Gönül pencerem

Sponsorlu Bağlantılar

|SEÇKiN|

|SEÇKiN|

Üye
    Konu Sahibi
küfe

Eski Çin'de yaşıyan vong ailesi, bir büyükbaba, bir baba,
bir anne ve 12 yaşlarında bir çocuktan ibaretti. Baba, artık
çalışamayan ve yükten başka bir şey olmayan büyükbabadan
bıkmıştı. Bir gün oğul, babasına nehrin kıyısında rastladı.
Babanın sırtında daima pazardan eşya taşıdıkları küfe vardı.
Küfenin içinde de büyükbaba!

Oğul babaya sordu:
"Baba ne yapıyorsun?"
"Büyükbabanın bize yük olmaktan başka işi yok. onu
küfe ile beraber nehire atacağım."

oğul büyük bir endişe ile atıldı.
"Baba, küfeyi atma, eve götür. sen yaşlandığında,
şüphesiz bana da lâzım olacak!"


 
  • Beğen
Tepkiler: viktoreznov ve OttomaN TigeR


OttomaN TigeR

OttomaN TigeR

Üye

Oğul babaya sordu:
"Baba ne yapıyorsun?"
"Büyükbabanın bize yük olmaktan başka işi yok. onu
küfe ile beraber nehire atacağım."

oğul büyük bir endişe ile atıldı.
"Baba, küfeyi atma, eve götür. sen yaşlandığında,
şüphesiz bana da lâzım olacak!"

:oke:Aferin çocuğa iyi laf etmiş, hadi şimdi atsın da görelim... Teşekkürler abi.
 
viktoreznov

viktoreznov

Üye
çok teşekkürler. gerçekten her paylaşmınız ayrı bir ders :oke:
 
|SEÇKiN|

|SEÇKiN|

Üye
    Konu Sahibi

Bahar bütün güzelliğiyle ortalığı sarmıştır. Hizmetçisi
Rabia Sultan'ı dışarı, manzara seyretmeye davet eder:
"Hanımefendi" der "dışarı çık da şu sanat eserlerini seyret!"

Rabia yüzünü dönmeden cevap verir: "Sen içeri gir de
sanatkârı seyret!"

Rabia'nın hizmetçiyi davet ettiği yer, gönül alemidir.

 
  • Beğen
Tepkiler: viktoreznov ve OttomaN TigeR
Emrgncy

Emrgncy

Üye
Allah razı olsun
 
|SEÇKiN|

|SEÇKiN|

Üye
    Konu Sahibi
Şehrin surları



Halife Ömer bin Abdülaziz hazretleri, "şehrimizi korumak için
etrafını surla çevirmek istiyorum, gerekli parayı gönderiniz"
diye
müracaat eden bir valisine şu cevabı yazmıştı:

"Şehrinizi surla değil, adaletle koruyunuz ve zulümden arındırınız!"
 
  • Beğen
Tepkiler: viktoreznov ve OttomaN TigeR
OttomaN TigeR

OttomaN TigeR

Üye
Mübarek ne güzel söylemiş...
 
  • Beğen
Tepkiler: |SEÇKiN|
|SEÇKiN|

|SEÇKiN|

Üye
    Konu Sahibi
biliyo musun @Blackhawk1111, senin imzanda kullandığı söz de bir o kadar güzel abisi...
çok hoşuma gitti.
 
  • Beğen
Tepkiler: OttomaN TigeR
OttomaN TigeR

OttomaN TigeR

Üye
Allah razı olsun abi teşekkürler.
 
|SEÇKiN|

|SEÇKiN|

Üye
    Konu Sahibi
Horasanda hırsızlardan birkaçı kaçar. Hiratlı bir demirci,
gece evine dönerken, zaptiyelerce yakınında yakalanan
hırsızlarla beraber tutuklanarak hapsedilir.

Demirci, zindanda namaz kılıp, (Ya Rabbi, bu işte suçum olmadığını,
ancak sen bilirsin. Beni buradan, ancak sen kurtarırsın)
diye
dua eder.

Adil bir vali olan Abdullah bin Tahir, o gece bir
rüya görür. Kuvvetli dört kimsenin, tahtını, tersine çevirirken
uyanır. Hemen abdest alıp, iki rekat namaz kılar. Tekrar uyur.
Yine o dört kişi, tahtını yıkmak üzere iken uyanır. Kendisinde,
bir mazlumun ahı bulunduğunu anlar, zindan müdürünü
çağırtıp der ki:

- Zindanda bir mazlum mu var?
- Bilmem ama, biri dua edip gözyaşı döküyor.

