Emevi Devleti

Breakinq

Üye
    Konu Sahibi
Emevi Devleti
Emeviler


Emeviler ’nden (632-661) sonra 'ne egemen olan . ’nin 661’de öldürülmesinden sonra başa geçen Emeviler, 750’de tarafından yıkılıncaya değin hüküm sürdüler.
Tarihçe

Emevi hanedanın kurucusu , Mekkeli kabilesine bağlı Ümeyye ailesinden geliyordu. Emeviler, ailenin adından dolayı Beni Ümeyye olarak da anılır. Muaviye, döneminde 'de valisi olmuş ve 'yi denetimi altına almıştı.
Muaviye, ’da başa geçen Ali'nin halifeliğini tanımadı ve onu üçüncü halife 'ın öldürülmesinden sorumlu tuttu. Ali, valiliğine bir başkasını atayınca da çekişme savaşa dönüştü. Muaviye, 'nda ( ) yenilmek üzere olan askerlerinin mızraklarına Kuran yapraklarını taktırdı ve böylece Ali'nin ordusunu durdurdu. sorununu savaşla değil hakeme başvurarak çözmeyi önerdi. Ne var ki Muaviye’nin hakemi Ali’nin hakemini ikna ederek Muaviye’yi halife ilan etti. Söylenen şudurki Ali'nin hakemi ile Muaviye'nin hakemi anlaşdıktan sonra Ali'nin hakemi orduların önünde yüzüğünü çıkartarak "Ali'yi halifelikten aldım" der.Aynı şeyi yapması beklenen Muaviye'nin hakemi masadan yüzüğü alır ve "Ben Muaviye'yi halife yaptım" der. Böyle ufak bir hile ile Ali halifelikten indirilmiş oldu. Ali bu sonucu kabul etmemekle birlikte denetimindeki toprakları yavaş yavaş yitirdi ve bir süre sonra da öldürüldü.
Muaviye ile Emeviler'in yönetimi başladı. Muaviye, halifeliğini tanımayanları sert bir biçimde bastırdı ve iç karışıklıklara son verdi. Ardından yeni fetihlere girişti. Emevi egemenliğini doğuda 'ya, oradan da Güney 'ya kadar yaydı. Yeni kurulan donanmayla - arasında ’ın başkenti 'i ( ) ele geçirmek için seferler düzenlendi, ama başaramadı. Muaviye ’de öldüğünde ardında güçlü bir devlet bıraktı. Halifeliği dinsel önderliğin yanı sıra tam bir siyasal önderliğe dönüştürdü. Halifelik merkezini de kutsal topraklardaki ’den ’a taşıdı. sınırına, batıda Kuzey
Artık halife bir kurul tarafından seçilmiyor, babadan oğula geçiyordu. Nitekim Muaviye’nin yerine oğlu halife oldu. I. Yezid tahta çıktığında yeni bir halifelik sorunuyla karşı karşıya kaldı. Ali'nin küçük oğlu Hüseyin, halifeliğin kendi hakkı olduğunu ileri sürdü ve Yezid'in halifeliğini tanımadı. Yezid sorunu askeri yöntemlerle çözmeye karar verdi ve Hüseyin ile yandaşlarını ’de Kerbela'da kıyıma uğrattı. Bu olay, İslam tarihindeki ve mezhep ayrılığını da kesinleştirdi. I. Yezid, yaklaşık üç yıl iktidarda kaldı, ama İslam tarihine en acımasız hükümdarlardan biri olarak geçti.
I. Yezid'in ölümünden sonra ’te oğlu halife oldu. II. Muaviye’nin iktidarı yalnızca bir yıl sürdü. II. Muaviye ve önceki iki hükümdar, ’ın soyundan geldikleri için Süfyaniler olarak anılır.
II. Muaviye’den sonra 'te halife olarak Emevi Devleti’nde Mervaniler dönemini başlattı. Emeviler en parlak dönemini I. Mervan’ın oğlu döneminde ( - ) yaşadı. Bu dönemde ve 'daki ayaklanmalar bastırıldı. ve 'da yeni fetihlerle devletin sınırları genişletildi. Süleyman’ın halifeliği sırasında İmparatoru 'un 'de Emevi ordusunu ağır bir yenilgiye uğratması, Emevi Devleti’nin gerileme döneminin başlangıcı oldu.
Araplar arasında kabile çatışmaları yeniden başladı ve "Mevali" denen, Arap olmayan Müslümanların merkezi yönetime karşı hoşnutsuzlukları arttı. - arasında halifelik eden 'in başlattığı yenileşme hareketleri de kalıcı bir sonuç getirmedi.
döneminde ( - ), 'de üzerinden 'yı fethe girişen Emevi ordusu 'de (Puvatya) durduruldu. Emeviler 'da ’a karşı üstünlüklerini de yitirdiler. 'da Türkler, Kuzey Afrika'da Berberiler Emevi egemenliğine başkaldırdılar.
Hişam bin Abdülmelik ölümünden sonra herbiri çok kisa dönem halifelik yapan üç halife sırayla başa geçti: Bunlar bin Yezid (2 ay 21 gün), bin Velid (6 ay 2 gün) ve (2ay).
Son Emevi Halifesi döneminde ( - ) Abbasiler denetiminde gelişen muhalefet Emevi egemenliğini sarstı. 'nde mağlup olan II. Mervan devletinin yıkılışını önleyemedi. Emevi Devleti’nin yıkılışında önemli rol oynadı. Sonunda 750de Abbasilerin önderi Ebu'l-Abbas , Emevi egemenliğine son verdi ve Emevi hanedanının bütün üyelerini öldürttü.
Bu kıyımdan canını kurtarabilen , 'ya giderek orada Devleti’ni kurdu.
Devlet yönetimi

