Ahlâk Felsefesi

Sponsorlu Bağlantılar

Durum
Üzgünüz bu konu cevaplar için kapatılmıştır...
HeiLmasTer®

HeiLmasTer®

Üye
    Konu Sahibi
Ahlâk Felsefesi
Felsefenin temel sorularından olan "İnsan nedir? Ne olmalıdır?"; felsefeyi zorunlu olarak insan davranışlarının bir amacı var mıdır, veya olmalı mıdır, hangi davranışlar daha insanca ve erdemlidir, gibi sorulara cevap aramaya zorlar. İşte insan edimlerini konu alan felsefe dalına ethik (etik - ahlâk felsefesi) denir.

Felsefe ahlâka iki yönden yaklaşır. İlki ahlâki kavramlar nelerdir ve içerikleri nelerdir sorularına yanıtlar aramak yani ahlâka teorik olarak yaklaşmak ki buna Ahlâk teorisi (kuramsal ethik) denir. İkinci yaklaşım ise hangi davranışlarımızın iyi ve doğru olduğunu araştırıp nasıl davranmamız gerektiğini bize dayatan Normatif ahlâk (Uygulamalı - pratik ethik) tir.

Ahlâk felsefe dışında dinlerin, hukukun ve toplumun önemli değerlerinden biridir. İnsan eylemlerinin iyi ve kötü olarak değerlendirilip, yönlendirilmesidir diyebiliriz ahlâk için. Ancak toplumsal ahlâk anlayışı genellikle cinsel davranışlarla sınırlandırılmaktadır. Oysa genel anlamda ahlâk her türlü insan edimini içerir.

Felsefe açısından bakıldığında ahlâk diğer alanlardan biraz farklı bir içerik taşımaktadır. Her ne kadar felsefe de insan edimlerine kurallar koymaya çalışsa da onlardan farklı olarak temek kavramları da araştırır. Bu açıdan bakıldığında felsefe iyi-kötü davranış, özgürlük, istenç (irade), vicdan, sorumluluk, haz, ödev, erdem, genel ahlâk yasası,ahlâki eylem, ahlâki karar gibi kavramların içeriği doldurulmaya çalışılır.

Ahlâk öncelikle davranışları iyi ve kötü ayırmaya çalışmaktır. Her ne kadar toplumun çoğunluğunca olumlu olarak karşılanan davranışlara iyi diğerlerine de kötü dense de iyi-kötü yer zaman ve bakış açısına göre değişebilmektedir. Kaldı ki insan davranışlarının iyi-kötü değerlendirmesinin yapılması da tek başına yeterli olmamaktadır. Bir davranışın ahlâkın konusu içine girebilmesi için bireyin farklı davranışlardan birini seçme özgürlüğünün olması gerekmektedir. Bu seçme özgürlüğüdür ki bir davranışı ahlâkın konusu içine almaktadır. Seçme özgürlüğünün ve istencinin olmadığı bir davranış için bireyi iyi-kötü diye nitelemek doğru olmayacaktır. Tıpkı hayvanların davranışlarının iyi-kötü diye nitelendirilemeyeceği gibi.

Ahlâki kavramlar insan edimleri üzerine değerlendirileceği içindir ki; insan davranışlarının psikoloji bilimi açısından ele alınmasında yarar vardır.

İnsan Davranışları

Davranışlarımızı kaba bir sınıflamaya tabi tutarsak özde iki tür davranış biçimi ile karşılaşırız. Bunlardan ilki UT (uyarım-tepki/ SR) davranışlarıdır ve özgür seçim içermez. Yani ahlâkın konusunu oluşturmazlar. Açarsak; dengeleme (homeostatik), refleks, içgüdü (instinct) ve bir yere kadar da güdüler (drive/motiv) bu tür davranışlardır. Daha çok otonom sinir sistemi tarafından yönlendirilen ve herhangi bir istencin etkin olamadığı bu tür davranışlar ahlâksal değerlendirmelerin dışında olmalıdır. Çünkü bunlar otomatik tepkilerden oluşan ve bireysellik taşımayan davranış biçimleridir.

