Kaybedenler Klübü


Durum
Üzgünüz bu konu cevaplar için kapatılmıştır...
Cezzbedici3

Cezzbedici3

Üye
    Konu Sahibi
Vizyona girdiğinden beri yorumlarından da etkilenerek izlemek için can attığım ama denk düşüremediğim Kaybedenler Klübü'nü arkadaşlarla izleme fırsatını yakaladım..

Okuduğum yorumlardan dahi güzel buldum filmi.. Çok etkilendim hatta.. Bende Kaybedenler Klübü olarak burayı açıp bu fenomeni devam ettirmek adına arada yazmaya karar verdim. Yazılarım genelde beğenilir.. Hem zaten amaçta beğenilmek değil :)

Okumak için bir şey bulamıyorsanız sizde Kaybedenler Klübüne yazarsınız... :blush:


- - - Eklendi - - -

Konu yanlış yerdeyse ben harfleri tüketmeye başlayıp konuya ağırlık kazandırmadan sizler taşırsanız sevinirim çünkü fidanı kökünden söküp evinin bahçesine dikmek kolaydır ama ağacı bahçenden söküp yeşilliklere taşımak eziyet olur hem o kök o topraktan çıkar mı?
(;
 
  • Beğen
Tepkiler: CV-Aurora ve pelın_
ismail

ismail

Üye
Ben anlatılanı anlamadım :)
Gerçi filmdaki sahnelerden dolayı gizli gizli izlemek zorunda kaldım ama neyse :)
 

Anıl Umut

Emekli Yönetici
Film güzeldi yeni izlemene şaşırdım : )
Konu henüz fidan boyutundayken yerine gitsin : )Ağaç boyutuna ulaşsa da kökünden sökeriz evelallah.
 
ibrother

ibrother

Üye
kac yilinda? cekilmis

- - - Eklendi - - -

rezil bi film bence islami ahlaka aykiri.
 
  • Beğen
Tepkiler: ASC33 ve CV-Aurora
Cezzbedici3

Cezzbedici3

Üye
    Konu Sahibi
Ben anlatılanı anlamadım :)
Gerçi filmdaki sahnelerden dolayı gizli gizli izlemek zorunda kaldım ama neyse :)

Alternatif kitaplar basan bir yayınevinin sahibi olan Kaan (Nejat İşler) ile Kadıköy'de bar işleten, çok sıkı bir plak ve efemera koleksiyoneri olan Mete (Yiğit Özşener), 90'lı yılların ikinci yarısında, sanki bir yerde oturmuş konuşuyorlarmış ve kimsenin bundan haberi yokmuş gibi bir radyo programı yapmaya başlarlar. Yaptıkları program zaman içinde hem onların hem de dinleyenlerin hayatını değiştirecektir. Programın şöhreti hızla yayılırken Kaan ve Mete eski hayatlarına aynen devam ederler...

Hergün başka kadınlarla yalnızlığını gidermeye çalışan Kaan, aradığı aşkı Zeynep'de (Ahu Türkpençe) bulur ve bu aşkı tutkuyla yaşamaya çalışır; aralarındaki hayat görüşü farklılığına rağmen...

Bu arada herkesin "kendi kaybını" bulduğu "Kaybedenler Kulübü", toplumun farklı kesiminden insanları biraraya getirerek adeta bir "ortak mahalle" de buluşturur. Kendi yalnızlıklarıyla bile dalga geçen, sisteme her gün başkaldıran, hayatın kıyısında yaşayan Kaan ve Mete'nin renkli hayatlarını yansıtan programın tutkunları, "Kaybedenler Kulübü"nün üyeleridir artık.




- - - Eklendi - - -

Bu iki kafadarın bazen neredeyse anlamsız konuşmalarını konunun ne olduğunun farkına varamasalar bile durup dinleyen her insan bir şekilde onların bu sohbetine bağımlılık derecesinde hayran olmaya başlar.. Hatta çılgın çılgın hareketler yapıp garip şarkılar söyleselerde millet onlara eşlik eder.. Aralarındaki atmosfer çok güzeldir dinleyicide onlarsız yapamaz olur.. her gece 00:00 - 01:00 arası program yaparlar bu bir saat içinde tüm kanallardan daha fazla hit yaparlar..