Emeviler dönemindeki devlet yönetimi sonraki İslam devletlerine örnek oluşturdu. Ömer döneminde ( - ) ortaya çıkan adlı kurumu Emeviler daha da geliştirdi. Halifeler devlet işlerini vezirler aracılığıyla yürütmeye başladılar. Emevi toprakları eyaletlere ayrılarak yönetildi, ama eyaletler ’daki merkezi devlete bağlıydı. Emevi Devleti, İslam devleti olmaktan çok bir Arap devletiydi. Emeviler, Müslüman Araplar ile Arap olmayan Müslümanları birbirinden ayırıyorlardı; Arap olmayan Müslümanlara Mevali diyorlardı. Emevi Devleti’nin yıkılmasında en önemli etkenlerden biri bu ayrımcılık oldu. Araplaştırma siyasetinin bir sonucu olarak Arapça devletin tek resmi diliydi. Devlet gelirleri, dinsel gereklerden kaynaklanan vergiler ile fethedilen yerlerden ve savaşlardan elde edilen ganimetlerden oluşuyordu. İslam tarihinde ilk altın para da Abdülmelik döneminde alındı
Emeviler Devri
Hz. Hasen'in İslâm birliğini yeniden sağlamak ve iç savaşı önlemek için Muâviye nâmına -bazı şartlarla- hilâfetten ferâğat etmesiyle hulefâ-i râşidin devri sona erer ve yeni devir (132/750 yılına kadar devam eder.
Emevîlerin zamanı içerde isyan ve karışıklıklarla mücadele, dışarda ise yeni ülkeler fethetmekle geçmiştir. Sıffîn savaşı sırasında cereyan eden hakem olayından sonra ortaya çıkan Havârice göre "hilâfet muayyen bir hânedanın hakkı değildir. Müslümanların başkanı olmaya en lâyık olan, onların işlerini idareye en ehliyetli bulunan kim ise halîfe olmaya lâyık olan da odur." Bunun tabîî neticesi de halîfeyi müslümanların seçmesidir. Havâric bu mantıkla hareket ederek Emevîlere cebhe almışlardı.(98)
Hilâfetin Hz. Ali ve hânedanının hakkı olduğunu, bu konuda Hz. Peygamberin (s.a.) vasiyeti bulunduğunu ileri süren Şîa da Emevîlere -bu cihetten- karşı çıkmıştır. Hz. Hasen'in hilâfetten ferâğatı üzerine Muâviye'ye bey'at eden müslüman ekseriyeti ise "cumhûr"u teşkil ediyorlardı.
Bütün bu iç bölünme ve mücâdelelere rağmen Emevîler devrinde İslâm ülkesinin sınırları Batı'da Atlas Okyanusu, Doğu'da Çin kıyıları ve Afganistan, Kuzey'de kısmen Küçük Asya ve İspanya'ya kadar genişlemiştir.

Emevi Sanatı


Emevi sanatı, özellikle mimarlık alanında gelişmişti. Emevi döneminden günümüze pek çok cami, saray, kale gibi yapılar kalmıştır. Emevi sanatı, Yunan, Bizans, İran’daki Sasani sanatının etkilenmiştir.
I. Velid döneminde (705-715) Şam'da yaptırılan Emeviye Camisi (ya da Ümeyye Camisi), Emevi mimarlığının karakteristik özelliklerini taşır. Dikdörtgen planlı cami, eski bir Roma tapınağının temeli üzerinde yükselir. Yapı, dört büyük ayağın taşıdığı dört kemere oturtulan bir kubbeyle örtülüdür. Caminin kare planlı üç minaresi vardır. Avlusunu üç yandan iki katlı revaklarla çevrilidir. Emeviye Camisi, günümüze pek az örneği kalan zengin mozaik bezemeleriyle de dikkati çeker. Bu bezemelerde Yunan ve Bizans etkileri açıkça görülür. Kudüs'te sekiz köşeli Kubbetü's-Sahra da (ya da Ömer Camisi) Emevi mimarisinin önemli bir örneğidir. Emevilere karşı ayaklanan Abdullah bin Zübeyr Mekke'yi ele geçirince, Halife Abdülmelik Hz. Muhammed'in namaz kılmış olduğu yerde, Müslümanların hac ödevini yerine getirmeleri için bu camiyi yaptırmıştır. Gene Abdülmelik döneminde Kudüs'te yapılan Mescid-i Aksa büyüklüğüyle dikkat çeker.
Emevilerin Suriye çöllerinde yaptırdıkları saray, köşk, kale gibi yapılardan günümüze çok azı ulaşmıştır. Lût Gölü'nün kuzey ucundaki Kuseyr Amra Köşkü, çevresi geniş surla çevrili bir alandadır ve salon ile hamamdan oluşur. Salonun duvarlarının Emevilerin askeri zaferlerini betimleyen resimler kaplı olması dikkat çekicidir. Bu resimlerde de Yunan ve İran etkisi görülür. Emevi sanatının bir özelliği de, duvar yüzeylerini hiç boş yer bırakmaksızın bezemekti. Şam'ın 200 km güneyinde kurulmuş tipik bir çöl sarayı olan Mşatta Sarayı, kulelerle güçlendirilmiş bir surun ortasında yer alır. Mşatta Sarayı’nın içinde de Yunan ve İran etkisi taşıyan zengin bezemeler vardır.
Emevilerden kalan bir başka yapı biçimi de bir tür han olan ribat idi. Bir surla çevrili olan ribatlarda odalar, ambar, ahır, sarnıç ve gözcü kuleleri bulunuyordu. Uzun yolculuklar sırasında konaklamak için kullanılan ribat, aynı zamanda küçük birer askeri üstü.