İkinci tür davranışlarımız ise UOT (uyarım-organizma-tepki / SOR ) türü davranışladır ki bunlar, alınan uyarıcıya organizmanın yorumunu katarak tepki vermektir. Bu davranışlarda az çok iradi bir tercih vardır. Bu da bu davranışları ahlâkın konusuna dahil etmektedir.

İnsan davranışlarına bu açıdan bakıldığında; iyi-kötü daha da belirgin hale gelmektedir. İyi onu seçme olanağı bulunan bireyden beklenilen davranıştır. Kötü ise kaçınılması gereken eylemlerdir. Ne var ki iyi-kötü toplumdan topluma, çağdan çağa ve hatta bireyden bireye değişen bir kavramdır. Filozofların da bu konudaki düşünceleri farklılıklar göstermektedir. Örneğin:

Hazcı (Hedonist) Epikuros'a(*) göre iyi mutluluk verendir. "Bedenimiz acısız ve ruhumuz dinginse mutluyuzdur." İyi en yüksek hazdadır. Kötü ise acı ve korkudur." Aç kalmamak, susamamak, üşümemek! Vücudun istedikleri ve özledikleri bunlardır. Bu durumda olan ve ileride de bu durumda olan ve ileride de bu durumda olacağını umabilen kimse, mutlulukta Zeus ile, tanrıların bu en yüce ise bile yarışabilir." İnsan eylemleri haza yönelen ama acıdan kaçan şeyler olmalıdır. Böyle bir yaşam ise ancak ölçülü olmakla mümkündür.

(*)Epikuros, düşünce tarihinde yanlış anlaşılan düşünürlerin başında gelir. Onun haz teorisi en fazla maddesel keyifler olarak yorumlanır, hatta adı bu zevkler peşinde koşanlara sıfat oluşturur: Epikuriye ! Oysa " Yaşamında, komşun farkına vardığında utanacağın bir şey yapma" diyen Epikuros, Samos'ta (Sisam adası) doğmuştur. Ailesi Samos'tan sürülünce sırası ile Kolophon (Değirmendere) ve Teos (Sığacık) ta bulunmuş ve Demokritos'çu okulda yetişmiştir. Midilli ve Lapseki'de ün kazanan okulunu sonunda Atina'ya taşımıştır.(İÖ 306) Okulunu şehir içinde bir binada değil bahçede kurduğu için adı kısaca Kepos (Bahçe) diye bilinir.

Faydacı (yararcı-utilitarist)yaklaşım iyiyi yararda görür. Bentham ve Mill'e göre davranışlar bireye fayda sağladığı ölçüde iyidir. Ancak burada iyi tek insanın faydasından daha çok daha fazla insanın faydasında giderek de toplumun çıkarında aranmalıdır.

"Kendi sezgine uy ki, hem kendin hem de başkası için iyi olanı yapmış olasın." diyen Bergson, iyinin ancak sezgi ile elde edilebileceğini savunmaktadır.(Sezgicilik- Entüisyonizm)

Özgürlük:

Onu her türlü iç ve dış engelden arınmış olma olarak tanımlamak mümkündür. Herhangi bir zorlamanın olmamasıdır, özgürlük. Böyle bakınca özgürlüğü keyfilikten ayırmak çok daha kolay olmaktadır. Özgürlük keyfi olmaktan çok farklı bir şeydir ve seçme olanağının bulunmasıdır. Yeter ki seçme, baskı altında yapılmasın.

İstenç (İrade) :

İnsan aklının iyi-kötü arasında seçme yapma gücü ve yeteneğidir. Özgürlükle birlikte istenç söz konu olduğunda, ahlâki eylem bir anlam taşır.

Sorumluluk :

Özgür istençle davranışta bulunan bireyin, bu davranışının sonuçlarına katlanmasıdır, sunucu üstlenmesidir. Başka bir deyişle de bireyin davranışlarından sorumlu olabilmesi için seçme özgürlüğünün ve bunu kullanabilecek akıl melekelerinin olması gerekmektedir.

