makmüh
Üye
Allahın Her şeye Gücü Nsıl Yetiyor, Biranda Büt. Işlrle Nasıl Mşgul Olabiliyor?
Zorluk ve kolaylık kavramı yaratılanlar içindir. Allah yaratılanlara benzemez. Onun kudretine göre cenneti yaratmak bir çiçeği yaratmak ile aynıdır.
Nasıl ki bir tek güneş dünyayı aydınlatıyor ve canlılara ısı ve ışığını kolayca verebiliyor.
“Güneş küçücük bir cam parçasına kolayca akseder ama okyanuslara aksederken çok emek harcar” denilebilir mi? Güneşe kolay olan, güneşin sahibi olan Allah’a elbette daha kolaydır. Bir baharı bir çiçek kadar cenneti ise bir bahar kadar kolay yaratır.
Allah’ın her şeye gücü yettiğini aklımıza sığdıramayışımızın nedeni varlık mertebelerini bilmemektir. Oysa varlığın hem mertebeleri, hem de farklı âlemleri vardır. Vücuda gelenler, yani var olanlar farklı vücut mertebelerinde ve ayrı vücut âlemlerinde bulunurlar.
Mesela dağlar taşlar var, bitkiler hayvanlar, insanlar ve melekler de var. Fakat bu var olanların varlık dereceleri birbirinden farklıdır. Mesela bir taş sadece bulunduğu yeri zapt edebilirken küçücük bir arı hayat sahibi olmakla birçok bağ ve bahçeye sahip olabilir. İnsan ise hayvanlara karşılık hem hayat hem ruh hem şuur sahibi olmakla hem kendisinin hem bütün kâinatın varlığından haberdar ve her şeyle alakadar olmaktadır.
Anlaşılan o ki; varlık mertebelerinin en düşük derecesi maddeye ait. Ondandır ki değişmeye, yıpranmaya, çürümeye, dağılmaya, yok olmaya mahkûmdur. Madde zaman ve mekânın hükmü altında.Ve ancak hayat ve ruhun girmesiyle maddenin varlık derecesi yükselebilir.
Demek Vücut (var olmak, var bulunmak) maddeden sıyrıldıkça kuvvet ve sağlamlılık kazanıyor. Mesela bedenin varlığı maddeden ibarettir. Ölümle çürüme ve dağılması her an mümkün. Fakat ölüm ruhu tahrip edemiyor, ölümün gelmesiyle ruh sadece âlem değiştiriyor. Çünkü ruhun maddesi olmadığı için varlık derecesi yüksek ve daha kuvvetli, daha sağlamdır.
Husûsen vücut tam bir sağlamlık kazanırsa, maddesi de yoksa ve kayıt altında da değilse diğer düşük mertebeli vücut âlemlerinde çok şeyleri değiştirebilir.
Mesela bir ayna düşünün. Yüksekten bir büyük ormana doğru tutalım. Ayna küçücük olmasına rağmen bütün ormanı içine alabiliyor. “Sadece iki, üç ağacı gösterebilirim.” diye bir şart koşmuyor. Şayet ayna akıl, şuur, ilim ve kudret sahibi de olsaydı sadece yansıtmayla kalmayacak belki orman üzerinde pek çok değişiklik yapabilecekti. Bu misaller pek çok hakikati akla yakınlaştırıyor.
Mesela Azrâil’in (as) bir anda birçok yerde bulunup birçok can alabilmesi varlık mertebesinin yüksekliğinden ve farklı varlık âleminde bulunmasından kaynaklanıyor.
İnsan ruhu da bütün cesediyle birden alakadar olup bütün aza ve hücrelerini birbirine yardım ettirir ve hepsinden haberdar olur. Yani insanın karnı ağrıdığı aynı anda gözü de ağrısa, böbreği de sancısa ruh hepsinden haberdar olur. Allah’ın bir kanunu olan ruha bu kolaysa Cenâb-ı Hakk’ın iradesine ve kudretine hadsiz fiiller, hadsiz sesler, hadsiz duâlar, hadsiz işler hiçbir şekilde ağır gelmez, bir birine mani olmaz ve onu meşgul etmez.
Böyle bir zata hangi şey zor gelebilir?! Kendisine ayna olarak yarattığı bütün mahlûkatı, bir ağacın çiçek ve meyveleri kadar kolay yaratmıştır. Ve öldürüp haşirde tekrar yaratabilir, zamana mahkûmiyeti kaldırıp onlara ebediyetinden ebediyet verebilir.
Alıntıdır.
Nasıl ki bir tek güneş dünyayı aydınlatıyor ve canlılara ısı ve ışığını kolayca verebiliyor.
“Güneş küçücük bir cam parçasına kolayca akseder ama okyanuslara aksederken çok emek harcar” denilebilir mi? Güneşe kolay olan, güneşin sahibi olan Allah’a elbette daha kolaydır. Bir baharı bir çiçek kadar cenneti ise bir bahar kadar kolay yaratır.
