Albert Einstein
Üye
Eroİn
KİTABIN ADI: ERMENİ İDDİALARI VE GERÇEKLER
KİTABIN YAZARI: DR.HÜSAMETTİN YILDIRIM
YAYIN EVİ VE ADRESİ: CAN YAYINLARI
BASIM YILI: 1996
1.KİTABIN KONUSU:
I.Dünya Savaşı esnasında Ermenilerin izlemiş oldukları politika
2.KİTABIN ÖZETİ:EROİN
Kitabın Özeti:
Christiane 6 yaşındaydı. Yaşadıkları kasabadan babasının işi nedeniyle bir şehre taşınmak zorunda kaldılar. Christiane büyük bir heyecan içinde annesiyle birlikte büyük bir ev hayal ediyorlardı. Fakat babasının tuttuğu ev onları hayal kırıklığına uğratmıştı. Şehirde hayatlarının çok güzel olacağını düşünüyorlardı ama tam tersi çıkmıştı. Herşey kötüye gidiyor ve evdeki kavgaların şiddeti gittikçe artıyordu. Christiane ve kardeşi çok mutsuzdu. en sonunda annesi ve babası yaptıkları büyük bir kavga sonucu ayrıldılar. Christiane annesinde kardeşi de babasında kalmıştı. çok mutsuzdu, okulda arkadaşları tarafında evde annesi tarafından hep hor görülmüştü. Christiane evde kalmak yerine sokakları tercih etmişti. 12 yaşına geldiğinde bütün pisliklerin bulunduğu merkez evine gitmeye başlamıştı. Orası genelde hap kull******rın gittiği yerdi. Orada kendini mutlu hissediyordu. Christiane de hap kullanmaya başlamıştı. Daha sonları Christiane Atze adında biriyle tanıştı. Bu kişi onun ilk aşık olduğu kişidir. Fakat Atze gün geçtikçe Christiane'yı batağa sürüklüyor ve bütün eroincilerin bulunduğu barlara gitmeye başlıyorlardı. Daha sonları Christiane Atze'den nefret etmeye başladı. Bu arada yavaş yavaş eroin kullanmaya başlamış fakat bağımlısı olmamıştı. Atze'yle ayrıldıktan sonra kendini boşlukta hissetmeye başlamış ve eroine daha çok bağlanmıştı. Vücudundaki gelişmeler başladıkça kendini daha kadınsı hissediyordu. Tüm bu zamanlarda Deltef ile tanımıştı. Deltef istasyonda homolarla birlikte olup kendisine eroin parası çıkarıyordu. Christiane okuldan sonraları Deltef'in yanına istasyona gidiyordu. İstasyonda hep ******lik yapan kızlar vardı ve hepsinin de yaşı 18'den küçüktü. Christiane her zaman "Ben onlar gibi olmayacağım" diyordu ama gün geçtikçe batağa saplanıyordu. Deltef ona içme diyordu ama o dinlemiyordu. Sonunda ikisi de bırakmaya karar vermişti. Fakat annesi Christiane'nın eroin kullandığını öğrenir. Onu geldikleri kasabaya halalarının yanına gönderir. İlk zamanlar ona çok zor gelir ve tam bir eroin krizine girer. Günlerce kendine gelemez, sürekli ateşlidir ve soğuk soğuk terler atar. Krizleri geçtikten sonra bir daha içmeyeceğim deyip kendisine söz verir. Fakat şehre döndükten sonra tekrar istasyona döner ve yine başlamıştır. Daha 13 yaşında olmasına rağmen kendisini satmaya başlar. Bunu Deltef'ten saklar. Zaten onu uzun süreden beri görmemektedir. Deltef eski homo dostuyla birlikte bir evde kalmaya başlamıştır. Christiane Deltef'i heryerde aramasına rağmen bulamaz. Kendisini satmaya devam ederek eroine devam eder. Sonunda kendisini öldürmeyi düşünmüştür çünkü Deltef'in öldüğünü düşünür. Zaten bir arkadaşı ölmüştür. Gazetelerde ölen arkadaşının resmini görünce bir gün kendisininde öleceğini düşünüp daha erken ölmeye karar vermiştir. Son bir defa