makmüh
Üye
Dinde Zorluk Yoktur!
Bunun çaresi de iki meseleyi çok iyi anlamaktan geçiyor. Birincisi: “Lâ harace fid din - Dinde zorluk yoktur.” ve “Eddînü yüsrun - muhakkak din kolaylıktır” kaidelerini bilmektir. Böyle bir kimse şunu düşünmeli: “Kusursuz bir şekilde ibâdet edeceğim derken dini hakkımda zorlaştırmaktan ise amelimi kusurlu görüp Cenâb-ı Hak’dan kusurlarıyla kabulünü niyaz etmem daha iyidir. Zaten ameli kusursuz görüp gururlanmaktan ise kusurlu görüp Rabbimin afvına sığınmam ve kabulünü onun rahmetinden ümid etmem daha evlâdır.”(2)
İkincisi: Ehl-i hak olan ehl-i sünnet mezhebine göre amelin sahih, yani şartları yerine gelmiş güzel bir amel olması kulun ıttılaına yani haberdarlığına bakar. Hakîkat-i hâle bakmaz.(3) Meselâ namazı kaç rekât kıldığı hakkında şüpheye düşen birisi, “Ben namazı dört rekât kıldım biliyorum fakat gerçekte acaba üç kılmış olmayayım mı?” diye düşündüğünde demeli ki, “Madem ben dört kıldım biliyorum. Hakikatte üç kılmış bile olsam dört kılmış sayılırım. Çünkü İslâmiyet benim bu konudaki bilgimi, haberdar olmamı esas alıyor, gerçekte üç kıldığıma bakmıyor.”
Veya abdest alan birisi, “Acabâ kuru bir yer kaldı mı veya falan uzvumu yıkamış mıydım?” diye vesvese yaptığında şunu düşünmeli: “Bu konudaki benim zihnimdeki kanaat nedir? Eğer benim kanaatim bir eksiklik olmadığı yönünde ise, (hattâ kanaat kesin değil fakat gâlib bir ihtimal ile de olsa) abdestim tamam ve sahih sayılır.”
İşte bu düsturu anlamak çok büyük ferahlık verir ve böyle delilsiz ihtimallerden gelen şüpheleri keser atar.
ELHÂSIL: Nefis ve şeytandan gelen bu gibi vesveselerin insanı fazlasıyla incitip meşgul etmesi cehâletten (vesvesenin ne olduğunu, nereden geldiğini bilmemekten) olduğu gibi onlardan kurtulmanın çaresi de ilimdir.
Alıntıdır.
İkincisi: Ehl-i hak olan ehl-i sünnet mezhebine göre amelin sahih, yani şartları yerine gelmiş güzel bir amel olması kulun ıttılaına yani haberdarlığına bakar. Hakîkat-i hâle bakmaz.(3) Meselâ namazı kaç rekât kıldığı hakkında şüpheye düşen birisi, “Ben namazı dört rekât kıldım biliyorum fakat gerçekte acaba üç kılmış olmayayım mı?” diye düşündüğünde demeli ki, “Madem ben dört kıldım biliyorum. Hakikatte üç kılmış bile olsam dört kılmış sayılırım. Çünkü İslâmiyet benim bu konudaki bilgimi, haberdar olmamı esas alıyor, gerçekte üç kıldığıma bakmıyor.”
Veya abdest alan birisi, “Acabâ kuru bir yer kaldı mı veya falan uzvumu yıkamış mıydım?” diye vesvese yaptığında şunu düşünmeli: “Bu konudaki benim zihnimdeki kanaat nedir? Eğer benim kanaatim bir eksiklik olmadığı yönünde ise, (hattâ kanaat kesin değil fakat gâlib bir ihtimal ile de olsa) abdestim tamam ve sahih sayılır.”
İşte bu düsturu anlamak çok büyük ferahlık verir ve böyle delilsiz ihtimallerden gelen şüpheleri keser atar.
ELHÂSIL: Nefis ve şeytandan gelen bu gibi vesveselerin insanı fazlasıyla incitip meşgul etmesi cehâletten (vesvesenin ne olduğunu, nereden geldiğini bilmemekten) olduğu gibi onlardan kurtulmanın çaresi de ilimdir.
Alıntıdır.
