Dilim döndüğünce cevaplamaya çalışayım iremm hanım
Kendi içerisinde tutarlı. İnsandan örnek verelim. Günümüzde var olan modern insan
Homo Sapiens Sapiens yani siz ya da ben. Şöyle bir geçmişimize göz atalım: Ağaçlar üzerinde yaşıyorduk, vahşi hayvanlar vardı, yaşamımızı sürdürmek zorundaydık! Ve tüm canlılarda mevcut olan epigenetik'te de bulunmakta olan "Epigenetik mekanizmaların kalıtımı" konusunda da belirtildiği gibi hücreler sadece kendi kimliklerini hatırlamakla yetinmeyip bunu bölündüğü diğer hücrelere de aktarmaktadır. Ancak günümüzde dahi bu aktarımın nasıl gerçekleştiği konusunda net bir bilgimiz yoktur. Neyse, fazla açılmadan "biz"e geri dönersek, bu hücre hafızası tarafından saklanan ve dölden döle aktarılan geçmiş tecrübeler neticesinde bir önceki nesilden farklı bir genetik yapıdan farklı özellikler edinmişizdir.
Bu saydıklarım ve insanın geçmişte maruz kalabileceği önce zorluklar, sonra da kolonileşme ve birlikte yaşamanın getirdiği kolaylıklar sayesinde de günümüzdeki şeklimize kavuşmuşuzdur. Artık başka canlı türleriyle savaşmıyoruz, havalar dondurucu soğuk değil üzerimize giysiler giyiyoruz ve kıllara ihtiyacımız yok, beynimiz geliştiği ve denge duyumuz yüksek olduğu için artık iki ayak üzerinde yürüyoruz, ellerimizi kullanabildiğimiz için de ellerimiz yere temas etmesi için değil "iş yapması" için gerekli şekle geldi.
Yine yukarıdaki mantıktan hareket edersek solucanın hayatını gözönüne alırsak göreceğiz ki bir kaç milyon yıldır değişen pek fazla bir şey olmamış. Yine toprağın içinde sıcak nemli deliklerde yaşıyorlar, toprak temelli yaşıyorlar, bilinen azılı bir düşmanları yok, -ve bence gen hafızasını diğer nesillere aktaramıyorlar çünkü onlara saldıranlar genelde besin için saldırıyor, hayatta kalıp tecrübeleri bir sonraki nesle geçiremiyorlar-.
Bence tüm bunları incelediğinizde gerekli durumlarda genlerin yaşanılan duruma göre değiştiğini, gerekmediği durumda ise aynı solucandaki gibi pek fazla değişmeden mevcut şartlara karşı varolan tepkileri koruyarak günümüze kadar geldiğini düşünebiliriz.
Ayrıca solucanlara bilinçsiz denilebileceğini sanmıyorum. Diğer canlıların insanlar gibi görünen bir beyin, göz, kulak veya herhangi bir diğer uzva sahip olmadığı için bilinçsiz olarak adlandıramayız. Bu canlıların kendilerine göre mantıklı bir algı-tepki mekanizması var. Belki bizimki kadar gelişmiş ve karmaşık değil sadece 4-5 tane IF şartından oluşmuş ancak var.
Yukarıdaki kavramlar bence herhangi bir çelişki içermiyor ve bana göre gayet mantıklı. Ki size de yaklaşık olarak bunların/benzerlerinin/az bir kısmının lise de öğretildiğini düşünüyorum.
Bu arada "teori için tutarlı değil öyle olsa yasa olurdu" tanımınız içinde bir açıklık getirmek istiyorum.
Sizin demek istediğiniz sanıyorum ki "hipotez" ki bunlar da çelişkili olamaz, eğer çelişki varsa bilim dünyası tarafından değerlendirilmez ve biz duyamayız varlığını bile.
Teori (veya kuramlar), sistemli olarak düzenlenmiş bir çok şeyi açıklayan ve bir bilime temel olak kurallar bütünüdür.
Yasa (yani kanunlar) ise gözlem ve deneylerle desteklenip, kanıtlanmış genel prensiptir. Deney ve gözlemlerle örtüşen "kısıtlı ilkeler kümesi"dir ve sandığınızın aksine teori ile kanun aynı şey değildir. Aralarında kesin bir ilişki de yoktur.
Sevgiyle kalın
Eğer merak edip okumak isterseniz şu linklere bir göz atın:
Linkleri görüntülemek için kayıt olmalısınız
)
Linkleri görüntülemek için kayıt olmalısınız
Linkleri görüntülemek için kayıt olmalısınız
Linkleri görüntülemek için kayıt olmalısınız