daha işe çıkmıştır. Aldığı parayla eroin alır ve bir tuvalete gider. Kendi deyimiyle "altın vuruşu" yapmıştır. Bütün vücudu uyuşmaya başlamıştır. Gözünü açtığında kendisini bir hastanede bulur. Annesi çok üzülmüştür. Babasına haber verirler ve babası hemen yanına gelir. Christiane'yı eve kapatmıştır. Fakat o pencereden kaçıp tekrar kendini satar. Bu böyle günlerce devam eder. Christiane Deltef'i çok özlemiştir. Her zaman onu düşünmektedir. Her yattığı kişide onu arar fakat bulamaz. Babası onun pencereden kaçarak dışarıya çıktığını öğrenince onu döver. Bunun üzerine Christiane evden kaçar ve bir daha geri dönmez. Deltef'i arar, bulur. Bundan sonra içmeyeceklerdir. Sadece satacaklar ve çok para kazanıp Paris'e gideceklerdir. Fakat satma işleminde de başarılı olamayıp batmışlardır. Tekrar kendilerini satmaya başlarlar. Christiane artık okulu bırakmıştır. Öğretmenler ve öğrenciler okullarında eroinman bir kızı istemiyorlardır. Christiane'yı annesi tekrar kasabaya gönderir ama Christiane geldiği zaman tekrar aynı işi yapar. Annesi bunun üzerine Christiane ve Deltef'i eve alıp bir odaya kapatır. İkiside krize girerler. Annesi günlerce onlarla uğraşmıştır. Çünkü Deltef bırakırsa Christiane'nın da bırakacağına inanıyordu. Günlerce krizden çıkmamışlar ve odanın içi de çok pis kokmaya başlamıştı. Vücutlarından terle birlikte çıkan zehir pis kokular yaratıyordu. Zaman geçtikçe kendinlerine geliyorlardı. Bu arada Christiane'nın en iyi arkadaşı olan Stella ve babası ölmüştü. Onlar da bir gün öleceklerini biliyorlar ama bütün çalışmalarına rağmen eroinden vazgeçemiyorlardı. Deltef'le Christiane sonunda bölgenin en iyi hastanesinde yatmaya karar vermişlerdir. Bu hastaneden kaçan, bir daha asla geri dönemiyordu. Bu hastaneye yatmaya balamışlardı. Artık ölümü değil güzelşeyler hayal ediyorlardı. Ama gün geçtikçe Deltef sıkılıyor ve dışarıyı özlüyordu. Christiane ise sağlığına kavuşmayı hayal ediyordu. Deltef sonunda hastaneden kaçtı ve eski işine devam etmeye başladı. Christiane ise kaçmadı ve direndi. Sağlığına kavuşarak hastaneden çıktı. Bir daha Deltef'i görmedi ama aklından çıkaramıyordu. Herşeye rağmen Deltef'e dönmedi ve kasabasına döndü. Okulunu orada tamamladı. Kalan hayatını sağlıklı bir insan olarak yaşamaya başladı.
Kitabın Kahramanları:
Christiane, Atze, Deltef, Christiane'nın ailesi ve akrabaları.
Bu Kitabı Niçin Seçtim¿
Kitabın arkasında bulunan tanıtım yazısını okudum. Henüz 13 yaşındaki bir kızın eroin yüzüden başına neler geldiğini ve bu yaşta bu dertlerle nasıl başa çıktığını merak ederek ve kitabın isminin ilginçliğini de göz önünde bulundurarak bu kitabı okudum.
Kitabın Yazarı:
Yazar (Christiane F.), 1950'li yıllarda Almanya'da doğmuştur. Çok zeki olduğu söylenmektedir. Hayatı kitapta da geçtiği gibi pürüzlerle doludur. Kaynaklarda yazar hakkında fazla bilgi bulunmamaktadır.
Asya ve Avrupa kıtaları arasında köprü konumunda olan Türkiye;Karadenizi Akdenize bağlayan boğazları,Ortaasya,Kafkasya ve Ortadoğudaki doğal enerji kaynaklarının kesiştiği noktadaki jeopolitik konumuyla bütün dünyanın dikkatini çekmektedir.
Geçmişte Osmanlı İmparatorluğu,bugün de Türkiye,bu jeopolitik ve jeostratejik konumundan dolayı çeşitli entrikaların çevrildiği bir alan olmuştur.İmparatorluğu parçalayarak tarih sahnesinden silmek isteyen sömürgeci devletler,bu entrikalarında yüzlerce yıldır Türklerle dostça yaşayan Ermenileri de kullanmışlardır.
Tarihte olduğu gibi günümüzde de Ermeni toplumu üzerinden siyasi ve ekonomik çıkar sağlamaya çalışan ülkeler olmaktadır.Bazı ülkelerde Türkleri ve Türkiyeyi sözde soykırımla tanımaya yönelik kararlar parlemento gündemlerine getirilmektedir.
I.Dünya Savaşından önce çoğu kez üçüncü sınıf vatandaş muamelesi gören Ermeniler,Türklerin Anadoluya girişlerini takiben;bir yandan Türklüğün adil ve insani töresinden yararlanmışlardır.Askerlikten, kısmen de vergiden muaf tutulurken ticarette,zanaatta,çiftçilikte ve idari işlerde yükselme fırsatını elde etmişlerdir.Hatta devlet kademelerinde de önemli görevlere yükseleneler vardır.
Ancak,Osmanlı Devletinin zayıflamaya başladığı dönemlerde,hemen her konuda Avrupanın müdalesi baş gösterince,Türk-Ermeni ilişkilerinde bozulmalar başlamıştır.I.dünya Savaşı sırasında ise,Osmanlı askeri olarak düşmana karşı savaşan veya geri hizmetlerde çalışan Ermiler de bulunmasına rağmen,bunların büyük bir kısmı cephede düşmanla birlikte Türklere karşı savaşmış,yüz binlerce Müslümanın hayatına kastederek Anadoluyu bir harabe haline çevirmişlerdir.
Çıkarılan Sevk ve İskanla ilgili mevzuata uymadıkları gerekçesiyle toplam 1397 Ermeni çeşitli cezalara çarptırılmıştır.Savaş bölgesinde oturan ve birliklerin hareketini engelleyen,karşı tarafa istihbarat sağlayan,yardım ve yataklık yapan ya da düşman ile birlikte onun safhında hareket eden halkların ve grupların cephe gerisine gönderildiği görülebilir.Sevk ve İskanın bir amacı da sivil halkın savaştan zarar görmesini önlemektir.
Türkiyede bugün,anne ve babaları ve büyükanne ve büyükbabaların I.Dünya Savaşının korkunç olaylarına ilişkin hikayelerini hatırlayan milyonlarca kadın ve erkek vardır.Bu hikayelerde,tecavüzler ve evlerden zorla çıkarılmalar anlatılmaktadır.Kendilerine sorulduğunda,ailelerinin geçmişini üzüntü ve kızgınlık içinde anlatmaktadırlar.
Ermeniler gibi,Türkler de düşmanları tarafından öldürülmüşlerdir;onlar açısından düşmanlar çoğu zaman Ermeniler olmuştur.Türkler de Ermeniler gibi zamanında zorunlu göçlere maruz kalmışlar ve bu göçler sırasında çok sayıda insan hastalık ve açlıktan ölmüştür.
Türk bilginleri ve Türk hükümeti her iki tarafın yaşadığı acıları fark etmeye ve üzülmeye başlamıştır,ancak en çok hatırlarında kalan,doğal olarak kendi insanlarının çektikleridir.
Türler kendileri,tarihlerini saptıranlara karşı çıkmamış olmaktan dolayı suçludurlar.1912 ve 1922 yılları arasında korkunç savaşlardan sonra Türkiye büyük bir harabeye dönmüştür.Şehirler yıkılmış çiftlik hayvanları öldürülmüş,ağaçlar ve ekinler geride hiçbir tohum kalmaksızın yakılmıştır.Bunula birlikte,yine de bazıları savaşların devam etmesini istemiştir.Türklere ait olan topraklar düşmanların elinde kalmıştır.Savaşlarda herşeylerini kaybedenlerin akıllarında intikam duygusu yer etmiştir. Yeni Türkiye Cumhuriyetini bu duyguların yönetmesi halinde daha fazla ölüm olayı yaşanacaktı. Mustafa Kemal Atatürk hükümeti bu nedenle geçmişteki kayıpları görmezlikten gelen ve eski düşmanlarla barış imzalayan bir politika ortaya koymuştur. Türk hühmeti, Ermenilere ve diğerlerine karşı Türk davasında baskı yapılmasının eski nefrtleri canlandıracağını ve savaşa davetiye çıkaracağını hissetmiştır. Bu yüzden Türkler dertleriyle ilgili hiç birşey söylememişlerdir.bu, o dönem için alınabilecek en doğru karardı. Hiç kimsenin Türkler adına konuşmaması ise bu noktadaki olumsuz sonucu oluşturmuştur.