Vicdan :

Bireyin kendi davranışları hakkında iyi-kötü yargısında bulunmasıdır. İyi yada kötü yaptığını düşünen birey ya iç huzuruna ya da çatışmaya düşmektedir. Kendinden bekleneni yaptığında huzurlu olurken, yapmadığı durumlarda da ödevini yerine getirmemiş olmanın sıkıntısını yaşar.

Vicdan konusunda; doğuştandır diyenlerle, bireyin gelişmesinin ürünü olduğunu söyleyenler de vardır.

Erdem (Fazilet) :

Bazı filozoflara göre etiğin odağına yerleştirilen erdem; istencin ahlâksal iyiye yönelmesidir.

Kıbrıslı Zenon ve onun başlattığı bir akım olan Stoacılığa(**) göre mutlu olmak için erdem yeterlidir. Bunun içinde doğaya uygun davranmak yeterlidir. Ancak bu öyle kolay bir şey de değildir. Çünkü insan doğa uymak yerine genellikle onun tersine davranmaktadır. Oysa yapılması gereken;

Doğru seçme
Sabırla katlanma
Ölçülü olma
Adaletle bölüştürmedir.
(**) Stoa: direkli galeri anlamına gelmektedir. Zenon Atina'ya geldiğinde önce Sokrates'in etkisinde kalır. Hatta bir ara Sokratesçi ahlâk anlayışlı ile ünlü Kyniklerin etkisindedir. Ancak zamanla kendi felsefesini oluşturur. İÖ 4. yüz yılın sonlarına doğru Stoa poikile'de (Resimlerle süslü direkli galeride) okulunu açarak bu isimle anılan akımın öncülüğünü yapmış olur. Stoa düşüncesi Atina'ya doğudan gelmiş ama daha çok da Atina'nın batısında yani Roma'da etkili olmuştur.

Ahlâk Yasası

Uyulması gereken genel geçer kuralları ifade eder. Bu kurallar kişinin ne yapması ve de ne yapmaması gerektiğini belirler. Hukuk kurallarından farklı olarak toplumda kendiliğinden ortaya çıkarlar ve bireyleri bu şekilde davranmaya zorlarlar. Ancak tüm toplumlarda tüm zamanlarda geçerli olan normlar bulmak hemen hemen olanaksız gibidir. Felsefe kişi vicdanı karşısında evrensel ahlâk yasalarının olup olmadığını konu edinir. Ancak bu konuda filozoflar da farklı görüşlere sahiptirler.

Evrensel ahlâk yasaları yoktur: Evrensel bir ahlâk yasasının olmadığını ileri süren akımlar, haz ahlâkı, fayda ahlâkı, bencilik, anarşizm, hiççilik ve varoluşçuluk olarak özetlenebilir.

Bencilik (egoizm): İnsanın eylemlerini belirleyen duygu ben sevgisidir. Hobbes'e göre insanların davranışlarını da tıpkı hayvanlar gibi içgüdüler yönetmektedir ki; bu içgüdüler "kendini sevme" ve "kendini koruma" dır.

Anarşizm : Ahlâk da tıpkı diğer baskıcı kurumlar gibi insanı daha kolay yönetmek için uydurulmuş kurallar sistemidir. Başta devlet olmak üzere bu ve benzeri her türlü baskıcı kurumlara karşı olan anarşizm, bireyin sınırsız özgürlüğünü savunur. Anarşizmin kurucusu Proudhon (19. yy) tüm bu baskı unsurlarının temel nedeni olarak gördüğü mülkiyeti hırsızlık olarak tanımlar. Bakunin insanı kısıtlayan devlet ve benzeri kurumların yıkılmasını ister. Stirner'e göre; ahlâksal değerler bir soyutlamadır ve insanın da tıpkı bitki ve hayvanlar gibi kendine düşen bir görevi yoktur.

