Dünyanın Gizemli Bölgeleri - 1

Sponsorlu Bağlantılar

Odysseus

Odysseus

Üye
    Konu Sahibi
Dünyanın Gizemli Bölgeleri - 1
Bermuda Şeytan Üçgeni-Atlantik



Bermuda Şeytan Üçgeni, bulunduğu bölgede başlı başına bir muamma olgusu olmuştur. O bölgede şimdiye kadar sayısını kimsenin bilmediği kadar fazla kayıp vakası yaşanmıştır ve bunlardan geriye tek bir iz bile kalmamıştır. Kimsenin açıklama getiremediği bu esrarengiz fenomen, içinde bilim adamlarının da bulunduğu pek çok insan tarafından "doğaüstü bir takım güçlerin yaptırımı" olarak algılandı ve öyle lanse edildi. Bu açıklamalar arasında kayıp kıta orada bulunup (bu düşünceyle paralel olarak ismini almıştır.) Kayıp Kıta`nın hiçbir zaman anlaşılamayan teknolojik ve manyetik kayıp aygıtlarından birinin etkisinden veya o bölgenin defalarca ziyaretlerinde orada yarattıkları manyetik alanın bir etkisi olduğu, hatta `un bile tuttuğu günlüklerde, o bölgede gökyüzünde uçan tanımlamaz cisimlerden bahsedildiği iddia edilmiştir. Bu esrarengiz üçgen ile ilgili olarak yapılan son iddia ise uzun yıllardır devam eden araştırmaların birkaç yıl önce bir sonuç verdiğinin iddia edilmesi ile ortaya çıktı . Bu son iddia ya göre tüm bu gizemli olaylar aslında basit bir doğal gaz cilvesi idi .

Yer altından fışkıran doğal gazlar, sadece yüksek kara parçalarından değil, deniz ve okyanus tabanlarından da çıkarlar. Çünkü deniz tabanları da üstü suyla kaplanmış alçak kara parcalarıdır. Ancak, okyanusların derinliklerindeki bölgelerden çıkmak isteyen doğal gazlar, oradaki çok düşük ısının da etkisiyle katı hâle dönüşürler ve " " denilen beyaz ve tebeşirimsi bir madde hâline gelirler. Çok derinlere dalabilen robot kameralarının bu bölgedeki karbeyaz okyanus tabanını ve bazı gemi enkazlarinı resimlemesinden sonra konuya şu bilimsel açıklama getirilmiştir: Bu bölge, denilen sıcak su akıntısının da geçtiği yerdir. Tabanın bazen ısınması yüzünden, bu "tebeşir gazlar" erir ve sudan hafif oldukları için yüzeye doğru yükselirler. O anda, tabandan yüzeye kadar suyun yoğunluğu azalır . O sırada oradan geçen ne varsa, derin bir kuyuya düşer gibi hızla okyanusun dibini boylar. Çünkü, yoğunluğu düşen su, gemileri taşıyacak kaldırma kuvvetini oluşturamaz. Gazın yükselmesi sona erince yoğunluk tekrar eski haline döner ve geride hiçbir iz kalmadan kocaman gemiler kilometrelerce derine gömülmüş olurlar.

Uçakların düşerek kaybolması ise yine aynı sebeptendir. Yüzeye çıkan doğal gazlar, havadan da hafif oldukları için yükselmeye devam ederler. Bu kez yoğunluk azalması, bölgenin üzerindeki atmosferde oluşur. Oradan tesadüfen geçen bir uçak hemen irtifa kaybeder ve motorları durur. Çünkü, motorlardaki benzinin yanması için oksijene ihtiyaç vardır ve düşük yoğunluklu havanın içindeki oksijen miktarı motorların çalışması için yeterli değildir. Böylece uçak da , hızla okyanus tabanına doğru inişe geçer.

Nazca Düzlüğü - Peru

Nazca

Çizgileri, Güney Peru`daki Nazca Çölü`nde toprağa çizilmiş büyük hayvan resimleri ve geometrik biçimler.

