı var. Her ayın bir haleti... O aya girdiğinizde veya o şehre gittiğinizde sizin de haliniz, tavrınız değişiyor; onlara benziyor. İbn Haldun haklı galiba... İklimin, çevrenin insan tabiatı üzerinde büyük tesiri var. Ve zamanın...
İmam Ali “Herkes zamanının çocuğudur” dediğinde bunu da kastediyor muydu? Neden olmasın? İlim şehrinin kapısından böyle bir tespit beklenir doğrusu.
Ben de şu an İstanbul’un ve Eylülün çocuğuyum. Yazın sıcak ve miskin düşlerinden serin rüzgârın tenime tesir ettiği bir güne geldim. Sonbaharı severim. Havalar genelde kapalı olur, ama yine de severim. Balkonda, terasta veya bir çay bahçesinde yağmurun yağışını izlerken çay içmek gibisi yoktur. Ben, böyle bir yarım saat için pek çok zevkimden vazgeçebilirim. Hatta ıslanmak bile isterim. Evet, evet. Islanmak, doyasıya yağmur altında... Özlediğimiz, unuttuğumuz lezzetlerden birisi bu. Bu nasıl bir lezzet, demeyin. Çocukluğunuzu ne de çabuk unuttunuz? Yoksa hiç yağmur altında ıslanmadınız mı? Yazık size... Hâlbuki topraktan yaratıldınız.
Toprak, yağmursuz yapabilir mi? Bırakın teninizi rahatlasın. O, bu vuslat için yaratılmış. Ah, o yağmur ardından topraktan yükselen koku yok mu? Cihan değer. Ölüm değer. Onu nasıl bir şişeye saklamalı bilmem ki! Elmastan mı, zümrütten mi? Onu saklamalı, yanımıza almalı. Büyük şehrin beton binaları arasında ara ara çekmeli, ciğerlerimize bayram ettirmeli. Ne kadar çok isterdim toprak kokusunu cebimde taşıyabilmeyi... Asıl ben o zaman, aslıma dönerdim.
Siz de benim gibi kırsal insanıysanız, hissedersiniz. Ufku görememekten kaynaklanan ciddi bir rahatsızlığımız var. Sanki kafeste gibiyiz şehirde... Eskiden nazarımızın gittiği yere kadar giden bakışlarımız, burada kafesler içerisinde. Bakınız, bedenimizin tamamını kastetmiyorum. Ruhumuz, nazarımız kafesler içerisinde... Bu bir aslanın kafese kapatılmasından farksızdır. Ezan duymayan bir müslüman, ufku göremeyen bir çoban aynı sancının eşik noktasına gelirler. Bedenen serbest, fakat ruhen kafeslerde olma. Bu aslında ciddi bir rahatsızlık sebebidir. Ben büyük şehirde yaşayan insanların gerginliğini, stresini, ben biraz da bu ufuklardan yoksun kalışa bağlıyorum. Nazar ile dahi olsa sınırlandırıldığını hisseden insan gerginleşiyor, hatta saldırganlaşıyor. Kafeste beslenen aslana dönüyor.
Size tavsiyem; ara ara ufuklara bakabileceğiniz bir yerlere gitmeniz. Burası ufku görebileceğiniz bir sahil kenarı da olabilir. İlla şehrin dışına çıkmaya gerek yok. Ruhunuza sınırlarının daha geniş olduğunu hatırlatın ki, sizi rahatsız etmesin. Hem sonbaharın da kıymetini bilin. O yağmurlar, o yok oluş, o hazan olmasa; hepimiz kendimizi sonsuz sanırdık. Allah’tan sonbahar ve kış ara ara geliyor da, bize faniliğimizi hatırlatıyorlar. Kendi tabiatlarıyla bize etkileyip bizi dört mevsim dengesinde insanlar haline getiriyorlar.
Ahmet Ay
Günün Resmi :


