Ben De Yazdim, Mİllİ MÜcadeleye GİrİŞ (cİlt 4)

Sponsorlu Bağlantılar

Durum
Üzgünüz bu konu cevaplar için kapatılmıştır...
Albert Einstein

Albert Einstein

Üye
    Konu Sahibi
Ben De Yazdim, Mİllİ MÜcadeleye GİrİŞ (cİlt 4)
Bir Dinazorun Anıları KİTABIN YAZARI Mine URGAN YAYINEVİ VE ADRESİ ????:



BASIM TARİHİ HaziranBEN DE YAZDIM, MİLLİ MÜCADELEYE GİRİŞ (CİLT 4) KİTABIN YAZARI CELAL BAYAR YAYINEVİ VE ADRESİ SABAH YAYINEVİ BEYOĞLU / İSTANBUL
BASIM TARİHİ 1997 KİTABIN YAYIM MAKSADI OSMANLI İMPARATORLUĞU&#8217;NUN SON YILLARINDA YAŞANMIŞ ÖNEMLİ İÇ VE DIŞ SİYASİ GELİŞMELER ANLATILARAK, GENÇ NESİLLERE AKTARILMASI VE YARARLANILMASI AMAÇLANMIŞTIR. <b>KİTABIN ÖZETİ :
1. Balkan Savaşında Bulgar ordusunun Türklere ve özellikle Sırp ve Karadağlıların ise, Müslüman topluluklar ile Arnavutlara karşı yaptıkları katliamın altında, Osmanlı&#8217;dan intikam almak duygusunun yattığı ifade edilmektedir. Bunun sonucunda Rumeli&#8217;den İstanbul&#8217;a kitleler halinde göç başlayarak, bir göçmen sorunu ortaya çıkmıştır.
Diğer taraftan Osmanlı Devleti&#8217;nin önemli yerleşim merkezlerinden Üsküp ve Selanik; Celal Bayar&#8217;ın ifadesiyle kumandan, belediye meclisi ve valinin muhalefetine rağmen, şehri temsil eden kötü siyasetçilerin politikasıyla tek kurşun atılmadan teslim şartnamesi ile Sırp ve Yunanlılara bırakılmıştır.
Celal Bayar Avrupa&#8217;daki büyük devletlerin Balkanlardaki çoğunlukta bulunan Müslüman nüfusu tamamen yok etmeyi amaçlayan bu savaşa kayıtsız kalmasını, Osmanlı İmparatorluğu üzerindeki emperyalist politikalarının bir sonucu olarak görmektedir.
2. Osmanlı Hükümeti&#8217;ne verilen nota üzerine; iktidardaki Kamil Paşa Kabinesi, Edirne vilayetinin bütünüyle Bulgarlara terk edilmesi kararını vermiştir.????:



İttihat ve Terakki Cemiyeti Başkanı Talat Paşa ise Edirne&#8217;yi kurtarıp Midye (Kıyıköy)&#8211;Enez hattına kadar gerileyen Osmanlı&#8217;nın Avrupa sınırını genişletmek istiyordu. İşte bu bölümde; Talat ve Enver Paşa&#8217;nın, Saltanat Şürası&#8217;nca da onaylanan hükümetin bu kararının cevabi nota olarak hazırlanmadan devrilmesi için planladıkları Babıali Baskınıyla ilgili faaliyetlerinden söz edilmektedir. Hükümetin devrilmesi halinde, yeni kabinenin başına da Mahmut Şevket Paşa&#8217;nın getirilmesine karar verilmiştir.
3. Babıali Baskını 23 Ocak 1913 tarihinde; Babıali askerlerinin kayıtsız kalması, Sadaret Yaveri Nafiz Bey ile Harbiye Nazırı Nazım Paşa&#8217;nın öldürülmesi ve Kamil Paşa&#8217;nın istifaya zorlanmasıyla son bulmuştur.
Müteakiben Enver Paşa Sultan Reşat&#8217;ın huzuruna çıkarak, yeni kabinenin Mahmut Şevket Paşa tarafından kurulmasını istemiştir. Sultan Reşat ise, karşı koymanın kendisini, saltanatını ve hanedanını tehlikeye koyabileceğini düşünerek bütün teklifleri kabul etmiştir.
4. Yıl 1962 ve Celal Bayar son zindanım dediği Kayseri Cezaevindedir. Kendisi bu bölümde, kızı Nilüfer&#8217;in getirdiği Emile Zola&#8217;nın Dreyfus Meselesi adlı kitabından alıntılar yapmaktadır. Bu kitapta 1894 yılında milli savunmaya ait gizli evrakları Fransa aleyhine Almanya&#8217;ya teslim ettiği iddiası ile, vatana ihanetten yargılanıp idama mahkum edilen Kur.Yzb. Alfred Dreyfus&#8217;un suçsuzluğuna inanan ve onu kurtarmak için Emile Zola ve devlet adamı Clemenceau ile ünlü avukatı Demange&#8217;nin verdiği mücadeleden söz edilmektedir. Celal Bayar, bu bölümde olağanüstü mahkemede kurulan komplo sonucu cezalandırılan bu şahıs ile kendisi arasında kader benzerliği kurmuş ve &#8220;İnsanların başından geçen felaketler aynı olunca tepkileri de tamamen benzer oluyor&#8221; demek ihtiyacını hissetmiştir.
5. Bu arada Bnb. Guinet adında bir subayın &#8220;Mahkemenin uydurma bir esasa göre hükmünü verdiğini ve bu esası hazırlayanın Yb. Henry olduğunu tespit ettiğini&#8221; Harbiye Nazırına bildirilmesi ve Yb. Henry&#8217;nin sorgulanması sonucu suçunu itiraf etmesi olayın şeklini değiştirmiştir. Bu durum karşısında ilk tepki Fransız adaleti namına yargıtaydan gelerek, 3 Haziran 1899&#8217;da davanın yeniden görülmesine karar verilmiştir. Rennes Harp Divanı Mahkemesinde tekrar görülen davada Yzb. Dreyfus&#8217;ün cezası sekiz yıla indirildiysede, yargıtay işe el koyarak 12 Temmuz 1906&#8217;da Mahkemenin kararını kaldırmıştır. Ertesi gün toplanan Millet Meclisi&#8217;nde alınan kararla Yzb. Dreyfus&#8217;ün şerefi iade edilerek, Yb. Rütbesi ile yeniden ordudaki hizmetine dönüyor ve göğsüne Legion d&#8217;Honneur nişanı takılıyordu.
Böylece; Fransa&#8217;da 19 ncu yüzyılda oynanan dramın perdesi kapanarak, yaralanmış adaletin tedavisi yapılmış oluyordu. Diğer yandan Fransız Hükümeti önemli bir karar daha alarak, olağanüstü mahkemeleri savaş dönemi dışında kaldırmıştır.
6. Avrupalı büyük devletlerin Babıali&#8217;ye &#8220;Edirne&#8217;nin terki&#8221; hakkındaki verdikleri nota, Mahmut Şevket Paşa Hükümetince 30 Ocak 1913&#8217;te verilen cevabi nota ile reddedilmiştir. Bunun üzerine Bulgar Orduları Başkomutanlığı, mütarekenin sona erdiğini bildirerek yeniden savaşa başladı. Edirne&#8217;nin düşmesini özellikle açlık nedeniyle kaçınılmaz gören Mahmut Şevket Paşa; İttihat ve Terakkiciler ile Sultan Reşat&#8217;ın fikirlerinin aksine, 10 Şubat 1913&#8217;te kabineyi toplayarak oy birliği ile barış kararı aldı. 31 Mart 1913 de Bulgaristan, Yunanistan, Sırbistan ve Karadağ ile yeniden ateşkes başladı. 30 Mayıs 1913&#8217;te imzalanan Londra Barış Antlaşmasıyla Trakya&#8217;da Osmanlı Bulgar sınırı Midye&#8211;Enez hattı oldu ve Girit Yunanistan&#8217;a bırakıldı.
Celal Bayar yapılan bu anlaşmanın siyasi bir hata olduğunu, özellikle gerileme devrinde Osmanlı hükümetlerinin sadece büyük devletlerin maksatlı telkinlerinin etkisi altında, dış politikalarını yürüttüklerini söylemektedir. Birinci Balkan Savaşı sonrasında kaybedilen Osmanlı topraklarını paylaşmak için Bulgaristan&#8217;ın Yunanistan ve Sırbistan ile baş gösteren anlaşmazlıkları, Romanya&#8217;nın Dobruca davası nedeniyle Bulgaristan ile kapışması gibi Osmanlı&#8217;nın yararına olan gelişmelerden habersizmiş gibi kayıtsız kalmasını talihsizlik olarak görmektedir.
7. Bu bölümde; Mahmut Şevket Paşa&#8217;nın bir suikast sonucu İttihatçılar tarafından öldürülmesinden, hürriyet şehidi olarak örnek kişiliğinden ve suikast düzenleyicilerinin yakalanarak idam cezasına çarptırılmalarından söz edilmektedir. İdam cezasına çarptırılanların arasında bulunan Alb. Fuat Bey&#8217;in son sözü büyük anlam taşımaktadır: &#8220;Arkadaşlar! Ben bu üniformamın şerefini muhafaza edemedim. Asıl vazifemi bıraktım, komitecilik işlerine (siyasete) karıştım. Benim bu korkunç akıbetimden ibret dersi alınız.&#8221;????:



Diğer taraftan Celal Bayar şahsi kanaati olarak, yirminci yüzyılın medeniyet aleminde henüz Osmanlının siyasi ölüm cezasını kaldırmamış olmasından tiksinti duyduğunu ifade etmiştir. Bu arada Sadrazamlığa Kavalalı Mehmet Ali Paşa&#8217;nın torunu Hariciye Nazırı Prens Sait Halim Paşa getirilmiştir.
8. Bulgar Ordusunun 3 Temmuz 1913&#8217;te Sırbistan ve Yunanistan, müteakiben Romanya ile savaşa girmesini fırsat bilen Babıali, 20 Temmuz&#8217;da Edirne üzerine yürüyeceğini bir nota ile büyük devletlere bildirmiştir. 21 Temmuz 1913&#8217;te tarihi Edirne kenti Enver Paşa, Kırklareli ise Fethi Okyar kuvvetlerince ciddi bir mukavemetle karşılaşılmadan alındı. Böylece, Balkan Savaşı başladığı günden itibaren ilk defa milletin yüzü gülüyordu.
9. Edirne&#8217;yi ele geçiren askeri ve gönüllü birliklerin daha da ilerlemek için gösterdikleri savaşma arzusu sonucu; Kırcaali, Gümülcine ve İskeçe dahil Batı Trakya milli kuvvetlerin eline geçmiştir. Batı Trakya Bulgar askerlerinden temizlenince, gönüllülerin kumandanı Kuşçubaşı Eşref tarafından Gümülcine başkent yapılarak, Batı Trakya Geçici Hükümeti kuruldu. Yunanlıların Dedeağaç&#8217;ı boşaltmalarını müteakiben de, 23 Eylül 1913 tarihinde Batı Trakya Devleti ilan edildi. Devlet Başkanlığına Süleyman Askeri Bey seçilerek, ay yıldızlı siyah, beyaz ve yeşil renkli bayrağı törenlerle resmi binalara çekildi.
Osmanlı Hükümeti Batı Trakya&#8217;da böyle bir tampon memleketin elde bulundurulması yerine, Edirne&#8217;nin karşılığında Bulgarlarla dostluk ve hatta ittifak kurmak ve böylece Yunanlıların Osmanlı toprakları üzerindeki bilinen emellerine set çekmek için Batı Trakya&#8217;nın Bulgaristan&#8217;a bırakılması taraftarıydı. Bu maksatla İstanbul&#8217;a çağrılan Batı Trakya delegesi Kuşçubaşı Eşref, Enver ve Talat Paşa ile yaptığı görüşmeler sonucunda Babıali&#8217;nin kararını uygulamak zorunda bırakılmıştır.
Celal Bayar&#8217;ın işaret ettiği üzere; Osmanlı Hükümeti bir kez daha gerçeği görmemiş, diplomasisini iyi çalıştırmamış ve Batı Trakya&#8217;da kurulan bu tampon devleti kendi eliyle yok ederek, Türklerin Balkanlar&#8217;dan çıkmasına sebep olmuştur.
10. Celal Bayar özetle bu bölümde; Almanya, İngiltere, Avusturya-Macaristan, Fransa, Rusya ve Osmanlı Devleti arasında yapılan ve Balkan sorununun günlük siyaset konusu haline getirildiği 13 Temmuz 1878 Berlin Antlaşmasından, 1912-1913 Balkan savaşlarına kadar büyük devletler arasındaki nüfuz mücadelesini bölgedeki yeni devletlerin birbiriyle rekabetlerini, genişleme arzularını anlatmıştır.
11. Osmanlı Devleti&#8217;nin Balkan Savaşı&#8217;nda uğradığı büyük yenilgi sonrasında, İttihat ve Terakki Hükümeti kuvvetli, disiplinli bir ordu ve modern bir donanma vücuda getirmek istemiş, diğer taraftan da milletlerarası siyasi ilişkilerde kendisini yalnız hissettiğinden, büyük devletlerle dostluk ve ittifak arayışları içine girmiştir.
Osmanlı Hükümeti&#8217;nin gizlilik içerisinde sırasıyla; Rusya, İngiltere ve Fransa ile sürdürdüğü dostluk ve ittifak arayışları sonuçsuz kalmıştır. Çünkü büyük devletler &#8220;hasta adam&#8221; olarak nitelendirdikleri Osmanlı Devleti&#8217;nin paylaşılması için besledikleri asırlık emellerini gerçekleştirmek istiyorlardı.