Hiççilik (Nihilizm); akıl yerine istenci, toplum yerine de bireyi koyan felsefe akımıdır. Friedrich Wilhelm Nietzsche'ye (19. yy) göre iki tür insan ve iki tür toplumsal sınıf vardır: Halk ve Seçkinler. Din ve ahlâk kuralları halk için geçerlidir. Zaten halkın da işlevi seçkin sınıfın oluşumuna elverişli bir ortam yaratmaktır. Seçkin sınıfın bireyleri için din ve kimi filozofların öne sürdüğü ahlâki değerler miskinlikten ve acizlikten başka bir şey değildir. Oysa bu sınıfın uyması gereken Ahlâki kurallarını dehalar üstün insanlar, en yüce iyiyi yani "güç"ü kullanarak belirleyeceklerdir.

Varoluşçuluk (Egzistansiyalizm): Jean Paul Sartre'ye göre insan kendini nasıl yaparsa öyledir. Bir çiçek yada bir böcek kendini kendi yapmaz. Çünkü onların bir özleri bir de varlıkları vardır.Burada öz varoluştan önce gelir. Çiçek, çiçek özüne uyarak çiçek olur. Ancak insan farklıdır. İnsanda var oluş özden önce gelir. İnsan önce vardır ve sonra ancak öyle ya da böyledir. Çünkü o özünü kendi yaratır, yani kendini kendi yapar. Everende kendi varlığını kendi yaratan tek varlık insandır. Nasıl mı? " Dünyada acı çekerek, savaşarak yavaş yavaş kendini belirler. Bu belirleme hiç bitmez, sürer gider." Bu nedenle kişi kendini tanımalı, benliğini kazanarak her türlü baskıdan kurtulmalı ve özgürleşmelidir. Yoksa toplum içinde eriyip giderek yok olacaktır.

Evrensel ahlâk yasaları vardır: Evrensel ahlâk yasalarının bulunduğunu öne süren düşünürler bunu öznel (subjektif) özelliklerin belirlediğini söyleyenler ve nesnel (objektif) özelliklerin belirlediğini söyleyenler olmak üzere iki grupta toplanabilirler.

Subjektif Özellikler Belirler: Evrensel ahlâk yasalarıları insandan, onun özel yaşamından kaynaklanır. Bu konuda görüş ileri sürenlere sezgici Bergson ile faydacı Mill'i örnek vermek mümkündür.

Objektif Özellikler Belirler: Evrensel ahlâk yasaları insandan bağımsız olarak vardır. Ahlâk yasalarını belirleyen insan yaşamı değil, insan yaşamını belirleyen evrensel ahlâk yasalarıdır.

Sokrates: Ahlâksal eylemlerimizin amacı mutluluktur. Ahlâki mutluluğa erişmek ise ancak bilgi ile mümkündür. Bilgi insanları doğru eylemelere, bilgisizlik ise yanlış eylemlere götürür. Bilgidir ki insan ancak mutlu, ahlâklı ve erdemli yapar.

Platon: Bir eylemin iyi yada kötü olması onun iyi ideasına uygunluğu ile anlaşılır. Yani bir eylem iyi ideasına uygunsa iyi uygun değilse kötü dür. Bunu bu dünyanın bilgisi ile anlamak ve değerlendirmek mümkün değildir. Onun için her insan idealar evrenine yönelmeli ve onu kavramalıdır.

Spinoza (17 yy - Hollanda) Panteist (evren-kozmoz tanrıdır) bir düşünürdür. Kozmos mutlak olarak özgürdür, bu nedenle onu hiçbir şey etkilemez. Ancak insan başka şeylerin özellikle de tutkuların etkisindedir. Tutkular insanı güçsüz, edilgin ve köle yaparlar. İnsan ancak aklı ile tutkularını aşabilir. Aklın uygun gördüğü yaşam biçimi de bilgiyle gerçekleşir. Bilgi bizi tanrıya ulaştırarak özgürleştirir. Bilginin vardığı yer evrensel yani tanrısal olan yasadır. Tanrısal yasaya uygun olan iyi, uygun olmayan ise kötüdür.

