Üretim Yönetimi ( Tüm Anlatım )

Konu, 'Üniversiteler' kısmında Mali Özdemir tarafından paylaşıldı. Okunma: 3195 | Cevaplanma: 1

Konu Durumu:
Daha fazla cevap için açık değil.

  1. ÜRETİM YÖNETİMİ
    1. GİRİŞ
    İşletmenin temel fonksiyonlarından biri de üretimdir. İşletme olmadan üretim yapılabilir ama üretim olmadan bir işletme düşünülemez. Yaşamlarını sürdürebilmek için insanların ihtiyaçlarını sürekli
    karşılamaları gerekir. Bu ihtiyaçların üretim olmadan karşılanamayacağı açıktır. İnsanlık tarihi kadar eski
    olan üretimden söz edebilmemiz için hesap makinesi veya saat gibi günümüzün karmaşık ürünlerinin
    üretiminden söz ediyor olmamız gerekmez. Yüzyıllar öncesi yaşayan toplumlarda bir insanın giydiği
    deriden yapılmış bir giysinin o şekle gelebilmesi için derisinden yararlanılan hayvanın avlanması, yerleşim
    bölgesine getirilmesi, derisinin yüzülüp kurutulması ve kesilip dikilmesine kadar her aşamasında değişik
    üretim faaliyetlerinden söz edebiliriz. Çok basit ihtiyaçlarımızı bile yerine getirirken bunun her aşamasında
    onlarca minik üretim faaliyetini yapmamız gerekmektedir.
    Tüm üretim faaliyetlerinin bir düzen içerisinde yapılması gerekir. Belirli bir düzen içerisinde
    yapılmayan üretim faaliyetleri en temel ihtiyaçlarımızı karşılarken bile bize aşırı zaman, enerji ve malzeme
    kaybettirebilir. İşte bu nedenle gerek işletmelerde ve gerekse bireysel çabalarımızda üretim mutlaka
    yönetilmeli, başıboş ve kendi haline bırakılmamalıdır.
    Üretim yalnızca elle tutulur, gözle görülür, somut mamullerin üretildiği bir süreç olarak
    düşünülmemelidir. İnsanların bir yerden diğer bir yere taşınması, hastalandıklarında muayene ve tedavi
    görmeleri, bilgi ihtiyaçlarını gidermek için eğitim-öğrenim görmeleri ve tatile gittiklerinde bir otelde
    kalmaları gibi elle tutulamayan, soyut faaliyetler de birer üretim faaliyetidir. Böyle olunca işletmenin
    üretim fonksiyonunun kapsamı çok geniş bir alanı içerir. İki temel bileşenden oluşan bu kapsamda elle
    tutulur, somut olan ürünlere “mamuller”, elle tutulamaz, soyut olanlara da “hizmetler” denilmektedir.
    Bundan sonraki anlatılacak bölümlerde mamuller üzerinde daha ağırlıklı olarak durulmasına rağmen
    anlatılanların birçoğunun hizmetlere de uygulanabileceği hatırdan çıkarılmamalıdır.
    Üretim fonksiyonu herhangi bir mamul veya hizmeti üretmede yapılması gereken faaliyetleri ve
    operasyonları doğrudan yerine getiren ve onlarla doğrudan ilişkili bir fonksiyon olduğu için, birçok
    kaynakta bundan söz edilirken “üretim ve işlemler” fonksiyonu denildiğine rastlanır. Burada kısaca
    “üretim” fonksiyonu denilerek konular anlatılacaktır.
    Ekonomi biliminin geniş bir kısmı imalat veya üretim yönetiminin kavramlarıyla ilgilidir ve
    ekonomistler genelde bu üretim faktörleriyle ve bu faktörlerin girdi olarak hizmet vermesiyle ilgilenir.
    Ekonomistlere göre bu faktörler, belirli bir şekilde birleştirildiklerinde bazı mamullerin veya hizmetlerin
    meydana getirilmesiyle sonuçlanırlar veya diğer bir anlatımla belirli türdeki çıktıları meydana getirirler. Bu
    üretim faktörlerinin en etkili bir şekilde kullanılabilmesi için hedef, bu faktörlerin optimum bir bileşimini
    veya paylaşımını bulmaktır1.
    Herhangi bir işletmenin sağladığı ürün veya hizmeti meydana getirmek için gerekli olan ve belirli
    bileşimler içerisinde kullanılan, belirli çeşitlilikteki kaynakların (insanlar, makineler, tesisler, bilgiler veya
    malzemeler) karşılıklı etkileşimleriyle ilgilenen fonksiyona “üretim fonksiyonu” denir. Üretim
    fonksiyonunun yönetsel görevleri, söz konusu bu ilişkili faaliyetlerin kendi fonksiyonlarını yerine
    getirebilmeleri için tasarlanmalarını, planlanmalarını, yürütülmelerini ve arzulanan performansa
    ulaşabilmede gerekli olan kontrol ve ölçümlerini kapsar. Bu görevleri yerine getirmek için kaynakların en
    iyi şekilde birleştirilmesine, paylaştırılmasına ve arzulanan ürün veya hizmetin uygun olan miktar ve
    kalitede oluşturulmasının sağlanmasına “üretim yönetimi” denir2. “Üretim yönetimi” toprak, işgücü,
    sermaye ve yönetim girdilerini mamuller ve hizmetler şeklinde arzulanan çıktılara dönüştüren sürecin
    yönetilmesidir3. Diğer bir kaynakta ise “üretim yönetim” bir organizasyon tarafından sağlanan mamullerin
    ve hizmetlerin üretiminde doğrudan gerekli olan kaynakların yönetilmesidir şeklinde tanımlanmaktadır4.
    3
    Bir üretim faaliyetine başlayabilmek için bu faaliyeti yerine getirecek bileşenlerin hazır bulunması
    gerekir. Belirli girdi maddelerinin üretim sürecinden geçirilmesi neticesinde ancak ürün veya hizmet elde
    edilebilir. Söz konusu bu girdi bileşenlerini bir araya getirmede insan (girişimci) aktif rol oynar. Bilgisini,
    yeteneklerini ve geliştirdiği kolaylaştırıcı yöntemleri işin içerisine katar. Bu sayede maksimum çıktı elde
    edip verimli olmaya çalışır. Amaç, fiziki verimlilik olarak niteleyebileceğimiz çıktı/girdi oranını mümkün
    olduğunca 1’e (yüzde yüze) yakın hale getirebilmektir. Kullanılan hammadde ve malzemelerin üretim
    esnasında oluşan ısınmaları, aşınmaları, yıpranmaları; yine üretim esnasında işgörenlerde görülen
    motivasyon düşüklüğü, yorgunluk gibi birçok nedenden dolayı bu oranın hiçbir zaman tam olarak 1’e eşit
    olamayacağı açıktır. Ekonomik verimlilik açısından ele aldığımızda ise daima 1’den büyük oranlar yeğlenir
    çünkü işin içine girdi ve çıktıların değeri girmektedir. Girdinin değeri, çıktının değerinden büyük olursa
    zarar, tersi olursa kardan söz edilir.
    2. ÜRETİM VE DİĞER TEMEL İŞLETME FONKSİYONLARI
    Üretim faaliyetlerinin profesyonel bir şekilde yerine getirildiği örgütler işletmelerdir. İşletmeler
    görünürde kâr etmek amacıyla bu görevi yerine getirmelerine rağmen, gerek kendi ve gerekse insan
    hayatının sürdürülebilmesi ve topluma faydalı olunması gibi daha üst amaçlar için de bu görevi yerine
    getirir. Yönetim, pazarlama ve finans gibi temel işletme fonksiyonlarıyla eş düzeyde olan üretim, işletme
    için hayati bir öneme sahiptir. Bu açıdan üretimin verimli ve etkin yönetilmesi, işletmelerin içinde
    bulundukları pazarda rekabet üstünlüğü elde edebilmelerinde anahtar rol oynar.
    İşletme içerisinde üretim yalnız başına düşünülemeyeceği için işletmenin diğer fonksiyonlarıyla
    yakın ilişki içerisinde olacaktır. Yönetim açısından ele alındığında, her fonksiyonda yönetim nasıl etkin rol
    oynuyorsa üretimin yönetilmesinde de aynı rolü üstlenir. Yönetimin işlevleri üretimin yönetilmesinde de
    aynen kullanılır. Üretim faaliyetleri planlanmalı, organize edilmeli, koordine edilmeli, denetlenmeli ve
    kontrol edilmelidir. Üretimden sorumlu olan kişi ve yöneticiler üretim amacıyla yaptıkları işlerde tepe
    yönetimi sürekli bilgilendirmelidir. Üretimle uğraşan işgörenlerin yetki ve sorumlulukları net bir şekilde
    belirlenmeli, karmaşıklığa meydan verilmemelidir.
    Üretimin pazarlama ile olan ilişkileri işletmede özel bir öneme sahiptir. Ürettiği ürünleri
    tüketicilerin istekleri doğrultusunda pazara sunmaya çalışan işletme, bu iki fonksiyonu hassas bir uyum
    içerisinde sürdürmek zorundadır. Pazarlama, üretim bölümünden üretilen ürünün tüm özelliklerini
    öğrenip bu bilgileri tüketicilerine aktarmak ister. Rakip ürünlerle arasındaki avantaj ve dezavantajları bilip
    pazarda ona göre hareket etmek ister. İşletmede tüketicilerin beklentilerini ne derece karşılayacak ürünler
    üretilebileceğini araştırır. Üretimin üzerine düşen görevse bu bilgileri en açık bir şekliyle pazarlama
    bölümüne vermektir. Üretilen ürünlerin belirli bir zaman diliminde ne kadarının satılabileceğini öğrenmek
    ise üretim bölümünün pazarlama bölümünden bir numaralı beklentisidir. Ancak bu sayede üretim planları
    yapılabilir ve gerekli kapasite dengeleri ayarlanabilir. Ayrıca tüketicilerin ne tür bir ürün istedikleri, üründe
    hangi özellikleri fazlaca ve hangilerini ise daha az görmek istediklerini öğrenmek üretim için hayati bir
    önem taşır. Üretime bunu sağlayacak olan yine pazarlamadır. Bu bilgilerden sonradır ki, üretim en uygun
    malzemeyi, aletleri, makineleri ve işgücünü bulup en uygun üretim yöntemlerini geliştirebilecektir.
    Üretim işlemlerini aksatmadan yerine getirmede fon kaynaklarına ihtiyaç olacaktır. Gerektiğinde
    bu fonları sağlama görevi işletmede finans bölümüne verilmiştir. Belirli bir dönemde sağlanabilecek fon
    kaynaklarından üretime düşen pay belirlenmeli, üretim için bir bütçe hazırlanmalıdır. İleriki dönemlerde
    yaşanabilecek fon sıkıntılarından üretim bölümü haberdar edilmelidir. Üretim planlarının
    düzenlenmesinde bu durumun da göz önünde bulundurulması gerekebilir. Sıkıntının yaşanacağı
    dönemlerden önce, duruma göre belirli oranda bir kapasite artırımına veya azaltmaya gidilebilir.
    Tıpkı diğer işletme fonksiyonlarında olduğu gibi üretim fonksiyonu da kendi içerisinde bir
    örgütlenmeye gitmektedir. İşletmeler büyüdükçe bu örgüt içerisindeki tüm öğeler daha belirgin hale gelir.
    Böyle bir geleneksel örgüt şeması Şekil 1’de gösterilmektedir.
    4
    Şekil 1: Geleneksel Bir Üretim ve Stok Kontrol Örgüt Şeması5
    3. ÜRETİMDE SİSTEM YAKLAŞIMI
    İşletmenin diğer bölümleriyle yakın bir bilgi alışverişi içerisindeki üretim bölümü kendi görevlerini
    en etkin ve verimli olarak yerine getirmede teknolojiden ve bilimsel yöntemlerden yararlanır. Yüzyıllar
    süren teknolojik ve bilimsel gelişmelerin ışığı altında günümüzde modern olarak kabul edilen birçok
    üretim sistemi ve yöntemi geliştirilmiştir. Peki, nedir bu sistem ve neresinden başlamak gerekir? Nerede
    biter? Bu soruların cevaplarını ararken, aralarında belirli ilişkiler bulunan ve bu ilişkilerin belirli bir amacı
    gerçekleştirmek için kurulduğu, belirli miktarda öğeden oluşan birlikteliğe “sistem” denildiğini
    hatırlamakta yarar vardır. Belirli bir şekilde ilişkili ve birbiriyle bağlantılı olan parçaları meydana getiren
    hemen her şey bir sistem olarak isimlendirilebilir. Karşılıklı ilişki içerisinde olan ve birleştirilmiş olan
    şeylerden oluşan ve böylece de bütünleşik bir yapı oluşturan herhangi bir grup sistem olarak
    isimlendirilebilir. