Doğuş Pertez
Emekli Yönetici
87 oğuz - Rakım Çalapa ( Kitap Özeti )
Kitabın Adı:87 OĞUZ
Kitabın Yazarı:RAKIM ÇALAPALA
Kitabın Yazılma Yılı: 2006
Kitabın Yayınevi: ATLAS KİTABEVİ
Kitabın Basım Yılı: Ocak 1995
Sayfa Sayısı:140 sayfa
Kitabın Konusu: oğuz 4. sınıf öğrencisidir. zeki , yaramaz , sevimli , şiir okumaya ve tarihe meraklı sosyal faaliyetleri olan bir çocuktur ve kitap oğuzun okulda ve aile hayatındaki yaşantısını anlatır..
Kitabın Özeti:
Oğuzun annesi Hanİfe Hanım, sabah uykusundan bir zil sesi ile uyanır, kapıya koşar, kimse yoktur. Sesin Oğuzun odasından geldiğini anlayınca yukarı çıkar. Oğuz mışıl mışıl uyuyordur, onu uyamdırır. Oğuz hemen yataktan fırlar ve çantasını hazırlamaya başlar, çünkü artık okul başlıyordur. Yaramazlığı ile ün yapmış oğlunun okul için böyle sorumluluk bilinci içinde hareket etmesi, Hanife Hanımı hayrete düşürmüştür. Ama ne olursa olsun her türlü yaramazlığına rağmen, Oğuz hiçbir zaman okulunu ihmal etmemiştir.. Hanife hanım bundan çok mutluluk duyar.
Oğuz çok mutludur artık okula başlamıştır. Dördüncü sınıfa gidiyordur. Kalabalık sokaklardan geçerek okulun bahçesine gelir. Hemen herkes hep bir ağızdan Oooo 87 Oğuz! diyerek etrafını çevirirler. Oğuzu tanımayan öğrenci yoktur. Fakat özellikle kızlarla hiç geçinemez, her fırsatta onlara karşı muziplikler yapar.
Öğretmen Nezihe Hanım sınıfa girer. Tek tek çocuklara bakar.
Nezihe öğretmen hemen dersleri başlatmıştır. Çocuklar en çok tarihe ilgi duyuyorlardı. Oğuz dersleri can kulağı ile dinliyordur, öğretmenin sorduğu her soruya önce cevap verir.
aradan üçgün geçer Oğuzda defter, kitap yoktur ancak öğretmen hep sorular sorduğu, Oğuz da iyi dinlediği için dersleri iyi oluyordur. Yaramazlık ise aynı şekilde devam ediyordur
daha sonra El bebek gül bebek Selim isimli bir çocuk geldi, etti kırk dokuz. Annesi, Nezihe öğretmene rica üstüne rica ediyordu
Genç öğretmen, yeni öğrenci Selimin annesi ayrıldıktan sonra, kendi kendine şunları düşünüyordu: Ne yaparsın, ana kalbi, böyle söylemek lâzım.. .Halbuki bir çocuğa, başka bir çocuktan daha çok önem vermek olur mu hiç?!.. Okul çocukların dünyasıdır. Orası onu kendine uydurur. Böyle üstüne üflene üflene büyütülen bir çocuk; yarın zayıf, pısırık bir adam olacaktır. Halbuki Türkiye Cumhuriyetini yük seltmek İçİn atılgan, cesur, çelik vücutlu ve çelik kafalı gençler lâzım!
Yeni Bir Arkadaş: 351 Selim:
Nezihe Hanım, arkasında ür kek ürkek duran Selimle beraber sınıfa girdiler. Nezihe Hanım Selimi arkadaşlarına tanıttı ve nereye oturtacağını düşünmeye başladı. Nihayet, Oğuzun yanında karar kıldı. Varlığın, İtinanın ve büyük bir sevginin meydana çıkardığı incecik boyunlu, bembeyaz yüzlü, çekingen fakat çok kibar giyimli çocuğu aldı Yoksulluğun, ihmalin ve kırbaç gibi bir hayatın meydana çıkardığı yanaklarından kan fışkıran, sert bakışlı, dik sesli, fakat pantolonu dört yamalı ve suratı çamurlu çocuğun yanına oturttu.
