Atatürk I Atatürk Düşünceleri I Atatürk'ün Düşünceleri I Atatürk Düşüncesi I Atatürk Gibi Düşünmek

  • 29 Ekim 2010
  • 3422 Okunma
  • 0 Cevap

Konu Durumu:
Daha fazla cevap için açık değil.
  1. Türkiye'de Yahudiler aleyhine hareketler olduğu sıralarda Atatürk Çanakkale'ye gelir. Kalabalığın arasından bir yahudi sıyrılarak: "Paşam, bizi kovuyorlar, biz ne yapacağız?" der. Bunun üzerine Atatürk yahudiye kim olduğunu sorar ve cevabını alır.
    -Sizi kim kovuyor? der, polis mi, asker mi hükümet mi?
    Yahudi şaşırır:
    -Hayır, halk kovuyor!
    Bunun üzerine Atatürk şu üzerinde dikkatle düşünülmesi gereken sözünü söyler:
    -Halk isterse beni de kovar!
    Ve uzaklaşır..”



    “Hayattaki yegane üstünlüğüm, Türk doğmaktır! Muhterem milletime şunu
    tavsiye ederim ki; sinesinde yetiştirerek başının üstüne kadar
    çıkaracağı adamların kanındaki, vicdanındaki cevher-i asli'yi çok
    iyi tahlil etmek dikkatinden bir an feragat etmesin."


    “Biz doğrudan doğruya millet severiz ve Türk milliyetçisiyiz.
    Cumhuriyetimizin dayanağı Türk topluluğudur. Bu topluluğun fertleri
    ne kadar Türk kültürüyle dolu olursa, o topluluğa dayanan cumhuriyet
    de o kadar kuvvetli olur”


    “Beni olağanüstü bir kişi olarak yorumlamayınız. Doğuşumdaki tek
    olaganüstülük Türk olarak dünyaya gelmemdir”


    --"Ben her şeyden önce bir Türk milliyetçisiyim. Böyle doğdum. Böyle
    öleceğim. Türk birliğinin, bir gün hakikat olacağına inancım vardır.
    Ben görmesem bile, gözlerimi dünyaya onun rüyaları içinde
    kapayacağım. Türk birliğine inanıyorum, onu görüyorum. Yarının
    tarihi, yeni fasıllarını Türk birliğiyle açacaktır. Dünya sükununu
    bu fasıllar içinde bulacaktır. Türk'ün varlığı bu köhne aleme yeni
    ufuklar açacak, güneş ne demek, ufuk ne demek, o zaman görülecek."


    --"Bu memleket, dünyanın beklemediği, asla ümit etmediği bir
    müstesna mevcudiyetin yüksek tecellisine, yüksek sahne oldu. Bu
    sahne 7 bin senelik, en aşağı bir Türk beşiğidir. Beşik tabiatın
    rüzgarlarıyla sallandı. Beşiğin içindeki çocuk tabiatın
    yağmurlarıyla yıkandı. O çocuk tabiatın şimşeklerinden,
    yıldırımlarından, kasırgalarından evvela, korkar gibi oldu; sonra
    onlara alıştı; onları tabiatın babası tanıdı onların oğlu oldu. Bir
    gün o tabiat çocuğu baba oldu; şimşek, yıldırım, güneş oldu; Türk oldu.
    Türk budur. Yıldırımdır. Kasırgadır, dünyayı aydınlatan güneştir.”


    “Hayattaki yegane üstünlüğüm, Türk doğmaktır! Muhterem milletime şunu
    tavsiye ederim ki; sinesinde yetiştirerek başının üstüne kadar
    çıkaracağı adamların kanındaki, vicdanındaki cevher-i asli'yi çok
    iyi tahlil etmek dikkatinden bir an feragat etmesin."


