kum kзđiśi
Üye
Edward Said: Zaferle randevu
CELAL FEDAİ
Edward Said: Zaferle randevu Edward Said 2003'te terk-i dünya ettiğinde onun kendine mesele edindiklerine aşina olanlar onunla birlikte nelerin ‘gittiğini' düşünmüş olmalı.
Düşünülen şeyler nelerse işte onlar onunla birlikte gidenlerdir. Aslına bakarsanız düşünen duyan her insan ardında bıraktığının kat kat fazlasını beraberinde de götürüyor. Belki de bu yüzden düşünen duyan insanların ölümü için ‘erkendi' deniyor. Çünkü belli ki o kişinin Said'in de üzerinde çalıştığı konulardan biri olan ‘geç dönem üslubu' henüz kendini iyice belli edememiştir: Ölüm duyan ve düşünen insan tekini tasarı halinde bırakmıştır. Beraberinde götürdüklerinin bir kısmı çaresiz arkasından gelenlerce onun adına toparlanıp sunulacaktır. İçinizde eminim benim gibi bu türden eserlere derlenmemiş konuşmalara yazılara sonradan okura da mal olan mektuplara düşkünlüğü olan çoktur: Eyleyen için de izleyen için de hem bir kadirşinaslık hem de yürünen yolun devamını kendince yürüme istediğidir belki de bu.
Edward Said de sanatçıların geç dönemlerindeki üslup meselesinde çok şey aldığı Adorno için böyle düşünüp şöyle dermiş: “Tek gerçek Adorno takipçisi benim.” Ayrıca mizahı da işin içine katarak eklermiş: “Son Yahudi entelektüel de benim.” Kuşkusuz bu ikinci iddia bir espridir ama bence ciddiye alınmalıdır. Zira Edward Said İsrail'in Filistin meselesinde her şeyden önce Musevilikle bağlarını koparmış terörizmine işaret ederek bunu yapmıştır: İsrail'i kendine çağırmıştır. David Barsamian'ın Edward Said'le gerçekleştirdiği söyleşilerin derlemesi olan Kültür ve Direniş'te başka önemli hususların yanında bunu da açıkça görmek mümkün. 1999 ile 2003 yılları arasına ait altı söyleşinin yer aldığı kitabın ruhunu sanırım en iyi Barsamian'ın; Aimé Céesaire'e ait şu dizeleri Said'in aktarmayı çok sevdiğini ekleyerek okura sunması ifade ediyor: “ama daha yeni şekilleniyor insanın eseri/ tutkusunun kovuklarında gizlenen şiddeti/ yok etmek tamamen kalıyor yine insana/ / hiçbir ırkın tekelinde değildir güzellik/ ne zekâ ne de güç/ herkese yer vardır/ zafer randevusunda.”
Gayri insani haller…
Barsamian'ın Said'le yaptığı son söyleşinin de adı olan ‘zaferle randevu' Said'in diğer yazı faaliyetinin yanında söyleşiler toplamı boyunca da açmaya çalıştığı derde denk düşüyor sanırım. Söyleşinin yayımlandığı 2003 Eylül’ünden yedi ay sonra yaşamın insan teklerinin her birine bencil olmayan ‘zaferleri' için nice imkânlar barındırdığını bizzat kendi yaşamını delil bırakarak vefat etmiş Edward Said. Onun kendi randevusu öncesindeki bu söylediklerinde; kültürün ve direnişin meseleye bir şekilde dâhil olan herkes için ne demeye gelmesi gerektiğinin hemen her boyutunu Filistin örneğinde işitmek mümkün: Filistin'le birlikte tüm Arap coğrafyasının Osmanlı’dan koparılışının öncesinde ve sonrasında maruz kaldığı Siyonist faaliyetler; Siyonist faaliyetlerin doğal sonucu olarak İngilizlerin Filistin'i terki ve 1948'de İsrail'in kuruluşu; İkinci Paylaşım Savaşı'nda büyük kıyıma uğrayan Yahudilerin aynı kıyımı Amerika'dan aldığı destekle Filistinlilere reva görmesi; Filistinlilere ait topraklara Yahudi yerleşimciler getirilerek buraların geleceğinin geçmişin sahih gerçekliğinden kaçırılıp baskı ve zulümle yeniden inşa edilmeye çalışılması; hâlâ sömürgecilerin bıraktığı tiranlarla yönetilen Arapların yoksulluğu parçalanmışlığı; Filistinlilerin davalarını ifadede yetersizliklerinin kültürel nedenleri; Filistin'in fiili durumunu bir haritada görmenin çarpıcı anlamından uzak tutuluşumuz; Amerika'nın İsrail'in bütün bir halka uyguladığı terörü