Akıncı
Üye
Bizi kimlere birakiyorsun ey Türk !
630 yıllık şanlı imparatorluk yıkılışa geçmiş ve
askerlerimizin Suriye'yi terk etme vakti gelmişti..
Kahraman Osmanlı komutanlarından Selahaddin Bey
(Günay) o sırada Şam'daki son Osmanlı askerlerinin
komutanı idi. Busr-ı Eski Şam Kalesi'nde görevliyken İngiliz
desteği ile çölde yaşayan çapulculardan oluşturulan Dürzi lideri Sultan Atraş'a bağlı 500 kişilik bir süvari kuvvetinin
kaleye baskın yapacağını kendi aralarında konuşan iki
ihtiyardan duyar.. İhtiyarlar ellerini dizlerine vurarak "Vah
bu aslan gibi delikanlıyı öldürecekler" diye hayıflanmaları
üzerine arapça bilmesi sayesinde o gece yapılacak baskını
öğrenir.. Bunun üzerine az sayıdaki son Osmanlı Askerlerini kırdırmamak için onları Dera'ya gönderdikten sonra iki
Türk eriyle gece yarısı Suriye'den ayrılışını hatıralarında
şöyle anlatmaktadır: "Şerif (Hüseyin)'in kuvvetleri güya beni elde etmeleri için
Busr-ı Eski Şam'ın etrafına yabancı seyyar aşiret getirmiş
ve bu kasabanın etrafını kesmişlerdi. Bundan da haberim
vardı. Fakat benim itikadım tam ve imanım sağlam olduğu
için yolumu bağlayacaklarına ihtimal vermiyordum.
Hareketimizden bir saat sonra bir seyyar aşiretin içersine düşmüştük. Tüfekler kucağımızda ağır ağır yolumuza
devam ettik. Cenab-ı Hak Kadir-i Mutlak'tır. Koca aşiretten
hiç bir fert ayakta değildi. Hiç bir köpek de havlamıyordu.
Böyle sakin bir durumda aşireti geçtik. Şafaktan evvel
Are'ye gelmiştik. Bu ayrılış o kadar hazindi ki, bunu layıkıyla izaha imkan
göremiyorum. Yalnız şu kadar söyleyeyim ki bu ayrılışta
duyduğum hüzün ve elemi babamdan ve baba ocağından
ayrılışımda duymamıştım. O canım yerleri belki bir daha
görememek üzere terk ediyor, vatanın bu parçasını öksüz
ve yetim bırakıyorduk. İki gözümüz iki çeşme gayr-i ihtiyari boşalıyor, her attığımız adımı artık hasretle
geride bırakıyorduk. Ah o ne acı anlar ve günlerdi..! Nereden ve nasıl haber almışsa, tam vedalaşıp kaleyi terk
ederken büyük kapıdan çıktığımda, tahsil görmüş yirmi beş
yaşlarında bir Arap delikanlısı karşıma çıktı. İki elimi öptü.
"Ah siz ve siz Türkler, bizi kimlere bırakıp böyle
gidiyorsunuz ya Selahaddin? Arkanızda koca bir tarih
bırakarak buradan ayrılıyorsunuz. Ne yazık ki biz sizleri bulamayacağız!" diye hıçkıra hıçkıra ağlıyor ve ayakta
duramıyordu. Sonra kalenin duvarına dayandı. Ne çare ki
ben yolumdan kalamazdım.."
askerlerimizin Suriye'yi terk etme vakti gelmişti..
Kahraman Osmanlı komutanlarından Selahaddin Bey
(Günay) o sırada Şam'daki son Osmanlı askerlerinin
komutanı idi. Busr-ı Eski Şam Kalesi'nde görevliyken İngiliz
desteği ile çölde yaşayan çapulculardan oluşturulan Dürzi lideri Sultan Atraş'a bağlı 500 kişilik bir süvari kuvvetinin
kaleye baskın yapacağını kendi aralarında konuşan iki
ihtiyardan duyar.. İhtiyarlar ellerini dizlerine vurarak "Vah
bu aslan gibi delikanlıyı öldürecekler" diye hayıflanmaları
üzerine arapça bilmesi sayesinde o gece yapılacak baskını
öğrenir.. Bunun üzerine az sayıdaki son Osmanlı Askerlerini kırdırmamak için onları Dera'ya gönderdikten sonra iki
Türk eriyle gece yarısı Suriye'den ayrılışını hatıralarında
şöyle anlatmaktadır: "Şerif (Hüseyin)'in kuvvetleri güya beni elde etmeleri için
Busr-ı Eski Şam'ın etrafına yabancı seyyar aşiret getirmiş
ve bu kasabanın etrafını kesmişlerdi. Bundan da haberim
vardı. Fakat benim itikadım tam ve imanım sağlam olduğu
için yolumu bağlayacaklarına ihtimal vermiyordum.
Hareketimizden bir saat sonra bir seyyar aşiretin içersine düşmüştük. Tüfekler kucağımızda ağır ağır yolumuza
devam ettik. Cenab-ı Hak Kadir-i Mutlak'tır. Koca aşiretten
hiç bir fert ayakta değildi. Hiç bir köpek de havlamıyordu.
Böyle sakin bir durumda aşireti geçtik. Şafaktan evvel
Are'ye gelmiştik. Bu ayrılış o kadar hazindi ki, bunu layıkıyla izaha imkan
göremiyorum. Yalnız şu kadar söyleyeyim ki bu ayrılışta
duyduğum hüzün ve elemi babamdan ve baba ocağından
ayrılışımda duymamıştım. O canım yerleri belki bir daha
görememek üzere terk ediyor, vatanın bu parçasını öksüz
ve yetim bırakıyorduk. İki gözümüz iki çeşme gayr-i ihtiyari boşalıyor, her attığımız adımı artık hasretle
geride bırakıyorduk. Ah o ne acı anlar ve günlerdi..! Nereden ve nasıl haber almışsa, tam vedalaşıp kaleyi terk
ederken büyük kapıdan çıktığımda, tahsil görmüş yirmi beş
yaşlarında bir Arap delikanlısı karşıma çıktı. İki elimi öptü.
"Ah siz ve siz Türkler, bizi kimlere bırakıp böyle
gidiyorsunuz ya Selahaddin? Arkanızda koca bir tarih
bırakarak buradan ayrılıyorsunuz. Ne yazık ki biz sizleri bulamayacağız!" diye hıçkıra hıçkıra ağlıyor ve ayakta
duramıyordu. Sonra kalenin duvarına dayandı. Ne çare ki
ben yolumdan kalamazdım.."

