CoDeYs
Üye
-
Konu Sahibi
-
Coriolanus // William Shakespeare
Coriolanus Shakespeare’in konusunu Roma tarihinden alınma oyunlarından. Oyunun adı Romalı komudan Caius Martius Coriolanus’tan geliyor. Shakespeare bu oyunda ana kaynak olarak Grek biyografi yazarı Plutarkos’un (M.S. 46-120) ünlü Grek ve Romalıların yaşamlarını anlatan eserinin Sir Thomas North tarafından (Fransızca bir çeviriden) yapılan çevirisinden yararlanmış. Oyunun dramatik çatısı için gerekli temel noktalar Plutarkos’tan alınma; ancak Shakespeare her zaman yaptığı gibi kişileri olay ve durumları amacına uygun biçimde değiştirmiş.
Eldeki belgelere göre Coriolanus ilk defa 1608 yılında oynanmış; oyunun yazılış tarihinin de 1607 veya 1608 olduğu sanılıyor.
Konusu M.Ö. 490 yılında Roma ve Corioli şehirlerinde ve civarında geçen oyunun özeti kısaca şöyle:
“Kibiri kahramanlığına denk” komutan ve asilzâde Caius Martius halktan (halk “tabakasından sınıfından” Roma’nın aç pleblerinden” nefret etmektedir. Eline geçen her fırsatta ağır bir dil ve etkili sözlerle halkı aşağılar:
Ne barışta rahat verirsiniz insana ne savaşta;
Birinden ödünüz patlar ötekinde kıpırdanmaya başlarsınız.
Size bel bağlayan karşısında aslan beklerken tavşan
Tilki beklerken kaz bulur;
Buz üstünde kor parçasına ya da güneşte dolu tanesine
Ne kadar güvenirsem size de o kadar güvenirim.
Tek erdeminiz suçlu bulunandan yana çıkıp
Adalete lanet okumak. Hakkıyla yükselen her insan
Sizin nefretinizi çeker...
Her dakika fikir değiştirirsiniz;
Bir gün önce nefretle söz ettiğiniz adama
Soylu demeye başlarsınız;
Baştacı ettiğiniz adamdan kötüsü olmaz bir anda.
Halk da kendilerini küçük gören her fırsatta onlara hakaret eden çıkarlarını gözetmediğine ve kendilerini hep ezdiğine inandıkları Coriolanus için genellikle aynı duyguları besler.
Martius o çağda Roma’yla sık sık savaşa tutuşan Latin topluluklarından Volsklerle yapılan çarpışmalarda büyük kahrmanlık gösterir; ünlü ve güçlü rakibi Tullus Aufidius’un komutasındaki Volskleri yenilgiye uğratır; Volsk şehri Corioli’ye düşmanla çarpışa çarpışa tek başına girer ve büyük ün kazanır:
Bütün diller onu konuşuyor; donuk gözler
Onu görebilsin diye gözlük takmış...
Mutfaktaki pasaklı kız en kıymetli eşarbını
Yağlı boynuna geçirmiş
Onu seyretmek için duvarlara tırmanıyor.
Tezgâhlar sergiler pencereler dolmuş;
Her cinsten insan ata biner gibi
Damların tepelerine oturmuş;
Hepsinin aklı fikri onu görmekte...
Bu patırtıyı gören sanır ki
Hangi tanrı ona yol gösteriyorsa
Sanki gizlice içine sokulmuş
Ve ona ilahi bir kimlik kazandırmış.
Martius bu inanılmaz cesareti ve kahramanlığıyla “Coriolanus” (“Corioli fatihi” soyadını alır ve Roma’da soylularca Konsüllük mevkiine aday gösterilir. Ancak adaylığının halk tarafından da onaylanması gerekmektedir. Bunun için de töreler uyarınca halkın karşısına çıkarak bir “tevazu gösterisinde” bulunmak kahramanlıklarını onlara anlatmak aldığı yaraları göstermek zorundadır. Oysa Coriolanus kişilik yapısı ve ilkeleri gereğin böyle gösterilerden hoşlanmaz:
Beni bağışlayın ekselansları;
Yaralarımı nasıl aldığımı anlatmaktansa
Yeniden yaralanıp acısını çekmeyi yeğlerim...
