Doğuş Pertez
Admin
Devlet ve millet bütünleşmesi nedir?
DEVLET VE MİLLET BÜTÜNLEŞMESİ
Devlet, milletin siyasi teşkilatlanmış şekli olmalı; yani milleti idare edenler, o milletin içinden çıkmalıdır. Böylece “Hakimiyet kayıtsız şartsız millettin” olmalıdır. Bu bakımdan milli birlik ve bütünlük daha kolay elde edilmiş olur. Zaten bu bizim ülkümüzdür. Nitekim Ulu Önderimiz Atatürk, “Seneler geçtikçe milli ideal verimleri, güvenle çalışmada, ilerleme hevesinde, milli birlik ve milli irade şeklinde daha iyi gözlere çarpmaktadır. Bu, bizim için çok önemlidir; çünkü biz, esasen milli mevcudiyetin temelini milli şuurda ve birlikte görmekteyiz.” diyerek bu ülküyü göstermiştir. Yine büyük Atatürk, milli hakimiyetin; eşitliğin, adaletin, hürrüyetin temeli ve milletin namusu olduğunu belirtmiştir. Cumhuriyet yönetiminde ve demokratik bir hukuk devletinde, devlet ve milletin bütünleşmesi esastır.
Bu özelliklere sahip olan devletimizin de milletimizle tam bir bütünlük içinde olması gerekir. Böyle bir bütünlüğün sağlanması için devletin ve milletin birbirlerine karşı olan görevlerini gereği gibi yerine getirmesi zorunludur.
Devlet, milletin bütün fertlerine adaletle, eşit olarak muamele eder; eğitim, sağlık, yol, su, haberleşme, korunma, huzurla yaşama v.b. hususlarda halkın ihtiyaçlarını karşılar. Yurdumuzu düşmandan korumak için her türlü savunma tedbirlerini alır. Irk, renk, inanç ayrılığına bakmadan bütün milletin birlik, beraberlik içerisinde huzurlu ve mutlu olarak yaşamasını sağlar. Millet ise, devletinin daima sağlam ve güçlü olması için kendisine düşen her türlü görevi gerektiği gibi yapar. Devlete karşı olan görevlerinin başlıcaları vergi vermek, askerlik görevini yapmak, seçimlere katılmak, kanunlara ve devletin koyduğu diğer yönetmelik ve yönergelere, genel düzene ve güvenliğe uymaktır. Milletin, devlete karşı olan görevlerini yerine getirdiği ölçüde, devlet de milletine daha iyi bakma, ülkeyi daha süratle geliştirme imkanını bulmuş olur.
Devletin de milletin huzuru ve refahı için gerekli çalışmaları yaptığı ölçüde, hem halkımız mutlu olur, hem de yurdumuz hızla gelişir. Devlet ve millet bütünlüğü de sağlanmış olur. Devlet, fertlere karşı görevlerini en iyi şekilde yerine getirdiği için ona derin bir bağlılık duyulur. Bu sebeple Allah yolunda ölmek ile devlet uğrunda ölmek bir tutulmuştur. İşte bu büyük bağlılığın doğmasında, yerleşmesinde inancın rolü de büyüktür. Allah’ın huzurunda duran her Müslüman, devletini sevmeyi, dinini sevmek gibi kutsal bilir. Hemen her fırsatta “Allah devlete ve millete yıkım (zeval) vermesin.” diye dua edilir. Böylece dinimiz yönünden de devlet ve millet bütünleşmesi, zorunlu bir temel ilkedir.
Devlet, milletin siyasi teşkilatlanmış şekli olmalı; yani milleti idare edenler, o milletin içinden çıkmalıdır. Böylece “Hakimiyet kayıtsız şartsız millettin” olmalıdır. Bu bakımdan milli birlik ve bütünlük daha kolay elde edilmiş olur. Zaten bu bizim ülkümüzdür. Nitekim Ulu Önderimiz Atatürk, “Seneler geçtikçe milli ideal verimleri, güvenle çalışmada, ilerleme hevesinde, milli birlik ve milli irade şeklinde daha iyi gözlere çarpmaktadır. Bu, bizim için çok önemlidir; çünkü biz, esasen milli mevcudiyetin temelini milli şuurda ve birlikte görmekteyiz.” diyerek bu ülküyü göstermiştir. Yine büyük Atatürk, milli hakimiyetin; eşitliğin, adaletin, hürrüyetin temeli ve milletin namusu olduğunu belirtmiştir. Cumhuriyet yönetiminde ve demokratik bir hukuk devletinde, devlet ve milletin bütünleşmesi esastır.
Bu özelliklere sahip olan devletimizin de milletimizle tam bir bütünlük içinde olması gerekir. Böyle bir bütünlüğün sağlanması için devletin ve milletin birbirlerine karşı olan görevlerini gereği gibi yerine getirmesi zorunludur.
Devlet, milletin bütün fertlerine adaletle, eşit olarak muamele eder; eğitim, sağlık, yol, su, haberleşme, korunma, huzurla yaşama v.b. hususlarda halkın ihtiyaçlarını karşılar. Yurdumuzu düşmandan korumak için her türlü savunma tedbirlerini alır. Irk, renk, inanç ayrılığına bakmadan bütün milletin birlik, beraberlik içerisinde huzurlu ve mutlu olarak yaşamasını sağlar. Millet ise, devletinin daima sağlam ve güçlü olması için kendisine düşen her türlü görevi gerektiği gibi yapar. Devlete karşı olan görevlerinin başlıcaları vergi vermek, askerlik görevini yapmak, seçimlere katılmak, kanunlara ve devletin koyduğu diğer yönetmelik ve yönergelere, genel düzene ve güvenliğe uymaktır. Milletin, devlete karşı olan görevlerini yerine getirdiği ölçüde, devlet de milletine daha iyi bakma, ülkeyi daha süratle geliştirme imkanını bulmuş olur.
Devletin de milletin huzuru ve refahı için gerekli çalışmaları yaptığı ölçüde, hem halkımız mutlu olur, hem de yurdumuz hızla gelişir. Devlet ve millet bütünlüğü de sağlanmış olur. Devlet, fertlere karşı görevlerini en iyi şekilde yerine getirdiği için ona derin bir bağlılık duyulur. Bu sebeple Allah yolunda ölmek ile devlet uğrunda ölmek bir tutulmuştur. İşte bu büyük bağlılığın doğmasında, yerleşmesinde inancın rolü de büyüktür. Allah’ın huzurunda duran her Müslüman, devletini sevmeyi, dinini sevmek gibi kutsal bilir. Hemen her fırsatta “Allah devlete ve millete yıkım (zeval) vermesin.” diye dua edilir. Böylece dinimiz yönünden de devlet ve millet bütünleşmesi, zorunlu bir temel ilkedir.