Düz çizgi, üçgen, sarmal, kuş, maymun, köpek, örümcek, çiçek vb biçimler çok büyük olduğu için yerden bakıldığında anlaşılmaz, ancak yüksekten bakıldığında görülebilir.Bunları kimin, ne zaman çizdiği bilinmemekle birlikte, 12. yüzyıldaki İnka uygarlığından eski oldukları kesindir.MÖ 200 ile MS 700 arasında tarihlendirilmektedirler.Bazısının takvim ya da gökbilimle ilişkili olduğu, bazısınınsa doğa ayinlerinin bir parçası olarak yapıldığı sanılmaktadır.Bölgenin aşırı kurak iklimi, bu çizgilerin bugüne değin bozulmadan kalmasında yardımcı olmuştur.

İspanyol "conquistador" Pizarro tarafından İnka İmparatorluğu`nun yıkılışıyla birlikte, yani yaklaşık 16. yüzyılın ortalarından itibaren, Latin Amerika`da bir efsane başını almış yürümüştü. Hemen herkes, Güney Peru`nun And Dağları`yla Pasifik Okyanusu arasında sıkışıp kalmış çöl yaylalarındaki devasa geometrik şekillerden söz ediyordu. Yüzlerce metre genişliğindeki 9 parmaklı maymundan, 40 metrekarelik bir alana yayılmış örümcekten, 300 metre uzunluğundaki kuş şekillerinden...
Üstelik, tümü hayvan figürleriyle sınırlı değildi. Biraz daha kuzeyde, tepeleri süsleyen birkaç kilometre uzunluğundaki ok şekillerine rastlandığı da belirtiliyordu. Ama bütün söylenenler rivayetten öteye geçmemişti. Çünkü, bu şekilleri gören bir tek kişi bile yoktu. Bazı gezginler bunlardan söz etmiş; bazılarıysa, başkalarına aktarmış ve böylece Nazca`nın sırrı doğmuştu. Yani kumlu arazideki dev şekillerin sırrı...

Nazca asırlarca konuşuldu, ancak bu konudaki en somut adım 1939 tarihinde atıldı. Peru`nun başkenti Lima`nın 400 kilometre güneyindeki Nazca bölgesinin üzerinde gözlem uçuşu yapan Amerikalı arkeolog Paul Kosok, bu şekillerin gökyüzünden ilk fotoğraflarını çekti. Böylece insanlık bu "geoglif"lerle tanışmış oldu. Geoglif Yunanca kökenli bir kelime. Eski Yunanca`da toprak anlamına gelen "ge" ve kazınmış anlamında kullanılan "gluphe" kelimelerinden türetilmiş. Paul Kosok`un fotoğraflarından beri, bilim dünyası şu soruların yanıtını arıyor: Bu dev şekilleri kim, nasıl ve hangi amaçlarla çizdi?
Soruyu açıklamaya yönelik ilk varsayımlar, gerçek anlamda hayal gücünün ürünüydü. Bu çizgilerin, başlangıçta "Kolomb-öncesi Latin Amerika"da düzenlenen ilk olimpiyatların atletizm pistleri olduğu iddia edildi. Başkaları bir adım daha ileri gittiler ve onların büyücü şamanların gizemli işaretleri olduğunu ileri sürdüler. Tabii, astroloji uzmanları da kendi üstlerine düşen katkıyı yapmakta gecikmediler. Maymun, kuş ve fok gibi hayvan şekillerinin dev bir yıldız falı olduğunu söylediler. Onlara göre, bu dev hayvan şekilleri, günümüz burçlarından çok farklı değillerdi.

Ancak, Nazca`nın sırrını popülerleştiren isim Alman "new age" yazarlarından Erich von Däniken oldu. 1968 yılında kaleme aldığı "Tanrıların Arabaları" adlı araştırma kitabında, bu dev şekillerin uzaylı zekâsının ürünü olduğunu öne sürdü. Ona göre, yamuk biçimindeki ana şekiller, basit bir biçimde uzay gemilerinin iniş pistleriydi. Ancak, uzaydan gelen ve gelişmiş bir teknolojiye sahip bu yabancılar, yerel halk tarafından "tanrılar" olarak kabul görmüşlerdi. İşte o nedenle, daha sonra bu gökyüzünden gelen tanrılarla iletişim kurmak için kumun üzerine, büyük çoğunluğu hayvan figürlerinden oluşan dev şekiller çizmişlerdi.