Kılıç darbelerinin beni kaçıramadığı yerde
Sözlerin kaçırdığı oldu.
Bu nedenle de bu ödevi ancak uzun süre direndikten ve büyük ısrarlardan sonra kabul eder ve “kerhen” yerine getirir.
Bu arada halkın özgürlüklerini ve haklarını savunmakla yükümlü halk temsilcileri olan Trübünler Coriolanus’un adaylığının reddedilmesi için her türlü yola başvurarak vargüçleriyle çalışırlar. Coriolanus’u Roma halkının çıkarlarını gözetmeyen bir hain olmakla suçlayarak halkı kışkırtırlar:
Fark etmediniz mi: desteğinize ihtiyacı olduğu halde
Nasıl açıkça aşağıladı sizi konuşurken...
Hadi hemen gidin; söyleyin o dostlarınıza:
Konsül diye seçtikleri adam
Hepsinin özgürlüklerini ellerinden alacak;
Seslerini yükselttikleri anda
Havlasınlar diye tutulmuş olsalar da
Havladıkça dayak yiyen köpeklerden
Farklı davranmayacak onlara.
Amaçları bu fırsattan yararlanarak Coriolanus’un sürgüne gönderilmesini veya öldürülmesini sağlamaktır.
Coriolanus Tribünlerin tahmin ettiği gibi kışkırtmalar karşısında sükûnetini kaybeder ve hem Tribünlere hem de halka içini boşaltır:
Sizi adi köpek sürüsü! Siz konuştukça burnuma
Çürümüş bataklıklardan yükselen iğrenç dumanlar geliyor;
Gömülmeden yer üstünde kalmış
Soluduğum havayı bozan pis kokulu insan leşleri
Benim için ne kadar değerliyse
Sizin sevginiz de o kadar değerli.
Ben sizi sürüyorum...
Sizin yaşadığınız şehirde yaşamak süldür benim için;
İşte o şehre arkamı dönüp gidiyorum.
Yaşanacak başka yerler de var!
Bunları söyledikten kısa bir süre sonra Coriolanus Roma’yı terk ederek sürgüne gider ve Antium şehrinde Roma’ya yeni bir saldırı hazırlığı içinde olan düşmanı Tullus Aufidius’a katılır. Coriolanus’un Volsklere katıldığı haberi Roma’da büyük kargaşa yaratır. Aufidius’un da üstünde bir Volks komutanı olarak Roma’ya doğru ilerleyen Coriolanus’a bu işten vazgeçmesi için ricacı elçiler gider ancak kimse Coriolanus’u yumuşatamaz.
Sonunda Coriolanus’un annesi karısı ve çocuğu onu etkilemeyi başarırlar. Direnci kırılan Coriolanus sonunun ne olacağını tahmin ettiği halde isteklerine boyun eğer:
Oh anne! Anne! Ne yaptın!
Bak gökler yarılmış tanrılar aşağı bakıyor
Ve bu doğaya aykırı sahneye gülüyorlar...
Roma adına mutlu bir zafer kazandın;
Ama oğluna gelince inan ki Oh inan ki
Çok tehlikeli işler açtın başına
Belki de ölümcül olabilecek korkunç işler.
Coriolanus Volsklere bir anlaşma yapmayı önerir. Ancak Coriolanus’u kıskanan Aufidius Volsk senatosu önünde onu sözünden dönmekle ve Volsk davasına ihanet etmekle suçlar:
Siz lordlar ve devlet yöneticileri
Sizi haince aldattı; birkaç tuz damlacığı karşılığında
Sizin şehriniz Roma’yı evet “sizin şehrinizi”
Karısıyla annesine bıraktı...
Dadısının gözyaşları karşısında
Ağlayıp inleyerek sizin zaferinize
Hüngür hüngür veda etti.
Tartışma sırasında Aufidius tarafından önceden tutulan suikastçılar Coriolanus’u bıçaklayarak öldürdüler.