Derste olsun, bahçede olsun öğrencilerin yeni ilgi odağı Selimdi. Öğretmen tahtaya kaldırmış, bazı sorular sormuştu. Selimin bilemediği soruların hepsini, Oğuz biliyordu.
Okulda öğle yemeğinde bütün öğrencilerin ufacık paketlerine baktığınızda toplam şu dört çeşit yiyeceği görüyordunuz: Peynir, zeytin, yumurta, helva. Bugün öğle yemeğinde de hep bunlar vardı. Ama o da ne? Bir hizmetçi kız gelmiş. Kız önce Selimin oturacağı yerin altına bir bez sarmış ona hitmet etmiş
Her gün gürültü ve iştahla zeytinlerini yahut helvalarını yiyen çocuklara acı bir sessizlik çökmüştü Bütün çocuklar iki dakikanın içinde yemeklerini bitirip sessizce dışarıya çıktılar.
Fatinin elinde bulunan top, Oğuz kapmaya çalıştığı için birden fırlayıp, su birikintisine düşerek oradan geçmekte olan Selimin üzerine çamurlu suları sıçratmış, güzelim elbiseleri çamur deryası olmuştu.
Ertesi Sabah Oğuz, türkü söyleye söyleye okula geliyordu. Birden, hizmetçi kız ile birlikte gelen Selimi gördü. Üzerindeki elbise dünkünden de şıktı .Derslerde Selim hiçbir şey bilemiyordu. Öğretmen arkadaşlarına sormasını istiyordu. Mecburen Oğuza sordu. Oğuz ise ona yanlış cevap Öğreterek, bir bakıma intikam aldı. Öğretmen bu duruma çok kızdığını, Oğuza bakışlarıyla belli etti.
Günler geçip gidiyordu. Selimin annesi sık sık okula gelip çocuğunun durumunu soruyordu. Çelişkiye bakın ki, çocuğunu sormayan velilerin çocuklarının durumu iyi, çok ilgilenenin çocu ğunun dersleri ise kötü idi. Nezihe Hanım, Selimin durumunu annesine anlattı ve çok çalışması gerektiğini söyledi.
Bir gün Cumhuriyet Bayramı gezisi için Taksim Meydanına gideceklerdi. Öğretmen tembihlediği için, herkes cicili bicili gel mişti. Bir tek Oğuz aynı. Öğretmen, aldı elini yüzünü yıkadı. Elbi selerini fırçaladı, sağını solunu düzeltti. Oğuz rahatsız olmuştu ama biraz da adama benzemiştİ.
Tramvaya binip Taksime geldiler. Hayranlıkla Atatürk ve yanındakilere bakıyor, birbirlerine Bak Atatürk, bak yanındaki İsmet Paşa, bak Fevzi Paşa! diye gösteriyorlardı.
Birdenbire herkes durdu; çünkü Oğuz heykelin üstüne tır manmış ve marş söylüyordu. Marş bitince, öğrenciler, öğretmen, bütün halk Oğuzu alkışladılar. Nezihe Öğretmen çok duygulan mış ve çok gururlanmıştı .
Havalar bozmuş, mevsim kışa dönmüştü. Oğuz yine aynı ta banı delik ayakkabılar, sağı solu yırtık pantolon ve ceketle okula gelip gidiyordu.
Bir gün öğretmen onları Sultanahmete müzeye götüreceğini, ancak bedava tramvay olmadığı için yürüyerek gidip gelecekleri ni söyledi. Selimin annesi bunu duyunca, gelip Nezihe öğretmen le konuşmaya çalıştı. Nezihe Öğretmen: Sizin Selim, bizim Selim yok Biz burada çocukları sadece okutmuyoruz İnsan yapıyoruz. Okul bir insan fabrıkastdır. Oranın mühendislerine biraz da güvenmelisiniz. Selimin annesine, girmekten başka bir yol kalmamıştı, Son bir kez dönüp, Selimin babası tramvay paralarını ödemek istiyor. dedi. Öğretmen Öğrencilere sorayım. deyip, sordu. Hep bir ağızdan Yürüyeceğiz ! dediler.