12. Bu bölümde herkesce bilindiği üzere, Osmanlı Devleti&#8217;ni Birinci Dünya Savaşı&#8217;na sürükleyen gelişmelerden söz edilmektedir.
Celal Bayar, Meşrutiyet Anayasası olan Kanun-ı Esasi&#8217;de padişahların kutsal hakları arasında yer alan; savaş ve barışın ilanı, yabancı devletlerle antlaşma yapılması hususunda kutsal kişilere tanınmış hak ve yetkilerin, Teşkilat-ı Esasiye Kanunu (Cumhuriyet Anayasası) ile ellerinden alınarak, milletin tek ve gerçek temsilcisi T.B.M.M.&#8217;ne verilmesinin önemini vurgulamıştır.
ğım çağ inandığım her şeyi yadsıyorsa; eğer yaşadığım çağa bayağılık ve çirkinlik egemense ben böyle bir çağa neden ayak uydurmak zorunda kalayım? Tam tersine baş kaldırırım, direnirim böyle bir çağa karşı. Bu yüzden dinozorlukla suçlanmam da vız gelir bana. Çünkü ben dinozoru tarih öncesi çağların nesli tükenmiş bir hayvanı olarak değil; geçmişin doğruluğu kanıtlanmış ve yadsınamaz değerlerini yeni sentezler yaparak geleceğe taşımayı amaçlayan bir yaratık olarak tanımlıyor, dinozorluğumla övünüyorum.&#8221;
İşte yukarıdaki satırlar Mine URGAN&#8217;ı öyle güzel tanımlıyor ki bundan sonra söylenecekler bu satırların yanında sönük kalmaya mahkum herhalde.
Mine URGAN&#8217;ın kendini ve düşüncelerini ebediyete taşımak istercesine kaleme aldığı bu kitabı okuduktan sonra bize şunu söylemek düşüyor herhalde &#8220;NE MUTLU DiNOZORUM DiYENE VE DiYECEKLERE&#8221;
Sayın hocamızın kitabın son söz bölümünde okuyucularına vaat ettiklerini yapması dileğiyle, son sözleriniz hiç bir zaman son söz olmayacak inanın.
SONUÇ :
A. KİTABIN ANA FİKRİ :
Kitap genel olarak yazarın anılarından müteşekkil. Bu anılar ise yazarın çocukluğundan yaşlılığına kadar geçen bir zaman dilimini kapsıyor. Genel olarak kitabın savunduğu bir tez bir fikir olmasa da kitabın bütünlüğü ele alındığında kardeşlik, eşitlik, adalet, erdemlilik gibi yüksek değerler üzerine kurulu temelinde insanın bulunduğu bir görüşün benimsendiği ve bu görüş çerçevesinde yaşanılan veya yaşanılmak istenen hayat üzerine kurulu bir ser olduğu söylenebilir.
B. KİTABIN GETİRDİĞİ YENİLİKLER :
Kitabın getirdiği bilimsel ve teknolojik bir yenilik olmamakla birlikte düşünsel boyutta Mine Urgan gibi tarihe mal olmuş, cumhuriyetle yoğrulmuş bir büyüğümüzün geçmişle gelecek arasında kurduğu sentez kuşaklar arasında köprüler atılmasına vesile olabilir. Nesiller arası büyük kopuklukların yaşandığı bu çağda, bu kitap kuşakların kaynaşmasında bir adım olabilir.
C. GENEL DEĞERLENDİRME VE TEKLİFLER :
Cumhuriyet tarihini yaşamış, cumhuriyet aydınlarıyla birlikte olmuş, geçmişten gelmiş geleceği yakalamış, her medeniyetin gerektirdiği her türlü yeniliğe ve değişime ayak uyduracak bir eğitimi almış ve bunu herkesle paylaşmak isteyen, çevresini aydınlatmak için uğraş veren aydın bir Türk kadınının yazdığı bu kitap öyle bir içtenlikle, öyle bir açık yüreklilikle yazılmış ki okuyanın yüreğini ısıtıyor. Her yaştan ve her düşünceden insanın bu kitabı okumasında büyük yarar olacaktır.
Not : Yazılanlar, yazarın siyasi politik fikirlerinden arındırılarak yazılmış, kitap tarafsız bir gözle okunmuştur.
 
Durum
Üzgünüz bu konu cevaplar için kapatılmıştır...


Üst Alt