Gönül pencerem

Sponsorlu Bağlantılar

|SEÇKiN|

|SEÇKiN|

Üye
    Konu Sahibi
KAMYONDAKİ ÖLÜLER

BİR KABRİSTAN VARDI
. Daha önce şehrin alt tarafında iken şimdi ortalarda kalmıştı.
Gelip geçenlere sessizce ölümü hatırlatırdı. Belediye yetkilileri, bir emanet, bir tapu
senedi, bir hatıra ve bir uyarıcı olan o beldeyi, maalesef, oradan kaldırmaya karar vermişlerdi.

İlân yapıldı.

“Falan kabristan şu tarihte sökülmeye başlanacak. Cenaze sahiplerinden
isteyenler o güne kadar cenazelerini filan kabristana aktarabilirler.”
diye.

İlâna pek iltifat eden olmadı. Zira uzun süreden beri bütün vefat edenler
şehrin yeni kabristanına defnediliyordu. Burada kalanlar, yıllar öncesinin
insanlarıydı. Çoğunun sahibi çıkmadı.

Derken beklenen gün gelip çattı. Kepçe o koca beldeyi birbirine kattı.
Görünürlerde beden denilebilecek bir şey kalmamıştı. O vücut binalarının
kolonları hükmündeki kemiklerden henüz tam çürümeyenler birbirine
karıştı ve kamyonlara dolduruldular.

O garip manzaranın halâ tesiri altındayım. O gün kemikleri kamyonlara
yüklenen insanlar, daha dün bu şehrin sakinleriydiler. İçlerinde zengini de
vardı, fakiri de... Alçak gönüllüsü de vardı, kibirlisi de... İffetlisi de vardı, şehvet
düşkünleri de... Birbirini çekemeyen ve çok büyük mücadeleler veren rakipler
şimdi aynı kamyonun arkasında sarmaş dolaş olmuşlardı.

Ve hepsi, yeni gafillerin oynaştığı bu beldeyi artık terk ediyorlardı.
 
  • Beğen
Tepkiler: OttomaN TigeR


|SEÇKiN|

|SEÇKiN|

Üye
    Konu Sahibi
08 Ekim 2005 tarihinde Pakistan büyük bir depremle sarsılmıştı. 70 binden
fazla insan vefat etti. Geride kalanlar da açlık ve yoklukla başbaşa kaldılar.
Türkiye'den müslüman bir yavru 24 Kasım'da şu mektup ile malının yarısın
müslüman kardeşlerine infâk etti ve insanlığın zirvesini gösteren bir misal
sergiledi.

"Ben fakir bir evin oğluyum. Babam yok, annem hasta. iki milyon
ekmek paramız vardı, bunun size bir milyonunu gönderiyorum. Çünkü ben bugün çöpten ekmek buldum. Akşam iftarı onunla yapacağız. Bu bir milyon ile depremde zarar gören çocuklara ekmek alın. Bu para helâldir. Pul parası da vereceğim için paramın hepsini gönderemedim. Özür dilerim."


Bu muazzam bir cömertlik, isâr ve fazilet misâli... Asr-ı Saadet'ten esen
bir bâd-ı saba gibi...

bu mektubu televizyondan okuyan o günkü pakistan devlet başkanı pervez müşerref hüngür hüngür ağlıyordu. şunları söylediğini hala bugünkü gibi hatırlıyorum:

"pakistana muhtelif devletlerden milyarlarca yardımlar geldi. bu yüzden bize yardım eden bütün uluslara şükranlarımı sunuyorum. fakat, yapılan bunca yardımların tamamı Türkiyeden fakir bir yavrunun yaptığı şu 1 Tl. kadar manidar ve kıymetli değildir!"
 
  • Beğen
Tepkiler: OttomaN TigeR
|SEÇKiN|

|SEÇKiN|

Üye
    Konu Sahibi
EĞER Kİ!....