kendisinin tüm yeryüzüne uygulamasıyla eşdeğer bilip görmezden gelmesi ve tüm bu gayri insani hallerin arasında yazarın müzik tutkusu ve hastalığı. Barsamian'ın son derece yerinde sorularıyla açılan diyaloglarda Said'in kimilerinde kendi bulunduğu resme fazla odaklanmaktan büyük resmi bulanık görse de can alıcı nice tespiti ile sarsılmamak mümkün değil. Bugünün emperyalistlerinin niçin bu kadar pervasız ve cesaret dolu olduklarına yönelik soruya Said'in verdiği şu cevabı düşünen ve duyan her insanın yeryüzüne ve çocuklara duyması gereken sorumlulukla okuyup düşünmesinden yanayım; sonrasında neden yana olmamızın gereği bize kendini derinden hissettirecektir diye düşünüp sizlerle paylaşıyorum: “Sebeplerden birisi güçlü biçimde örgütlenmiş ve tutarlı biçimde harekete geçirilen bir karşı-gücün bulunmaması. Bu aynı zamanda orada buradaki birkaç istisna dışında entelektüel sınıfın bir başarısızlığı. O kadar çok hizipleşme öylesine sekterlik var ve tanımlarla kimlikler üzerine incir çekirdeğini doldurmayacak kavgalar yapılıyor ki. Aimé Céesaire'in vurguladığı şekilde insanlar önemli olan hedefi zaferle randevuyu özgürlük kurtuluş ve aydınlanma uğruna mücadele eden bütün insanların bir araya gelip toplanacakları o büyük meydan idealini gözden kaybediyorlar. Şüphesiz bu başarısızlığın kaynaklarından biri Amerikan pragmatizmi ve dilsel analizi ile Fransız yapısökümcülüğünün çok önemli rol oynadığı post-modernizm denen illet. Entelektüel sınıf aydınlanmanın ve özgürleşmenin büyük anlatılarından kopmuş durumda.”
Edward Said: Zaferle randevu Edward Said 2003'te terk-i dünya ettiğinde onun kendine mesele edindiklerine aşina olanlar onunla birlikte nelerin ‘gittiğini' düşünmüş olmalı.
Düşünülen şeyler nelerse işte onlar onunla birlikte gidenlerdir. Aslına bakarsanız düşünen duyan her insan ardında bıraktığının kat kat fazlasını beraberinde de götürüyor. Belki de bu yüzden düşünen duyan insanların ölümü için ‘erkendi' deniyor. Çünkü belli ki o kişinin Said'in de üzerinde çalıştığı konulardan biri olan ‘geç dönem üslubu' henüz kendini iyice belli edememiştir: Ölüm duyan ve düşünen insan tekini tasarı halinde bırakmıştır. Beraberinde götürdüklerinin bir kısmı çaresiz arkasından gelenlerce onun adına toparlanıp sunulacaktır. İçinizde eminim benim gibi bu türden eserlere derlenmemiş konuşmalara yazılara sonradan okura da mal olan mektuplara düşkünlüğü olan çoktur: Eyleyen için de izleyen için de hem bir kadirşinaslık hem de yürünen yolun devamını kendince yürüme istediğidir belki de bu.
Edward Said de sanatçıların geç dönemlerindeki üslup meselesinde çok şey aldığı Adorno için böyle düşünüp şöyle dermiş: “Tek gerçek Adorno takipçisi benim.” Ayrıca mizahı da işin içine katarak eklermiş: “Son Yahudi entelektüel de benim.” Kuşkusuz bu ikinci iddia bir espridir ama bence ciddiye alınmalıdır. Zira Edward Said İsrail'in Filistin meselesinde her şeyden önce Musevilikle bağlarını koparmış terörizmine işaret ederek bunu yapmıştır: İsrail'i kendine çağırmıştır. David Barsamian'ın Edward Said'le gerçekleştirdiği söyleşilerin derlemesi olan Kültür ve Direniş'te başka önemli hususların yanında bunu da açıkça görmek mümkün. 1999 ile 2003 yılları arasına ait altı söyleşinin yer aldığı kitabın ruhunu sanırım en iyi Barsamian'ın; Aimé Céesaire'e ait şu dizeleri Said'in aktarmayı çok sevdiğini ekleyerek okura sunması ifade ediyor: “ama daha yeni şekilleniyor insanın eseri/ tutkusunun kovuklarında gizlenen şiddeti/ yok etmek tamamen kalıyor yine insana/ / hiçbir ırkın tekelinde değildir güzellik/ ne zekâ ne de güç/ herkese yer vardır/ zafer randevusunda.”
