It gibi top koştururduk, akşam 8 e kadar aylık oynardık, alman yapardık
Hep gönüllü kaleci olurdum top sektiremezdim
Taso oynardık, mahalle mahalle gezip elinde taso olan çocuklarla vs atardık
Müthiş günlerdi, her çocuğun mutlaka yaşaması gereken günler de nerdeeee ...
Ya bilgisayar vardı yine de internet yoktu o aralar, hayattan zevk aldığımız şey internet değildi ...
Çok ders çalışırdım, düşünsenize hoca şu şiiri ezberleyin dediği anda ben ezberlerdim şimdi hocaya bırak hocam kim uğraşır diyorum
Bunun ötesi var mi acaba Bizim çocuklarımız uzaylılarla maç mi atacak yoksa
Rahatlar ondan. Biz ne zor şartlarda okuduk be. Okula minübüsle giderdik şimdikiler servislerle gidiyor.
Biz tahta kalem kullanırdık şimdikiler çıkçıklı, Bizim kalemlerimiz tükenirdi şimdikilerin tikenmez,
Biz dizi izlemekten değil bağ suvarmaktan okula geç kalırdık
kalemimizi kaybedince babamıza ne diyeceğimizi düşünürdük
oyun imkanı bol olması çocuğun hayal gücüne bağlı birşey...
onun elindeki birkaç malzeme ne oyunların kapılarını açabilir...
aklıma geldi de
oktay sinanoğlu üniversiteli gençlere kızıyor...
kütüphaneyi sadece ders çalışmak ya da ödev yapmak için kullanıyorlarmış...
merak ettikleri ya da üzerinde çalıştıkları bir konunun araştırılmasını hiç kullanmıyorlar...
kendilerini geliştirmek işçin uğraşmayıp derslerde verilenlerle yetinmek acısını memleket her daim çekecek...
bunun oyunla ne alakası var...
şu alakası var...
çocuğun ders yada ödev harici yaptığı geliştirici çalışmalara oyun denir...
oyun için birşeyler öğrenmek ve diyalog kurmak zorundasın...
hatta bazıları hak arama olghusunu geliştirir...
bazıları mücadele azmini...