Türkler, ancak Ermeni teröristlerin Türk diplomatları öldürmeye başlamasından sonra politikalarını değiştirmişlerdir. Arşivlerini açmışlar ve savaş dönemine ait belgeler yayınlamaya başlamışlardır. Bunlar, yıllar boyu sürecek, tekrar edilen bilimsel bir araştırmanın bir parçası olmuştur.
3.KİTABIN ANA FİKRİ:
Tarih yazmak tarih yapmak kadar mühimdir.Yazan yapana sadık kalmadığı müddetçe değişmeyen hakikat insanlığı şaşırtacak bir mahiyet kazanır.
4.KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:
Tamamen gerçek,yaşanmış ve anlatılması duygu bakımından acı veren olaylarla kaplanmıştır.
5.KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER:
Akıcı,etkileyici ve okudukça okuyucuyu sürekli olarak olayları sanki kendisinin yaşadığını anlamasını sağlayan harika bir kitaptır.
6.KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ:
1943 yılında Adanada doğdu.ilköğretimi Adana Mehmetcik ilkokulu,Ortaöğretimi Nurettin Ersin ve mütakiben Atatürk Lisesini bitirdi.1960 yılında ankara Dil-tarih Coğrafya Fakültesine girmiş ve 1981 yılında aynı üniversitede master ve doktorasını tamamlamıştır.Aynı üniversitede öğretim üyesidir ve ileri seviyede Almanca,ingilizce bilgisi vardır.Bu çeşit birçok eseri vardır.
KİTABIN YAZARI: DR.HÜSAMETTİN YILDIRIM
YAYIN EVİ VE ADRESİ: CAN YAYINLARI
BASIM YILI: 1996
1.KİTABIN KONUSU:
I.Dünya Savaşı esnasında Ermenilerin izlemiş oldukları politika
2.KİTABIN ÖZETİ:EROİN
Kitabın Özeti:
Christiane 6 yaşındaydı. Yaşadıkları kasabadan babasının işi nedeniyle bir şehre taşınmak zorunda kaldılar. Christiane büyük bir heyecan içinde annesiyle birlikte büyük bir ev hayal ediyorlardı. Fakat babasının tuttuğu ev onları hayal kırıklığına uğratmıştı. Şehirde hayatlarının çok güzel olacağını düşünüyorlardı ama tam tersi çıkmıştı. Herşey kötüye gidiyor ve evdeki kavgaların şiddeti gittikçe artıyordu. Christiane ve kardeşi çok mutsuzdu. en sonunda annesi ve babası yaptıkları büyük bir kavga sonucu ayrıldılar. Christiane annesinde kardeşi de babasında kalmıştı. çok mutsuzdu, okulda arkadaşları tarafında evde annesi tarafından hep hor görülmüştü. Christiane evde kalmak yerine sokakları tercih etmişti. 12 yaşına geldiğinde bütün pisliklerin bulunduğu merkez evine gitmeye başlamıştı. Orası genelde hap kull******rın gittiği yerdi. Orada kendini mutlu hissediyordu. Christiane de hap kullanmaya başlamıştı. Daha sonları Christiane Atze adında biriyle tanıştı. Bu kişi onun ilk aşık olduğu kişidir. Fakat Atze gün geçtikçe Christiane'yı batağa sürüklüyor ve bütün eroincilerin bulunduğu barlara gitmeye başlıyorlardı. Daha sonları Christiane Atze'den nefret etmeye başladı. Bu arada yavaş yavaş eroin kullanmaya başlamış fakat bağımlısı olmamıştı. Atze'yle ayrıldıktan sonra kendini boşlukta hissetmeye başlamış ve eroine daha çok bağlanmıştı. Vücudundaki gelişmeler başladıkça kendini daha kadınsı hissediyordu. Tüm bu zamanlarda Deltef ile tanımıştı. Deltef istasyonda homolarla birlikte olup kendisine eroin parası çıkarıyordu. Christiane okuldan sonraları Deltef'in yanına istasyona gidiyordu. İstasyonda hep ******lik yapan kızlar vardı ve hepsinin de yaşı 18'den küçüktü. Christiane her zaman "Ben onlar gibi olmayacağım" diyordu ama gün geçtikçe batağa saplanıyordu. Deltef ona içme diyordu ama o dinlemiyordu. Sonunda ikisi de bırakmaya karar vermişti. Fakat annesi Christiane'nın eroin kullandığını öğrenir. Onu geldikleri kasabaya halalarının yanına gönderir. İlk zamanlar ona çok zor gelir ve tam bir eroin krizine girer. Günlerce kendine gelemez, sürekli ateşlidir ve soğuk soğuk terler atar. Krizleri geçtikten sonra bir daha içmeyeceğim deyip kendisine söz verir. Fakat şehre döndükten sonra tekrar istasyona döner ve yine başlamıştır. Daha 13 yaşında olmasına rağmen kendisini satmaya başlar. Bunu Deltef'ten saklar. Zaten onu uzun süreden beri görmemektedir. Deltef eski homo dostuyla birlikte bir evde kalmaya başlamıştır. Christiane Deltef'i heryerde aramasına rağmen bulamaz. Kendisini satmaya devam ederek eroine devam eder. Sonunda kendisini öldürmeyi düşünmüştür çünkü Deltef'in öldüğünü düşünür. Zaten bir arkadaşı ölmüştür. Gazetelerde ölen arkadaşının resmini görünce bir gün kendisininde öleceğini düşünüp daha erken ölmeye karar vermiştir. Son bir defa daha işe çıkmıştır. Aldığı parayla eroin alır ve bir tuvalete gider. Kendi deyimiyle "altın vuruşu" yapmıştır. Bütün vücudu uyuşmaya başlamıştır. Gözünü açtığında kendisini bir hastanede bulur. Annesi çok üzülmüştür. Babasına haber verirler ve babası hemen yanına gelir. Christiane'yı eve kapatmıştır. Fakat o pencereden kaçıp tekrar kendini satar. Bu böyle günlerce devam eder. Christiane Deltef'i çok özlemiştir. Her zaman onu düşünmektedir. Her yattığı kişide onu arar fakat bulamaz. Babası onun pencereden kaçarak dışarıya çıktığını öğrenince onu döver. Bunun üzerine Christiane evden kaçar ve bir daha geri dönmez. Deltef'i arar, bulur. Bundan sonra içmeyeceklerdir. Sadece satacaklar ve çok para kazanıp Paris'e gideceklerdir. Fakat satma işleminde de başarılı olamayıp batmışlardır. Tekrar kendilerini satmaya başlarlar. Christiane artık okulu bırakmıştır. Öğretmenler ve öğrenciler okullarında eroinman bir kızı istemiyorlardır. Christiane'yı annesi tekrar kasabaya gönderir ama Christiane geldiği zaman tekrar aynı işi yapar. Annesi bunun üzerine Christiane ve Deltef'i eve alıp bir odaya kapatır. İkiside krize girerler. Annesi günlerce onlarla uğraşmıştır. Çünkü Deltef bırakırsa Christiane'nın da bırakacağına inanıyordu. Günlerce krizden çıkmamışlar ve odanın içi de çok pis kokmaya başlamıştı. Vücutlarından terle birlikte çıkan zehir pis kokular yaratıyordu. Zaman geçtikçe kendinlerine geliyorlardı. Bu arada Christiane'nın en iyi arkadaşı olan Stella ve babası ölmüştü. Onlar da bir gün öleceklerini biliyorlar ama bütün çalışmalarına rağmen eroinden vazgeçemiyorlardı. Deltef'le Christiane sonunda bölgenin en iyi hastanesinde yatmaya karar vermişlerdir. Bu hastaneden kaçan, bir daha asla geri dönemiyordu. Bu hastaneye yatmaya balamışlardı. Artık ölümü değil güzelşeyler hayal ediyorlardı. Ama gün geçtikçe Deltef sıkılıyor ve dışarıyı özlüyordu. Christiane ise sağlığına kavuşmayı hayal ediyordu. Deltef sonunda hastaneden kaçtı ve eski işine devam etmeye başladı. Christiane ise kaçmadı ve direndi. Sağlığına kavuşarak hastaneden çıktı. Bir daha Deltef'i görmedi ama aklından çıkaramıyordu. Herşeye rağmen Deltef'e dönmedi ve kasabasına döndü. Okulunu orada tamamladı. Kalan hayatını sağlıklı bir insan olarak yaşamaya başladı.