Gayri insani haller…
Barsamian'ın Said'le yaptığı son söyleşinin de adı olan ‘zaferle randevu' Said'in diğer yazı faaliyetinin yanında söyleşiler toplamı boyunca da açmaya çalıştığı derde denk düşüyor sanırım. Söyleşinin yayımlandığı 2003 Eylül’ünden yedi ay sonra yaşamın insan teklerinin her birine bencil olmayan ‘zaferleri' için nice imkânlar barındırdığını bizzat kendi yaşamını delil bırakarak vefat etmiş Edward Said. Onun kendi randevusu öncesindeki bu söylediklerinde; kültürün ve direnişin meseleye bir şekilde dâhil olan herkes için ne demeye gelmesi gerektiğinin hemen her boyutunu Filistin örneğinde işitmek mümkün: Filistin'le birlikte tüm Arap coğrafyasının Osmanlı’dan koparılışının öncesinde ve sonrasında maruz kaldığı Siyonist faaliyetler; Siyonist faaliyetlerin doğal sonucu olarak İngilizlerin Filistin'i terki ve 1948'de İsrail'in kuruluşu; İkinci Paylaşım Savaşı'nda büyük kıyıma uğrayan Yahudilerin aynı kıyımı Amerika'dan aldığı destekle Filistinlilere reva görmesi; Filistinlilere ait topraklara Yahudi yerleşimciler getirilerek buraların geleceğinin geçmişin sahih gerçekliğinden kaçırılıp baskı ve zulümle yeniden inşa edilmeye çalışılması; hâlâ sömürgecilerin bıraktığı tiranlarla yönetilen Arapların yoksulluğu parçalanmışlığı; Filistinlilerin davalarını ifadede yetersizliklerinin kültürel nedenleri; Filistin'in fiili durumunu bir haritada görmenin çarpıcı anlamından uzak tutuluşumuz; Amerika'nın İsrail'in bütün bir halka uyguladığı terörü kendisinin tüm yeryüzüne uygulamasıyla eşdeğer bilip görmezden gelmesi ve tüm bu gayri insani hallerin arasında yazarın müzik tutkusu ve hastalığı. Barsamian'ın son derece yerinde sorularıyla açılan diyaloglarda Said'in kimilerinde kendi bulunduğu resme fazla odaklanmaktan büyük resmi bulanık görse de can alıcı nice tespiti ile sarsılmamak mümkün değil. Bugünün emperyalistlerinin niçin bu kadar pervasız ve cesaret dolu olduklarına yönelik soruya Said'in verdiği şu cevabı düşünen ve duyan her insanın yeryüzüne ve çocuklara duyması gereken sorumlulukla okuyup düşünmesinden yanayım; sonrasında neden yana olmamızın gereği bize kendini derinden hissettirecektir diye düşünüp sizlerle paylaşıyorum: “Sebeplerden birisi güçlü biçimde örgütlenmiş ve tutarlı biçimde harekete geçirilen bir karşı-gücün bulunmaması. Bu aynı zamanda orada buradaki birkaç istisna dışında entelektüel sınıfın bir başarısızlığı. O kadar çok hizipleşme öylesine sekterlik var ve tanımlarla kimlikler üzerine incir çekirdeğini doldurmayacak kavgalar yapılıyor ki. Aimé Céesaire'in vurguladığı şekilde insanlar önemli olan hedefi zaferle randevuyu özgürlük kurtuluş ve aydınlanma uğruna mücadele eden bütün insanların bir araya gelip toplanacakları o büyük meydan idealini gözden kaybediyorlar. Şüphesiz bu başarısızlığın kaynaklarından biri Amerikan pragmatizmi ve dilsel analizi ile Fransız yapısökümcülüğünün çok önemli rol oynadığı post-modernizm denen illet. Entelektüel sınıf aydınlanmanın ve özgürleşmenin büyük anlatılarından kopmuş durumda.”