Seyyidet Nefise...
13-14 yaşlarında olan tek bir kızı vardı. başka hiçbir
kimsesi kalmamıştı fani alemde. dünyalar tatlısı biricik kızını çok
seviyordu. öyle ya, nasıl sevmesin ki... o bu dünyada yanında olan
tek kişiydi. çok sevimliydi, yalnızlığının tek ilacıydı. gözüne çöp diye
düşseydi çıkarmaya kıyamayacak kadar çok seviyordu onu. Ama...

Ama... Rabbini herşeyden çok seviyordu. bir an! evet, bir an... beyninde
şimşeklerin çaktığını hissetti. ruhunu kezzap gibi yakıp kavuran
korkunç bir şüphe onu akrep gibi kemirmeye başladı içini...
allak bullak oldu bütün düşünceleri... yoksa... diye düşündü... yoksa!
evet, yoksa kızına olan zaafı, sevgisi onunla Rabbi arasında bir perde
olabilir miydi? onunla meşgulken, Rabbini unutuyor, gaflet gösteriyor
olabilir miydi? bütün vücudu zangır zangır titriyor, adeta bir zelzele
yaşıyor gibiydi... bu halden kurtulmalıydı, ve açtı ellerini... gökyüzüne,
arş'a, sidretü-l müntehaya helezonik kıvrımlarla ve yıldırım hızıyla ulaşan
bir münacaatta bulundu: "Sana halimi arzetmekten utanıyorum. sen onu
zaten biliyorsun. Eğer şüphelerim gerçekse, AL ONU BENDEN!"
ve...
dışarıdan gökyüzünde yankılanan canhıraş bir çığlık duydu...



Dışarıda duvar üzerinde oyun oynayan biricik yavrusu, dünyalar güzeli sevgilisi
düşmüştü duvar üzerinden... düşerken de son kelâm olarak, "Annee!"
diyebilmişti sadece... ve onun masum ruhu saniyeler evvel annesinin
yüreciğinden çıkan duaların kabul merciine doğru yol alıyordu. ve,
onun yapayalnız kalmış annesi artık asıl sevgiliyle tamamen başbaşa
kalmış, aradaki bütün perdeler çekilmişti aradan!
****
bu hikâye size biraz tuhaf mı geldi? olabilir! buraya yazılış sebebi de
zaten bu yüzden... tuhaflığından! lakin eğer tuhaflık bulutlarını
dağıtabilirseniz altından ibretamiz öğreticilik dersler çıkarabilmeniz de
mümkün! akılla, mantıkla, fıkıhla izah etmeye çalışırsanız içindeki hikmeti
kaybedebilirsiniz!
 
  • Beğen
Tepkiler: OttomaN TigeR
|SEÇKiN|

|SEÇKiN|

Üye
    Konu Sahibi


İki çocuklu bir aile, hafta sonu piknik yaparak geçirmeye karar verirler.

En güzel ağacın altına vardıklarında anne yemeği hazırlarken, çocuklar
babalarıyla birlikte yürüyüşe çıkar. Uzun uzun yürürler.

Küçük oğlan çok yorulur ve babasına yalvarır: "Ne olur beni kucağına al!"

Baba, "Ben de yorgunum oğlum" demez. Tek kelime etmeden yolun
kenarında gördüğü kuru dalı alır ve oğluna verir: "Al oğlum, sana güzel
bir at. Buna bin git!"
Çocuk sevinçle daldan atına biner ve koşarak,
zıplayarak, dehleyerek annesinin yanına doğru uçar adeta, babasını
ve ablasını çok gerilerde bırakarak. Baba gülerek kızına döner:

"İşte yaşam budur kızım. Bazen zihnen ya da bedenen kendini çok
yorgun hissedeksin. İşte o zaman kendine değnekten bir at bul ve
neşeyle yoluna devam et. Bu at, bir arkadaş, bir çiçek, bir şiir, ya da
bir çocuğun sevinci olabilir."
 
