Haydar
Emekli Yönetici
30 kene türüne dikkat!
7/28/2012 Bilinen 878 kene türünden 30’u hastalık taşıdığı
bildirildi Dünyada bilinen 878 kene türünden 30'unun
hastalık etkeni taşıdığı bildirildi. Enfeksiyon
Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr.
Mustafa Fevzi Özsoy, Kırım-Kongo Kanamalı Ateşi
(KKKA)'nin ilk olarak 1944'te tanımlandığını
söyledi. Bugün için dünyada bilinen 878 kene türünden
30'unun hastalık etkeni taşıdığını ve özellikle
'hyalomma marginatum' türünün KKKA hastalığına
neden olduğunu belirten Uzm. Dr. Özsoy, etkenin
insanlara bulaşmasında en önemli yolun kene
tutunması olduğunu kaydetti. "SÜT EMEN FARELER HARİÇ HAYVANLARDA
HASTALIK YAPMAZ" Dr. Özsoy, viremik 'virisün kanda bulunduğu
dönemdeki hayvanların ya da insanların enfekte
doku veya kanı ile mukoza veya bütünlüğü
bozulmuş deriden temas ile de bulaşma olduğunu
dile getirdi. Özsoy şöyle devam etti: "Anneden bebeğe
horizontal geçiş bildirilmiş olup ev içi bulaşın
önlenmesi için koruyucu tedbirlerin alınması
önemlidir. En riskli grubu özellikle hayvanlarla
uğraşanlar, tarımla uğraşan çiftçiler ve sağlık
personeli oluşturmaktadır. KKKA süt emen fareler hariç hayvanlarda hastalık yapmaz. Sadece
insanlarda hastalık yapar. Asemptomatik
enfeksiyondan şiddetli kanamalara ve ölüme kadar
değişen bir hastalık tablosuna neden olabilir.
İnkübasyon süresi 2–9 gün arasında olup bu süre
virüsün giriş yoluna, alınan virüs miktarına ve konağının immünitesine bağlı olarak değişir.
Hastalık ani başlayan yüksek ateş, baş ağrısı,
halsizlik, iştahsızlık, eklem ve kas ağrıları ile
kendini gösterir. Karın ağrısı, bulantı, kusma,
iştahsızlık, ishal ve bazen şuur değişikliği tabloya
eşlik edebilir. Genel olarak klinik tablo hafif olmakla birlikte hastaların az bir kısmında kanama
bulguları görülür. Bunlar diş eti ve burun
kanamaları, peteşi ve ekimoz gibi cilt kanamaları,
gastrointestinal ve genitoüriner sistem, akciğer ve
beyin kanamalarıdır." Ölüm vakalarının genellikle hastalığın ikinci
haftasında görüldüğünü anlatan Uzm. Dr. Özsoy,
başlıca nedenlerinin kanamalar ve organ
yetmezlikleri olduğunu kaydetti. Yaşayan hastaların genellikle iki haftada sekelsiz
iyileştiğini ve kronikleşme görülmediğini belirten
Dr. Mustafa Fevzi Özsoy, "Hastalık genel olarak
kendi kendini sınırlamakla birlikte, ölüm oranı
yüzde 3–30 arasında değişmektedir. Özellikle
mortal seyreden hastalarda hastalığın ilk günlerinde antikorlarının ölçülebilir düzeye
ulaşamaması nedeni ile tanı için kan veya dokudan
virüs saptanabilir. (RT-PCR) yöntemi gibi virüsün
nükleik asidini saptamaya yönelik yöntemler
tanıda daha sık kullanılmakta olup kandaki virüs
yükünü de gösterebilmesi nedeniyle daha kullanışlıdır. Hastalığın esas tedavisi destek
tedavisidir. Sıvı ve elektrolit desteğinin
sağlanması, gerekli olduğu durumlarda kan ve kan
ürünleri replasmanı yapılması gereklidir. Solunum
