makmüh
Üye
ben, kuru ekmekle yetinirim
III. Selim tahta çıktığında hazineyi bomboş bulmuştu. Devlet ileri gelenleri bu hususta çaresiz kalmıştı. III. Selim Sadaret Kaymakamı Paşa'ya gönderdiği hatt-ı hümayunda şöyle diyordu: “Akçe yok diye oturmak olmaz. Cümlemiz toplanıp nereden akçe temin edecekseniz, ediniz. Akçe yok ise bizim bu ihtişamımız neden dir? Eğer bana, bir kuru ekmek ile yetin derseniz, ben razıyım. Siz ba­na beyan edin, Allah aşkına, devlet elden gidiyor." Olaylar nasıl cereyan ederse etsin, o zamanlarda bir Osmanlı pa­dişahının "Ben kuru ekmeğe razıyım, sizden birisiyim" demesi ibret ve­rici bir harekettir. III. Selim bir gün tebdili kıyafet ile gezerken Divanyolu'ndan geç­miş ve halkın bir fırın önünde toplanarak ekmek almak için kavga et­tiklerini görmüştü. Hemen saraya dönmüş ve Sadrazama: "Benim vezirim, bugün tebdili kıyafetle gezerken Divanyolu'ndan geçtim. Bir fırın önünde halkın toplandığını gördüm. Adamlardan biri, "Ne günlere kaldık. Yarabbi, yiyecek ekmek bulamıyoruz" diyordu. Doğrusu kalbim sızladı. Gözlerim yaşardı. Yüzüm kızardı. Mükedder oldum. Şunun bir çaresine bakasın. İbadullah'a zahmet çektirmek lâ-yık-ı devlet değüldür. Hemen ben ve sen onlar ile hükümran oluruz. Bi­lirsiz ki reayasız ne taht ne de saltanat olur. Onlar bizim velinimetlerimizdir." diye bir hattı hümayun yazıp göndermiştir.
