arslansem
Üye
Bir erkeği çirkinleştiren 18 hareket ---İclal Aydın
Bir erkeği çirkinleştiren 18 hareket
Eskiden daha rahat yazardım böyle şeyleri. Ama başıma gelen dünyevi felaketlerden sonra her hecem her kelimem ayrı değerlendirildiğinden, bir şekilde herhangi bir olay ya da kişiyle eşitlendiğinden yazamaz oldum.
Aşk yazma, ilişki yazma yanlış anlaşılır. Hem zaten Reha Muhtar yazıyor. (Üstelik dünkü yazısına bakılırsa Selahattin Duman bu gazetede sadece Reha Muhtar’ı okuyor.)
Erkek - kadın analizi yapma, yanlış anlarlar hem zaten Dilek Önder yazıyor.
Eee ne yazacağım, ne zamana kadar böyle iç kontrollerle yaşayacağım?
Aslında yazarım, yazmalıyım...
İstediğim gibi yazarım.
İşte yazıyorum!
***
Altı kız arkadaş oturuyoruz.
Dördümüz boşanmış, birimiz hiç evlenmemiş, birimiz de düzeni artık iyi kötü oturmuş, yuvarlanıp gidiyor. Şıkır şıkır giyinmişiz, ben yine gecikmeliyim, son yarım saatine yetişmişim yemeğin. Ama artık bana sitem etmeyi, gücenmeyi bir kenara bıraktılar. Ellerinde kaldığım kadarına razılar. Oooo yemekleri bitmiş, kocaman balon kadehleri boşalmış bile... Kahve turuna geçmek üzereler ama ben geldim diye hadi biraz daha uzatalım muhabbeti diyorlar....
Kaç yaşına gelirsek gelelim, bir kongreden de çıksak, birimizin ameliyatında da buluşsak konu dönüp dolaşır gönül işlerine takılır.
Bu, ağzımızın içinde sakladığımız, hiç büyütmediğimiz bir çocuk kıkırdaması gibidir...
Bayılırız o şeker tadına...
İşte o gün de yemeğe oturduklarında ciddi konuların hepsini ben gelene kadar bitirmişlerdi.
- Tayyip Erdoğan’ın terör ile ilgili açıklaması konuşuldu mu?
- Evet!
- Peki Birleşik Devletler’in ilaç sanayiini geliştirmek için yıllardır uyguladığı insanlık dışı yöntemler?
- Evet!
- İstinye Park’taki kiralar ve işletmeyle ilgili sorunlar?
- Ooo çoktan bitti.
- Atv’nin satışı?
- Sıkıcı bir konuydu onu konuşmadık.
- E iyi o zaman, erkeklerden-kadınlardan konuşalım!
***
Annem bu konuları konuşmama karşı değil.
Zira artık 30 yaşımı geçtim. Ama yaşımın tamamını ve arkadaşlarımla aramızdaki, “büyük şehir kadınlarından başka kimseyi ilgilendirmediğini” düşündüğü bu ilişkiler ve kadın-erkek konularını yazmamdan hiç hoşlanmıyor.
Hiç hoşlanmıyor çünkü yazılarımı kendi siyasi çevresi ve yakın arkadaşları da okuyorlar.
Annem de haklı olarak, bir anne olarak, kızının kim olduğunun, yazı ve düşünce özgürlüğünün hiçbir öneminin olmadığı bir atmosferde “haklı bir anne” olarak bana bozuluyor!
“Yazma böyle şeyler” diyor.
Ama ben nereye kadar efendi efendi, otosansür otosansür yaşayabilirim?
Annem, babam, eski eşlerim,onların yeni hayatları, yanlış anlamasınlar, aman hayatlarına bir zarar gelmesin endişesi...
(Ben neden iyiliği seçiyorum ki? Ne gerek var? Var mı bir gerek?)
Var elbette, olmaz mı.
Ama bütün bunlara rağmen inanıyorum ki bazen sınırları esnetmek gerek...
Ve bu satırlar bir köşe yazısı için yazdığım en uzun giriş yazısı oldu..