Müzeyi ilgi ile gezdiler. Her eser için öğretmenlerinden ayrı ayrı bilgi aldılar
Sene ortasında karneler dağıtılmış, öğretmen Oğuza Türkçe dersinden orta not vermişti. Oğuz buna çok içerledi
Ders yılı sonu yaklaştıkça müsamere hazırlığına başladılar. Öğrenciler, velilere gösteri yapacaklardı Ve o gün gelip çattı. Oğuzun annesi ve babası da en önde seyredenler arasındaydılar.
Çok güzel oyunlar oynandı. Gecenin yıldızı Oğuzdu. Nezi he Hanım da oyunun sonunda velilere bir konuşma yaptı. Herkes Çok memnun kalmıştı.
Günlerdir Selim okula gelmiyordu. Sebebi anlaşıldı, babası ölmüştü. Çocuk öğrenmesin diye onu başka yere göndermişlerdi. Nihayet günler sonra gelebildi. Bütün çocuklar Selimin acısını ve üzüntüsünü hafifletmek için ellerinden geleni yaptılar. Hele O-ğuz, Selimin en iyi arkadaşı oldu. Artık hiçbir şeyleri kalmadığı İçin fakirleşen Selimi hizmetçi kız getiremediği için, Oğuz her gün evinden alıyor, birlikte okula geliyorlardı.
Oğuzda da bayağı değişmeler başlamıştı. Artık, üstüne ba-Şina özen gösteriyordu. Bu arada, her gün Selime ders çalıştırı yordu. Selimin annesi bu durumdan çok hoşnuttu. Selime say gıyla karışık bir sevgi besliyordu.
Oğuzun bu yardımları boşa gitmemiş, Selim derslerinde epeyce ilerlemişti. Sene sonunda sınıflarını geçtiler. Karneler dağı tıldığında öğretmenleri çok güzel bir konuşma yaptı ve sınıf bi rincisini de açıkladı; 87 Oğuz
Sevinç içinde önce Selimin evine, sonra da Oğuzun evine koştular, herkes çok sevinmişti
Kitabın Yorumu:Okuldaki arkadaşlarımızı sevmeli ayrım yapmamalı , yardımlaşmalı,kimseye kötü şeyler yapmamalı,öğretmenlerimizin sözünü dinlemeliyiz
Kitabın Yazarı:RAKIM ÇALAPALA
Kitabın Yazılma Yılı: 2006
Kitabın Yayınevi: ATLAS KİTABEVİ
Kitabın Basım Yılı: Ocak 1995
Sayfa Sayısı:140 sayfa
Kitabın Konusu: oğuz 4. sınıf öğrencisidir. zeki , yaramaz , sevimli , şiir okumaya ve tarihe meraklı sosyal faaliyetleri olan bir çocuktur ve kitap oğuzun okulda ve aile hayatındaki yaşantısını anlatır..
Kitabın Özeti:
Oğuzun annesi Hanİfe Hanım, sabah uykusundan bir zil sesi ile uyanır, kapıya koşar, kimse yoktur. Sesin Oğuzun odasından geldiğini anlayınca yukarı çıkar. Oğuz mışıl mışıl uyuyordur, onu uyamdırır. Oğuz hemen yataktan fırlar ve çantasını hazırlamaya başlar, çünkü artık okul başlıyordur. Yaramazlığı ile ün yapmış oğlunun okul için böyle sorumluluk bilinci içinde hareket etmesi, Hanife Hanımı hayrete düşürmüştür. Ama ne olursa olsun her türlü yaramazlığına rağmen, Oğuz hiçbir zaman okulunu ihmal etmemiştir.. Hanife hanım bundan çok mutluluk duyar.
Oğuz çok mutludur artık okula başlamıştır. Dördüncü sınıfa gidiyordur. Kalabalık sokaklardan geçerek okulun bahçesine gelir. Hemen herkes hep bir ağızdan Oooo 87 Oğuz! diyerek etrafını çevirirler. Oğuzu tanımayan öğrenci yoktur. Fakat özellikle kızlarla hiç geçinemez, her fırsatta onlara karşı muziplikler yapar.
Öğretmen Nezihe Hanım sınıfa girer. Tek tek çocuklara bakar.