Nazca için ilk bilimsel açıklama, Alman matematikçi Maria Reiche`den (1903-1998) geldi. 1946 yılında Nazca yakınlarındaki San Pablo kasabasına yerleşti ve ölene dek orada yaşadı. Hemen tüm bilimsel kariyerini geogliflere adamıştı. Yine onun sayesinde, Nazca`nın dev şekilleri, UNESCO tarafından "Dünya Mirası" kategorisinde koruma altına alındı. Maria Reiche, öncelikle bu çizgilerin nasıl çizildiği sorusuna bir açıklık getirdi. Ona göre, kumun daha koyu olan üst tabakası kazınmış ve böylece alttaki daha açık bir tabaka ortaya çıkarılmıştı. Ona göre, şekiller Güneş`in, Ay`ın ve bazı yıldızların pozisyonunu yansıtıyordu. Ve insanlara ne zaman ekinlerini ekmeleri, ne zaman tarlalarını sulamaları ve ne zaman ekini toplamaları gerektiğini hatırlatıyordu. Ne var ki, daha kuşkulu bilim adamlarına göre bu kuram, bir bakıma dev okları ve düz çizgi biçimindeki şekilleri açıklıyordu. Ama, özellikle hayvan figürlerinden oluşan görüntüler konusunda yetersiz kalıyordu. Öte yandan, düz çizgiler hemen bütün yönlere kaydırılmıştı. Nitekim, daha sonra bilgisayar aracılığıyla yapılan hesaplar, şekiller ve çizgilerin sadece yüzde 20`sinin astronomik pozisyonlara uygun düştüğünü gösterdi. Kısacası, Maria Reiche`nin kuramı belki olayın bir yönünü aydınlatıyordu, ama kesinlikle tümünü değil...

Nazca`nın sırrı bu noktada tıkanıp kalmıştı. Eğer, geogliflerin yaklaşık 12 kilometre kuzeybatısında ortaya çıkarılan Cahuachi kazıları olmasaydı, belki de mesele unutulup gidecekti. Ancak, İtalyan mimar ve arkeolog Guiseppe Orefici, bu bölgede gerçekleştirdiği kazılarda çok sayıda eşyayı gün ışığına çıkardı. Söz konusu olan 24 kilo-metre kare genişliğinde dev bir nekropol idi ve buraya tahminen 20 bin ile 30 bin kişi gömülmüştü. Ortaya çıkarılan çok sayıda mumya, süs eşyası, müzik aleti gibi eşyaların arasında bulunan iki şey İtalyan arkeologun dikkatini çekmişti. Üstlerinde geogliflerdeki çizgileri anımsatan şekillerin bulunduğu seramik vazolar ve asıl önemli-si bir mezarda ortaya çıkarılan ölü töreni mantosu...

Bu eşyalar, karbon 14 testi ile, M.Ö. 5. yüzyıldan M.S. 6. yüzyıla kadar tarihlendirilebiliyordu. Yani, burada bir uygarlık tam 1000 yıl boyunca varlığını sürdürmüştü. Bölgenin çöl topraklarını mesken tutan söz konusu topluluk, günümüzde "Nazcalılar" diye anılıyor. Biz yine konumuz açısından ölü töreni mantomuza dönelim. Bu 2000 yıllık mantonun kenarlarına 500 tane küçük bebek işlenmişti. Bu bebeklerin bir kısmı müzik aletleri çalıyor, diğerleri de ellerini havaya açmış bir şekilde dans ediyorlardı. Her bebeğin yaptığı hareketi bir başkası izliyordu. Bebeklerin davranışları bir ölü gömme ritüelini çağrıştırıyordu. İşte bu noktadan hareket eden İtalyan arkeolog, Nazca geogliflerinin dinsel bir ritüeli simgelediği tezini geliştirdi.