Bu yüzden kız arkadaşlarımla çıkardığımız on sekiz maddelik liste yazının ikinci bölümüne kaldı.
Eskiden daha rahat yazardım böyle şeyleri. Ama başıma gelen dünyevi felaketlerden sonra her hecem her kelimem ayrı değerlendirildiğinden, bir şekilde herhangi bir olay ya da kişiyle eşitlendiğinden yazamaz oldum.
Aşk yazma, ilişki yazma yanlış anlaşılır. Hem zaten Reha Muhtar yazıyor. (Üstelik dünkü yazısına bakılırsa Selahattin Duman bu gazetede sadece Reha Muhtar’ı okuyor.)
Erkek - kadın analizi yapma, yanlış anlarlar hem zaten Dilek Önder yazıyor.
Eee ne yazacağım, ne zamana kadar böyle iç kontrollerle yaşayacağım?
Aslında yazarım, yazmalıyım...
İstediğim gibi yazarım.
İşte yazıyorum!
***
Altı kız arkadaş oturuyoruz.
Dördümüz boşanmış, birimiz hiç evlenmemiş, birimiz de düzeni artık iyi kötü oturmuş, yuvarlanıp gidiyor. Şıkır şıkır giyinmişiz, ben yine gecikmeliyim, son yarım saatine yetişmişim yemeğin. Ama artık bana sitem etmeyi, gücenmeyi bir kenara bıraktılar. Ellerinde kaldığım kadarına razılar. Oooo yemekleri bitmiş, kocaman balon kadehleri boşalmış bile... Kahve turuna geçmek üzereler ama ben geldim diye hadi biraz daha uzatalım muhabbeti diyorlar....
Kaç yaşına gelirsek gelelim, bir kongreden de çıksak, birimizin ameliyatında da buluşsak konu dönüp dolaşır gönül işlerine takılır.
Bu, ağzımızın içinde sakladığımız, hiç büyütmediğimiz bir çocuk kıkırdaması gibidir...
Bayılırız o şeker tadına...
İşte o gün de yemeğe oturduklarında ciddi konuların hepsini ben gelene kadar bitirmişlerdi.
- Tayyip Erdoğan’ın terör ile ilgili açıklaması konuşuldu mu?
- Evet!
- Peki Birleşik Devletler’in ilaç sanayiini geliştirmek için yıllardır uyguladığı insanlık dışı yöntemler?
- Evet!
- İstinye Park’taki kiralar ve işletmeyle ilgili sorunlar?
- Ooo çoktan bitti.
- Atv’nin satışı?
- Sıkıcı bir konuydu onu konuşmadık.
- E iyi o zaman, erkeklerden-kadınlardan konuşalım!
***
Annem bu konuları konuşmama karşı değil.
Zira artık 30 yaşımı geçtim. Ama yaşımın tamamını ve arkadaşlarımla aramızdaki, “büyük şehir kadınlarından başka kimseyi ilgilendirmediğini” düşündüğü bu ilişkiler ve kadın-erkek konularını yazmamdan hiç hoşlanmıyor.
Hiç hoşlanmıyor çünkü yazılarımı kendi siyasi çevresi ve yakın arkadaşları da okuyorlar.
Annem de haklı olarak, bir anne olarak, kızının kim olduğunun, yazı ve düşünce özgürlüğünün hiçbir öneminin olmadığı bir atmosferde “haklı bir anne” olarak bana bozuluyor!
“Yazma böyle şeyler” diyor.
Ama ben nereye kadar efendi efendi, otosansür otosansür yaşayabilirim?
Annem, babam, eski eşlerim,onların yeni hayatları, yanlış anlamasınlar, aman hayatlarına bir zarar gelmesin endişesi...
(Ben neden iyiliği seçiyorum ki? Ne gerek var? Var mı bir gerek?)
Var elbette, olmaz mı.
Ama bütün bunlara rağmen inanıyorum ki bazen sınırları esnetmek gerek...
Ve bu satırlar bir köşe yazısı için yazdığım en uzun giriş yazısı oldu..
Bu yüzden kız arkadaşlarımla çıkardığımız on sekiz maddelik liste yazının ikinci bölümüne kaldı.