Dua eden mahkumu çağırıp halini sorunca mesele anlaşılır.
Vali, özür dileyip der ki:
- Şu parayı al ve herhangi bir arzun, bir işin olunca da bana gel.

Demirci, minnetsiz konuşur:
- Hakkımı helal ettim, ancak ihtiyacımı görmek için gelmem.
- Niçin?
- Benim gibi bir fakir için, senin gibi bir sultanın tahtını birkaç
defa tersine çeviren sahibimi bırakıp da, dileğimi başkasına
arz etmem kulluğa yakışır mı?!

 
  • Beğen
Tepkiler: johnny_bravo, viktoreznov ve OttomaN TigeR
|SEÇKiN|

|SEÇKiN|

Üye
    Konu Sahibi
EĞER ANNEM OLSAYDI

Genç veli ölüm döşeyinde, ömrünün son dakikalarını yaşamaktadır.
Hayatını hep ahirete göre yaşayan bir ailenin ferdi olduğu için ölüm korkusuna dayanıklıdır. ve babası da öyle bir evlada hakkıyla baba olmuş bir başka hak dostudur.

Baba oğula sorar: "Evlâdım! Ahirette ne ile karşılaşmayı bekliyorsun?"

Sorudaki ima genç veliye tebessüm ettirir... yani baba sormaktadır ki:
"Acaba bahtına ne çıkacak? Rahmet mi, azap mı?"

Ölüm yolcusu genç veli son nefeslerinden birini daha aldıktan sonra cevap verir: "Babacığım! Eğer öteki taraftaki durumuma annem karar verseydi acaba ne yapardı?"



Baba hiç duraksamadan: "Evladım" der, "annedir o, şefkatlidir. Günahına, sevabına bakmadan seni cennet'in firdevsine indirirdi." Ve bu cevap genç velinin dünya yaşamındaki son tebessümüne neden olur. Gözleri önce yaşarır, sonra ümitle, güvenle parlar, babasına döner: "Ey babam! Benim
Rabbim bana benim annemden daha şefkatlidir."


Başı sağa düşer, dudaklar kapanır... Dünya bir atlama tahtası olur, firdevse doğru...
 
  • Beğen
Tepkiler: johnny_bravo ve OttomaN TigeR
|SEÇKiN|

|SEÇKiN|

Üye
    Konu Sahibi
FAKİR GENÇ

Amerikan iç savaşından birkaç sene önce, güzel bir bahar günü, genç bir adam, zengin bir çiftçinin kapısını çaldı. Tek istediği, karın tokluğuna çalışabileceği bir iş ve yatacak bir yerdi. Zengin çiftçi, adının jim olduğunu söyleyen bu çocuğu çiftliğine aldı.

Jim gerçekten de çalışkan bir çocuktu. Bütün gün her işe koşturuyor, yemeğini mutfakta aşçılarla birlikte yiyor ve samanlıkta yatıyordu.

Jim, bütün o yazı çiftlikte çalışarak geçirdi. Bu süre zarfında çiftçinin kızına aşık olmuştu. Kızın da onda gönlü vardı. Bir gün bütün cesaretini toplayarak kızın babasına onunla evlenmek istediğini söyledi. Zengin çiftçi bu işe çok öfkelendi. "Senin gibi parasız pulsuz ve şerefli bir addan yoksun birine kızımı vermem" diyerek jim'i çiftlikten kovdu.




Aradan tam 35 yıl geçti. Çiftçi yeni bir samanlık yaptırmak için eskisini yıkmaya karar verdi. Yıkım sırasında seneler önce Jim'in kaldığı odanın duvarına isminin tamamını, yaniJames A. Garfield adını kazımış olduğunu görünce şaşkınlıktan küçük dilini yutacaktı.

Çünkü James A. Garfield o sıralarda Birleşik Amerika'nın başkanı idi!
 
|SEÇKiN|

|SEÇKiN|

Üye
    Konu Sahibi
YAN TESİR

Sarhoş adam doktora sorar: "Doktor bey" der, "İçkinin yan tesiri var mıdır?"
Doktor cevaplar: "Dünyadayken pek yan tesiri yoktur," der, "Ama ahirette
biraz cehennem azabı yapar!"
 
|SEÇKiN|

|SEÇKiN|

Üye
    Konu Sahibi
HANIMINA KATLAN!