Shakespeare Coriolanus oyununda birey ve toplum ruhunu derinlemesine kesitler alarak en kuytu köşelere ışık tutarak inceler; haklı-haksız suçlu-suçsuz şerefli-******** güven-güvensizlik kıskaçlık nefret gibi kavramları değişik konumlarda irdelenmeye sunar. Her şeyden önce insanoğlunun kendi iç çatışmasını -ve bu çatışmadan hep yenik ve ezik çıkmasını- gözler önüne serer: sürekli kendini kandıran kendiyle yüzyüze gelmekten kaçan kendinden korkan insanların “dramıdır” Coriolanus. Bu açıdan kişilerin tutumu arasında pek fark yoktur: yalnızca bazıları kendinden korkmayı ve kaçmayı biraz daha zor bulur o kadar.
Coriolanus’ta sanki “kişisel çıkar” “ego” “küçük hesap-büyük hesap” “söz-davranış (eylem)” “birey-toplum” kavramlarının değişik kılıklarda gösteriler sunduğu bir panayır ortamı vardır karşımızda. Herkesin sanki tek hedefi başkalarının zayıf yanını bulmak ve kendi zayıflıklarını ve kusurlarını başkalarından ve kendinden gizlemektir. Bu arada kimi erdemler de oraya buraya çarpınıp kişiden kişiye koşarak kendilerine bir sığınak bulmak ister gibi başıboş dolaşır dururlar. İnsanlığın çok büyük sorunlarına insanlar işlerine geldiği gibi zaman zaman (seyrek kullandıkları) akıllarının erdiğince (fazla zorlamadıkları) iradeleri yettiğince kestirmeden ve hep kolayına kaçarak çözümler bulmaya çabalarlar: Coriolanus’ta kendisiyle yüzleşmeyi kendini sorgulamayı bilinçlendirmeyi yücelmeye çalışmayı bir kez daha erteleyen; daha kötüsü böyle bir gerekliliğin varlığını görmezden gelmeyi yeğleyen insanlar vardır karşımızda.
Coriolanus görünürde büyük sözler söyleyen büyük işler yapan ya da yapmayı amaçlayan büyük davalar peşinde ölüm kalım savaşımı veren ama bir türlü bireysel kaygı ve çıkarlar döngüsünden çıkamayan sancılı insanlarla dolu çok yönlü anlam katmanlarıyla yüklü bir oyun. Yukarda verilen özette de görüldüğü gibi yalın görünümlü bir çatısı var; ancak Shakespeare bu çatı altında değişik ve çoğu kez birbiriyle çatışan bakış açılarını aynı anda sergileyerek insanı yine amansızca sorguluyor.
Bülent Bozkurt
CORIOLANUS
William Shakespeare
Çeviren; Bülent Bozkurt
Remzi Kitabevi
1. Basım Ekim 1994 Sf: 7-11
Özgün Adı
CORIOLANUS
Eldeki belgelere göre Coriolanus ilk defa 1608 yılında oynanmış; oyunun yazılış tarihinin de 1607 veya 1608 olduğu sanılıyor.
Konusu M.Ö. 490 yılında Roma ve Corioli şehirlerinde ve civarında geçen oyunun özeti kısaca şöyle:
“Kibiri kahramanlığına denk” komutan ve asilzâde Caius Martius halktan (halk “tabakasından sınıfından” Roma’nın aç pleblerinden”
Ne barışta rahat verirsiniz insana ne savaşta;
Birinden ödünüz patlar ötekinde kıpırdanmaya başlarsınız.
Size bel bağlayan karşısında aslan beklerken tavşan
Tilki beklerken kaz bulur;
Buz üstünde kor parçasına ya da güneşte dolu tanesine
Ne kadar güvenirsem size de o kadar güvenirim.
Tek erdeminiz suçlu bulunandan yana çıkıp
Adalete lanet okumak. Hakkıyla yükselen her insan
Sizin nefretinizi çeker...
Her dakika fikir değiştirirsiniz;
Bir gün önce nefretle söz ettiğiniz adama
Soylu demeye başlarsınız;
Baştacı ettiğiniz adamdan kötüsü olmaz bir anda.