Emeviler Döneminde Yazılmış Bir Kitap:İrca
Emeviler dönemindeki siyasal ortamda Hz. Ali ile Hz. Os-man’ın karşılaştırılması, Muaviye ve Hz. Ali hakkında tartışmalar, karşı tarafı kafir ilan etmeler yayılmıştı. Bu ortamda siyasi olarak belli bir pozisyon alan kişilere karşı bazı kişiler kimin kafir, kimin mümin olduğu konusunda sessiz kaldılar. Bu kişiler “Kimin mümin, kimin kafir olduğunu Allah bilir” şeklindeki yaklaşımlarıyla kimin haklı olduğunun ahirette belli olacağını iddia ediyorlar, siyasi olarak bir pozisyon almıyorlardı. Doğrunun anlaşılmasını ahirete erteledikleri için bu şahıslara “Mürcie” yani “Erteleyici” denildi.
Mürcie’nin fikirleri ilk olarak “İrca” yani “Erteleme” kitabında kendini gösterir. Bu kitap hicri 60’lı yıllarda; Emeviler’in son döneminde yazılmıştır. Yani bu kitap bilinen ünlü bir çok hadis kitabın-dan 200 yıl önce yazılmıştır. Hadis kitaplarından en erken yazılanı bile bu kitaptan çok sonradır. Bu kitaptaki izahları okuyanlar, İs-lam’ın ilk asırlarında dini sadece Kuran’dan anlama mantığının yaygınlığına bir örnek daha bulurlar. Emevi ve Abbasi dönemi Ku-ran’ın yanına ilave kaynakların konulmaya başlandığı asırlar olsalar da, Kuran’dan uzaklaşılıp Hadisçi dinin siyasi otoritenin desteğiyle tam hakimiyeti ancak Abbasi döneminin sonlarında olmuştur.
İrca kitabında Hasan bin Muhammed Kuran’ı Kuran’ın kendisinden alıntıladığı şu ayetlerle anlatır: “Kuran Allah’ın katından kendi ilmiyle indirdiği (11, Hud Suresi 14; 4, Nisa Suresi 166), muhkem kıldığı (22, Hac Suresi 52, 11 Hud Suresi 11) sonra da ayetlerini uzun uzun açıkladığı (11 Hud Suresi 1, 6 Enam Sure-si 55-97-98-126, 7, Araf Suresi 52, 174, 9 Tevbe Suresi 11) Her taraftan gelebilecek saldırı ve noksanlıklardan koruduğu (15 Hicr Suresi, 9, 17) yüce bir kitaptır. Allah bu kitapta (14, İbrahim Suresi, 45, 30 Rum Suresi 58) ibret alınacak şeyleri açıkladı (3, Ali İmran Suresi 13, 12 Yusuf Suresi 11, 71 Nuh Suresi 66) ve onu iyiyi kötüden ayırt edici (25 Furkan Suresi 1, 8 Enfal Suresi 29) karanlıktan aydınlığa çıkarıcı (2 Bakara suresi 150, 5 Maide suresi 3) ve yol gösterici (5 Maide Suresi 3), sapıklıktan hidayete ulaştırıcı (4 Nisa Suresi 131) kıldı.” Hasan bin Muhammed’e göre Kuran’ın inmesiyle Allah’ın nimeti tamamlandı, ibadetler en son halini aldı. Allah’ın vasiyetleri böylece kaydedildi ve Allah sünnetini uyguladı. Bundan sonra öğüt verme bitmiştir. Kuran’da emredilenlere itaat konusunda söz alınmıştır. İşte bu kopmak bilmeyen sağlam bir kulptur. Allah bu Kuran’ı kendi hükmünün geçerli olduğu ve kullarına uymayı farz kıldığı bir kitap yaptı. İnsanlığa bundan sonra düşen görev onu ezberleyip koruyarak başkasına ulaştırmaktır. Onu ihmal edip kaybedenden, onun dışında hiçbir şey kabul edilmeyecektir. Hasan bin Muhammed Kuran’ın dışında bir vahyi reddettiği için insanların bilmediği gizli bir vahiy ve gizli bir ilimle hidayete erdiklerini iddia eden Sebeiler’i düşman ilan etmiştir. (Bakınız; İrca Kitabı, sayfa 20-24 ve Türkler’in İslamlaşma Sürecinde Mürcie ve Tesirleri, sayfa 72, Doç. Dr. Sönmez Kutlu)
İrca kitabında tek bir hadise yer verilmeden yukarıdaki izahla-rın yapılması, İrca kitabının yazarının bugün seslendirdiğimiz fikirlerle aynı temel mantığa sahip olduğunu göstermektedir. Gerek Mürcie’nin fikirlerini seslendiren bu kitap, gerek Hariciler’in hadisçilere cephe alması, gerek Mutezile’nin aklı kucaklayıp, hadisleri dışlayan yaklaşımı; Abbasi siyasi otoritelerinin hadisçi, mezhepçi dini anlayışı resmi görüş olarak zorla kabul ettirdiği döneme kadar hadisçi, mezhepçi dinin gördüğü dirençlere örnektir.


NOT:ALINTIDIR