Ona göre Nazcalılar, barışçıl, ama koyu dindar bir topluluktu. Mumyaların arasında, bir tane bile düşman mumyasına rastlanmaması, onların savaşçı olmadığının somut bir kanıtıydı. Yazıyı, büyük bir olasılıkla tanımıyorlardı. Ancak, sanatta ve asıl önemlisi, geometri konusunda çok ileriydiler. Hem de, kenarları 110 metre uzunluğunda ve 20 metre yüksekliğinde piramitler inşa edecek kadar ustaydılar.
Kazılarda ortaya çıkan bir başka ilginç nokta ise, bulunan tüm eşyalarda ortak paydanın su olmasıydı. Kurak, hatta çöl denecek bir iklimde varlıklarını sürdüren Nazcalılar için su çok önemliydi. O nedenle, sarmal biçimde kuyular oluşturarak gelişmiş bir su iletişim şebekesi oluşturmuşlardı. Şebekeden, bazı civar köyler ve kasabalar bugün bile yararlanıyorlar. Bu noktadan hareket eden Guiseppe Orefici, Nazcalılar`ın bütün dinsel ritüellerinin su ve bereket kavramları çevresinde geliştiği sonucuna ulaştı.
Ona göre, üç farklı kategoriye ayrılabilecek geoglifler (sarmal şekiller, hayvan figürleri, dev düz çizgi ve oklar) kesin, ama farklı dönemlere tekabül ediyordu. İlk olarak, Nazcalılar`ın, M.Ö. 500 yıllarında sarmal şekilli geoglifleri oluşturdukları düşünülüyor. Bunlar göreceli olarak daha küçük şekiller. Ardından daha büyük çizgilere, kuş, örümcek, fok, maymun gibi hayvan şekillerine geçiyorlar. İtalyan arkeoloğa göre, bu hayvanlar Nazcalılar`ın tanrılarını simgeliyor; tümünün su ile yakından ilişkili olduğu ise çok açık... Bu dönem, aynı zamanda Nazca uygarlığının altın çağları... İlk kentlerini, nekropollerini inşa ediyorlar. M.S. 3. ve 4. yüzyılı kapsayan bu dönem, And Dağları`ndaki büyük fayın yol açtığı büyük bir deprem ile sona eriyor. Doğal felaket karşı-sında tanrılarına duydukları güveni yitiren Nazcalılar, kurdukları kentlerin üstünü kum ile örtüp göç etmeye hazırlanıyorlar. İşte bu sırada, gidecekleri yönü gösteren ok ya da düz çizgi şeklindeki son dönem geogliflerini çiziyorlar. Çünkü onlar, artık hayvan figürleri biçimindeki tanrılarını terk etmiş bulunuyorlar. Ancak, yeni göçtükleri toprak-larda da onları mutlu bir son beklemiyor. Önce, 6. yüzyılda Huariler tarafından özümseniyorlar. 1000 yıllarında, Huariler`i yıkan Chinchas`ların egemenliğine giriyorlar. Son olarak da İnkalar`ın içinde eriyip tarihin tozlu sayfalarına karışıyorlar.

Peki ama, büyük çoğunluğu sadece uçaktan görülebilen bu dev şekilleri Nazcalılar nasıl çizdiler? Guiseppe Orefici bu konuyu fotoğrafçılıkta kullanılan "agrandisman" yöntemiyle açıklıyor. Ona göre, önce ana şeklin en küçük parçasının şeklini çizdiler ve daha sonra da, basit basamak hesaplarıyla daha büyüklere geçtiler. İtalyan arkeoloğun düşüncesi başka bir olayı daha açıklıyor: bazı geogliflerdeki temel hesaplama hatalarını...

İtalyan arkeolog, bu kuramını bir süre önce Perulu ilkokul öğrencileriyle gerçekleştirdiği bir deneyle kanıtladı. Öğrencilerle birlikte, direkler, ipler ve bazı temel geometri kurallarını kullanarak, bu dev şekillerden bir tanesinin benzerini yarım gün içinde gerçekleştirdi. Ancak, İtalyan arkeolog Guiseppe Orefici`nin kuramında karanlık noktalar var. Kazılarda ortaya çıkarılan eşyaların, özellikle de vazoların üstündeki şekillerle geoglifler arasında birebir bir ilişki görülmüyor. Örneğin yamuk, düz ok ve çizgi gibi bazı tipik geoglif şekillerine bu tür eşyaların üstünde hiç rastlanmıyor. Aynı topluluğun, toprakta farklı, günlük yaşam eşyaları üstünde farklı motifleri işlemiş olması bazı sorular yara-tıyor. Öte yandan, bugün bilim adamlarının sık sık kullandığı tarihlendirme yöntemi olan "karbon 14 testi" kaya ve tahta için olumlu sonuçlar verirken, toprak konusunda kuşkular taşıyor. Kısacası, Nazca`nın sırrının üstündeki perde tam olarak kalkmış değil... Bu, belki bilim için kötü bir haber, ama hayalperestler ve sanatçılar için bir şans sayılabilir...

Nan Madol- Pasifik



1000 yılda yapılan kent. Pasifik Okyanusu`ndaki Mikronezya adası yakınlarına kurulu antik Nan Madol kentinin inşası, M.Ö 200`de başladı ve 1000 yıl sürdü. 250 milyon tonluk dev bazalt bloklar kullanılarak yapılan bu kent, 100 yapay adayı kanallarla birbirine bağlıyor. Bu kadar bazaltın bölgeye nasıl getirildiği ise hala sır...

Swabian Alb - Almanya



Swabian Alb (Almanca: Schwäbische Alb) Almanya`nın Baden-Württemberg eyaletinde bulunan, güneybatıdan kuzeydoğuya kadar 220 km ve 40 ile 70 km genişliğinde olan bir platodur. Swabia (bazen Suabia veya Svebia olarak da bilinir) bölgesinden sonra adlandırıldı.

The Swabian Alb güneyde Tuna Nehrive kuzeyde Üst Neckar tarafından çevrili bölgedir. Güneybatıda Kara Orman`ın yüksek dağlarına kadar uzanır. Swabian Alb`ın en yüksek dağı Lemberg`dir (1015 m). Alb`ın profili doğuya doğru yavaşça azalan yüksek bir platoyu andırır. Batı kenarı Albtrauf veya Albanstieg olarak adlandırılan ve yüksekliği 400 m olan sarp kayalıklarla kaplıdır. Fakat üst yüzeyi düz ve yavaşça yükselen tepe şeklindedir.

Dinozor devri zamanında deniz yatağı şeklinde olan Swabian Alb`da bol miktarda kireç taşı vardır. 50 milyon yıl önce, deniz geri çekildi (kurudu). Kireç taşlarının farklı üç katmanının her biri birbirinin üstüne yığıldı: siyah jura, kahverengi jura ve beyaz jura. Beyaz jura %99 saflıkta Kalsiyum karbonat içerir. Kireçtaşı suyla çözünerek eridiğinde, her taraftaki çatlaklara doğru akar ve mağaralarından yüzeye çıkana kadar büyük bir oluşum gerçekleşerek yeraltı nehirleri şekillenir. Böylece Swabian Alb`ın nehir, göl ve diğer suyla ilgili formları meydana gelmiş olur.

Bazı yerlerde, maar`lar ve tepeler gibi eski aktif volkan kalıntıları vardır . Batıdaki, Zollerngraben (tektonik aktif bölgedeki jeolojik basınç) bazen yer sarsıntılarına sebep olur. Nördlinger Ries, 15 milyon yaşında büyük bir meteorit krater (göktaşı)dir.

Toprak çok verimli değildir, Humuslu toprak sıksık 10 cm kalınlığındadır. Yüzeyde birçok küçük kireç taşı parçaları bulunur.

Manzara

Typical Swabian Alb manzarası, "Salmendinger Kapelle" (Kapel) "Kornbühl"-DağıTepeler çoğu zaman küçük ormanlarla çevrilidir. Birçok küçük alan (çoğunlukla Kolza ve diğer küçük bitkiler). Çokça küçük köy.

Geleneksel manzara ardıç çalılıkları ile kaplı alanlardı. Koyunlar herşeyi yedi. Bugünlerde çok nadir olarak rastlanır. Bununla beraber, belirli yerlerde Baden-Württemberg yönetimi (hükümeti) tarafından üretiliyor.

Fosiller heryerde bulunabilir. Çocuklar onları avlularında (bahçelerinde) bulur. Fakat büyük ve önemli fosiller burada bulundu.

