Allahtan ve peygamberden öğretiler

Sponsorlu Bağlantılar

Durum
Üzgünüz bu konu cevaplar için kapatılmıştır...
DiaBLoS

DiaBLoS

Admin
    Konu Sahibi
Allahtan ve peygamberden öğretiler
Ey 7 kat göğün ve büyük arşın sahibi olan Allahım! Bizim Rabbimiz! Her şeyin Rabbı olan Yüce Allah! Ey Tevrat'ı, İncil'i ve Kur'an-ı Kerim'i indiren, taneyi ve çekirdeği yarıp çıkaran Yüce Rabbım! Alnından tutup hesaba çekeceğin her şeyin şerrinden sana sığınırım Ya Rabbi! Sen öyle Evvelsin ki, senden evvel hiç kimse yoktur. Sen öyle Ahirsin ki, senden sonra hiçbir şey yoktur. Sen öylesine açıkta ve görünürsün ki, senin üzerine hiçbir şey yoktur. Sen öylesine sır ve gizlisin ki, senin önünde hiçbir şey yoktur. Ya Rabbi! Benim borcumu ödememi ve fakirliğimi gidermemi nasip eyle!


İslam’a girmenin acı bir şurup gibi göründüğü ve yüreği ile bileği çelik gibi olmayanların eğilip büküldükleri ilk dönemlerde Müslüman olmuş şerefli annelerimizdendir. Efendimiz’in izniyle Habeşistan’a hicret eden kafileye dahildir. Daha sonra da Medine’ye hicret edenler kervanına katılmıştır. Kendisi de ilk Müslümanlardan olan kahraman eşini Uhud Savaşı’nda şehit vermiştir.
Asıl adı Remle’dir. Babası Ebu Ümeyye Süheyl b. Muğire b. Abdillah b. Ömer b. Mahzum’dur. Cömertliğinden dolayı kendisine “Zadu’r- rekb (yolcu azığı)” denirdi. (Üsdü’l Gabe, 7 /340) Hz. Ümmü Seleme (r.anha) Hz. Ebu Seleme b. Abdi’l Esed ile evliydi. Bu iki sahabeye Müslüman olduklarında müşrikler ve akrabaları tarafından akıl almaz işkenceler yapıldı. Fakat inançlarından asla taviz vermediler. İşkenceler dayanılmaz bir hal alınca Habeşistan’a hicret ettiler. Bir ara müşriklerin baskıyı bıraktıkları haberini alıp Mekke’ye döndüler; fakat işkencelerin hâlâ devam ettiğini gördüler. Bundan sonra Peygamber’imiz (sas) Allah’ın emri üzerine Müslümanlara Medine’ye hicret etmelerini söyledi. Hz. Ümmü Seleme ve kocası yeni bir hicret için bu emre derhal uydular ve hazırlıklar tamamlanınca Medine’nin yolunu tuttular. Ümmü Seleme’nin akrabalarından Muğire b. Abdillah oğullarından bazıları yollarını kesip Ümmü Seleme’nin hicret etmesine mani oldular. O sırada Abdu’l Esed oğulları, Ebu Seleme’nin akrabaları, Ümmü Seleme’nin oğlu Seleme’yi yakalayıp Ümmü Seleme’nin ailesine: “Vallahi onu (kızınızı) adamımızdan alırsanız biz de bu oğlumuzu Ümmü Seleme’nin yanında bırakmayız.” dediler. Seleme’yi aralarında çekiştirmeye başladılar. Derken, onun kolunu çıkardılar. Babasının ailesi onu alıp götürdü. Muğireoğulları buna karşılık Ümmü Seleme’yi (r.anha) götürüp kendi evlerine hapsettiler. Kocası Medine’ye doğru yol aldı. Ümmü Seleme şöyle diyordu: “Beni kocamdan ve oğlumdan ayırdılar. Her sabah Ebtah denilen yerde oturup akşama kadar gözyaşı dökerdim. Bu hal yaklaşık bir yıl sürdü. Bir gün amca oğullarından (Muğireoğullarından) birisi yanıma uğradı ve bana yapılanları görünce acıdı ve: ‘Şu zavallı kadını niye serbest bırakmıyorsunuz? Onu kocasından ve oğlundan ayırdınız.’ dedi. Onlar da merhamete gelip: ‘İstersen kocana yetiş’ dediler. Bunun üzerine Abdu’l Esed oğulları oğlumu bana geri verdi. Deveme bindim ve oğlumu kucağıma aldım. Sonra kocamı aramak için yola çıktım. Allah’tan başka kimse yanımda yoktu. Yolda Ten’im denilen yere gelince Abduddar oğullarının kardeşi Osman b. Talha b. Ebi Talha’ya rastladım. Beni Mekke’ye kadar götürdü.” (Üsdü’l Gabe, 7/ 341) Ümmü Seleme Medine’ye gelen ilk kadındı. Kocası Ebu Seleme’ye kavuştu, hasret sona erdi; fakat Uhud Savaşı’na katılan Ebu Seleme, aldığı yara sonucu vefat etti. Ondan olan 4 çocuğu Seleme, Ömer, Düre ve Zeynep ile dul kaldı. Efendimiz (sas) Ümmü Seleme’nin iddet süresi tamamlanınca ona evlenme teklifi için aracı olarak Hz. Ömer b. Hattab’ı (ra) gönderdi. Ümmü Seleme bu teklifi reddetmemekle beraber şöyle dedi: “Resulullah’a benim kıskanç olduğumu, çocuklarımın bulunduğunu ve şahit olarak velilerimden kimsenin yanımda bulunmadığını haber ver.” Peygamber’imiz (sas) ona, “Kıskancım” diyorsan kıskançlığını gidermesi için Allah’a dua edeceğim. Çocuklarım var diyorsan onların bakımı Allah’a ve onun Resulü’ne aittir. Şahit için velilerimden kimse yok, diyorsan, velilerinden hazır olsun veya olmasın, bana razı olmayacak bir kimse yoktur.” buyurdu. (Üsdü’l Gabe,7 /242) Ümmü Seleme Resulullah’ın en son vefat eden hanımıdır. Hicretin 59. senesinde vefat etmiştir. Vefat ettiği zaman 84 yaşındaydı. Cenaze namazını Ebu Hureyre (ra) Bâki Mezarlığı’nda kıldırmış ve oraya defnedilmiştir.