O kadar açık ve samimidirler ki arayan her bayana yatma teklif ederler ve çoğuda geri çevirmez..

Öyle sıradışı sohbetleri vardırki konuştukları cümlelerin ne anlam ifade ettiğini anlamaya çalışırken içinde pek çok kavramın yer aldığını farkedersiniz.. Cümlelerin labirentinden çıkış yolu bulmak gibi her gece 1-2 saat bu farklı duyguları yaşarsınız..

Bende filmdeki bu üstü kapalı ve bazen vurdumduymaz tavırları ara sırada hayatın içinden kesitleri onların lisanı ile yazıp köşeme çekileceğim..

Onlar konuştuklarını birileri takip ediyormuydu; merak bile etmezlerdi..
Onlar ne konuşacaklarını planlıyorlarmıydı; Ağızlarına ne gelirse söylüyorlardı..

Onlar yalnızca birbirlerinin sohbetinden keyif alan iki adamdı..

Ben kimmiyim; Ben sadece ara sıra yazmaktan keyif alan biriyim..

Biri okur mu?
Bilmem..
Biri gelip buraya yazar mı?
Onuda bilmem

Neyi bilirim?
Biri yazarsa okuyacağımı..
 

pelın_

güzeldi
beşiktaş iskelesi?
merakla beklemiştim acaaba hangisi diye
 
Cezzbedici3

Cezzbedici3

Üye
    Konu Sahibi
Uzun zamandır geçirdiğim en iyi gündü arkadaşlarla Mahfel'de kahkahaya doyduk.
Mahfeldeki o atmosfer zaten insanı kapının dışındaki hayattan alıp farklı bir havaya büründürüyor. Ayrıca bugün S*iktiret isimli kitabı satın aldım hep okumak istiyordum.
Bu aralar S*ktiret diyemediğim o kadar çok şey varki, kitapta bana bunu söyletticek bir hava var e hadi bakalım.. Hem bir kitabın sayfalarını hızlıca çevirdiğinizde kağıdın kokusu burnunuza gelir ya o kokuyu unuttuğumu farkettim bi anda.

Sanki uzun zamandır yemediğiniz bir yemeğin gittiğiniz lokantada önünüze garson tarafından beklenmedik bir anda bırakılması gibi bir şey bu.. Önce derin bir nefes çekersiniz yemekten sonra yersiniz..

Kimi zaman bir tabak sizi doyurur kimi zamanda tadı damağınızda kalır epey süre unutamazsınız.. Bitirdiğimde sayfaların bana uzun süre S*ktiret dedirtmesi dileğiyle. Böylece belki daha kafası rahat bir adam olurum kim bilir çünkü pürüzsüz bir zımpara elime zarar veremez *) Tıpkı s*ktiret diyeceğim takıntılarım gibi..


- - - Eklendi - - -

Alışveriş merkezinde sergi vardı. 1940'lar 50'ler 70'lerden kalma radyo televizyon ve o zamanın elektronik eşya mobilyalarının gösterildiği bir sergi.. Antikalara meraklı bir elektronikçi uzun yıllardır bu hobisini devam ettirmiş. İngiliz yapımı 1950 lerden kalma radyolardan tutunda 30 lu yıllardan alman televizyon radyo ve dolap setine kadar.. Bazılarının üzerleri çizik kimisi kırık.. Belli ki yıllardan beri atıl durumda bazıları. Teknoloji anıları bodruma gömdürtmüş zamanla.. O radyolardan kimbilir ne savaşlar ve haberler ne devrimler can kulağıyla dibine sokulunup dinlenildi dünyanın dört bir yanından.. Bazıları yurtdışından gelmiş..

Eşya o zamanın tarihini yansıttığı gibi sahibinin de ruhunu taşır sanki.. Acaba hala birilerimiz evlerinde böyle hatıralara sahip midir? bilinmez.. Şu varki Amerika'nın aya çıkışı bugün olsaydı kesinlikle o zamanın imkanlarıyla evinizde bu ana tanık olmakla bu zamanın imkanlarıyla oradaymışçasına gelişmeyi takip etmek aynı tadı vermezdi..