  • Beğen
Tepkiler: OttomaN TigeR
|SEÇKiN|

|SEÇKiN|

Üye
    Konu Sahibi
Eskiden köylü bir genç edebiyat eğitimi için uzak bir şehre gider.
Birkaç sene sonra kendi kendine "Artık olacağım kadar oldum, köyüme döneyim" diye düşünür.

Ancak o her yönüyle daha tam olgunlaşmamıştır. O edebiyatı her yer ve zamanda gösterişli, ince ve derin manalı kibar sözler söylemek olarak anlamıştır. Ona göre bir köylünün edebiyatı zaten olamaz. Bineğine binerek yola düşer. Bir yolda hayvanı incir ağacına bağlar ve uyur.


Uyandığında bakar ki, hayvanın yerinde yeller esmektedir. Aramak üzere gezinirken, bir köylüye rastlar ve selamdan sonra başlar edebi(!) konuşmaya:

"Enacur ağacının zılle-î kebirinde nevmi talep ederken, bizim düldül-i hımar efendi firara kadem eyledi. Acaba dergâh-ı ulviyyetinizi teşrif ettiler mi?"

Köylü bunlardan bir şey anlamaz. Bir iki defa tekrar ettirdikten sonra kendi kendine
şöyle düşünür: "Herhalde bu terbiyesiz adam bana küfretmenin ve aşağılamanın yolunu böyle buldu"

Ve hayvanlarını sürerken kullandığı sopa ile adama birkaç tane aşkeder. İşte tam o anda ham edebiyatçının aklına; yerine, makamına ve insanların seviyesine göre konuşmanın edebiyat olacağı gelir ve acıyla bağırır:

"Vurma be amca, eşeğimi kaybettim, gördün mü?"
 
  • Beğen
Tepkiler: OttomaN TigeR
|SEÇKiN|

|SEÇKiN|

Üye
    Konu Sahibi
Değişik açılardan bakabilirsek, neredeyse hayatımızdaki her hadise bir fırsattır.

Yıllar önce bir ayakkabı şirketinin sahibi pazar araştırmaları yapmaları için Afrika'ya pazarlamacılar gönderdi.

Birinci pazarlamacı pazar araştırması yaptıktan sonra patronunu aradığında şöyle dedi: "Burada bizim için hiçbir fırsat yok. Çünkü hiç kimse ayakkabı giymiyor."

Birkaç ay sonra giden ikinci pazarlamacı patronunu arayıp heyecanla şöyle dedi:"Afrika'da inanılmaz fırsatlar var. Burada hiç kimsenin ayakkabısı yok."

Fırsatları yakalamanın anahtarı, her güne bir fırsat olarak ve fırsatları arayıp bulmaktır. Bu birlikte olduğumuz insanlardan, okuduklarımızdan ya da gelişen her hangi bir hadiseden doğabilir.

Tarih boyunca gayret sarfetmeksizin yaşayanlar arasında isim bırakmış tek bir insan yoktur.


(Thomas Cariyle)
 
|SEÇKiN|

|SEÇKiN|

Üye
    Konu Sahibi
YOĞURTÇU

Cemal ÖĞÜT hocaefendi, soğuk bir ramazan günü sokaktan geçen
yoğurtçunun sesini duyunca kızı Hikmet ÖĞÜT hanıma :

-Kızım, diye seslenir. Biraz yoğurt alır mısın?

Hikmet hanım, evde yeteri kadar yoğurt olduğunu babasına söyleyince
son derece hassas bir ruha sahip olan o insan:

-Zararı yok evlâdım der. Sen yoğurdu harcayacak yer bulursun. Ama
adamcağız yoğurdunu satabilseydi, bu soğukta sokağımızdan üç defa
geçer miydi?
 
  • Beğen
Tepkiler: viktoreznov ve OttomaN TigeR
|SEÇKiN|

|SEÇKiN|

Üye
    Konu Sahibi
KİM FAKİR?

Günlerden bir gün, zengin bir baba oğlunu köye götürdü.
Bu yolculuğun tek amacı vardı, insanların ne kadar fakir
olabileceklerini oğluna göstermek.




Çok fakir bir ailenin çiftliğinde birkaç gün geçirdiler.
Yolculuktan döndüklerinde baba oğluna sordu:

- "İnsanların ne kadar fakir olabildiklerini gördün mü?"
- "Evet!"
- "Ne öğrendin peki?"
- "Şunu gördüm; bizim evde bir köpeğimiz var, onlarınsa
dört. Bizim bahçenin ortasına kadar uzanan bir havuzumuz
var, onlarınsa sonu olmayan bir dereleri. Bizim bahçemizde
ithal lambalar var, onlarınsa yıldızları. Bizim görüş alanımız
ön avluya kadar, onlarsa bütün bir ufku görüyorlar."

Oğlu sözünü bitirdiğinde babası söyleyecek bir şey
bulamadı. Oğlu ekledi:

"Teşekkürler baba, ne kadar fakir olduğumuzu gösterdiğin için!"
 
  • Beğen
Tepkiler: OttomaN TigeR ve viktoreznov
Eykul

Eykul

Üye
Brillant!
 
|SEÇKiN|

|SEÇKiN|

Üye
    Konu Sahibi

bu bir ironi mi, hakaret mi, dalga geçme mi?
teşekkürünüzü istemezdim, bıçaklamasaydınız bari!
beğenmek zorunda olmayanın emeğe saygı gibi bir erdemi olması beklenir en azından.
 
Eykul

Eykul

Üye


bu bir ironi mi, hakaret mi, dalga geçme mi?
teşekkürünüzü istemezdim, bıçaklamasaydınız bari!
beğenmek zorunda olmayanın emeğe saygı gibi bir erdemi olması beklenir en azından.

Aslinda gercegi duymak istiyorsan bu cevabina bir hakaret edecektim! Kardesim ben neden dalga geceyim. Gayet guzel bir paylasim. Begendigimi tek kelime ile ifade etmek istedim bunun neresi sana sorun olmus??? Super dedim... Bilseydim boyle yanlis anlasilacagimi hic acmazdim!

Hem begenmemis olsaydim da yazma hakkim vardi... Konusma ozgurlugumu kullanirim. Bilmeden lutfen bir daha yorum yapma... Sevmesem gelip okumazdim yorum da yazmazdim... Ne zamandan beri "super" demek negatif bir yorum olmus?
 
Emrgncy

Emrgncy

Üye
Seçkin Hocam, Esma sakin olun
Hocam, Esma kardeşim beğenisini kendi kullandığı dille belirtmiş yanlış anlamayın Lütfen
 
Eykul

Eykul

Üye
Hidayet ben sakinim de yani bu haksizlik beni sucluyor... Neyse ben kendi kendimi savunurum tesekkur ederim zahmet oldu sana
 
|SEÇKiN|

|SEÇKiN|

Üye
    Konu Sahibi
Aslinda gercegi duymak istiyorsan bu cevabina bir hakaret edecektim! Kardesim ben neden dalga geceyim. Gayet guzel bir paylasim. Begendigimi tek kelime ile ifade etmek istedim bunun neresi sana sorun olmus??? Super dedim... Bilseydim boyle yanlis anlasilacagimi hic acmazdim!

