'Maxi Genç
Üye
AnLayamazsın BiLiyorum
Anlamanı beklemiyorum beni...
Çünkü ne kadar uğraşırsan uğraş anlayamayacağını biliyorum.
Kim anlayabilir ki zaten,
gecenin bir karanlığında kaldırım kenarında gördüğü bir su birikintisine
“acaba turunculu bir Japon balığı geçer mi” diye bakan birisini...
Anlamaya çalışma beni anlayamazsın biliyorum.
Zaten bende anlayamıyorum.
Mesela neden okyanuslar derindir?
Neden insan okyanusa açılmaktan korkar fırtınalı bir havada?
Ucunda ölüm olduktan sonra kara da tehlikeli değil mi?...
Anlamaya çalışma boş ver,
bende anlamıyorum zaten.
Ama anlayamıyor olsam da keşke anlatabilsem.
İçimden geçenleri bir bir anlatabilsem mesela sana...
Anlayamayacağını biliyor olsam bile en azından denesem...
Seni ne kadar çok düşündüğümü bir anlatabilsem sana...
Karanlıktan süzülen her ışığı gözlerin sandığımı bir anlatabilsem...
Yüzünün yolumu nasıl aydınlattığını,
içimdeki sevginin bana nasıl bir yaşama ümidi verdiğini,
içimde kopan o deli fırtınalarda liman diye nasıl aşkına sığındığımı ah bir anlatabilsem sana...
Farkında değil misin? Her gittiğin yerde ben varım aslında..
Kokumu duymuyor musun hiç?
Anlamanı beklemiyorum senden ama ah keşke ben anlatabilsem sana..
Anlayamayacağını bile bile...
Sen hiç yaralı bir kuşu avuçlarına aldın mı?
Çok zordur onu öylece bir daha canını yakmadan tutabilmek...
Korkuyla atan yüreğini parmak uçlarında hissedersin...
Bıraksan köşe bucak bir yerde ölecek...
Bırakmasan elinde korkudan can verecek..
Senin elindedir ona korku hissettirmemek.
Onun ölmemesi senin elinde...
alt tarafı bir kuş deyip geçemezsin. O da bir canlı..
Onunda duyguları var.
Kim bilir belki de ölmeden önce onunda gözlerinin önünden geçiyordur kısacık hayatı... Senin ellerinde onu öldürmemek...
Farkında değil misin, avuçlarına düşmüş yaralı bir serçeyim ben...
Avuçlarının arasındayım. Korkuyorum hissetmiyor musun?...
Beni kaderime terk edeceksin diye korkuyorum..
Ne olur bırakma beni!
İzin ver, bari hiç yoktan ellerinde öleyim...
Gözlerimi kapamadan önce son gördüğüm şey gözlerin olsun...
Öldüğün zaman diğer yaşamında hatırladığın tek şey ölmeden az önce gördüğün en son şeydir..
Diğer yaşamında bu gördüğün son şeyin verdiği güçle avutursun kendini.
Ölüm bu yüzden güzeldir belki...
Keşke sana olan sevgimi anlatabilsem...
Saklambaç oynayan bir çocuğun sobelemek için saklandığı yerden çıkıp koşmaya başlaması için sahip olduğu,
o belki de dünyanın en büyük cesaretini,
keşke o çocuk gibi bende gösterebilsem...
Keşke çıkabilsem saklandığım yerden.
Yanına gelebilsem.
Abuk sabuk muhabbetlerden değil de,
ikimizin adının geçtiği birazda aşkın araya karıştığı bir sohbet açabilsem...
Keşke anlayabilsen, ah keşke anlatabilsem sana sevgimi...
Kar yağarken kırılır havanın soğuğu...
Kar sesizdir...
Yağmur gibi gürültü çıkarmaz, yaygarayı koparmaz ağlarken...
Sessiz ağlar o... Hissettirmeden...
Üzmeden başkalarını, sessiz sessiz ağlar.
O yüzden her şair yağmurun ağlayışını anlatır mısralarında.
Her yazar ondan bahseder...
Kimse aşkına verdiği değerden göz yaşlarına kristal şeklini veren karı görmez...
O ağlamaya başlamadan önce ayazdır hava...
acı olur keser kulaklarını... üzüntüsünü beyninde hissedersin...
ama fark etmezsin... sonra ağlamaya başlar.
Kristaller dökülür gözlerinden... sessiz sessiz ağlar...
sadece ağlar o, yaygaraya gerek yoktur çünkü...
çünkü bilir yaygaranın anlamsızlığını... sen anlamazsın...
bense anlatamam sana, kışı neden sevmediğimi...
kar topu oynamaktan neden nefret ettiğimi...
neden buz gibi havaları, ayazı sevmediğimi anlatamam..
çünkü sen, hava soğuduğunda ve ayaz olduğunda karın ağlamaya başlayacağını bildiğimi,
mahallenin afacan çocuklarının çıkıp onun göz yaşlarıyla alay edercesine oynamasına dayanamayacağımı anlayamazsın...
aslına bakarsan bende kendimi bu konuda anlayamıyorum.
Kar tanelerini anlıyorum diye sanki onlara dokunma hakkı bu dünyada sadece benim...
bencilim belki ama yinede dayanamıyorum işte...
tıpkı kar tanelerini kıskandığım gibi,
senide sana dokunan herkesten kıskanıyorum...
seviyorum seni kar tanelerinin ağlamayı sevdiği gibi...
anlayamazsın ama sen bunu... bende anlatamam zaten...
