haydaravısyon
Üye
Aynı Noktaya Gelenler
Ercişte oturan Fatih Beyin satırlarını okuyunca,
ecelin mukadder olduğunu, son nefesin nerede ve
nasıl verileceğine dair kader planının kendi çizgisi içinde
sürüp gittiğini fark ediyorsunuz.
Sözü uzatmadan, Fatih Beyazhançerin bir telefonla
bazı arkadaşlarını ölüm noktasına davet eden,
bazı arkadaşlarını da ölümün pençesinden kurtulmasına
neden olan sebepler dairesindeki ibretlik gözlemleri ile
başbaşa bırakayım sizleri:
Şöyle yazmış:
Sıradan bir Pazar sabahıydı...
Ta ki o gök gürültüsü gibi algıladığım ve ne olduğunu
anlayamadığım 3-5 saniyelik ilk şoktan sonra insanların
bağırışları, çocukların anne çığlıkları...
Allaha yüksek sesle dua eden insanlar...
Pazar günü ailece kahvaltı yaptıktan sonra evden çıktım ve
yaklaşık 2 aydır görmediğim arkadaşlarımı sırasıyla tek tek
aradım ve en çok binanın yıkıldığı kahvahaneler sokağında
buluştuk.
Şimdi sizlere, 5-6 arkadaşla birlikte yaşadığım
unutamayacağım 1 saatlik kader yazılarını veya
hayat hikayalerini tek sayfada özetleyeyim.
"Gelin görüşelim" diye telefonla davet ettiğim arkadaşlardan
önce, daha sonra enkazdan ölü çıkan İhsan arkadaşımı gördüm.
Damat gibi giyinmişti. Siyah takım elbise, beyaz gömlek...
Ayak ayak üstüne atmıştı. Selam verdim ve şaka yollu şıklığını
ifade ettim. Nerden bileyim ölüm için oraya geldiğini...
Oturduk...
Yöremize ait özgün küçücük kürsüye
birer birer geldi dostlarım...
Hasan,
Mesut ve Necat...
Necati enkazdan kardeşi sağ olarak kurtardı...
Hadi bir eğlence olsun niyetine okey oynamak için
girdik kahvahaneye ve başladık muhabbete...
Ecel birer birer çağırdı insanları...
Önce Yusuf geldi,
selam verdi girdi içeri...
Mesut dalga geçerek uğurladı dostunu....
Ocakçı İhsan arkadaşımız (enkazdan ölü çıktı)
işe geç kalmıştı... Telaşla koştu ölümü olacağı
ekmek kapısı çay ocağına...
İçirdi bize son çaylarını...
Yanımda amca oğlum vardı. Eceli gelmemişti demek ki,
eşi onu telefonla çağırdı ve gitti yanlarına.
Babasının yıllarca biriktirdiği parayla yaptığı
az sonra yıkılacak olan 4 katlı evlerinden,
5 dakika sonra iki bebeğini ve eşini çıkardı.
Anne ve babası uğurladı torunlarını ve gelinlerini...
Birbirlerine sarılarak kaldılar enkazda sonsuza kadar...
Sıra bizdeydi,
göreceğimiz günler vardı.
Eşim aradı;
-- Gel öğle yemeği hazır,
babamlarla aynı sofrada olalım dedi.
Arkadaşım Necat,
hayatta okey oyununu bırakamazdı bitene kadar...
Birden bizi kovarcasına;
-- "Hadi gidin çoluk çocuğunuzun yanına
ne işiniz var burada" dedi ve bizi çıkardı kahveden...
Yani 5 dakika sonra
mahşer
yerine dönecek olan o mekandan....
Üç arkadaş daha yoldaydık ki,
arabaya birden bir soğukluk çöktü...
Ve ortalığı birden çığlık sesleri kapladı...
Koştum aileme... 1 km. lik mesafe bitmedi sanki...
Orhan dostumu pazarları zorla gönderirdik eve,
nedense bu pazar çıkmamıştı evden...
Murat hocamız oldukça sağlam 30 yıllık tek katlı evinden
o pazar çıkmış, kardeşinin çok katlı apartmanına gitmişti.
Eşi ve çocuklarıyla dönemedi bir daha o sağlam evine...
Gittikleri yer
1 saat önce 1520 dairesi olanla,
hiç evi olmayan aynı noktaya gelmişti birden...