Nezihe öğretmen hemen dersleri başlatmıştır. Çocuklar en çok tarihe ilgi duyuyorlardı. Oğuz dersleri can kulağı ile dinliyordur, öğretmenin sorduğu her soruya önce cevap verir.
aradan üçgün geçer Oğuzda defter, kitap yoktur ancak öğretmen hep sorular sorduğu, Oğuz da iyi dinlediği için dersleri iyi oluyordur. Yaramazlık ise aynı şekilde devam ediyordur
daha sonra El bebek gül bebek Selim isimli bir çocuk geldi, etti kırk dokuz. Annesi, Nezihe öğretmene rica üstüne rica ediyordu
Genç öğretmen, yeni öğrenci Selimin annesi ayrıldıktan sonra, kendi kendine şunları düşünüyordu: Ne yaparsın, ana kalbi, böyle söylemek lâzım.. .Halbuki bir çocuğa, başka bir çocuktan daha çok önem vermek olur mu hiç?!.. Okul çocukların dünyasıdır. Orası onu kendine uydurur. Böyle üstüne üflene üflene büyütülen bir çocuk; yarın zayıf, pısırık bir adam olacaktır. Halbuki Türkiye Cumhuriyetini yük seltmek İçİn atılgan, cesur, çelik vücutlu ve çelik kafalı gençler lâzım!
Yeni Bir Arkadaş: 351 Selim:
Nezihe Hanım, arkasında ür kek ürkek duran Selimle beraber sınıfa girdiler. Nezihe Hanım Selimi arkadaşlarına tanıttı ve nereye oturtacağını düşünmeye başladı. Nihayet, Oğuzun yanında karar kıldı. Varlığın, İtinanın ve büyük bir sevginin meydana çıkardığı incecik boyunlu, bembeyaz yüzlü, çekingen fakat çok kibar giyimli çocuğu aldı Yoksulluğun, ihmalin ve kırbaç gibi bir hayatın meydana çıkardığı yanaklarından kan fışkıran, sert bakışlı, dik sesli, fakat pantolonu dört yamalı ve suratı çamurlu çocuğun yanına oturttu.
Derste olsun, bahçede olsun öğrencilerin yeni ilgi odağı Selimdi. Öğretmen tahtaya kaldırmış, bazı sorular sormuştu. Selimin bilemediği soruların hepsini, Oğuz biliyordu.
Okulda öğle yemeğinde bütün öğrencilerin ufacık paketlerine baktığınızda toplam şu dört çeşit yiyeceği görüyordunuz: Peynir, zeytin, yumurta, helva. Bugün öğle yemeğinde de hep bunlar vardı. Ama o da ne? Bir hizmetçi kız gelmiş. Kız önce Selimin oturacağı yerin altına bir bez sarmış ona hitmet etmiş
Her gün gürültü ve iştahla zeytinlerini yahut helvalarını yiyen çocuklara acı bir sessizlik çökmüştü Bütün çocuklar iki dakikanın içinde yemeklerini bitirip sessizce dışarıya çıktılar.
Fatinin elinde bulunan top, Oğuz kapmaya çalıştığı için birden fırlayıp, su birikintisine düşerek oradan geçmekte olan Selimin üzerine çamurlu suları sıçratmış, güzelim elbiseleri çamur deryası olmuştu.
Ertesi Sabah Oğuz, türkü söyleye söyleye okula geliyordu. Birden, hizmetçi kız ile birlikte gelen Selimi gördü. Üzerindeki elbise dünkünden de şıktı .Derslerde Selim hiçbir şey bilemiyordu. Öğretmen arkadaşlarına sormasını istiyordu. Mecburen Oğuza sordu. Oğuz ise ona yanlış cevap Öğreterek, bir bakıma intikam aldı. Öğretmen bu duruma çok kızdığını, Oğuza bakışlarıyla belli etti.
Günler geçip gidiyordu. Selimin annesi sık sık okula gelip çocuğunun durumunu soruyordu. Çelişkiye bakın ki, çocuğunu sormayan velilerin çocuklarının durumu iyi, çok ilgilenenin çocu ğunun dersleri ise kötü idi. Nezihe Hanım, Selimin durumunu annesine anlattı ve çok çalışması gerektiğini söyledi.