Misvak kullanmak

Son zamanlarda otobüste, dolmuşta, durakta, insanlar içinde, insanların yüzüne karşı misvak kullanma âdeti yaygınlaştı. Misvağı daha önce görmeyen, bilmeyenler meraklı bakışlarla izliyor, bilenler ise “daha neler” deyip yanından uzaklaşıyor. Bugün misvak gerçekten nedir, ne değildir bunu inceleyelim... Misvak, diğer bir adı ile sivak, kelime itibarı ile “ovmak, ovuşturmak ve bunu yapmak için kullanılan araç” anlamına gelir.
Dinen, dişlerde ve dişlerin etrafında bulunan sarılığın, gıda artıklarının temizlenmesini sağlamak amacıyla misvak ağacından yapılmış çubuğun veya bu işi görebilecek şeylerin kullanılması demektir.
Ağız temizliği aracı olan misvak fıtratın sünnetlerindendir. Her zaman ve herkes için bir problem olan diş kirliliğinin temizlenmesi gerekmektedir.
Hz. Muhammed (sas): “Misvak ağzın temizliği, Rabb’in de razı olacağı bir vesiledir.”, başka bir hadiste “Şayet ümmetime zorluk vermeyecek olsaydı, her namaz öncesinde misvak kullanmalarını emrederdim.” buyurmuştur. Buna göre misvak kullanmak müekked sünnetlerdendir. Hiçbir halde vacip değildir. Müekked sünnet, Hz. Peygamber’in nadiren terk ettiği sünnetlerdendir. Bu sünneti ile bizi misvak kullanmaya teşvik etmiş, kendisi de devamlı kullanmıştır.
Ağız temizliğinin bozulduğu her anda diş temizliği gerekir. Namaz kılarken, Kur’an okurken, ilim öğrenirken ve öğretirken, yatmadan önce, uyandıktan sonra, eve ailemizin yanına gelince, vitirden sonra, oruçlu için öğleden önce misvak kullanmak sünnettir. Buna delil olarak Hz. Ayşe’nin (ra) şu rivayeti gösterilir: “Resulullah (sas) gece veya gündüz olsun, uyuyup uyandı mı, abdest almadan önce mutlaka misvak kullanırdı.”
Anlaşılan odur ki, Müslüman gün içinde dişlerini daima temiz tutmalıdır. Gerek insanlarla konuşurken, gerek Allah’ın (cc) huzuruna dururken daima ağızdan temiz koku gelmelidir. Ağız temizliğini yaparken illa misvak kullanma şartı yoktur. Çünkü misvak bir araç, ağız temizliği ise amaçtır. Yani esas olan dinimizin ağız temizliğini istemesidir. Dün misvak vardı, bugün diş fırçası var.
Ayrıca, toplum içinde yaşarken ağız kokusuyla rahatsızlık vermekten kaçınmamız ne kadar gerekiyorsa, hareketlerimiz ile insanlara rahatsızlık, hatta tiksinti verecek hallerden çekinmemiz de o kadar gereklidir.