Linkleri görüntülemek için kayıt olmalısınız
Ercişte oturan Fatih Beyin satırlarını okuyunca,
ecelin mukadder olduğunu, son nefesin nerede ve
nasıl verileceğine dair kader planının kendi çizgisi içinde
sürüp gittiğini fark ediyorsunuz.
Sözü uzatmadan, Fatih Beyazhançerin bir telefonla
bazı arkadaşlarını ölüm noktasına davet eden,
bazı arkadaşlarını da ölümün pençesinden kurtulmasına
neden olan sebepler dairesindeki ibretlik gözlemleri ile
başbaşa bırakayım sizleri:
Şöyle yazmış:
Sıradan bir Pazar sabahıydı...
Ta ki o gök gürültüsü gibi algıladığım ve ne olduğunu
anlayamadığım 3-5 saniyelik ilk şoktan sonra insanların
bağırışları, çocukların anne çığlıkları...
Allaha yüksek sesle dua eden insanlar...
Pazar günü ailece kahvaltı yaptıktan sonra evden çıktım ve
yaklaşık 2 aydır görmediğim arkadaşlarımı sırasıyla tek tek
aradım ve en çok binanın yıkıldığı kahvahaneler sokağında
buluştuk.
Şimdi sizlere, 5-6 arkadaşla birlikte yaşadığım
unutamayacağım 1 saatlik kader yazılarını veya
hayat hikayalerini tek sayfada özetleyeyim.
"Gelin görüşelim" diye telefonla davet ettiğim arkadaşlardan
önce, daha sonra enkazdan ölü çıkan İhsan arkadaşımı gördüm.
Damat gibi giyinmişti. Siyah takım elbise, beyaz gömlek...
Ayak ayak üstüne atmıştı. Selam verdim ve şaka yollu şıklığını
ifade ettim. Nerden bileyim ölüm için oraya geldiğini...
Oturduk...
Yöremize ait özgün küçücük kürsüye
birer birer geldi dostlarım...
Hasan,
Mesut ve Necat...
Necati enkazdan kardeşi sağ olarak kurtardı...
Hadi bir eğlence olsun niyetine okey oynamak için
girdik kahvahaneye ve başladık muhabbete...
Ecel birer birer çağırdı insanları...
Önce Yusuf geldi,
selam verdi girdi içeri...
Mesut dalga geçerek uğurladı dostunu....
Ocakçı İhsan arkadaşımız (enkazdan ölü çıktı)
işe geç kalmıştı... Telaşla koştu ölümü olacağı
ekmek kapısı çay ocağına...
İçirdi bize son çaylarını...
Yanımda amca oğlum vardı. Eceli gelmemişti demek ki,
eşi onu telefonla çağırdı ve gitti yanlarına.
Babasının yıllarca biriktirdiği parayla yaptığı
az sonra yıkılacak olan 4 katlı evlerinden,
5 dakika sonra iki bebeğini ve eşini çıkardı.
Anne ve babası uğurladı torunlarını ve gelinlerini...
Birbirlerine sarılarak kaldılar enkazda sonsuza kadar...
Sıra bizdeydi,
göreceğimiz günler vardı.
Eşim aradı;
-- Gel öğle yemeği hazır,
babamlarla aynı sofrada olalım dedi.
Arkadaşım Necat,
hayatta okey oyununu bırakamazdı bitene kadar...
Birden bizi kovarcasına;
-- "Hadi gidin çoluk çocuğunuzun yanına
ne işiniz var burada" dedi ve bizi çıkardı kahveden...
Yani 5 dakika sonra
mahşer
yerine dönecek olan o mekandan....
Üç arkadaş daha yoldaydık ki,
arabaya birden bir soğukluk çöktü...
Ve ortalığı birden çığlık sesleri kapladı...
Koştum aileme... 1 km. lik mesafe bitmedi sanki...
Orhan dostumu pazarları zorla gönderirdik eve,
nedense bu pazar çıkmamıştı evden...
Murat hocamız oldukça sağlam 30 yıllık tek katlı evinden
o pazar çıkmış, kardeşinin çok katlı apartmanına gitmişti.
Eşi ve çocuklarıyla dönemedi bir daha o sağlam evine...
Gittikleri yer
Linkleri görüntülemek için kayıt olmalısınız
mezarları oldu.1 saat önce 1520 dairesi olanla,
hiç evi olmayan aynı noktaya gelmişti birden...