- - - Eklendi - - -

güzeldi
beşiktaş iskelesi?
merakla beklemiştim acaaba hangisi diye

Kadıköy olduğunu tahmin etmiştim.. Öyle olmasını da istedim.. Kadıköy candır..
 
Şehriyar

Şehriyar

Üye
Kim bu Erol EGEMEN?
 
Cezzbedici3

Cezzbedici3

Üye
    Konu Sahibi
Erol Egemen kim lan !

sözüm foruma üye olmayıpta rastgele konuya denk gelip okuyacak olan ilk bayana
Sayın okuyucu; Sizinle daha önce yatmışmıydık?
 

pelın_

:) kitap ta güzeldır oku oku
 
Cezzbedici3

Cezzbedici3

Üye
    Konu Sahibi
Sevmek her zaman aşık olmak mıdır?

Yoksa bazen sadece hayatında birinin olmasını istemekten ibaret midir?

Sevmeden birlikte yaşanan bir hayat cinsel veya sosyal boşlukları doldurmaktan öte geçebilir mi?

Kitabını tutku ile yazan bir yazarın ona olan bağlılığı gibi kadın ve erkeğin birbirlerine olan bakışları da sanki duyguların dünyasında harflere gerek kalmadan yazılan bir aşk romanı değil midir....


- - - Eklendi - - -

Unutmadan; Bazen ulaştığın cevaplar daha fazla soruya yol açabilir, aslında bazende cevapları bilmemek senin için daha iyidir..


- - - Eklendi - - -

Film güzeldi yeni izlemene şaşırdım : )
Konu henüz fidan boyutundayken yerine gitsin : )Ağaç boyutuna ulaşsa da kökünden sökeriz evelallah.
önceki yorumumdan soğudum ve sildim =)
 

pelın_

Kitabın 128. Sayfasınım son parağrafını oku :)
 
Cezzbedici3

Cezzbedici3

Üye
    Konu Sahibi
Kadınlar; seni sen yapan özelliklere aşık olup, sonra senden o özellikleri almaya kalkıyorlar.
 
Cezzbedici3

Cezzbedici3

Üye
    Konu Sahibi
İyi geceler çok sevgili kayıtlı kayıtsız okuyucular, kaybetmekten korkanlar, kaybettiğini bulamayanlar, kaybedecek bir şeyi olmayanlar; Sizin böyle bir cesaretiniz var ya da yok bilemem ama ben şu an burada herkesin görmesinden çekinmeden kendimle ilgili lakin ara sıra kimilerinin şah damarına dokunabileceğini bile bile umursamadan bir şeyler tıngırdatmak istiyorum..

Bu gece kendimle ilgili bir itirafta bulunacağım. Ne derler bilirsiniz; ''Ya olduğun gibi görün ya da göründüğün gibi ol.'' Mevlana'yı rahmetle anıyorum. Peki ya ikisi arasındaysam?

Bizim zamanımızda şimdiki çocukların sahip olduğu teknolojik imkanlar yoktu. Günümüz sokaklarda tozun toprağın içinde cilli, gazoz kapağı oynamakla uçurtma uçurmakla geçiyordu. Daha ileriki dönemde ise evimde dış dünyaya açılan sadece iki kapı vardı; Televizyon ve mini radyo çalarım. Sabahları genel olarak babaannem ve dedemle yaptığım kahvaltılarım hep Amerikan gençlik, aşk, macera filmleri eşliğiyle geçtiğinden olsa gerek o filmler sayesinde doğal olarak onların yaşayışları, şehirleri, aile hayatı, kültürleri, dinleri, dilleri ile ilgili pek çok şeyi görüyor ve kavrıyordum. Bilmiyorum neden ama 2002 yılında Amerikaya karşı başlayan bu ilgim arttıkça devam etti. Medya ile okyanusun öbür ucundan benim evime kadar gelen görüntüler, sesler, belgeseller sayesinde Amerikan Rüyası dedikleri şey sanırım beni de içine çekmeyi başarmıştı. Radyomda hep yabancı kanalları açardım. Müziğin adını veya kimin söylediğini bilmeden. Henüz magazine o kadar aşina değildim.

