Celaleddin Harzemşah Hayatı

  • 16 Nisan 2010
  • 2332 Okunma
  • 2 Cevap

Konu Durumu:
Daha fazla cevap için açık değil.

  1. Celaleddin Harzemşah (Arapça: جلال الدین منکبرنی Jalāl al-Dīn Menguberdī; d.? - ö. 1231), Harezmşahlar Devleti'nin son hükümdarıdır. Asıl adı Mengübirti'dir. Alaaddin Muhammed'in oğludur.
    1230 yılında Yassı Çemen Savaşından sonra ordusu dağılmıştır. Küçük bir birlikle Hindistana doğru çekilip yeniden bir ordu kurmak istemektedir. Fakat Moğol birlikleri, göçebeler, ve diğer düşmanları tarafından sürekli rahatsız edilmektedir. 1231 yılında Moğol baskınında tüm askerleri öldürülür. Kendisi baskından kurtulan Celaleddin Harezmşah'ın, tebdili kıyafet Silvan civarında yaşarken üzerindeki kıymetli kürkü ondan alabilmek için bir köylü tarafından öldürüldüğü söylenmektedir.
    Cengiz Han emrindeki Moğolların büyük bir topluluk halinde Harezmşahlara şiddetlice saldırarak yıkmaları üzerine elinde kalan mühim bir kuvvetle horasan üzerinden iran yoluyla batıya orta doğunun diğer ülkelerine çekilmek zorunda kaldı.
    Azerbaycan bölgesinin siyasi ve askeri olarak tam manası ile kuvveti olmadığından burayı yeni yurt kabul edip fethederek Harezmşahlar'ı yeniden kurdu. Etrafındaki devletlerinden, beyliklerinden Moğol ilerleyişine karşı yardım istedi. Ancak istediği yardım kendisine ve devletine verilmedi. Celalettin Harzemşah büyük bir kumandandı. Ama bu başarısını siyasette ve diplomaside gösterememesi onun yanlış anlaşılmasına, istediği icraatleri kolayca yapamamasına sebep olmuştur. Moğol istilasından sonra Celalettin Harzemşah'ın bölgede oynadığı rol daha iyi anlaşılmış böylece Türk tarihindeki en büyük müslüman Türk hükümdarlar arasında sayılmaya başlanmış; hayatı, kahramanlıkları Doğu Edebiyatında efsane haline gelmiştir.
    Meşhurdur ki: Bir zaman İslâm kahramanlarından ve Cengiz'in ordusunu müteaddid defa mağlup eden Celâleddin-i Harzemşah harbe giderken, vüzerâsı ve etbâı ona demişler: "Sen muzaffer olacaksın, Cenab-ı Hak seni galib edecek." O demiş: "Ben Allah'ın emriyle, cihad yolunda hareket etmiye vazifedarım, Cenab-ı Hakk'ın vazifesine karışmam; muzaffer etmek veya mağlub etmek onun vazifesidir." İşte o zat bu sırr-ı teslimiyeti anlamasiyle, harika bir surette çok defa muzaffer olmuştur.
    Evet insanın elindeki cüz-i ihtiyarî ile işledikleri ef'allerinde, Cenab-ı Hakk'a âit netaici düşünmemek gerektir. Meselâ: Kardeşlerimizden bir kısım zatlar, halkların Risale-i Nur'a iltihakları şevklerini ziyadeleştiriyor, gayrete getiriyor. Dinlemedikleri vakit zaîflerin kuvve-i maneviyeleri kırılıyor... Şevkleri bir derece sönüyor. Halbuki Üstad-ı Mutlak, Mukteda-yı Küll, Rehber-i Ekmel olan Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm, وَمَا عَلَى الرَّسُولِ اِلاَّ الْبَلاَغُ olan ferman-ı İlâhîyi kendine rehber-i mutlak ederek, insanların çekilmesiyle ve dinlememesiyle daha ziyade sa'y ü gayret ve ciddiyetle tebliğ etmiş. Çünki اِنَّكَ لاَ تَهْدِى مَنْ اَحْبَبْتَ وَلكِنَّ اللّهَ يَهْدِى مَنْ يَشَاءُ sırrıyla anlamış ki: İnsanlara dinlettirmek ve hidayet vermek, Cenab-ı Hakk'ın vazifesidir. Cenab-ı Hakk'ın vazifesine karışmazdı.
    Öyle ise; işte ey kardeşlerim! Siz de, size âit olmayan vazifeye harekâtınızı bina etmekle karışmayınız ve Hâlikınıza karşı tecrübe vaziyetini almayınız!...
     


    Yazan: ' KalendeR '
  2. Ellerine sağlık İsa'cığım :oke:
     
  3. Okuyan gözlerine sağlık Ata:)
     
Konu Durumu:
Daha fazla cevap için açık değil.
Yüklüyor...
15/11/2018 - 22:55