Kitabın Kahramanları:
Christiane, Atze, Deltef, Christiane'nın ailesi ve akrabaları.
Bu Kitabı Niçin Seçtim¿
Kitabın arkasında bulunan tanıtım yazısını okudum. Henüz 13 yaşındaki bir kızın eroin yüzüden başına neler geldiğini ve bu yaşta bu dertlerle nasıl başa çıktığını merak ederek ve kitabın isminin ilginçliğini de göz önünde bulundurarak bu kitabı okudum.
Kitabın Yazarı:
Yazar (Christiane F.), 1950'li yıllarda Almanya'da doğmuştur. Çok zeki olduğu söylenmektedir. Hayatı kitapta da geçtiği gibi pürüzlerle doludur. Kaynaklarda yazar hakkında fazla bilgi bulunmamaktadır.
Asya ve Avrupa kıtaları arasında köprü konumunda olan Türkiye;Karadenizi Akdenize bağlayan boğazları,Ortaasya,Kafkasya ve Ortadoğudaki doğal enerji kaynaklarının kesiştiği noktadaki jeopolitik konumuyla bütün dünyanın dikkatini çekmektedir.
Geçmişte Osmanlı İmparatorluğu,bugün de Türkiye,bu jeopolitik ve jeostratejik konumundan dolayı çeşitli entrikaların çevrildiği bir alan olmuştur.İmparatorluğu parçalayarak tarih sahnesinden silmek isteyen sömürgeci devletler,bu entrikalarında yüzlerce yıldır Türklerle dostça yaşayan Ermenileri de kullanmışlardır.
Tarihte olduğu gibi günümüzde de Ermeni toplumu üzerinden siyasi ve ekonomik çıkar sağlamaya çalışan ülkeler olmaktadır.Bazı ülkelerde Türkleri ve Türkiyeyi sözde soykırımla tanımaya yönelik kararlar parlemento gündemlerine getirilmektedir.
I.Dünya Savaşından önce çoğu kez üçüncü sınıf vatandaş muamelesi gören Ermeniler,Türklerin Anadoluya girişlerini takiben;bir yandan Türklüğün adil ve insani töresinden yararlanmışlardır.Askerlikten, kısmen de vergiden muaf tutulurken ticarette,zanaatta,çiftçilikte ve idari işlerde yükselme fırsatını elde etmişlerdir.Hatta devlet kademelerinde de önemli görevlere yükseleneler vardır.
Ancak,Osmanlı Devletinin zayıflamaya başladığı dönemlerde,hemen her konuda Avrupanın müdalesi baş gösterince,Türk-Ermeni ilişkilerinde bozulmalar başlamıştır.I.dünya Savaşı sırasında ise,Osmanlı askeri olarak düşmana karşı savaşan veya geri hizmetlerde çalışan Ermiler de bulunmasına rağmen,bunların büyük bir kısmı cephede düşmanla birlikte Türklere karşı savaşmış,yüz binlerce Müslümanın hayatına kastederek Anadoluyu bir harabe haline çevirmişlerdir.
Çıkarılan Sevk ve İskanla ilgili mevzuata uymadıkları gerekçesiyle toplam 1397 Ermeni çeşitli cezalara çarptırılmıştır.Savaş bölgesinde oturan ve birliklerin hareketini engelleyen,karşı tarafa istihbarat sağlayan,yardım ve yataklık yapan ya da düşman ile birlikte onun safhında hareket eden halkların ve grupların cephe gerisine gönderildiği görülebilir.Sevk ve İskanın bir amacı da sivil halkın savaştan zarar görmesini önlemektir.