Kötü huy diken gibidir
Mevlânâ hazretleri, Mesnevi’de kötü huyun insanın nefsine ve çevresine nasıl bir eziyet yaptığı hakkında şöyle bir hikaye anlatır: Huysuz adamın biri bir gün herkesin gelip geçtiği yol üzerine dikenli çalılar diker. Yoldan geçenler her ne kadar “Bunları buradan sök at” dese de o bunların hiçbirine kulak asmaz. Yine kendi bildiğini okur. O dikenli çalılar büyür yoldan geçen halkın ayağına takılır, onlara eziyet eder. O yoldan geçenler perişan olur. Bu durum valiye kadar intikal edince vali onu yanına çağırır. Dikenleri sökmesi için emreder. O da sökerim diye söz verir; ama bugün yarın diye ertelemeye devam eder. Ne sökmem der ne de sökmeye teşebbüs eder. Bir gün vali onu yanına çağırır; “Verdiği sözde durmayan adam, emrimi uygula!” diye sıkı sıkı tembihler. Ağır ikazlarda bulunur. Çalıları diken huysuz adam da şöyle der: “Önümde hayli günler var. Merak etme nasıl olsa günün birinde sökerim.” Vali ise çabuk olmasını söyler ve onu uyarmaya devam eder. Ama adam sözden anlamaz. Dikenler de kök salıp büyümeye devam eder. Mevlânâ, hikayenin bu kısmında bir işi yarına ertelerken zamanın su gibi akıp gittiğini söylüyor ve; “Her gün sen yarın bu işi görürüm diyorsun ama günler geçip gittikçe o dikenler daha da kuvvetleniyor. Onu sökecek olan da ihtiyarlıyor, kuvvetten düşüyor. Sen de her bir kötü huyunu bir diken bil. O dikenler kaç keredir senin ayaklarına battı. Kaç kere oldu seni kötü huyun yaraladı. Sen kendi tabiatından hastalandın da duygusuzluğun yüzünden habersizsin. Çirkin huyunun da başkalarını rahatsız ettiğini bilmiyorsun. Sen şu dikeni gül fidanı haline getir. Gül fidanı ile onu aşıla. Böylece sendeki dikenler gül fidanı haline gelsin. Eğer sen de şerri gidermek istiyorsan, ateşin gönlüne hakkın rahmet suyunu dök.”
Mevlânâ, burada nefsinin kötü arzularına düşmeyi dert edinmeye dikkat çekiyor ve diyor ki:
“Nefsinin ateşi söndüren sonra, gönül bahçesine dikersen biter. Laleler, ak güller, güzel kokulu çiçekler yetişir. Sözün kısası; işini yarına bırakma. Çabuk tövbe et de istiğfarı yarına bırakma. Yıl geçti ekin vakti geldiğinde sende yüz karalığından başka bir şey kalmaz. Beden ağacının köküne kurt düştü. Onu söküp ateşe atmak, kulluk yaparak iyi işlerle onu öldürmek gerek.”
 


danger03

danger03

Üye
teşekkürler sağolasın paylaşım için
 
BuRacK

BuRacK

Üye
:anlas:SaoL
 
Durum
Üzgünüz bu konu cevaplar için kapatılmıştır...


Üst Alt