    “Biz doğrudan doğruya millet severiz ve Türk milliyetçisiyiz.
    Cumhuriyetimizin dayanağı Türk topluluğudur. Bu topluluğun fertleri
    ne kadar Türk kültürüyle dolu olursa, o topluluğa dayanan cumhuriyet
    de o kadar kuvvetli olur”


    “Ülkeniz sizindir, Türklerindir. Bu ülke, tarihte Türk‘tü bugün de
    Türk’tür ve sonsuza dek Türk olarak yasayakcaktir”



    “Yetişecek çocuklarımıza ve gençlerimize, görecekleri tahsilin hududu
    ne olursa olsun, en evvel, herşeyden evvel Türkiye'nin istikbaline,
    kendi benligine, millî an'anelerine düşman olan bütün unsurlarla
    mücadele etmek lüzumu öğretilmelidir”


    “Milliyetin çok belirgin niteliklerinden biri de dildir. Türk
    milletindenim diyen insan, her şeyden önce ve kesinlikle Türkçe
    konuşmalıdır. Türkçe konuşmayan bir insan Türk kültürüne, topluğuna
    bağlılığını iddia ederse buna inanmak doğru olmaz."


    “Ulusal varlığımıza düşman olanlarla dost olmayalım. Böylelerine
    karşı...'Türk'üm ve düşmanım sana, kalsam da bir kişi!' diyelim”


    “Milletin varlığını devam ettirmek için fertleri arasında düşündüğü müşterek bağ, asırlardan beri gelen şekil ve mahiyetini değiştirmiş, yani millet, dinî ve
    mezhebî bağlar yerine Türk milliyeti bağı ile fertlerini toplamıştır”

    “Türk milleti kurtuluş savaşından beri, hattâ bu savaşa atılırken bile mahkûm milletlerin hürriyet ve bağımsızlık dâvalariyle ilgilenmeyi, o dâvalara yardım etmeyi benimsemiştir. Böyle olunca kendi soydaşlarının hürriyet ve bağımsızlıklarına kayıtsız davranması elbette uygun görülemez. Fakat milliyet dâvası şuursuz ve ölçüsüz bir dâva şeklinde mütalâa ve müdafaa edilmemelidir. Milliyet dâvası siyasî bir mücadele konusu olmadan önce şuurlu bir ülkü meselesidir. Şuurlu ülkü demek, müsbet ilme, ilmî usullere dayandırılmış bir hedef ve gaye demektir. O halde propagandalarda müsbet usullere müracaat etmek şarttır. Hareketlerin imkân sınırları ve sıraları mutlaka hesaba katılmalıdır. Türkiye dışında kalmış olan Türkler, ilkin kültür meseleleriyle ilgilenmelidirler. Nitekim biz Türklük dâvasını böyle bir müsbet ölçüde ele almış bulunuyoruz. Büyük Türk tarihine, Türk dilinin kaynaklarına, zengin lehçelerine, eski Türk eserlerine önem veriyoruz. Baykal ötesindeki Yakut Türklerinin dil ve kültürlerini bile ihmal etmiyoruz.”

    "Mazinin kararsız, çürümüş zihniyeti ölmüştür. Bütün dünya bilmelidir ki, Türk milleti hakkını, haysiyetini, şerefini tanıtmağa kadirdir. Türk vatanının bir karış toprağı için bütün millet bir vücut olarak ayağa kalkar. Haysiyetinin bir zerresine, vatanın bir avuç toprağına vuku bulacak tecavüzün bütün mevcudiyetine vurulmuş darbe olacağını artık Türk milletinin farketmediğini sanmak hatadır."


    “Arzumuz dışarıda bağımsızlık, içeride kayıtsız ve şartsız millî egemenliği korumadan ibarettir. Millî egemenliğimizin hattâ bir zerresini bozmak niyetinde bulunanların
    kafalarını parçalayacağınızdan eminim”


    “...Efendiler, arazi meselesi ve hudut meselesi Misak-i Milli'nin malim-i aliniz birinci maddesinin daireyi şümulüdür, Misak-i Milli şu hat bu hat diye hiçbir vakit hudut çizmemiştir, o hududu çizen şey milletin menfaati ve heyeti celilenin isabetli kararıdır. Musul meselesinin hallini muharebeye girmemek için bir sonraki talik etmek demek ondan sarfi nazar etmek demek değildir. Belki bunun istihsali için daha kuvvetli olabileceğimiz bir zaman intizardır. Bugün sulh yaparız, bir ay sonra iki ay sonra Musul meselesini haletmek için kıyam ederiz.”


    1933 yılında, Amerikalı General McArthur'un "Sizin Türkiye'nin geleceği hakkında tasavvurlarınız nedir?" sorusuna, Büyük Önder Atatürk, "Allah, nasip eder, ömrüm vefa ederse Musul, Kerkük ve adaları geri alacağım. Selanik de dahil Batı Trakya'yı Türkiye hudutları içine katacağım" cevabını verir.




