makmüh
Üye
Allahın Başlangıcı Ve Sonu Olamayacağını Nasıl Anlayabiliriz?
De ki:
“O Allah, Ehad’dir (birdir)!”
“Allah, Samed’dir (her şey her cihetle O’na muhtaç olduğu halde,
O hiçbir şeye muhtaç değildir)!”
“Doğmamıştır ve doğurulmamıştır!”
“Ve O’na hiçbir şey denk olmamıştır!” (İhlas Sûresi)
Bazen akıllara geliyor: “Allah nasıl hep var? Bizi Allah yarattı peki Allah’ı kim yarattı?” Akla gelebilen bu sorular aslında bir sanatkârın sanatına benzemesini şart koşmak gibi bir mantıksızlık. Buna göre bir marangozun, yaptığı masaya benzediğini mi düşüneceğiz!?
Yaratılanların başlangıcı ve sonları vardır. Çünkü zamana mahkûmdurlar. Zaman da her şey gibi mahlûktur, yaratılmıştır. Zamana mahkûmiyetle ortaya çıkan Büyüme ve genişleme kanununa dâhil olanlar için elbette başlangıç ve son kaçınılmaz olur. Genişleyen, büyüyen mutlaka bir gün başlamış ve mutlaka da bir gün son bulacaktır. Mesela ağaç çekirdekle hayata başlar, büyüyüp gelişir. Ve zamanla yaşlanacak, ölecektir. İnsan da doğar, yaşar ve nihayetinde ölür. Gökyüzündeki patlamalarla hızla genişleyen kâinatın da Big Bang (Büyük Patlama) başlangıcı olduğu gibi Kıyamet onun ölümü olacaktır.
Allah ise yaratılanlara benzemez. Maddeden mücerrettir. Dolayısıyla yer edinme, zamana mahkûm olma, büyüme, gelişme, bütünleşme veya parçalanmadan uzaktır. Başlangıcı ve sonu yoktur. Hem doğmak cismi olanlar içindir. Allah elbette kendi kanunlarının mahkûmu olamaz.
Bir şey ya yaratılmıştır ya da yaratandır. Yaratılmış olan yaratamaz. Kâinat ve insanlar, olmak ya da olmamak kategorisinde. Yani biz yaratılmış olanlarız. Allah ise hep var olandır ki; olmak ya da olmamak durumundakileri var etmeyi seçmiş ve yaratmıştır. Hep var olan olmasaydı sonradan var olanlar nasıl olacaktı? Elbette her sayı kendinden bir önceki sayıya muhtaçtır. Sekiz yediye, yedi altıya, altı beşe.. Fakat bütün sayılar “1”e muhtaçken “1” hiçbir sayıya muhtaç değildir.
Her şeyimiz gibi “var olmak” da bize sonradan verilmiştir. Bize ait ve bizde sabit değil. Hayatımız, kuvvetimiz, görmemiz ve işitmemiz var. Fakat bunlar kendimize ait olsaydı elimizden hiç gitmez ve hiç birinin derecesi ve sınırı olmazdı. Mesela bu odadaki sesleri duyabiliyorum ama diğer odadaki sesleri duyamıyorum. 10 kg. ağırlığı kaldırabiliyorum fakat 50 kg. yükü kaldıramıyorum. Ve gün gelecek bunlar benim üzerimden tamamen gidecek. Çünkü işitmeyi ve kudreti bana Allah verdi, kendime ait değiller.
Allah’ın ise varlığı ve bütün sıfatları kendisine aittir. Sonradan O’na verilmemiştir ve asla son bulmayacaklardır. Allah hep vardır, isim ve sıfatlarının sınırı yoktur. O hiç bir şeye muhtaç değil ama her şey O’na muhtaçtır.
“O Allah, Ehad’dir (birdir)!”
“Allah, Samed’dir (her şey her cihetle O’na muhtaç olduğu halde,
O hiçbir şeye muhtaç değildir)!”
“Doğmamıştır ve doğurulmamıştır!”
“Ve O’na hiçbir şey denk olmamıştır!” (İhlas Sûresi)
Bazen akıllara geliyor: “Allah nasıl hep var? Bizi Allah yarattı peki Allah’ı kim yarattı?” Akla gelebilen bu sorular aslında bir sanatkârın sanatına benzemesini şart koşmak gibi bir mantıksızlık. Buna göre bir marangozun, yaptığı masaya benzediğini mi düşüneceğiz!?
Yaratılanların başlangıcı ve sonları vardır. Çünkü zamana mahkûmdurlar. Zaman da her şey gibi mahlûktur, yaratılmıştır. Zamana mahkûmiyetle ortaya çıkan Büyüme ve genişleme kanununa dâhil olanlar için elbette başlangıç ve son kaçınılmaz olur. Genişleyen, büyüyen mutlaka bir gün başlamış ve mutlaka da bir gün son bulacaktır. Mesela ağaç çekirdekle hayata başlar, büyüyüp gelişir. Ve zamanla yaşlanacak, ölecektir. İnsan da doğar, yaşar ve nihayetinde ölür. Gökyüzündeki patlamalarla hızla genişleyen kâinatın da Big Bang (Büyük Patlama) başlangıcı olduğu gibi Kıyamet onun ölümü olacaktır.
Allah ise yaratılanlara benzemez. Maddeden mücerrettir. Dolayısıyla yer edinme, zamana mahkûm olma, büyüme, gelişme, bütünleşme veya parçalanmadan uzaktır. Başlangıcı ve sonu yoktur. Hem doğmak cismi olanlar içindir. Allah elbette kendi kanunlarının mahkûmu olamaz.
Bir şey ya yaratılmıştır ya da yaratandır. Yaratılmış olan yaratamaz. Kâinat ve insanlar, olmak ya da olmamak kategorisinde. Yani biz yaratılmış olanlarız. Allah ise hep var olandır ki; olmak ya da olmamak durumundakileri var etmeyi seçmiş ve yaratmıştır. Hep var olan olmasaydı sonradan var olanlar nasıl olacaktı? Elbette her sayı kendinden bir önceki sayıya muhtaçtır. Sekiz yediye, yedi altıya, altı beşe.. Fakat bütün sayılar “1”e muhtaçken “1” hiçbir sayıya muhtaç değildir.
Her şeyimiz gibi “var olmak” da bize sonradan verilmiştir. Bize ait ve bizde sabit değil. Hayatımız, kuvvetimiz, görmemiz ve işitmemiz var. Fakat bunlar kendimize ait olsaydı elimizden hiç gitmez ve hiç birinin derecesi ve sınırı olmazdı. Mesela bu odadaki sesleri duyabiliyorum ama diğer odadaki sesleri duyamıyorum. 10 kg. ağırlığı kaldırabiliyorum fakat 50 kg. yükü kaldıramıyorum. Ve gün gelecek bunlar benim üzerimden tamamen gidecek. Çünkü işitmeyi ve kudreti bana Allah verdi, kendime ait değiller.
Allah’ın ise varlığı ve bütün sıfatları kendisine aittir. Sonradan O’na verilmemiştir ve asla son bulmayacaklardır. Allah hep vardır, isim ve sıfatlarının sınırı yoktur. O hiç bir şeye muhtaç değil ama her şey O’na muhtaçtır.

