yitik savaşçı
Üye
Anadolu Parsı Yaşıyor
Siz hiç samanlıkta iğne aradınız mı ?
Anadolu parsını aramaya karar verene kadar ben aramamıştım.
Konu ile ilgisi yok ama aklıma geldiği için... Hani küçük çocuklar ayakkabılarını hep ters giyerler ya. Hiç anlayamadım niye hep ters giyerler. Oysa doğru konmuştur. Ama alır solu sağa, sağı da sola giyiverirler.
Allah Allah, şaşır da doğru giy! Yok illa ters giyilecek, burunları farklı yönlere bakacak...
Bir de aradığım şeyi bulamayışıma sinir olurum. Aramam bin kez elime düşer, lazım olunca, haydaaa koyduysan bul...
Beş gündür dalda sallanan hamağımın içinde okuduğum kitaplar da bittiği için böyle abuk sabuk şeyler düşünüyorum. Ben burada yatarken, kuyruğum olmasa koyun pisliğinin arkasına gizlenirdim diyen Anadolu Parsı belki beş adım ötemde halime gülüyordur.
Onunla ilk yüzleştiğimde dokuz yaşında idim. Ayı için kurulmuş bir tuzağa yakalanmış bir hayvanın bacağını köye getirdiler. Sarı beyaz arası, yetişkin bir insan elinden daha büyük, yumuşak tüylü, tırnakları gizli bir pati... Köydekiler merakla bu patiyi inceliyor, neye ait olabileceği hakkında tahmin yürütüyorlardı. En sonunda bunun bir pars ayağı olduğuna karar verdiler.
Bu olayın üstünden bir iki gün geçmeden, köydeki iki köpek sanki buhar olup uçtu. İkisinden de geriye bir avuç kırıntı kaldı. Köyde bir köpeği hiç havlatmadan ya da cıyaklatmadan ne yemiş olabilir diye tahminler yürütülüyordu.Bir gece evin dışındaki tuvalete kalkan Halil Gülas (dedemin kuzeni), beyaz benekli iki hayvanın kendisine saldırmağa hazırlandığını fark ediyor. Hayvanların birinin ön ayaklarından birinin olmadığını fark ediyor.
İkinci yüzleşme ise, bu olaydan yirmi sene sonra gerçekleşiyor. Müsikli'de Dursun Ali Okumuş'un katırını, beyaz benekli ve kamçı gibi kuyruğu olan bir hayvanın parçaladığını duyuyoruz. Dursun amca tüm çabasına rağmen, katırının intikamını alamıyor. Aynı günlerde, babam ve birkaç kişi Müsikli deresine balığa gidiyoruz. Ben katırın parçalarını görmek istiyorum. Babam tarif ediyor, ben de dereden çıkıp bakıyorum ama tarif edilen yerde hiçbir şey yok. Babamı çağırıyorum o da geliyor, ben yanılmamışım katırın leşi yok. Tam dereye dönerken, önümüzdeki dev çam ağacında bir şeyin kıpırdadığını fark ediyorum. Babama sesleniyorum. Ağaçtaki yaratık, ağzında tuttuğu koca bir katır parçası ile, ağacın üst dallarına doğru yükseliyor.
Daha sonra, bu hayvanın Anadolu Parsı olduğunu öğreniyorum. Bir zamanlar İzmir, Denizli, Ankara, Bolu gibi daha medeni bölgelerde yaşayan, Anadolu'ya has bir tür. Zamanında bir Cumhurbaşkanının, onu avlayana madalya taktığını gazete arşivlerinde görebilirsiniz. Daha sonraki yıllar, Orman Bakanlığı'nca soyunun tükendiği açıklanan bir tür. Ama ben soyunun tükenmediğini biliyorum. Onu bulup görüntülemeye kararlıyım. Aramazken rastladığım parsı, ararken bulacağımdan öylesine eminim ki
Aralarla da olsa onu bulmaya karar verişimin üzerinden üç yıl geçti. 3 yıl boyunca, bazen on, bazen yirmi gün boyunca peşi sıra bizi dolaştırıp durdu ve bize izini gösterip, sesini duyurup, kendisini saklamayı başardı.
Şubat ayıydı. Zeyno ile ekibi evde bırakmış, Pokut yaylasından Hazıdağa doğru yürüyorduk. Bir anda umutsuzluğum umuda dönüştü. Pars hemen önümüzde yürüyordu. Hızla kar yağıyor olmasına karşılık, izleri bizimki kadar tazeydi. İzinin eni 13 cm kadardı ve benim yumruğum çok rahat izine sığıyordu. Tek olduğuna göre de muhtemelen erkekti. O gün Zeyno ile geç vakte kadar izin peşinden gittik, ancak daire çizerek bizi aynı yere geri getirdi. Kendisini göremiyorduk ancak hemen çevremizde olmalıydı. Belli ki onun da kafası karışıktı. Avcıyken av olmanın şaşkınlığı ile mi, yoksa bu kış günü kendisini takip edenlerin şaşkınlığı ile mi bilinmez, kendisini saklamasına rağmen çevremizden de ayrılmıyordu. Bazen onun izini bizim izimizin üstünde buluyorduk.