    ...İzmir'de 30 Ocak 1923'te basın mensuplarına beyanat veren M. Kemal Paşa görüşlerini kesin ifadelerle dile getirir:

    "Musul vilayeti, Türkiye Devleti'nin milli sınırları içindedir. Buraları anavatandan koparıp şuna buna hediye etmek hakkı kimseye ait olamaz. Cemiyet-i Akvam ile bu meselenin münasebeti yoktur!"


    ''Bugün Sovyetler Birliği dostumuzdur, komşumuzdur, müttefikimizdir. Fakat yarın ne olacağını bugünden kimse kestiremez. Tıpkı Osmanlı gibi, tıpkı Avusturya-Macaristan gibi parçalanabilir, ufalanabilir. Bugün elinde sımsıkı tuttuğu milletler avuçlarından kaçabilirler. Dünya yeni bir dengeye ulaşabilir. İşte o zaman Türkiye ne yapacağını bilmelidir...”

    “Bizim bu dostumuzun idaresinde dili bir, inancı bir, özü bir kardeşlerimiz vardır. Onlara sahip çıkmaya hazır olmalıyız. Hazır olmak yalnız o günü susup beklemek değildir. Hazırlanmak lazımdır. Milletler buna nasıl hazırlanır? Manevi köprülerini sağlam tutarak. Dil bir köprüdür. İnanç bir köprüdür. Tarih bir köprüdür. Köklerimize inmeli ve olayların böldüğü tarihimizin içinde birleşmeliyiz. Onların (Dış Türkler'in) bize yakınlaşmasını bekleyemeyiz. Bizim onlara yaklaşmamız gerekli...''

    29 EKİM 1933

    Mustafa Kemal ATATÜRK


    ATATÜRK'ÜN YAZDIĞI ŞİİR

    HAKİKAT NEREDE?

    Gafil, hangi üç asır, hangi on asır
    Tuna ezelden Türk diyarıdır.
    Bilinen tarihler söylememiş bunu
    Kalkıyor örtüler, örtülen doğacak,
    Dinleyin sesini doğan tarihin,
    Aydınlıkta karaltı, karatıda şafak
    Yalan tarihi gömüp, doğru tarihe gidin.

    Asya'nın ortasında Oğuz oğulları,
    Avrupa'nın Alplerinde Oğuz torunları
    Doğudan çıkan biz
    Nerde olsa, ne olsa kendimizi biliriz
    Türk sadece bir milletin adı değil,
    Türk bütün adamların birliğidir.
    Ey birbirine diş bileyen yığınlar,
    Ey yığın yığın insan gafletleri
    Yırtılsın gözlerdeki gafletten perde,
    Hakikat nerede?

    Mustafa Kemal
    Sinop, 25 Kânunu Evvel 321


    “TÜRK MİLLETİ!.. Sen ANADOLU denilen yurda sonradan gelme değil; ilk yerleşip medeniyet kuranların çocuklarısın!..”


    “Asla şüphem yoktur ki, TÜRKLÜĞÜN unutulmuş BÜYÜK MEDENİ VASFI ve MEDENİ KAABİLİYETİ âtinin yükselen medeniyet ufkunda bir GÜNEŞ GİBİ DOĞACAKTIR!.. (3) Bu söylediklerim hakikat olduğu gün, senden ve bütün medeni beşeriyetten dileğim şudur: BENİ HATIRLAYINIZ!.. (29.10.33)”


    “Bugün bizim Sovyetler yönetiminde DİL bir, İNANÇ bir, ÖZ BİR KARDEŞLERİMİZ VARDIR... ONLARA SAHİP ÇIKMAYA, onları arkalamaya HAZIR OLMALIYIZ!..”


    30 Ağustos 1922 tarihli Fransız Le Figaro gazetesinde ise Atatürk’ün şu ifadelerine vurgu yapılıyor:

    “Avrupa’da, İstanbul ve Meriç’e kadar Batı Trakya, Asya’da Anadolu, Musul arazisi ve Irak’ın kuzeyi. Arkada kalan ve sırf Türk olan her yeri isteriz. Bunları kurtarmaya azmettik ve kurtaracağız.”
     


    Yazan: Doğuş Pertez
Konu Durumu:
Daha fazla cevap için açık değil.
Yüklüyor...
15/11/2018 - 17:23