Immanuel Kant (18. yy - Almanya): Ona göre ahlâksal eylemin amacı mutluluk olamaz, çünkü mutluluk subjektif bir kavramdır. Yani kişiye göre değişir. Ve nitekim ondan önceki filozoflar mutluluk için farklı şeyler söylemişlerdir: Kimine göre erdem, kimine göre iyi bir başlkasına göre de doğaya uygun yaşama olmuştur. Oysa ahlâk yasası herkes için aynı olmalı ve aynı kalmalıdır. Immanuel Kant'a göre de bu iyi niyet (iyiyi isteme) dir, ödevdir.
Ödev, her çeşit duygudan öte kesin bir buyruktur. Ahlâk yasasına kesin boyun eğilir. Bu da aklı olan herkes için evrensel bir kuraldır. Koşula bağlı olan davranışlar ahlâksal değildir.

Ahlâksal Karar

Bireyin özgürce seçtiği ve genel ahlâk yasasına uygun olan ; ahlâki açıdan iyi olan karardır.

Ahlâksal Eylem

Ahlâksal karar sonucu varılan düşünmenin eyleme dönüşmüş halidir. Burada söz konusu yalnızca etkin olmak değil bazen de yapmamak olacaktır. Yani amaçlı bir "yapma" veya "yapmama" durumunu içerir.
Ahlâksal eylemlerin amaçları; mutluluk, haz, fayda ve ödevdir. Ahlâk felsefesi bu kavramlar üzerinde uzun uzadıya durur. Yine bu kavramlardan başka ahlâksal eylemde bulunan insan özgür olup olmadığı da felsefenin temel sorunlarından biri olagelmiştir.

Bu konuda iki farklı yaklaşım sergilenmektedir:

Determinist yaklaşım :

Bireyin kararları içinde bulunduğu koşullara bağlıdır ve zorunludur. Koşullar istenci belirleyerek özgürce karar vermeyi olanaksızlaştırır. Bu bir çeşit yazgıcılıktır (fatalism).

İndeterminist yaklaşım:

Birey ahlâki karar verirken tamamen özgürdür. Zaten özgür olmayan kişinin eylemlerinden sorumlu olması da beklenemez diyen görüşlerdir.

Aristoteles'e göre insan yaşayan bir organizmadır; ruhu olan bir beden. Tıpkı genç meşe ağacının tam olarak gelişmiş bir meşe ağacı biçim ve etkinliğini kazanma isteği ve çabası içinde olması gibi gelişmemiş, form kazanmamış insan da güçlerinin mükemmel bir işleyişine ulaşmayı amaçlamaktadır. Başka bir deyişle, her varlığın ergo'nu (işlevi) kendi formunu elde etmek ve kendine özgü uygun etkinliği yerine getirmektir. Daha fazlasını yapamaz. İnsan- altı organizmalarda bu başarı doğal olarak gerçekleşirken insanda kendi çabasının işe koşulmasına bağlı olmaktadır. Bu da zorunlu olarak bir dizi aşamaları içerir. Çok kısa bir yaşam bu nedenle mutlu bir yaşam değildir (Aristoteles'in, çocukların mutlu olamayacağını söylemesinin nedenlerinden biri de budur; diğeri ise onların henüz mükemmel etkinlik için yetkin olmamalarıdır.). Aristoteles, Etiğinde, mutluluğun ruhun mükemmele uygun etkinliği olduğunu söyledikten sonra şunu ekler: "... Şayet birçok mükemmellik varsa bunların en iyisi ve en yetkinine uygun olan etkinlik" en mükemmel olanıdır. Bu noktada ortaya çıkan soru, ruhun hangi etkinliklerinin en mükemmel olduğudur; Ahlaksal olan mı yoksa anlığın etkinliği mi? Bu soruya ilişkin çözümlemeler Aristoteles'in Etiğinin IL, VIL, ve X. kitaplarında ve Politika'nın VII. kitabında yer almaktadır.