Dört günlük kovalamaca sonuç vermedi. Nihayet ilk baharda, kışın birbirimizin etrafında dolandığımız yerde, izine ve pisliğine tekrar rastladık. Yeniden uzun bir kovalamaca başladı. Elimizdeki imkanlarla onu gördüğümüz mesafede görüntüleyemiyorduk. Bir seferinde çembere alıp, bir kaç yönden sıkıştırdık. Annesi Kangal babası gerçek kurt olan köpeğimiz Dost bir orman ağzında onunla ilk yüzleşme şerefine nail oldu. O an hepimiz neyin peşinde olduğumuzu anladık. Zavallı Dost bize doğu kaçarken, o da bir çam ağacına tırmanarak, adeta uçarcasına diğerine ve ormanın içine atlayıverdi.
Tüm bunlar, kamerada birkaç saniyelik görüntüye dönüşebildi. Hepimiz şaşkındık... İstanbul'da görüntüleri seyreden Agop Savül'un (Kendini kedigilleri araştırmaya adamış bir deli) gözleri yuvalarından fırladı. İlk resmi temasın sağlandığı otoriteler tarafından kabul edildi ama bu bize yetmiyordu. İkinci aşama, Agop'la babamı bu ormana terk etmek şeklinde gerçekleşti. 15 gün sonra Agop da parsla yüzleşmeyi başardı. Hayatını bu hayvana adayan Agop, yeni bir ruhla İstanbul'a döndü.
Anadolu Parsı ile ilgili çalışmalarımız bununla bitmiyor. Doğduğunda bir et parçası olduğu için, en büyük düşmanı karıncalar olan bu nadide hayvanla ilgili çalışmalarımız devam ediyor. Gelecek günlerde, çalışmalarımız gibi öykümüz de devam edecek...
Not: Fotoğraf haberden bağımsızdır; başka bir siteden tanıtıcı olması amacı ile eklenmiştir.
Siz hiç samanlıkta iğne aradınız mı ?
Anadolu parsını aramaya karar verene kadar ben aramamıştım.
Konu ile ilgisi yok ama aklıma geldiği için... Hani küçük çocuklar ayakkabılarını hep ters giyerler ya. Hiç anlayamadım niye hep ters giyerler. Oysa doğru konmuştur. Ama alır solu sağa, sağı da sola giyiverirler.
Allah Allah, şaşır da doğru giy! Yok illa ters giyilecek, burunları farklı yönlere bakacak...
Bir de aradığım şeyi bulamayışıma sinir olurum. Aramam bin kez elime düşer, lazım olunca, haydaaa koyduysan bul...
Beş gündür dalda sallanan hamağımın içinde okuduğum kitaplar da bittiği için böyle abuk sabuk şeyler düşünüyorum. Ben burada yatarken, kuyruğum olmasa koyun pisliğinin arkasına gizlenirdim diyen Anadolu Parsı belki beş adım ötemde halime gülüyordur.
Onunla ilk yüzleştiğimde dokuz yaşında idim. Ayı için kurulmuş bir tuzağa yakalanmış bir hayvanın bacağını köye getirdiler. Sarı beyaz arası, yetişkin bir insan elinden daha büyük, yumuşak tüylü, tırnakları gizli bir pati... Köydekiler merakla bu patiyi inceliyor, neye ait olabileceği hakkında tahmin yürütüyorlardı. En sonunda bunun bir pars ayağı olduğuna karar verdiler.
Bu olayın üstünden bir iki gün geçmeden, köydeki iki köpek sanki buhar olup uçtu. İkisinden de geriye bir avuç kırıntı kaldı. Köyde bir köpeği hiç havlatmadan ya da cıyaklatmadan ne yemiş olabilir diye tahminler yürütülüyordu.Bir gece evin dışındaki tuvalete kalkan Halil Gülas (dedemin kuzeni), beyaz benekli iki hayvanın kendisine saldırmağa hazırlandığını fark ediyor. Hayvanların birinin ön ayaklarından birinin olmadığını fark ediyor.