Hem begenmemis olsaydim da yazma hakkim vardi... Konusma ozgurlugumu kullanirim. Bilmeden lutfen bir daha yorum yapma... Sevmesem gelip okumazdim yorum da yazmazdim... Ne zamandan beri "super" demek negatif bir yorum olmus?

kıymetli kardeşim, ne desen haklısın!
Allah şahit ki bütün dillerde araştırdım, cevap bulamadım.
bir marka ismi geldi aklıma, buradan yazdığım sonuca varmışım demek ki...
üzgünüm, hakkınızı helal etmenizi istirham ederim.

aslında şahsıma karşı yapılan ta'rizlere müsamahakârımdır, ne ki konular dini vecheli olunca biraz fazla hassas davranabiliyorum.
çok çok haklısınız, "tam anlamadan yorum yapmamak" lazım.
sizi üzdüm, bu sebeple ben daha çok üzüldüm.
affen!
tekrar özür diliyorum.
 
  • Beğen
Tepkiler: OttomaN TigeR
Eykul

Eykul

Üye
Vecheli ne demek?

Benim dedigim kelime iki dil de var... Belkide daha fazla. ..bulmamaniza sasirdim. Sorun yok.. Sadece birsey ekleyecegim Elhamdullilah Muslumanim dinime birsey dememin de bir sebebi olamaz...
 
OttomaN TigeR

OttomaN TigeR

Üye
Vecheli ne demek?
Seçkin abim dini açıdan/yönden demek istedi Esma...

Seçkin abi ben de yorumunu okuyunca şaşırdım birden, ama neyse yanlış anlaşılma olduğu erken fark edilmiş...
 
|SEÇKiN|

|SEÇKiN|

Üye
    Konu Sahibi
Ayasofya bazı kaynaklara göre 360 tarihinde yapıldı. Daha sonra
birçok defa deprem ve yangınlarda yıkıldı. 532 senesinde çıkan
büyük bir yangında yanmıştı. İmparator Justinyanus tarafından
inşasına yeniden başlanmış, kubbesi hariç 537/538'de tamamlanmıştı.

Ayasofya'nın açılışında imparator mağrur bir halde "Ey süleyman, seni
yendim. bu halinle mescid-i Aksa'yı bile geçtin."
diyerek ihtişamı ile
gururlanmıştı.

Binanın kubbesi bir türlü inşa edilemiyordu. Kubbe yapılıyor, bir
müddet sonra tekrar çöküyordu. İmparatorun mağrurane bu
sözünden sonra Ayasofya'nın kubbesi bir türlü tutmamış ve her
seferinde çökmüştü.

Aradan yıllar geçiyor, ustabaşı bir gün krala "Diyar-ı Arap'ta bir
Peygamber zuhur etti, onun duasını alırsak belki kubbe tutar"
dedi.
Kral da Peygamberimize elçi gönderdi. O da küçük bir toprak
parçasını kubbenin harcına katmak üzere verdi.

"Bu kubbe kıyamete kadar çökmeyecektir."

Elçiler çok sevindiler. Bundan sonra kubbe yapıldı. (Burada çalışan
ustabaşı ise Hızır (as) idi. ve Şöyle demişti: "Ben ileride İslâm'a
hizmet edecek diye böyle bir tavsiyede bulundum"
)

Ashab-ı kiram ise çok üzüldüler. Bunu gören Peygamberimiz (as),
"Ben o toprağı kiliseye değil, ümmetime hediye olarak gönderdim"
buyurdular.


(Belgelerle Fatih Sultan Mehmed Han, s: 116-117)
 
  • Beğen
Tepkiler: OttomaN TigeR ve johnny_bravo
OttomaN TigeR

OttomaN TigeR

Üye
Abi çok güzel emeğine sağlık.
 
  • Beğen
Tepkiler: |SEÇKiN|

Benzer Konular

alperen1313
  • Kilitli
    • Beğen
Cevap
1
Görüntüleme
1K
-YARINIYOK-
YaşlıTaşCocuk54
Cevap
2
Görüntüleme
2K
OnurYurdakul
Mehmet
Cevap
0
Görüntüleme
5K
Mehmet
cihan10
Cevap
14
Görüntüleme
3K
Emma-Watson
Takipçi Satın Al


Üst Alt