yetmezliği durumunda mekanik ventilasyon
desteği, böbrek yetmezliği geliştiğinde de hemodiyaliz uygulanmalıdır. KKKA tedavisinde
hastalığı geçiren sağlıklı donörlerden elde edilen
hiperimmünglobülin uygulamasının tedavide ümit
verici olduğu belirtilmiştir." dedi. KENELER, NİSAN-EKİM AYINDA AKTİFTİRLER Hastalıktan korunmada en önemli faktörün virüs
ile teması önleyerek hastalığın bulaştırıcılığını
engellemek olduğunu hatırlatan Uzm. Dr. Özsoy,
endemik bölgede yaşayan kişilerin hastalık
konusunda bilgilendirilmesi gerektiğini vurguladı. Mümkün olduğunca kenenin bulunduğu alanlardan
kaçınılması ve vücutta günlük kene kontrolü
yapılmasının anlatılması gerektiğine işaret eden
Dr. Özsoy, şu tavsiyelerde bulundu: "Keneler genellikle nisan-ekim aylarında aktiftirler
ve salgınlara yol açarlar. Kenelerin bulunduğu
otlaklar, çalı çırpı alanları, su kenarları, hayvan
barınakları, orman alanları gibi bölgelerden uzak
durmak veya önlem alarak uzun kollu elbiseler
giyerek lastik çizme, çorap giymeli, pantolon paçaları çorap içine sokulmalıdır. Vücut ve giysiler
sık sık kene yönünden kontrol edilmelidir. Vücuda
yapışan keneler ucu eğri pense veya cımbızla
kenenin ağız kısmından tutularak çivi çıkarır
tarzda ve dik bir şekilde kafası koparılmadan ve
ezilmeden çıkarılmalıdır. Kenenin üzerine alkol, eter, sabun vs sürülmemeli, kimyasal veya fiziksel
ajan uygulanmamalıdır. Kenenin ezilmemesine
özen gösterilmelidir. Kene vücuttan ne kadar kısa
sürede çıkarılırsa hastalık riski de o kadar
azalmaktadır." CİHAN
bildirildi Dünyada bilinen 878 kene türünden 30'unun
hastalık etkeni taşıdığı bildirildi. Enfeksiyon
Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr.
Mustafa Fevzi Özsoy, Kırım-Kongo Kanamalı Ateşi
(KKKA)'nin ilk olarak 1944'te tanımlandığını
söyledi. Bugün için dünyada bilinen 878 kene türünden
30'unun hastalık etkeni taşıdığını ve özellikle
'hyalomma marginatum' türünün KKKA hastalığına
neden olduğunu belirten Uzm. Dr. Özsoy, etkenin
insanlara bulaşmasında en önemli yolun kene
tutunması olduğunu kaydetti. "SÜT EMEN FARELER HARİÇ HAYVANLARDA
HASTALIK YAPMAZ" Dr. Özsoy, viremik 'virisün kanda bulunduğu
dönemdeki hayvanların ya da insanların enfekte
doku veya kanı ile mukoza veya bütünlüğü
bozulmuş deriden temas ile de bulaşma olduğunu
dile getirdi. Özsoy şöyle devam etti: "Anneden bebeğe
horizontal geçiş bildirilmiş olup ev içi bulaşın
önlenmesi için koruyucu tedbirlerin alınması
önemlidir. En riskli grubu özellikle hayvanlarla
uğraşanlar, tarımla uğraşan çiftçiler ve sağlık
personeli oluşturmaktadır. KKKA süt emen fareler hariç hayvanlarda hastalık yapmaz. Sadece
insanlarda hastalık yapar. Asemptomatik
enfeksiyondan şiddetli kanamalara ve ölüme kadar
değişen bir hastalık tablosuna neden olabilir.
İnkübasyon süresi 2–9 gün arasında olup bu süre
virüsün giriş yoluna, alınan virüs miktarına ve konağının immünitesine bağlı olarak değişir.