Halk da kendilerini küçük gören her fırsatta onlara hakaret eden çıkarlarını gözetmediğine ve kendilerini hep ezdiğine inandıkları Coriolanus için genellikle aynı duyguları besler.
Martius o çağda Roma’yla sık sık savaşa tutuşan Latin topluluklarından Volsklerle yapılan çarpışmalarda büyük kahrmanlık gösterir; ünlü ve güçlü rakibi Tullus Aufidius’un komutasındaki Volskleri yenilgiye uğratır; Volsk şehri Corioli’ye düşmanla çarpışa çarpışa tek başına girer ve büyük ün kazanır:
Bütün diller onu konuşuyor; donuk gözler
Onu görebilsin diye gözlük takmış...
Mutfaktaki pasaklı kız en kıymetli eşarbını
Yağlı boynuna geçirmiş
Onu seyretmek için duvarlara tırmanıyor.
Tezgâhlar sergiler pencereler dolmuş;
Her cinsten insan ata biner gibi
Damların tepelerine oturmuş;
Hepsinin aklı fikri onu görmekte...
Bu patırtıyı gören sanır ki
Hangi tanrı ona yol gösteriyorsa
Sanki gizlice içine sokulmuş
Ve ona ilahi bir kimlik kazandırmış.
Martius bu inanılmaz cesareti ve kahramanlığıyla “Coriolanus” (“Corioli fatihi”
Beni bağışlayın ekselansları;
Yaralarımı nasıl aldığımı anlatmaktansa
Yeniden yaralanıp acısını çekmeyi yeğlerim...
Kılıç darbelerinin beni kaçıramadığı yerde
Sözlerin kaçırdığı oldu.
Bu nedenle de bu ödevi ancak uzun süre direndikten ve büyük ısrarlardan sonra kabul eder ve “kerhen” yerine getirir.
Bu arada halkın özgürlüklerini ve haklarını savunmakla yükümlü halk temsilcileri olan Trübünler Coriolanus’un adaylığının reddedilmesi için her türlü yola başvurarak vargüçleriyle çalışırlar. Coriolanus’u Roma halkının çıkarlarını gözetmeyen bir hain olmakla suçlayarak halkı kışkırtırlar:
Fark etmediniz mi: desteğinize ihtiyacı olduğu halde
Nasıl açıkça aşağıladı sizi konuşurken...
Hadi hemen gidin; söyleyin o dostlarınıza:
Konsül diye seçtikleri adam
Hepsinin özgürlüklerini ellerinden alacak;
Seslerini yükselttikleri anda
Havlasınlar diye tutulmuş olsalar da
Havladıkça dayak yiyen köpeklerden
Farklı davranmayacak onlara.
Amaçları bu fırsattan yararlanarak Coriolanus’un sürgüne gönderilmesini veya öldürülmesini sağlamaktır.
Coriolanus Tribünlerin tahmin ettiği gibi kışkırtmalar karşısında sükûnetini kaybeder ve hem Tribünlere hem de halka içini boşaltır:
Sizi adi köpek sürüsü! Siz konuştukça burnuma
Çürümüş bataklıklardan yükselen iğrenç dumanlar geliyor;
Gömülmeden yer üstünde kalmış
Soluduğum havayı bozan pis kokulu insan leşleri
Benim için ne kadar değerliyse
Sizin sevginiz de o kadar değerli.
Ben sizi sürüyorum...
Sizin yaşadığınız şehirde yaşamak süldür benim için;
İşte o şehre arkamı dönüp gidiyorum.
Yaşanacak başka yerler de var!
Bunları söyledikten kısa bir süre sonra Coriolanus Roma’yı terk ederek sürgüne gider ve Antium şehrinde Roma’ya yeni bir saldırı hazırlığı içinde olan düşmanı Tullus Aufidius’a katılır. Coriolanus’un Volsklere katıldığı haberi Roma’da büyük kargaşa yaratır. Aufidius’un da üstünde bir Volks komutanı olarak Roma’ya doğru ilerleyen Coriolanus’a bu işten vazgeçmesi için ricacı elçiler gider ancak kimse Coriolanus’u yumuşatamaz.