Hz. Ömer'in hilafeti zamanında bir zât, davranışlarını beğenmediği hanımını şikâyet etmek üzere halifenin evine geldi. Kapının önünde oturdu ve Hz. Ömer'in çıkmasını beklemeye başladı. Derken içeriden bir gürültü koptu. Hz. Ömer'in hanımı koca halifeye bağırıp çağırıyor, fakat Hz. Ömer ağzını açıp da ona tek kelime dahi söylemiyordu.

Bu hali gören kapıdaki zavallı boynunu bükerek: "Bütün şiddetine ve sertliğine rağmen, üstelik Mü'minlerin emiri iken Hz. Ömer'in hali böyle olursa benim derdime nasıl çare bulabilir" diye düşündü ve kalkıp gitmeye başladı. Bu esnada Ömer (ra) dışarı çıktı ve o zât'ın arkasından "hayrola, derdin neydi?" diye seslendi. Adam şöyle cevap verdi:
"Ey Mü'minlerin emiri! Zevcemin kötü ahlâkını ve bana olan saygısızlığını şikâyet etmek üzere gelmiştim. Senin hanımının da sana karşı olmadık sözler söylediğini duyunca vazgeçip geri döndüm ve kendi kendime, 'Mü'minlerin emiri karısıyla böyle olunca, benim derdime nasıl devâ bulacak?' dedim."



O zaman Hz. Ömer(ra) adama şunları söyledi: "Kardeşim, zevcemin benim üzerimdeki hakları sebebiyle ona katlanmaya çalışıyorum. Zira o benim hem aşçım, hem fırıncım, hem çamaşırcım, hem de çocuklarımın süt annesidir. Halbuki o bütün bunları yapmak zorunda değildir. Üstelik gönlümün harama meyletmesine mâni olan da odur. Bu sebeple onun yaptıklarına katlanıyorum." Bu sözleri duyan zat: "Ey Mü'minlerin emiri! Benim hanımım da aynen öyle" dedi. Bunun üzerine Hz. Ömer adamı: "Haydi kardeşim, zevcene katlanmaya bak! Hayat dediğin göz açıp kapayıncaya kadar geçiyor!" diye teselli etti.
 
  • Beğen
Tepkiler: OttomaN TigeR
|SEÇKiN|

|SEÇKiN|

Üye
    Konu Sahibi
DERVİŞ VE PARA

Padişahın biri adamlarından birine bir miktar para verip
şehir içindeki dervişlere dağıtmasını söyledi. Adamcağız
birçok dervişin yanına gidip geldi ve parayı olduğu gibi
getir getirip padişaha iade etti. Padişah, "Niçin dağıtmadın?"
diye sordu. Adam, "Padişahım, verecek derviş bulamadım"
dedi. Padişah, "Nasıl olur, şehirde yüzlerce derviş vardır"
deyince adam, "Efendim, dervişler para kabul etmiyorlar.
Para alanlar ise zaten derviş değil ki!"
diye cevap verdi.
 
  • Beğen
Tepkiler: OttomaN TigeR
|SEÇKiN|

|SEÇKiN|

Üye
    Konu Sahibi
BİRAZ GEÇMİŞE YOLCULUK YAPALIM MI?

Meşhur Louvre sarayında helâ'nın unutulmuş olması o zamanki
Avrupa'nın temizlik hususundaki halini ortaya koymak için kâfidir.
Nitekim bir zamanlar Fransa'da şemsiyenin sokağa atılan kirli su
ve idrardan korunmak için kullanılmış olduğu da rivâyetler
arasındadır
. Şimdi bazı batılı müelliflerin Osmanlı toplumundaki
temizlik ve nezâketle alâkalı müşahedelerini nakledeceğiz:
M. de Thevenot şöyle der: "Türkler sıhhatli yaşarlar ve az hasta
olurlar. Bizim memleketimizdeki böbrek hastalıkları ve daha bir
sürü tehlikeli hastalıkların hiçbiri onlarda yoktur. isimlerini dahi
bilmezler. Öyle zannediyorum ki, Türklerin bu mükemmel sıhhatlerinin
başlıca sebeplerinden biri de sık sık yıkanmaları ve yiyip içmedeki
itidalleridir. Onlar gayet az yerler. Yedikleri de hristiyanlar gibi
karma karışık değildir."