“Madem eşya var
ve sanatlıdır.
Elbette bir ustası var.”
(Bedîüzzaman Hazretleri)
ve sanatlıdır.
Elbette bir ustası var.”
(Bedîüzzaman Hazretleri)
Allah’ın her şeye gücü yettiğini aklımıza sığdıramayışımızın nedeni varlık mertebelerini bilmemektir. Oysa varlığın hem mertebeleri, hem de farklı âlemleri vardır. Vücuda gelenler, yani var olanlar farklı vücut mertebelerinde ve ayrı vücut âlemlerinde bulunurlar.
Mesela dağlar taşlar var, bitkiler hayvanlar, insanlar ve melekler de var. Fakat bu var olanların varlık dereceleri birbirinden farklıdır. Mesela bir taş sadece bulunduğu yeri zapt edebilirken küçücük bir arı hayat sahibi olmakla birçok bağ ve bahçeye sahip olabilir. İnsan ise hayvanlara karşılık hem hayat hem ruh hem şuur sahibi olmakla hem kendisinin hem bütün kâinatın varlığından haberdar ve her şeyle alakadar olmaktadır.
Anlaşılan o ki; varlık mertebelerinin en düşük derecesi maddeye ait. Ondandır ki değişmeye, yıpranmaya, çürümeye, dağılmaya, yok olmaya mahkûmdur. Madde zaman ve mekânın hükmü altında.Ve ancak hayat ve ruhun girmesiyle maddenin varlık derecesi yükselebilir.
Demek Vücut (var olmak, var bulunmak) maddeden sıyrıldıkça kuvvet ve sağlamlılık kazanıyor. Mesela bedenin varlığı maddeden ibarettir. Ölümle çürüme ve dağılması her an mümkün. Fakat ölüm ruhu tahrip edemiyor, ölümün gelmesiyle ruh sadece âlem değiştiriyor. Çünkü ruhun maddesi olmadığı için varlık derecesi yüksek ve daha kuvvetli, daha sağlamdır.
Husûsen vücut tam bir sağlamlık kazanırsa, maddesi de yoksa ve kayıt altında da değilse diğer düşük mertebeli vücut âlemlerinde çok şeyleri değiştirebilir.
Mesela bir ayna düşünün. Yüksekten bir büyük ormana doğru tutalım. Ayna küçücük olmasına rağmen bütün ormanı içine alabiliyor. “Sadece iki, üç ağacı gösterebilirim.” diye bir şart koşmuyor. Şayet ayna akıl, şuur, ilim ve kudret sahibi de olsaydı sadece yansıtmayla kalmayacak belki orman üzerinde pek çok değişiklik yapabilecekti. Bu misaller pek çok hakikati akla yakınlaştırıyor.
Mesela Azrâil’in (as) bir anda birçok yerde bulunup birçok can alabilmesi varlık mertebesinin yüksekliğinden ve farklı varlık âleminde bulunmasından kaynaklanıyor.
İnsan ruhu da bütün cesediyle birden alakadar olup bütün aza ve hücrelerini birbirine yardım ettirir ve hepsinden haberdar olur. Yani insanın karnı ağrıdığı aynı anda gözü de ağrısa, böbreği de sancısa ruh hepsinden haberdar olur. Allah’ın bir kanunu olan ruha bu kolaysa Cenâb-ı Hakk’ın iradesine ve kudretine hadsiz fiiller, hadsiz sesler, hadsiz duâlar, hadsiz işler hiçbir şekilde ağır gelmez, bir birine mani olmaz ve onu meşgul etmez.
“Tabiat Allah’ı hem
gösterir, hem gizler.”
(Blaaise Pascal)
Hâsıl-ı kelam: Allah (cc) vardır. Ve bütün varlık mertebeleri O’nunla vardır. Çünkü O’nun varlığı vücut mertebelerinin en yükseği en esaslısıdır. O (cc) Ezelîdir ve Ebedîdir. Başlangıç ve sonu bulunması imkânsızdır. Zamana ve mekâna mahkûm değildir. Melekler, insanlar, hayvanlar, canlı cansız tüm var olanlar O’nun varlığına nispeten çok zayıf gölgeler hükmündedirler. Hatta o kadar zayıf ve o kadar gölgedirler ki; birçok veli, varlıkları vücut ünvânına bile layık görmek istememişlerdir.gösterir, hem gizler.”
(Blaaise Pascal)
Böyle bir zata hangi şey zor gelebilir?! Kendisine ayna olarak yarattığı bütün mahlûkatı, bir ağacın çiçek ve meyveleri kadar kolay yaratmıştır. Ve öldürüp haşirde tekrar yaratabilir, zamana mahkûmiyeti kaldırıp onlara ebediyetinden ebediyet verebilir.
Alıntıdır.