Sonunda Coriolanus’un annesi karısı ve çocuğu onu etkilemeyi başarırlar. Direnci kırılan Coriolanus sonunun ne olacağını tahmin ettiği halde isteklerine boyun eğer:
Oh anne! Anne! Ne yaptın!
Bak gökler yarılmış tanrılar aşağı bakıyor
Ve bu doğaya aykırı sahneye gülüyorlar...
Roma adına mutlu bir zafer kazandın;
Ama oğluna gelince inan ki Oh inan ki
Çok tehlikeli işler açtın başına
Belki de ölümcül olabilecek korkunç işler.
Coriolanus Volsklere bir anlaşma yapmayı önerir. Ancak Coriolanus’u kıskanan Aufidius Volsk senatosu önünde onu sözünden dönmekle ve Volsk davasına ihanet etmekle suçlar:
Siz lordlar ve devlet yöneticileri
Sizi haince aldattı; birkaç tuz damlacığı karşılığında
Sizin şehriniz Roma’yı evet “sizin şehrinizi”
Karısıyla annesine bıraktı...
Dadısının gözyaşları karşısında
Ağlayıp inleyerek sizin zaferinize
Hüngür hüngür veda etti.
Tartışma sırasında Aufidius tarafından önceden tutulan suikastçılar Coriolanus’u bıçaklayarak öldürdüler.
Shakespeare Coriolanus oyununda birey ve toplum ruhunu derinlemesine kesitler alarak en kuytu köşelere ışık tutarak inceler; haklı-haksız suçlu-suçsuz şerefli-******** güven-güvensizlik kıskaçlık nefret gibi kavramları değişik konumlarda irdelenmeye sunar. Her şeyden önce insanoğlunun kendi iç çatışmasını -ve bu çatışmadan hep yenik ve ezik çıkmasını- gözler önüne serer: sürekli kendini kandıran kendiyle yüzyüze gelmekten kaçan kendinden korkan insanların “dramıdır” Coriolanus. Bu açıdan kişilerin tutumu arasında pek fark yoktur: yalnızca bazıları kendinden korkmayı ve kaçmayı biraz daha zor bulur o kadar.
Coriolanus’ta sanki “kişisel çıkar” “ego” “küçük hesap-büyük hesap” “söz-davranış (eylem)” “birey-toplum” kavramlarının değişik kılıklarda gösteriler sunduğu bir panayır ortamı vardır karşımızda. Herkesin sanki tek hedefi başkalarının zayıf yanını bulmak ve kendi zayıflıklarını ve kusurlarını başkalarından ve kendinden gizlemektir. Bu arada kimi erdemler de oraya buraya çarpınıp kişiden kişiye koşarak kendilerine bir sığınak bulmak ister gibi başıboş dolaşır dururlar. İnsanlığın çok büyük sorunlarına insanlar işlerine geldiği gibi zaman zaman (seyrek kullandıkları) akıllarının erdiğince (fazla zorlamadıkları) iradeleri yettiğince kestirmeden ve hep kolayına kaçarak çözümler bulmaya çabalarlar: Coriolanus’ta kendisiyle yüzleşmeyi kendini sorgulamayı bilinçlendirmeyi yücelmeye çalışmayı bir kez daha erteleyen; daha kötüsü böyle bir gerekliliğin varlığını görmezden gelmeyi yeğleyen insanlar vardır karşımızda.
Coriolanus görünürde büyük sözler söyleyen büyük işler yapan ya da yapmayı amaçlayan büyük davalar peşinde ölüm kalım savaşımı veren ama bir türlü bireysel kaygı ve çıkarlar döngüsünden çıkamayan sancılı insanlarla dolu çok yönlü anlam katmanlarıyla yüklü bir oyun. Yukarda verilen özette de görüldüğü gibi yalın görünümlü bir çatısı var; ancak Shakespeare bu çatı altında değişik ve çoğu kez birbiriyle çatışan bakış açılarını aynı anda sergileyerek insanı yine amansızca sorguluyor.
Bülent Bozkurt
CORIOLANUS
William Shakespeare
Çeviren; Bülent Bozkurt
Remzi Kitabevi
1. Basım Ekim 1994 Sf: 7-11
Özgün Adı
CORIOLANUS