J. B. Tavernier: "Türkiye'de sofradan kalkılır kalkılmaz mutlaka
ellerle ağızlar yıkanır. Önünüze sıcak suyla sabun getirilir. Büyüklerin
konaklarında ya gül suyu veya güzel kokulu başka bir su da ikram
edilir. Bunlarla da mendilinizin bir ucunu ıslatırsınız."
der.

Dr. A. Brayer: "Osmanlı yıkanıp temizlenmeyi hiçbir zaman ihmal
etmez. Tâkatten düşse bile çocukları, uşakları veya hanımı vasıtasıyla
yıkanıp temizlenir. Öldüğü zaman cenazesi bile şeriat ahkâmına göre
yıkanıp temizlenmeden tabutuna konulmaz. Oysa Avrupalılar
hastalandıklarında veya tâkatten düştüklerinde temizlik kaygısını
umumiyetle unutuverirler. ölünce de evinde bulunabilen en kötü
beze sarılıp dikildikten sonra tabuta konulurlar. Âilesi cesedinin
en sathî bir şekilde temizlenmesini aklından bile geçirmez" der. ve,
A. Brayer şöyle devam eder: "Umumiyetle pek kalabalakı olmayan
cemiyetleri iyi tedkik edin: halkın üstleri başları ne kadar temizdir.
Hâl ve tavırlarında ne büyük bir âsalet ve yüzlerinin çizgilerinde
ne tatlı bir sûkunet ve nezaket vardır! Konuştukları dil de ne tatlı
ve ne kadar âhenklidir!"


gelin şimdi de sözü batılılardan alıp aynı muhteşem medeniyetin
bu incelik ve zerafeti tevârüs ettikleri öğretmenleriyle olan münasebeti
vesilesiyle medineye bir göz atalım: "Peygamber efendimizin kabr-i şerifi
üstündeki ilk kubbe Memlûk sultanı Kayıtbay tarafından inşâ edilmiştir.
İkinci kubbe(yeşil kubbe) ise, II. Mahmud tarafından yaptırılmıştır. Bu
şerefli inşâ için İstanbul'dan Medine'ye giden mühendis ve mimarlar,
önce Efendimizin rûhaniyetini rahatsız etmeden bu işi nasıl yapacaklarını
mütalâa ettiler. Neticede dünya kelâmı konuşmamaya karar vererek
aralarında bir de edep dili oluşturdular. İşte ondan mânidar bir örnek:

"Sen, Tuğlayı uzat" yerine "ALLAH" de. "Çekici uzat" yerine, "LâilaheillALLAH"
de... Ben de, "Su ibriğini uzat" yerine "Bismillah" diyeyim."


Böylece Yeşil Kubbe'yi bir rûhaniyet ve feyiz içerisinde, dua ve zikir
halkasında oturuyormuşçasına inşâ etmişlerdir. İşte ecdadın alemlere
rahmet olan Efendimize olan hassasiyetlerinden zirve bir nûmune...
 
|SEÇKiN|

|SEÇKiN|

Üye
    Konu Sahibi
NAMAZI TERKETMEK!

Misver b. Mahreme(ra), Hz. Ömer'in yaralandığı günlere ait bir hatırayı şöyle anlatır:


"Ömer(ra) hançerlendiğinde zaman zaman baygınlık
geçiriyordu. Bir keresinde yanına girdim, üstüne bir örtü örtmüşler,
kendinden geçmiş vaziyette yatıyordu. Yanındakilere, "durumu nasıl"
diye sordum. "gördüğün gibi baygın" dediler. "Namaza çağırdınız mı?
Eğer hayattaysa onu namazdan başka hiçbir şey korkutup uyandıramaz"

dedim. Bunun üzerine, "Ey Mü'minlerin emiri, namaz! Namaz kılındı!"
dediler. Hz. Ömer(ra) hemen ayıldı ve, "Öyle mi? VALLAHi namazı terk
edenin İslâm'dan nasibi yoktur"
dedi. Kalktı ve yarasından kanlar akarak
namaz kıldı.
" (ibn Sa'd, III, 35)
 
  • Beğen
Tepkiler: OttomaN TigeR
|SEÇKiN|

|SEÇKiN|

Üye
    Konu Sahibi
[h=3]Örümcek ağı [/h]
Bir gün dünya hayatında hep kötülük işleyen bir adamı cehennem
kapısında bir melek karşıladı. Melek adama şöyle seslendi:

"Hayatta iken tek bir gün bile birisine iyilik yaptı isen buraya girmeyeceksin."