Gece yatağıma yatıp, yabancı müziğin çaldığı bir istasyon bulup, gözlerimi sımsıkı kapatıp hayal kurmak hayatımdaki en büyük hobimdi. Kurduğum hayaller ağırlıklı olarak kendimi tüm dünyanın hayran olduğu, teknolojiyi imkansıza ulaştıran bir bilim dehası, sanatçı, geleceği inşa eden bir mimar, Türkiye'yi tüm bu yetenekleriyle dünya lideri yapan bir süperkahraman gibi görmekti. Lakin çoğu zamanda kendimi Amerika'da yaşayan normal bir ailenin bir ferdi olarak düşlüyordum ve bu fantezi çok hoşuma gidiyordu. Hatta dinsel açıdan bile kıyaslamalar yapıyordum çünkü o saf iyilik dolu, sınırsız üretme kabiliyetine sahip zihnimi her açıdan kullanmayı her detayı görmeyi denemekten çekinmiyordum: ''Amerikan bir ailede Amerikalı Hristiyan bir çocuk olmak nasıl hissettirirdi? Bunu istiyor muydum? Neden olmasın? Özenerek izlediğim o hayata sahip olmak ne güzel olurdu. Yoksa Müslüman, Amerikalı bir ailede var olmak benim için daha mı uygundu? Bu iki kavramı da hayalgücümün denizinde bir hayat geçirmişçesine kurgulardım. Sonuç olarak çocuksu olmasına rağmen vicdani duygularım beni hep aradığım uzaktaki hayal dünyasının ancak maneviyat ile anlam kazanabileceği kanısına vardırıyordu. Ve böyle tam ortada kalabilmek huzurlu hissettiriyordu. Birinden değil hepsinden birazcık. İkisi arasında eleştirilerim yanıtlarım gidip gelirken keskin ve geridönülmez bir olgu oluşturduğumun çok sonra farkına vardım..

Doğduğum din değil ama doğduğum ülke yanlıştı. Bunu diyor olsamda beni müslüman olarak tanımlayan İslamı, içimde ılık şekilde hissedebiliyor olsamda ne olduğunu öğrenmeye gayret etmezken, namazı geçtim doğru düzgün dua bilmezken, noel, cadılar bayramı gibi hristiyanlığın sembol günlerini onların bu günleri idrak edişini filmlerde beğenerek seyrediyordum. Ailevi ortamımı ve çevremi her irdeleyişimde kendi kültürüm kendi geleneklerime bir yabancı gibiydim..

Velhasıl kelam 2002 yılında sekizinci sınıfın sonlarına doğru bana göre dünyanın en batısı olan bu şehir herşeyi ile beni çekiyordu çünkü benim için oradan ötede bir dünya yoktu adeta. Dışarıdan nasıl görünüyordu bilemiyorum lakin içeride bir Amerikalı vardı. Ülkemi sevmiyordum denemez ama ikisini kıyasladığımda beni oraya çeken asıl etkenide farkettim: Yapıları..

New York şehri beni büyülüyordu. Onunla ilgili televizyonda bir şey duyduğumda cama yapışıyordum, onun içinde geçen bir filmi derhal seyrediyor ve New York'tan bir manzara görülen her kareyi tekrar tekrar izliyordum. Kıyaslıyordum: Times Square Garden ile Türkiye'den bir yeri, yoktu böyle şaheser bir yapılaşma, lanet olsun yoktu. Beni kandıracak hiçbirşey yoktu. Ülkemdeki bu mimari zayıflık Osmanlı'nın bıraktığı bu hazine benim istediğim gibi değerlendirilemiyordu..

Ama şu ilginçtir ki bu beğenmediğim ülkemle ilgili gerçekte bir şey elimden gelemesede onu hayalgücüm ile dünyanın teknoloji merkezi kıvamında tabiri caizse Jetgilleri kıskandıracak kapasitede gelecekten gelmişçesine gelişmiş bir hale sokabiliyordum, tasarladığım binaları, araçları, robotları keşke şimdi size gösterebilsem emin olun oraya şuan ışınlanmak istersiniz. Yani ülkem böyle bir yer olsa yemişim Amerikasını bilmem anlatabildim mi..

