Gitmek, gidebilmek... ---İclal Aydın

Sponsorlu Bağlantılar

Durum
Üzgünüz bu konu cevaplar için kapatılmıştır...
arslansem

arslansem

Üye
    Konu Sahibi
Gitmek, gidebilmek... ---İclal Aydın
Gitmek, gidebilmek...



İki senedir birlikte çalıştığımız diziden çok sevgili Öner Erkan (Ferit) gitti geçen hafta.

Zor bir ayrılık oldu hepimiz için. Ama profesyonel işler böyle işte; başlıyor ve bitiyor. Duygusal bağlar kuruyoruz, kişiliklerimizle özdeşleştiriyoruz, harmanlanıyoruz; iş nerede başlar nerede biter karıştırıyoruz çoğu zaman... Hele ki oyunculukta, daha da böyle...

Aslında tekrar oyunculuğa döndüğümden beri bu şizofrenik hallerin ne kadar mesleğin “gereği” ya da “sonucu” olduğunu düşünüyorum...

Oynadığımız karakterlerle gerçek kişiliklerimiz geçişler, kortejler, antreler, selamlar içinde eriyor sanki.

***

Yazı yazanın da, oyuncunun da “normal” sayılabilecek özelliklerinin normal insanlarla ne kadar benzerlik gösterdiği de tartışılır öte yandan... Normal insanları taklit ediyor, normal insanları anlatmaya çalışıyoruz anormal kaotik ruhlarımızla...

Tek ortak özelliğimiz sıradan, küçük, güneşli bir hayat kurma özlemi. Bu kavga, bu hırgür, bu telaş herkesi eşit yoruyor gibi görünse de sanatçı olarak isimlendirilenler aslında bu karmaşada besleniyorlar. Bakmayın öyle güneye kaçmalarına, kendilerine taş bir köy evi alıp şömine önünde kanyak içip, huzuru sindirmelerine...

Çok sürmüyor, ruhlar kan dolaşımı durmuş bir bacak gibi karıncalanmaya başlıyor.

O zaman tek çözüm var; koşmak...

Yeniden şehre, karmaşaya, aynı dedikodulara, küçük çekişmelere kavuşmak ve aynı küçük ama huzurlu hayatı düşlemeye yatmak...

Bu aslında bir yaşam biçimi...

Huzursuzlukla beslenip, huzur hayaliyle yaşlanmak...

***

Büyük şehir insanları aşağı yukarı hep aynı hastalıklar, hep aynı doktorlar, hep aynı tedavi yöntemleri, hep aynı detoks yöntemleriyle eskitiyor günlerini.

Gençlik hayali hep New York’ta bir hayat kurmak olan bir arkadaşım sonunda hayalini gerçekleştirmişti. Üstelik Manhattan adasının en gözde semtlerinden birinde bir stüdyo dairesi, güzel para kazandığı çok harika bir işi, yabancı olarak haklı bir gurur duyabileceği şahane kariyeri, en havalı barlara ve kulüplere girebilmenin şartı olan anahtar kartları vardı. Manhattan için olmazsa olmaz bir gereklilik: Parmak ısırtan bir gardırobu ve çok şık çantaları ve tabii tabloları, kitapları, dergileri, kablo TV’si, sofistike hazları paylaşabileceği dostları...

Kusursuz bir hayalin kusursuz gerçeği yani...

Anlatırken kulağa mükemmel gelen bu hayat yakından izlemeye başladığınızda hüzünlü bir grilik, kederli bir yalnızlık ve can sıkıcı bir monotonluk taşıyordu aslında.

Sabahları kör bir saatte metroyla işe gidiyor, gece karanlıkta dönüyor, durmaksızın vitamin desteği alıyor, akan burnunu siliyor ve yetiştirmesi gereken dosyalar yüzünden çift bilgisayarıyla bütün yemeklerden erken kalkıp, bornozuyla çöpü dışarı çıkarıp yatağa baygın yatıyordu...

Sonunda her şeyi bıraktı...

Her şeyi...

Ve uzun bir tatile çıktı.

***

Hindistan, Cuba, Çin, Vietnam, Fas, Tunus, Güney Afrika, Arjantin, Fransa...

Canını, gönlünü güzelce gezdirdi...

Ne oldu biliyor musunuz iki yılın sonunda?

New York’u özledi. Hem de çılgınlar gibi...

Aynı tekdüze yaşama döner mi bilmiyorum ama kaçıp kurtulmaya çalıştığımız bütün karmaşalarımızı hatta alışkanlığa dönüşmüş mutsuzluklarımızı bile bir süre sonra özlemeye başlamamız hiçbirimizi yadırgatmamalı...

Sanatçı olsun ya da olmasın her insan kendi içinde bir girdapta dönüyor aslında...

Konuyu nereden nereye getirdim: Öner ayrıldı demiştim yazının başında... Gidişini biraz da New York’u terk etmeye benzetiyorum. Bizi, zorlu çalışma saatlerimizi, tekdüze günlerimizi çok özleyeceğinden de eminim... Yine de gitmek, gidebilmek olağanüstüdür... Olağanüstü...
 
Doğuş Pertez

Doğuş Pertez

Admin
Saol PAylasım için
 
Durum
Üzgünüz bu konu cevaplar için kapatılmıştır...
Takipçi Satın Al


Üst Alt