Hastalık ani başlayan yüksek ateş, baş ağrısı,
halsizlik, iştahsızlık, eklem ve kas ağrıları ile
kendini gösterir. Karın ağrısı, bulantı, kusma,
iştahsızlık, ishal ve bazen şuur değişikliği tabloya
eşlik edebilir. Genel olarak klinik tablo hafif olmakla birlikte hastaların az bir kısmında kanama
bulguları görülür. Bunlar diş eti ve burun
kanamaları, peteşi ve ekimoz gibi cilt kanamaları,
gastrointestinal ve genitoüriner sistem, akciğer ve
beyin kanamalarıdır." Ölüm vakalarının genellikle hastalığın ikinci
haftasında görüldüğünü anlatan Uzm. Dr. Özsoy,
başlıca nedenlerinin kanamalar ve organ
yetmezlikleri olduğunu kaydetti. Yaşayan hastaların genellikle iki haftada sekelsiz
iyileştiğini ve kronikleşme görülmediğini belirten
Dr. Mustafa Fevzi Özsoy, "Hastalık genel olarak
kendi kendini sınırlamakla birlikte, ölüm oranı
yüzde 3–30 arasında değişmektedir. Özellikle
mortal seyreden hastalarda hastalığın ilk günlerinde antikorlarının ölçülebilir düzeye
ulaşamaması nedeni ile tanı için kan veya dokudan
virüs saptanabilir. (RT-PCR) yöntemi gibi virüsün
nükleik asidini saptamaya yönelik yöntemler
tanıda daha sık kullanılmakta olup kandaki virüs
yükünü de gösterebilmesi nedeniyle daha kullanışlıdır. Hastalığın esas tedavisi destek
tedavisidir. Sıvı ve elektrolit desteğinin
sağlanması, gerekli olduğu durumlarda kan ve kan
ürünleri replasmanı yapılması gereklidir. Solunum
yetmezliği durumunda mekanik ventilasyon
desteği, böbrek yetmezliği geliştiğinde de hemodiyaliz uygulanmalıdır. KKKA tedavisinde
hastalığı geçiren sağlıklı donörlerden elde edilen
hiperimmünglobülin uygulamasının tedavide ümit
verici olduğu belirtilmiştir." dedi. KENELER, NİSAN-EKİM AYINDA AKTİFTİRLER Hastalıktan korunmada en önemli faktörün virüs
ile teması önleyerek hastalığın bulaştırıcılığını
engellemek olduğunu hatırlatan Uzm. Dr. Özsoy,
endemik bölgede yaşayan kişilerin hastalık
konusunda bilgilendirilmesi gerektiğini vurguladı. Mümkün olduğunca kenenin bulunduğu alanlardan
kaçınılması ve vücutta günlük kene kontrolü
yapılmasının anlatılması gerektiğine işaret eden
Dr. Özsoy, şu tavsiyelerde bulundu: "Keneler genellikle nisan-ekim aylarında aktiftirler
ve salgınlara yol açarlar. Kenelerin bulunduğu
otlaklar, çalı çırpı alanları, su kenarları, hayvan
barınakları, orman alanları gibi bölgelerden uzak
durmak veya önlem alarak uzun kollu elbiseler
giyerek lastik çizme, çorap giymeli, pantolon paçaları çorap içine sokulmalıdır. Vücut ve giysiler
sık sık kene yönünden kontrol edilmelidir. Vücuda
yapışan keneler ucu eğri pense veya cımbızla
kenenin ağız kısmından tutularak çivi çıkarır
tarzda ve dik bir şekilde kafası koparılmadan ve
ezilmeden çıkarılmalıdır. Kenenin üzerine alkol, eter, sabun vs sürülmemeli, kimyasal veya fiziksel
ajan uygulanmamalıdır. Kenenin ezilmemesine
özen gösterilmelidir. Kene vücuttan ne kadar kısa
sürede çıkarılırsa hastalık riski de o kadar
azalmaktadır." CİHAN