Gel zaman git zaman Google Earth olsun, uluslararası yayın yapan canlı sokak cadde kameraları olsun gidemiyor olsamda artık New York sokaklarında sanal olarak yürüyebiliyor istersem canlı canlı izleyip orada olmanın tadını az da olsa bilebiliyordum ve bu imkanlar beni batıya daha çok yakınlaştırdı.

Benim gözümde Türk; Osmanlıdır. Atatürk ve onun nesline kadar. Ve onlar artık yok. Türkiye değerlerle dolu bir ülke evet ama o değerleri işleyebilecek kapasitede buna ister milli duygu ister vatan sevgisi diyin ne bir yönetim ne bir lider ne de bir halk göremediğim için zaten diğer tarafta yanan bir ateş varken buradaki kor her geçen gün dağılıp gidiyordu. Türk halkı dinine bağlı milliyetçi bir halk kabul, hepimiz öyleyiz ama bir eksik var; Üretemiyoruz!

Nerede Osmanlı'nın mimarisi nerede günümüz mimarisi, beni soğutan bu. Herkes düşmüş çıkar peşine parası olmayan zaten ekmek derdinde onlara lafım yok. Bursa'ya Uludağ'dan baktığımda gördüğüm tek tablo: Kutu kutu evler, işte buna çıldırıyor ve ülkemden soğuyordum..

İnsanlar sadece şunu düşünüyor; Tuğlaları üstüste diz üç oda bir salon yap al sana ev.
Devlet şunu düşünüyor; O bölgeden yol geçmiyorsa ve bu evi yapmak isteyen vatandaş bize vergi verecekse buyur yap, al sana ev.
Amerikan halkı ne düşünüyor; Yapılaşma konusunda devlet ne düşünüyorsa. Ki bunun haricinde kimse bir adım atamaz zaten.
Amerikan devleti ne düşünüyor; Ortada henüz bir şehir yokken önce şehri çiziyorlar. Her gökdelen bir şaheser olmalı. Banliyöler gel ve bu evde yaşa diye insanları büyülemeli.
Fakir mahalleler; Paran yoksa getto var.
Görsellikle ilgili bu sertliklerine hayranım..

İşte insanlarımızdaki bu zihniyet beni buralardan uzaklaştırıyordu. Daha açık konuşmak istiyorum, söylemiş ve söyleyecek olduklarımın siyasi olarak algılanmasını istemem tamamen kişisel karakter yorumu yapıyorum. Arada bir kurum adı geçsede lafım kuruma değil lafım bizdeki zihniyete. Hiç bir oluşuma lafım yoktur. Zaten okuduğunuz üzere hepsini herkesi aynı kefeye koyuyorum. Kendim de dahil..

Açık olanı şu; İnsanlarımız şehit haberi geldiğinde çıldırıyor hepimiz gibi, insanlarımız topraklarımız üzerinde devletsel bir komplo döndüğünde ''Vay efendim kim benim ülkeme göz dikiyormuş'' gibisinden çıldırıyor hepimiz gibi.
Peki o zaman sorarım size! Bir başkası yaparken toprağım diyoruz da neden kendimiz bu verimli Anadolu topraklarını betonarme bir çöle dönüştürüyoruz? Noldu bizim milliyetçiliğimize? Neden bir Japon kadar bu konuda milliyetçi olamıyoruz?

Hani biz Osmanlı'nın torunlarıydık? Bu ülkeye tarihimiz haricinde turist getirecek yeni bir şeylere neden imza atamıyoruz? Ama ne gerek var, kare şeklinde yetmiş seksen bin liraya betondan bir kutu yap ver kiraya gitsin para gelsinde ülke çöplük olsun ne önemi var senin cebin dolsun. Sonra yok İstanbul'da çarpık kentleşme var bilmem ne.
Sen yapıyorsun bunu neyin derdindesin? Evinin içini süslüyorsun, evinin dışını süslüyorsun peki ya çevresi? Ya şehrinin çehresi? Umurunda mı ki!

Ama yinede umut her zaman vardır diye boşa dememişler. Nihanet bir şeylerin ters gittiğinin ve böyle olmaması gerektiğinin farkına varan birileri oldu ve bu benim yüzümü güldürüyor.
Aslında çok daha önceden bir kıvılcım çakılmış olsa da, bir alev olarak uzaktan görülmeye başlaması zaman almış olduğundan 2008 yılı benim tiksindiğim bu eksiği ve pek çok eksikliği gören ve harekete geçen birilerini yeni yeni anlamaya başladığım başka bir önemli kırılma noktası oldu. Ülkemde çok şükür kırık dökük olanı yapıştırmaya başladılar.
Ülkemin benim ancak farkedebildiğim bu tarihten itibaren dibine su dökülen bir çiçeğin solgun yapraklarının canlanmaya başlaması gibi yeşerdiğini gördükçe içimde farklı kıpırtılar olmaya başlamıştı ama yine de hiç kimse hiç bir şey bendeki New York ve Amerika aşkının üzerine çıkmayı başaramadı..

Ayrıca artık somut adımlar da atmaya başlayıp Green Card'a da katılmayı denemiştim ilk seferde ingilizcemin yetersizliğinden başaramamıştım ingilizce öğrenip daha sonra tekrar denemek için bunu belirsiz bir süre erteledim. Bu başarısızda olsa benim için büyük bir şeydi.. Tıpkı alevi körüklemek gibi..

İş hayatıydı sosyal hayattı derken yıl oldu 2011..

İşte o herşeyi, tüm yaşamımı, süregelen hayatımı, bildiğim tüm kavramları yıkan o yıl. Pembe toz bulutu bir anda kalktı. Rüyadan uyandım. Ne olduğum gibi görünebildim ne de göründüğüm gibi olabildim...

Bu yazının devamını getireceğim başka bir mesajımda ömrümüz varsa inşallah ama şimdilik başınızı çok şişirdim sevgili okuyucu.. Biraz kafamız dağılsın ondan sonra..
Ayrıca yazıda bazı şeyleri sildim ve eklemeler yaptım..


 
Cezzbedici3

Cezzbedici3

Üye
    Konu Sahibi
Selamlar sevgili okuyucular kısa bir süredir yazmıyordum belkide yazmaya değer bir şey görmüyordum ancak bugün çok güzel bir şey oldu onu sizlerle paylaşmak istedim.. Standart bir iş akşamı birazcık dinlenmek için yemekhaneye uğradım orada kasiyer arkadaşlardan biri vardı önünde sarı renkte aynı gibi görünen pek çok benim ilk tabirimle ''broşür'' vardı onları inceliyordu..

Dedim hayırdır ne kataloğu bunlar :D
Ne kataloğu yahu bunlar üniversiteye ön hazırlık kitapçıkları dedi :D
Tam o anda en üstte durana yaklaştım ve üstünde ''Ruh Sağlığının Temelleri (Psikoloji) yazıyordu.. İzin isteyip bi baktım içeriğine gözüme çarpan ilk yazıda sanki kendimi buldum.. Kıza dedim bu kitap sanki beni anlatıyor :) Psikolojiyle ilgilimisin? dedi.. Şu an ilgilenmeye başladım dedim :D

Al sende kalsın oku dedi.. Çok sevindim hemen aldım yarın okuyacağım zaten ince bir kitapçık.. Hemen size ilgilimi çeken yeri paylaşıyorum:

''Üzüntü, sıkıntı, korku, başarısızlık gibi heyecan oluşumlarının kaynağı bilinmeden uzun süreli yaşanmasına Kaygı adı verilir.
Kaygıyı ortaya çıkaran belli başlı nedenler şunlardır:
Bireye verilen desteği çekilmesi
Olumsuz bir sonucu beklemek
Bireyin düşünceleriyle davranışları arasında bir çelişkinin ortaya çıkması (Bilişsel Çelişki)
Gelecekte ne olacağını bilmemek''

Gerçekten şu sıralar biraz kafam nane limon olduğundan ilaca ihtiyacı varmış gibi duruyor.. Birden bu küçük kitapçığın beni büyük aydınlatacağını hissettim..

Okumak isterseniz Cetvel Yayınları tarafından dağıtılmaktadır..


- - - Eklendi - - -











Hiç aradığın şeyi bulduğunda, bulduğun şeyin aradığın şey olup olmadığına baktın mı?
 

ismnTR

Üye
çooooooooooooooooooooooooooooook
beğendiğim bir film. Ama kitabı olduğunu bilmiyordum.
 