Medeniyet

Tarih öncesi medeniyet Hepsi sadece birkaç kilometre uzaklıkta olan dört mağarada (Vogelherd, Hohlenstein-Stadel, Geißenklösterle ve Hohle Fels), insan sanatının en eski kalıntıları bulunabilir[kaynak belirtilmeli]. En çok bilinenler: bir at kafası, kuş şuyu, ve iki aslan-adam (aslana benzer insan) heykeli (aslan adam`a bakınız), bütün bunlar 30 000 yıldan daha eskidir. Bilinen en eski müzik enstrümanı (aleti) da burada bulundu: kuğunun kemiğinden yapılmış bir flüt, bazıları 35 000 yaşında ve 2004`de Buz Çağından kalma yaklaşık 37 000 yıllık bir mamutun azı dişinden yapılmış flüt çıkartıldı.
Roma İmparatorluğu Bu bölge, Roma İmparatorluğu zamanında yaklaşık birinci yüzyıldan üçüncü yüzyıla kadar limes`in güneyinin bir parçasıydı. Bir Roma yolu Neckar Nehri ve Alb boyunca uzanır. Hechingen-Stein`de bu yolda bulunan bir Roma dış karakolu 1970`lerde keşfedildi ve açık hava müzesine dönüştürüldü.

Geleneksel Alb Yaşamı Swabian Alb`de yaşam aşırı derecede zordu. Suyun azlığı ve toprağın kalitesinin düşük olması onu geri kalmış bölge yapmıştı. Birçok köyler su için atlarla uzun bir yolculuk yapıyordu. Suyun kirli olmasından dolayı onu arındırmak için uzun zaman gerekiyordu. Bu yüzden alkol çok popülerdi: "Çoğunlukla" (elma şarabı) suyla karıştırılır ve bebeklere bile verilirdi. Modern su kaynak sistemi (zamanının gözdesi) 1880`lerden sonra inşa edilerek bölge halkına kolaylık sağladı.

İskenderiye Feneri - Mısır



İskenderiye Feneri, Mısır`da İskenderiye Limanı`nın karşısındaki Pharos Adası üzerine yapılmıştı. Romalılar Mısır`ı ele geçirdikten sonra burada Ptolemaios (Batlamyus) olarak anılan bir devlet kurmuşlardı. İnşaası M.Ö. 285-246 yılları arasında süren Fener, bu devletin ilk iki kralı Ptolemy-Batlamyus-Soter ve Ptolemy tarafından yaptırılmıştı.
Kaidesi ile birlikte 135 metre yüksekliğinde olan fener, beyaz mermerden yapılmıştı. Tepesinde bulunan, tunçtan yapılmış büyük bir ayna 70 kilometre uzaklıktan görülüyor ve limana giren gemilere rehberlik ediyordu.
Üç bölümden oluşan fenerin mimarı Knidos`lu Sostratus`tur. Alt bölümü dikdörtgen şeklinde ve yaklaşık 55 metre yüksekliğindeydi. Orta bölüm, yukarıya doğru giden rampası olan bir silindir şeklindeydi. Yaklaşık 27 metre yüksekliğindeydi. Üst bölüm ise silindir şeklindeydi ve üzerinde alevin bulunduğu bir odası vardı.

İskenderiye Feneri, antik çağın yedi harikası içinde günlük yaşam için kullanılan tek eserdir. Ayrıca yedi harikanın ve gelmiş geçmiş deniz fenerlerinin en yüksek olanı da bu fenerdir.
Üst kısmı M.S. 955 yılında bir deprem ve fırtınada kopan fenerin gövde kısmı da 1302`de başka bir depremde yıkıldı. 1500 yılında ise bu yapıya ait kalıntılar tamamen yokoldu.
Üzerinde inşaa edildiği adadan dolayı Pharos olarak anılmış ve bu kelime bir çok dile yerleşmiştir. İspanyolca, Fransızca ve İtalyancada Pharos, deniz feneri anlamına gelmektedir. Yıkılmadan önce yapılan resimleri, dünyadaki deniz fenerlerine yüzlerce yıldan beri örnek olmuştur.
 
  • Beğen
Tepkiler: calipso_anka, turkordu ve Doğan


Doğan

Üye
teşekkürler adem abi :)
 
turkordu

turkordu

Üye
Eline sağlık bermuda şeytan üçgenini bilmiyordum
 
Odysseus

Odysseus

Üye
    Konu Sahibi
Yorumlarınız için teşekkür ederim arkadaşlar.
 
MvP22

MvP22

Üye
Ne kadar uzun yazı öle oku oku gözlerim şişdi yinede saol adem.
 

calipso_anka

Üye
dünyada daha çok bilinmedik sır var:)tşkler paylaşım için super
 


Üst Alt