Türkiyede bugün,anne ve babaları ve büyükanne ve büyükbabaların I.Dünya Savaşının korkunç olaylarına ilişkin hikayelerini hatırlayan milyonlarca kadın ve erkek vardır.Bu hikayelerde,tecavüzler ve evlerden zorla çıkarılmalar anlatılmaktadır.Kendilerine sorulduğunda,ailelerinin geçmişini üzüntü ve kızgınlık içinde anlatmaktadırlar.
Ermeniler gibi,Türkler de düşmanları tarafından öldürülmüşlerdir;onlar açısından düşmanlar çoğu zaman Ermeniler olmuştur.Türkler de Ermeniler gibi zamanında zorunlu göçlere maruz kalmışlar ve bu göçler sırasında çok sayıda insan hastalık ve açlıktan ölmüştür.
Türk bilginleri ve Türk hükümeti her iki tarafın yaşadığı acıları fark etmeye ve üzülmeye başlamıştır,ancak en çok hatırlarında kalan,doğal olarak kendi insanlarının çektikleridir.
Türler kendileri,tarihlerini saptıranlara karşı çıkmamış olmaktan dolayı suçludurlar.1912 ve 1922 yılları arasında korkunç savaşlardan sonra Türkiye büyük bir harabeye dönmüştür.Şehirler yıkılmış çiftlik hayvanları öldürülmüş,ağaçlar ve ekinler geride hiçbir tohum kalmaksızın yakılmıştır.Bunula birlikte,yine de bazıları savaşların devam etmesini istemiştir.Türklere ait olan topraklar düşmanların elinde kalmıştır.Savaşlarda herşeylerini kaybedenlerin akıllarında intikam duygusu yer etmiştir. Yeni Türkiye Cumhuriyetini bu duyguların yönetmesi halinde daha fazla ölüm olayı yaşanacaktı. Mustafa Kemal Atatürk hükümeti bu nedenle geçmişteki kayıpları görmezlikten gelen ve eski düşmanlarla barış imzalayan bir politika ortaya koymuştur. Türk hühmeti, Ermenilere ve diğerlerine karşı Türk davasında baskı yapılmasının eski nefrtleri canlandıracağını ve savaşa davetiye çıkaracağını hissetmiştır. Bu yüzden Türkler dertleriyle ilgili hiç birşey söylememişlerdir.bu, o dönem için alınabilecek en doğru karardı. Hiç kimsenin Türkler adına konuşmaması ise bu noktadaki olumsuz sonucu oluşturmuştur.
Türkler, ancak Ermeni teröristlerin Türk diplomatları öldürmeye başlamasından sonra politikalarını değiştirmişlerdir. Arşivlerini açmışlar ve savaş dönemine ait belgeler yayınlamaya başlamışlardır. Bunlar, yıllar boyu sürecek, tekrar edilen bilimsel bir araştırmanın bir parçası olmuştur.
3.KİTABIN ANA FİKRİ:
Tarih yazmak tarih yapmak kadar mühimdir.Yazan yapana sadık kalmadığı müddetçe değişmeyen hakikat insanlığı şaşırtacak bir mahiyet kazanır.
4.KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:
Tamamen gerçek,yaşanmış ve anlatılması duygu bakımından acı veren olaylarla kaplanmıştır.
5.KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER:
Akıcı,etkileyici ve okudukça okuyucuyu sürekli olarak olayları sanki kendisinin yaşadığını anlamasını sağlayan harika bir kitaptır.
6.KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ:
1943 yılında Adanada doğdu.ilköğretimi Adana Mehmetcik ilkokulu,Ortaöğretimi Nurettin Ersin ve mütakiben Atatürk Lisesini bitirdi.1960 yılında ankara Dil-tarih Coğrafya Fakültesine girmiş ve 1981 yılında aynı üniversitede master ve doktorasını tamamlamıştır.Aynı üniversitede öğretim üyesidir ve ileri seviyede Almanca,ingilizce bilgisi vardır.Bu çeşit birçok eseri vardır.
