arslansem
Üye
-
Konu Sahibi
-
Güzel bir şey---İclal Aydın
Güzel bir şey
Kimi görsem bugünlerde, “güzel bir şey yaz artık” diyorlar... Güzel bir şey yaz.
Haklılar aslında... Uzun zaman oldu burada neşeli bir şeyler yazamadım. Hastalıklar, aksilikler, kazalar, şehir yorgunluğu, kış depresyonu...
Eh, her şeyi bir kenara bırakın, ülkenin hali de pek mutluluk verici değil hani. Kötümserliğin pozitif olan karşısındaki ezici gücü her şeyi silip süpürüyor...
Her kelimenin, her adımın hesabını yapar oluyor insan...
Kötümserliğin, arka sokak niyetlerin esiri oluyor...
***
Mesela Tuğba Özay’ı Uğur Dündar’ın programında izlediğimde etkilenmiş, son derece insanca bir güdüyle ziyaret
etmek, ona mektup yazmak istemiştim.
Bunu gazeteci, oyuncu ve finansçılardan oluşan kalabalık bir ortamda dile getirdim.
O gece herkes
bir ağızdan
“Aman yapma” dedi, “yanlış anlaşılırsın,
sakın!”
Oysa o gece ekranda “hata yapmış olabilirim ama hayatımın ve özgürlüğümün kıymetini anladım” diyerek ağlayan bir genç kadın vardı... Suçu, suçsuzluğu şuyu buyu hiç önemli değildi benim için o anda. Sadece onu mutlu edebilecek, ona moral verebilecek, destek olabilecek bir şey yapmak istemiştim...
“Ağlayan her genç kadına akan şu merhametin yok mu senin” dediler.
“Herkes ve her şey için üzülünmez, merhametten maraz doğar” dediler.
“Sana ne ki, su testisi su yolunda kırılır” dediler.
“Git başka mahkûmları ziyaret et” dediler.
“Reklam yaptığını düşünürler” dediler.
“Bir bağlantın olduğuna inanırlar” dediler.
Beni bir güzel demoralize ettiler. Saf ve zararsız bir deli olduğuma inanmak üzereydim ki kendime gelip ortamı terk ettim...
***
Dün sabah gazetelerde Tuğba Özay’ın serbest bırakıldığını gördüğümde pek sevindim.
O gece nasıl üzüldüysem aynı duygunun karşılığıydı. Ki çete mete işlerine, bir yere üye olmalara, mafya hadiselerine, tetikçilere, hesapçılara, silaha ve bilumum organize hadiselere son derece uzak bir
insanım. Belki magazin sevdalısı yeni dünya düzeni içinde günümüz insanlarından biri olarak toplumsal bir sürü tepkisi verdim bilinmez...
Güzel şeyler yazmak istiyorum.
İstemez miyim?
Ama artık biliyorum ki, yazdığım her güzel
şeyin kalabalık bir
sorgulayıcısı var.
Ama artık biliyorum ki, bir kelebeğin ömrü
kadar kısadır güzel
şeylerin ömrü.
Biliyorum ki
kötüye güzelleme
akıl işidir şimdi...
Belki aklımdan zorum var. Ancak Tuba Özay’ın köprüde arabasını durdurup haykırmasını kimimiz çok artistik, çok şu çok bu bulmuş olabiliriz ama ben “güzel” buldum...
Yitirmediğiniz hiçbir şeyin kıymetini bilmeyen laklakçılardansanız beni de büyük ihtimalle
“iyimser bir salak” olarak görüyorsunuz...
Allah sizi inandırsın ben de sizi “öyle”
buluyorum!
Kimi görsem bugünlerde, “güzel bir şey yaz artık” diyorlar... Güzel bir şey yaz.
Haklılar aslında... Uzun zaman oldu burada neşeli bir şeyler yazamadım. Hastalıklar, aksilikler, kazalar, şehir yorgunluğu, kış depresyonu...
Eh, her şeyi bir kenara bırakın, ülkenin hali de pek mutluluk verici değil hani. Kötümserliğin pozitif olan karşısındaki ezici gücü her şeyi silip süpürüyor...
Her kelimenin, her adımın hesabını yapar oluyor insan...
Kötümserliğin, arka sokak niyetlerin esiri oluyor...
***
Mesela Tuğba Özay’ı Uğur Dündar’ın programında izlediğimde etkilenmiş, son derece insanca bir güdüyle ziyaret
etmek, ona mektup yazmak istemiştim.
Bunu gazeteci, oyuncu ve finansçılardan oluşan kalabalık bir ortamda dile getirdim.
O gece herkes
bir ağızdan
“Aman yapma” dedi, “yanlış anlaşılırsın,
sakın!”
Oysa o gece ekranda “hata yapmış olabilirim ama hayatımın ve özgürlüğümün kıymetini anladım” diyerek ağlayan bir genç kadın vardı... Suçu, suçsuzluğu şuyu buyu hiç önemli değildi benim için o anda. Sadece onu mutlu edebilecek, ona moral verebilecek, destek olabilecek bir şey yapmak istemiştim...
“Ağlayan her genç kadına akan şu merhametin yok mu senin” dediler.
“Herkes ve her şey için üzülünmez, merhametten maraz doğar” dediler.
“Sana ne ki, su testisi su yolunda kırılır” dediler.
“Git başka mahkûmları ziyaret et” dediler.
“Reklam yaptığını düşünürler” dediler.
“Bir bağlantın olduğuna inanırlar” dediler.
Beni bir güzel demoralize ettiler. Saf ve zararsız bir deli olduğuma inanmak üzereydim ki kendime gelip ortamı terk ettim...
***
Dün sabah gazetelerde Tuğba Özay’ın serbest bırakıldığını gördüğümde pek sevindim.
O gece nasıl üzüldüysem aynı duygunun karşılığıydı. Ki çete mete işlerine, bir yere üye olmalara, mafya hadiselerine, tetikçilere, hesapçılara, silaha ve bilumum organize hadiselere son derece uzak bir
insanım. Belki magazin sevdalısı yeni dünya düzeni içinde günümüz insanlarından biri olarak toplumsal bir sürü tepkisi verdim bilinmez...
Güzel şeyler yazmak istiyorum.
İstemez miyim?
Ama artık biliyorum ki, yazdığım her güzel
şeyin kalabalık bir
sorgulayıcısı var.
Ama artık biliyorum ki, bir kelebeğin ömrü
kadar kısadır güzel
şeylerin ömrü.
Biliyorum ki
kötüye güzelleme
akıl işidir şimdi...
Belki aklımdan zorum var. Ancak Tuba Özay’ın köprüde arabasını durdurup haykırmasını kimimiz çok artistik, çok şu çok bu bulmuş olabiliriz ama ben “güzel” buldum...
Yitirmediğiniz hiçbir şeyin kıymetini bilmeyen laklakçılardansanız beni de büyük ihtimalle
“iyimser bir salak” olarak görüyorsunuz...
Allah sizi inandırsın ben de sizi “öyle”
buluyorum!