Bilindiği gibi Aristoteles üç tür düşünme ayırmaktadır; kuramsal, Uygulamalı, Yaratıcı. Buna göre üç esas zihinsel erdem vardır: Birincisine Sophia, ikincisine Phronesis ve üçüncüsüne de 'techne' der. Saf entellektüel etkinlik ahlaksal, siyasal ya da askeri etkinliklerden daha mükemmeldir. Anlığın mükemmel etkinliği ergonunu (işlevini) iyi bir biçimde yerine getirdiği etkinliktir. Ne zaman anlık işlevini iyi bir şekilde yerine getirmektedir? Anlığın
ereği hakikat ya da hakikati bilmektir. Hakikate ulaşma anlığın işlevidir. Kuramsal düşünme hakikate ulaştığında mükemmeldir. Bu en yüksek kavramların bilinmesine Aristoteles 'theoria' der. Theoria'ya yönelmekle insan tam bir mutluluğa ulaşır. Bu yönelişte 'sezgi' ve 'bilim' önemli yer tutar. Aristoteles'in sezgi ile kastettiği temel kavramları ve öncülleri kavrama yeteneğidir. Bilim ise sezgi ile kavranılan temel öncüllerden geçerli sonuçlar çıkarabilme yeteneğidir. Bu sezgi ve tümdengelimi i akıl yürütmenin birleşmesiyle 'akıl' birçok alanda belirli bilgi sistemleri geliştirebilmektedir. Kuramsal aklın konusu değişen, rastlantısal olan değil, zorunlu ya da değişmeyendir ve üç alanda yer alır: Fizik (Biyoloji ve Psikoloji'yi de içerir), Matematik (sayılar, üçgenler, vs.) ve Metafizik. Aristoteles, mutluluk tefekkür (düşünüm)dür dediği zaman demek istediği kuramsal akim bu üç alandaki işlemesidir. Tefekkür (düşünüm) yaşamı kendi içinde değerlidir ve meselenin özünü bilmeye yöneliktir. Pratik (uygulamalı) akıl ise ne yapılacağını bilmekle ilgilidir. Kuramsal düşünmede amaç hakikati yalnızca kendisi için bilmekken, Pratik düşünmede amaç hakikati ahlaksal ve siyasal eylemi de hesaba katarak bilmektir. Yaratıcı düşünmede ise amaç hakikati birşey yapma amacıyla bilmektir. Aksiyon adamı, şeylerin nasıl olduklarını düşünse bile asıl ezeli olanı değil, göreli olanı ve şimdiyi düşünmektedir.

Bu durumck ahlaksal mükemmel etkinlik kendi içinde mükemmel bir etkinlik olmasına katsın aynı zamanda bir araç olarak ya da sonuçlan nedeniyle
de arzu edilir. Her pratik yapıp-etmenin var oluş nedeni yaratanda bulunur, yaratılmış şeylerde değil. Bu nedenle birşey ortaya koymak amacı
taşıyan 'techne'nin ereği kendi içinde değil, birşey ortaya koymadadır. Bu nedenle, ereği kendi içinde olan tefekkür (düşünüm) en yüksek mutluluktur. Ahlaksal, siyasal ve askeri türden bir mutluluk oluşturmaktadır.

Öyleyse 'mutluluk' bir tür çalışmayla ya da 'eğitimle' kazanılır. Burada Aristoteles'in demek istediği; bir tür eğitimle belirli erdemleri kazanarak kendimizi
mükemmel zihinsel ve pratik etkinliğe vermemiz durumudur. Bu durumda eğitimin üç öğesi söz konusu olmaktadır: Doğumla gelen, eğitimle edinilen
ve akü yürütmeyle öğrenilen. Bu belirleme aynı zamanda mükemmel etkinliklere ulaşabilmenin yolunu da göstermiş olmaktadır. Bu belirlemeyi bir
soru daha ekleyerek açmak istiyorum. Hangi tür erdemler geliştirilmek durumundadır? Bu soruya Aristoteles'in verdiği yanıt, iyi yaşama yol açacak tüm erdemler şeklindedir. Bu konuda Polit ika'smda uzun bir liste vardır: Cesaret, Ölçülülük, adalet, doğruluk, dostluk, haksızlığa karşı koyma, espri yeteneği, ruh yüceliği, vb. bunlardan birkaçıdır.