İkinci yüzleşme ise, bu olaydan yirmi sene sonra gerçekleşiyor. Müsikli'de Dursun Ali Okumuş'un katırını, beyaz benekli ve kamçı gibi kuyruğu olan bir hayvanın parçaladığını duyuyoruz. Dursun amca tüm çabasına rağmen, katırının intikamını alamıyor. Aynı günlerde, babam ve birkaç kişi Müsikli deresine balığa gidiyoruz. Ben katırın parçalarını görmek istiyorum. Babam tarif ediyor, ben de dereden çıkıp bakıyorum ama tarif edilen yerde hiçbir şey yok. Babamı çağırıyorum o da geliyor, ben yanılmamışım katırın leşi yok. Tam dereye dönerken, önümüzdeki dev çam ağacında bir şeyin kıpırdadığını fark ediyorum. Babama sesleniyorum. Ağaçtaki yaratık, ağzında tuttuğu koca bir katır parçası ile, ağacın üst dallarına doğru yükseliyor.
Daha sonra, bu hayvanın Anadolu Parsı olduğunu öğreniyorum. Bir zamanlar İzmir, Denizli, Ankara, Bolu gibi daha medeni bölgelerde yaşayan, Anadolu'ya has bir tür. Zamanında bir Cumhurbaşkanının, onu avlayana madalya taktığını gazete arşivlerinde görebilirsiniz. Daha sonraki yıllar, Orman Bakanlığı'nca soyunun tükendiği açıklanan bir tür. Ama ben soyunun tükenmediğini biliyorum. Onu bulup görüntülemeye kararlıyım. Aramazken rastladığım parsı, ararken bulacağımdan öylesine eminim ki
Aralarla da olsa onu bulmaya karar verişimin üzerinden üç yıl geçti. 3 yıl boyunca, bazen on, bazen yirmi gün boyunca peşi sıra bizi dolaştırıp durdu ve bize izini gösterip, sesini duyurup, kendisini saklamayı başardı.
Şubat ayıydı. Zeyno ile ekibi evde bırakmış, Pokut yaylasından Hazıdağa doğru yürüyorduk. Bir anda umutsuzluğum umuda dönüştü. Pars hemen önümüzde yürüyordu. Hızla kar yağıyor olmasına karşılık, izleri bizimki kadar tazeydi. İzinin eni 13 cm kadardı ve benim yumruğum çok rahat izine sığıyordu. Tek olduğuna göre de muhtemelen erkekti. O gün Zeyno ile geç vakte kadar izin peşinden gittik, ancak daire çizerek bizi aynı yere geri getirdi. Kendisini göremiyorduk ancak hemen çevremizde olmalıydı. Belli ki onun da kafası karışıktı. Avcıyken av olmanın şaşkınlığı ile mi, yoksa bu kış günü kendisini takip edenlerin şaşkınlığı ile mi bilinmez, kendisini saklamasına rağmen çevremizden de ayrılmıyordu. Bazen onun izini bizim izimizin üstünde buluyorduk.
Dört günlük kovalamaca sonuç vermedi. Nihayet ilk baharda, kışın birbirimizin etrafında dolandığımız yerde, izine ve pisliğine tekrar rastladık. Yeniden uzun bir kovalamaca başladı. Elimizdeki imkanlarla onu gördüğümüz mesafede görüntüleyemiyorduk. Bir seferinde çembere alıp, bir kaç yönden sıkıştırdık. Annesi Kangal babası gerçek kurt olan köpeğimiz Dost bir orman ağzında onunla ilk yüzleşme şerefine nail oldu. O an hepimiz neyin peşinde olduğumuzu anladık. Zavallı Dost bize doğu kaçarken, o da bir çam ağacına tırmanarak, adeta uçarcasına diğerine ve ormanın içine atlayıverdi.
Tüm bunlar, kamerada birkaç saniyelik görüntüye dönüşebildi. Hepimiz şaşkındık... İstanbul'da görüntüleri seyreden Agop Savül'un (Kendini kedigilleri araştırmaya adamış bir deli) gözleri yuvalarından fırladı. İlk resmi temasın sağlandığı otoriteler tarafından kabul edildi ama bu bize yetmiyordu. İkinci aşama, Agop'la babamı bu ormana terk etmek şeklinde gerçekleşti. 15 gün sonra Agop da parsla yüzleşmeyi başardı. Hayatını bu hayvana adayan Agop, yeni bir ruhla İstanbul'a döndü.
Anadolu Parsı ile ilgili çalışmalarımız bununla bitmiyor. Doğduğunda bir et parçası olduğu için, en büyük düşmanı karıncalar olan bu nadide hayvanla ilgili çalışmalarımız devam ediyor. Gelecek günlerde, çalışmalarımız gibi öykümüz de devam edecek...
Linkleri görüntülemek için kayıt olmalısınız
Not: Fotoğraf haberden bağımsızdır; başka bir siteden tanıtıcı olması amacı ile eklenmiştir.