"keşke ben sana bişy söyLemeden beni anLayabiLsen..."
Çünkü ne kadar uğraşırsan uğraş anlayamayacağını biliyorum.
Kim anlayabilir ki zaten,
gecenin bir karanlığında kaldırım kenarında gördüğü bir su birikintisine
“acaba turunculu bir Japon balığı geçer mi” diye bakan birisini...
Anlamaya çalışma beni anlayamazsın biliyorum.
Zaten bende anlayamıyorum.
Mesela neden okyanuslar derindir?
Neden insan okyanusa açılmaktan korkar fırtınalı bir havada?
Ucunda ölüm olduktan sonra kara da tehlikeli değil mi?...
Anlamaya çalışma boş ver,
bende anlamıyorum zaten.
Ama anlayamıyor olsam da keşke anlatabilsem.
İçimden geçenleri bir bir anlatabilsem mesela sana...
Anlayamayacağını biliyor olsam bile en azından denesem...
Seni ne kadar çok düşündüğümü bir anlatabilsem sana...
Karanlıktan süzülen her ışığı gözlerin sandığımı bir anlatabilsem...
Yüzünün yolumu nasıl aydınlattığını,
içimdeki sevginin bana nasıl bir yaşama ümidi verdiğini,
içimde kopan o deli fırtınalarda liman diye nasıl aşkına sığındığımı ah bir anlatabilsem sana...
Farkında değil misin? Her gittiğin yerde ben varım aslında..
Kokumu duymuyor musun hiç?
Anlamanı beklemiyorum senden ama ah keşke ben anlatabilsem sana..
Anlayamayacağını bile bile...
Sen hiç yaralı bir kuşu avuçlarına aldın mı?
Çok zordur onu öylece bir daha canını yakmadan tutabilmek...
Korkuyla atan yüreğini parmak uçlarında hissedersin...
Bıraksan köşe bucak bir yerde ölecek...
Bırakmasan elinde korkudan can verecek..
Senin elindedir ona korku hissettirmemek.
Onun ölmemesi senin elinde...
alt tarafı bir kuş deyip geçemezsin. O da bir canlı..
Onunda duyguları var.
Kim bilir belki de ölmeden önce onunda gözlerinin önünden geçiyordur kısacık hayatı... Senin ellerinde onu öldürmemek...
Farkında değil misin, avuçlarına düşmüş yaralı bir serçeyim ben...
Avuçlarının arasındayım. Korkuyorum hissetmiyor musun?...
Beni kaderime terk edeceksin diye korkuyorum..
Ne olur bırakma beni!
İzin ver, bari hiç yoktan ellerinde öleyim...
Gözlerimi kapamadan önce son gördüğüm şey gözlerin olsun...
Öldüğün zaman diğer yaşamında hatırladığın tek şey ölmeden az önce gördüğün en son şeydir..
Diğer yaşamında bu gördüğün son şeyin verdiği güçle avutursun kendini.
Ölüm bu yüzden güzeldir belki...
Keşke sana olan sevgimi anlatabilsem...
Saklambaç oynayan bir çocuğun sobelemek için saklandığı yerden çıkıp koşmaya başlaması için sahip olduğu,
o belki de dünyanın en büyük cesaretini,
keşke o çocuk gibi bende gösterebilsem...
Keşke çıkabilsem saklandığım yerden.
Yanına gelebilsem.
Abuk sabuk muhabbetlerden değil de,
ikimizin adının geçtiği birazda aşkın araya karıştığı bir sohbet açabilsem...
Keşke anlayabilsen, ah keşke anlatabilsem sana sevgimi...
Kar yağarken kırılır havanın soğuğu...
Kar sesizdir...
Yağmur gibi gürültü çıkarmaz, yaygarayı koparmaz ağlarken...
Sessiz ağlar o... Hissettirmeden...
Üzmeden başkalarını, sessiz sessiz ağlar.
O yüzden her şair yağmurun ağlayışını anlatır mısralarında.
Her yazar ondan bahseder...
Kimse aşkına verdiği değerden göz yaşlarına kristal şeklini veren karı görmez...
O ağlamaya başlamadan önce ayazdır hava...
acı olur keser kulaklarını... üzüntüsünü beyninde hissedersin...
ama fark etmezsin... sonra ağlamaya başlar.
Kristaller dökülür gözlerinden... sessiz sessiz ağlar...
sadece ağlar o, yaygaraya gerek yoktur çünkü...
çünkü bilir yaygaranın anlamsızlığını... sen anlamazsın...
bense anlatamam sana, kışı neden sevmediğimi...
kar topu oynamaktan neden nefret ettiğimi...
neden buz gibi havaları, ayazı sevmediğimi anlatamam..
çünkü sen, hava soğuduğunda ve ayaz olduğunda karın ağlamaya başlayacağını bildiğimi,
mahallenin afacan çocuklarının çıkıp onun göz yaşlarıyla alay edercesine oynamasına dayanamayacağımı anlayamazsın...
aslına bakarsan bende kendimi bu konuda anlayamıyorum.
Kar tanelerini anlıyorum diye sanki onlara dokunma hakkı bu dünyada sadece benim...
bencilim belki ama yinede dayanamıyorum işte...
tıpkı kar tanelerini kıskandığım gibi,
senide sana dokunan herkesten kıskanıyorum...
seviyorum seni kar tanelerinin ağlamayı sevdiği gibi...
anlayamazsın ama sen bunu... bende anlatamam zaten...
"keşke ben sana bişy söyLemeden beni anLayabiLsen..."