Zihinsel erdemler öğretim yoluyla kazanılabilir. Bu nedenle zaman ve deneyim gerektirir. Diğerleri ise yalnızca öğretimle gerçekleştirilemez. Alışkanlık
kazandırma ya da uygulama yoluyla öğretilebilirler. Yani, ahlaksal erdemler alışkanlık kazanma sonucu ortaya çıkar; belirli duygu ve istemleri denetim
altında tutmakla gerçekleşir. Oysa insan için en yüksek ve gerçek mutluluk, kuramsal bilim ve felsefede anlığın hiçbir kayıt ve sınırlama altında kalmadan yaşama geçirilmesinde yatar. Ahlaksal erdemlerin doğası ise 'altın orta' ya da bir tür dengedir. Bu nedenle doğru eylemler kendilerine göre değil aşırılıklarına göre değerlendirilebilir. Bu noktada Aristoteles'in erekçi mi (teleologist) yoksa deontologist mi olduğu tartışılmaktadır. Bu konuda ayrıntıya girmek istemiyorum. Ancak O'na göre öfke, para harcama, yemek yeme gibi konularda kişi iki şekilde yanılabilir; aşırıya kaçmak ya da eksik davranmak.Ve bu nedenle doğru yol ölçülü olmakta yatmaktadır. Her bir erdem için iki kusur söz konusudur. Ancak 'altın orta' herkes için aynı değildir; görecelik vardır. Söz gelimi, 'öfke' meselesinde erdemli davranış kızgınlık ile kayıtsızlık arasında bir orta yoldur . Tehlike karşısında cesaret erdemi atılganlık ile korkaklık arasında bir orta yoldur. Bu, ünlü 'altın orta' doktrinidir. Ancak gerçekten bize ahlaksal mükemmel eylemin ölçütünü vermekte midir? Öyle görülüyor ki, iki aşırılık arasında orta noktayı bulacak matematiksel bir formül söz konusu değildir. Aristoteles'in bu konudaki yakıaşımı şudur: "...Herhangi birşeyde ortayı bulmak güçtür... herkes kızabilir... ancak doğru kişiye, yeterince, doğru zamanda ve doğru bir şekilde kızmak kolay değildir..."(Ethics, II, 9, 1109a.)- Başka bir deyişle, 'ortayol'un ne olduğunu anlamaya çalışarak 'doğru'nun ne olduğunu bulamayız; doğru'nun ne olduğunu anlayarak 'orta yol'u bulmak durumundayız. Burada doğru eylem matematiksel bir formül ile değil geometrik bir orantı ile belirlenmiş bir 'orta yol'dur. Başka bir deyişle, ahlaksal mükemmel eylemde benim ölçüm başkasıdır; söz gelimi, sindirim güçlerin normal insanın ki gibiyse alman gereken besin miktarı da normal insanın gereksinim duyacağı miktarda olacaktır. Konu çocuk olduğunda cevap için öğretmenine gidebilir, ancak öğretmenin ölçütü nedir? Nasıl bilmektedir? Zaman zaman Aristoteles'in verdiği yanıt şöyledir; 'iyi insan' doğru olanın ölçüsüdür; yani, iyi insanın doğru olduğunu düşündüğü şey doğrudur. Belki de böyledir ancak o zaman ilk önce 'iyi insan'in kim olduğınu belirlemek için bir ölçütümüz olmalıdır ve problem de burada yatmaktadır.

Görülen o ki, izlenecek orta yolu ya da yapılacak doğru şeyi belirlemede hiçbir ölçüt ya da ilke bulunmamaktadır; bunu kişi ancak her bir özel durumda
bu tür sezgi ile, ahlak duygusu ile ya da tecrübe ve eğitimle kazanılan mükemmellik duygusu ile söyleyebilir. Önemli olan doğru ya da soylu olanı yapmada zevk duyma eğilimini geliştirmektir. Şayet insan tüm tercih ve eylemlerinde bu eğilimi gösterirse kendisi ve eylemleri tam olarak doğru ya da iyidir. Kuşkusuz insanlar ve eylemleri salt doğru olanı yapmaya çalıştıklarından dolayı ahlaksal olarak mükemmel değildir; aynı zamanda gerçekten doğru olanı yapıyor olmaları gerekir. Başka bir deyişle, iyi niyet kadar bilgi de gereklidir. Burada kanımca ortaya çıkan sorun ölçen, biçen, hesaplı bir akıl tutumunun önerilmesidir. Bunun ise gençlerden çok orta yaşlılara uygun olduğu da düşünülebilir. Fedakarlık, kahramanlık durumları söz konusu olduğunda bu ilkenin yeterliği tartışmalı olmaktadır.

Özetle, insan yaşamının amacı ve buna nasıl ulaşılabileceği sorunu Aristoteles'in temel sorunudur. Bu soru ve sorun kaçınılmaz olarak bir eğitim tartışmasını da gündeme getirmektedir. İnsanın gelişimi kendi ellerindedir. Bunoktada Aristoteles'te varoluşçu motifler gözlenmektedir. Akıl gücüne sahip bir varlık olarak insan kendi gelişiminin yönünü belirlemede bir ayrıcalığa ve sorumluluğa sahip olarak görülmektedir. 'Batı felsefesi Platon ve Aristoteles'e düşülen bir dipnottan ibarettir' belirlemesi bu bağlamda da geçerliğini sürdürmektedir. John Dwey incelendiğinde bu daha da açık olarak gözlenmektedir .'Yaparak-yaşayarak öğrenme' ilkesi buna bir örnektir. Oysa Aristoteles bu ilkeyi 'ahlaksal erdemler' alanı için öngörmektedir.
Sözün özü, Aristoteles'in deştiği sorun hala önemini korumaktadır. Şayet insanın eğitimiyle uğraşanlar birçok meşguliyetleri arasında bir an için durup
'tüm bunları ne amaçla yapıyorum?' diye kendilerine bir soru yöneltebilirlerse, sanıyorum, işlevlerini daha yetkin kılma yolu da açılmış olacaktır.

KAYNAKLAR
Aristoteles. Politika (çev. Mete Tuncay), Remzi Kitabevi yayını, İst.
1983.
Emest Barker. The Politics of Aristotle, New York: Galaxy Books, Oxford
University Press, 1962.
Bedia Akarsu. Ahlak Öğretileri, Remzi Kitabevi, İst. 1982.
H.H. Joachim. Aristotle: The Nichomachaen Ethics, Oxford: The Clarendon
Press, 1951.
Mübahat Türker-Küyel. Aristoteles ve Farabi'nin Varlık ve Düşünce
Öğretileri, DTCF Yayını, Ankara 1969.
W. D. Ross, Aristotle, Cleveland: Meridian Book, Inc., The World Publishing
Company, 1959.
W.K.C.Guthrie. The Greek Philosophers-From Thaïes to Aristotle, Methuen
and co ltd, London 1967.
F.E.Peters. Greek Philosophical Terms:A Historical Lexicon, New York
University Press.
Jacques Maritain. Education at the Crossroads, New Haven: Yale Paperbounds,
Yale University Press, 1960.
William K.Frankena. Three Historical Philosophies of Education, Keystones
of Education Series, Scott, Foresman and Company, Glenview, Illinois,
1965.

FELSEFE DÜNYASI, SAYI: 9, EKİM 1993
*. 1993 Felsefe Kongresinde sunulan bildiridir.
**. Ankara Üniversitesi, Felsefe Doçenti.
 
Durum
Üzgünüz bu konu cevaplar için kapatılmıştır...


Üst Alt