Günahkar adam uzun süre düşündükten sonra, bir keresinde ormanda
gördüğü örümceği hatırladı. Balta girmemiş ormanda yürürken önüne bir
örümcek ağı çıkmıştı. Adam ağı bozmamak ve örümceği ezmemek için
o gün yolunu değiştirmişti.
Heyecan içinde o günü meleğe anlattı.
Melek adama gülümsedi ve ardından elini şıklattı. Gökten bir örümcek ağı
inmişti.

Adam bu ağa tutunarak cennete girebilecekti. Adam neşe içinde
ağa tırmanırken cehennemden bazıları da bu ağa tutunarak cennete
gitmeye çalıştılar. Ama adam ağın o kadar çok insanı taşımayacağından
korkarak onları itmeye başladı. Tam o sırada ağ gerçekten koptu ve
diğerleri ile birlikte adam da cehenneme düştü. "Yazık!" dedi melek,
"Bencilliğin, hayatında işlediğin tek iyiyi de kötülüğe döndürdü. O insanlara
şefkat gösterebilseydin, ağın herkesi taşıyabileceğini de görecektin."


Yaşamın örümcek ağını ören insanın kendisi değildir. O bu ağda sadece
bir teldir ve bu ağa yaptığı katkıyı aslında kendi yaşamına yapmaktadır...
 
  • Beğen
Tepkiler: OttomaN TigeR
|SEÇKiN|

|SEÇKiN|

Üye
    Konu Sahibi
[h=2]Bu parayı KİM İSTER?[/h]
Meşhur bir hatip konuşmasına 100 dolarlık bir banknotu eline alarak
başladı. Salonu dolduran 200 kişiye:


-"Bu parayı kim ister?" diye sordu.

Salonda eller tek tek havaya kalkmaya başladı.

"Tamam bu 100 doları içinizden birine vereceğim, ama önce lütfen
izin verin bir şey yapayım."
dedi ve banknotu buruşturmaya başladı.


Tekrar sordu: "Halâ kim istiyor?" Salonda aynı eller havaya kalktı.

"Pekala, şunu yaparsam ne olacak bakalım?" dedi. Banknotu yere
attı ve ayakkabısının altında ezmeye başladı. Bir süre sonra eğildi
ve parayı aldı. Banknot kirli ve buruş buruş olmuştu. "Halâ isteyen
var mı?"
diye sordu.


Salonda eller tekrar havaya kalktı. "Arkadaşlar, sanırım hepiniz çok
önemli bir ders öğrendiniz. Paraya ne yaparsam yapayım siz halâ
onu istemeye devam ettiniz. Çünkü biliyordunuz ki bu banknot de-
ğerinden bir şey kaybetmedi. Halâ 100 dolar değerinde!"


İşte bunun gibi hayatınızda çok defa verdiğiniz kararlar yüzünden
ya da karşı karşıya geldiğimiz durumlar yüzünden yere düşeriz,
çiğneniriz, üstümüz başımız kirlenir, çamur olur. Ama başımıza ge-
lenler ya da gelecekler ne olursa olsun, Allah'ın katında değerimizi
asla kaybetmeyiz. Elimiz yüzümüz, kirli ya da temiz, elbiselerimiz
buruşuk ya da ütülü olsun, O'na göre bizler kesinlikle paha biçilme-
ziz. Bu yüzden, dünyada bizden başka inanan kalmamış olsa bile
Yaradanımız da bizim için paha biçilmez olmalı. Bu duyguyla yaşa-
malıyız.
 
  • Beğen
Tepkiler: johnny_bravo

Benzer Konular

alperen1313
  • Kilitli
    • Beğen
Cevap
1
Görüntüleme
1K
-YARINIYOK-
YaşlıTaşCocuk54
Cevap
2
Görüntüleme
2K
OnurYurdakul
Mehmet
Cevap
0
Görüntüleme
5K
Mehmet
cihan10
Cevap
14
Görüntüleme
3K
Emma-Watson
Takipçi Satın Al


Üst Alt