Cezzbedici3

Cezzbedici3

Üye
    Konu Sahibi
Bazen gidersin, sırf geri dönebilmek için..

- - - Eklendi - - -

İnsan sudan çıkıp güneşlenir, kurur, sırf yeniden suyun zevkini çıkarabilmek için.
Başka şehre gidersin şehrini özlersin bunu seversin de..
Neden uyuruz? Yeni bir güne uyanmanın tadı bambaşkadır..
Yemekten sonra tatlı o kadar doyurucudur ki bu sanki tuzun şekere aşkı gibidir. Kavuşmazlarsa bir şeyler eksik kalır.
Bazen silersin, yeniden yazmak için.
Bazen yazarsın, silmek için.
İnsan kırar döker çünkü hep orada durması seni rahatsız eder.


- - - Eklendi - - -

Rutine dönüşen her şey, sıkıcıdır aslında. Ya bu yüzden komşunun bahçesindeki çimen bize hep daha yeşil gelir, her zaman....
 
Cezzbedici3

Cezzbedici3

Üye
    Konu Sahibi
Evvet sevgili okuyucular uzun bi aradan sonra ben geldim :) Yazının devamını getireceğim demiştim.. İşte devamı ;)

Yıl 2011 demiştik.. 2011 yılı benim hayatımı değiştiren yıl oldu.. Daha doğrusu değişimi ateşleyen yıl oldu.. 2012 değişimin olgunluğa eriştiği yıl oluyor ve devam ediyor...
İnanılmaz gelebilir ama hayatımı değiştiren o anı mı diyeyim o şeyimi diyeyim o Maxicepteki bir konu oldu.. Evet çok ilginçtir ki ya benim kaderimde bunca yıl bunu görmemek yazılıydı yada hep gözümün önündeydi ben bu kadar etkilenecek şekilde dikkat etmemiştim.. Ama bu konuda bilgi sahibi olmama araştırmama ve herşeyi öğrenmeme o konu sebep oldu.. Konunun adı 7 Aralık 2011 idi...
Evet şaşırdınız mı? O tarihi gördüm yeni mesajlarda ve ne olduğunu merak edip girip baktım.. Bakmaz olaydım mı diyim Allahıma sonsuz şükürler olsun mu diyim bilemedim ilk an olayın şokunu atlatana kadar..
Sizin hiç hayatınız boyunca doğru kabul ettiğiniz herşey bir anda yıkıldımı? Benim o tarih yüzünden, evet yıkıldı..Size o anki duygu kırıklığının verdiği ve acıyı ve şaşkınlığımın içinde kaybolmuşluğumu anlatamam..

Devam edeceğim demiştim ama ne kadar yazacağımı söylememiştim.. İşte esas gelecekte yazacağım kalan kısım çok uzun olacak.. Biten herşey yeni şeyleri başlatır çünkü..


- - - Eklendi - - -

Sorular sadece cevabı duymak isteğiyle var olurlar..
 
Durum
Üzgünüz bu konu cevaplar için kapatılmıştır...


MaxiCep.com internet sitesi 5651 Sayılı Kanun’un 2. maddesinin 1. fıkrasının m) bendi ile aynı kanunun 5. maddesi kapsamında Yer Sağlayıcı olarak faaliyet göstermektedir. İçerikler, ön onay olmaksızın tamamen kullanıcılar tarafından oluşturulmaktadır.

MaxiCep.com; Yer sağlayıcı olarak, kullanıcılar tarafından oluşturulan içeriği ya da hukuka aykırı paylaşımı kontrol etmekle ya da araştırmakla yükümlü değildir.

MaxiCep.com’in yer sağladığı içeriğin 5651 Sayılı Kanun’un 8 ila 9. maddelerine aykırı şekilde; kişilik haklarınızı ihlal ettiğini ya da hukuka aykırı olduğunu düşünüyorsanız Buradan yada [email protected] mail adresine e-mail göndererek iletişime geçerek bildirebilirsiniz.

Bildirimleriniz dikkatle ve özenle incelenmekte olup kişilik haklarınızın ihlali ya da hukuka aykırılığın tespiti halinde mevzuat kapsamında en kısa sürede işlem yaparak bilgi vereceğiz.
Üst Alt