Bir gün Cumhuriyet Bayramı gezisi için Taksim Meydanına gideceklerdi. Öğretmen tembihlediği için, herkes cicili bicili gel mişti. Bir tek Oğuz aynı. Öğretmen, aldı elini yüzünü yıkadı. Elbi selerini fırçaladı, sağını solunu düzeltti. Oğuz rahatsız olmuştu ama biraz da adama benzemiştİ.
Tramvaya binip Taksime geldiler. Hayranlıkla Atatürk ve yanındakilere bakıyor, birbirlerine Bak Atatürk, bak yanındaki İsmet Paşa, bak Fevzi Paşa! diye gösteriyorlardı.
Birdenbire herkes durdu; çünkü Oğuz heykelin üstüne tır manmış ve marş söylüyordu. Marş bitince, öğrenciler, öğretmen, bütün halk Oğuzu alkışladılar. Nezihe Öğretmen çok duygulan mış ve çok gururlanmıştı .
Havalar bozmuş, mevsim kışa dönmüştü. Oğuz yine aynı ta banı delik ayakkabılar, sağı solu yırtık pantolon ve ceketle okula gelip gidiyordu.
Bir gün öğretmen onları Sultanahmete müzeye götüreceğini, ancak bedava tramvay olmadığı için yürüyerek gidip gelecekleri ni söyledi. Selimin annesi bunu duyunca, gelip Nezihe öğretmen le konuşmaya çalıştı. Nezihe Öğretmen: Sizin Selim, bizim Selim yok Biz burada çocukları sadece okutmuyoruz İnsan yapıyoruz. Okul bir insan fabrıkastdır. Oranın mühendislerine biraz da güvenmelisiniz. Selimin annesine, girmekten başka bir yol kalmamıştı, Son bir kez dönüp, Selimin babası tramvay paralarını ödemek istiyor. dedi. Öğretmen Öğrencilere sorayım. deyip, sordu. Hep bir ağızdan Yürüyeceğiz ! dediler.
Müzeyi ilgi ile gezdiler. Her eser için öğretmenlerinden ayrı ayrı bilgi aldılar
Sene ortasında karneler dağıtılmış, öğretmen Oğuza Türkçe dersinden orta not vermişti. Oğuz buna çok içerledi
Ders yılı sonu yaklaştıkça müsamere hazırlığına başladılar. Öğrenciler, velilere gösteri yapacaklardı Ve o gün gelip çattı. Oğuzun annesi ve babası da en önde seyredenler arasındaydılar.
Çok güzel oyunlar oynandı. Gecenin yıldızı Oğuzdu. Nezi he Hanım da oyunun sonunda velilere bir konuşma yaptı. Herkes Çok memnun kalmıştı.
Günlerdir Selim okula gelmiyordu. Sebebi anlaşıldı, babası ölmüştü. Çocuk öğrenmesin diye onu başka yere göndermişlerdi. Nihayet günler sonra gelebildi. Bütün çocuklar Selimin acısını ve üzüntüsünü hafifletmek için ellerinden geleni yaptılar. Hele O-ğuz, Selimin en iyi arkadaşı oldu. Artık hiçbir şeyleri kalmadığı İçin fakirleşen Selimi hizmetçi kız getiremediği için, Oğuz her gün evinden alıyor, birlikte okula geliyorlardı.
Oğuzda da bayağı değişmeler başlamıştı. Artık, üstüne ba-Şina özen gösteriyordu. Bu arada, her gün Selime ders çalıştırı yordu. Selimin annesi bu durumdan çok hoşnuttu. Selime say gıyla karışık bir sevgi besliyordu.
Oğuzun bu yardımları boşa gitmemiş, Selim derslerinde epeyce ilerlemişti. Sene sonunda sınıflarını geçtiler. Karneler dağı tıldığında öğretmenleri çok güzel bir konuşma yaptı ve sınıf bi rincisini de açıkladı; 87 Oğuz
Sevinç içinde önce Selimin evine, sonra da Oğuzun evine koştular, herkes çok sevinmişti
Kitabın Yorumu:Okuldaki arkadaşlarımızı sevmeli ayrım yapmamalı , yardımlaşmalı,kimseye kötü şeyler yapmamalı,öğretmenlerimizin sözünü dinlemeliyiz
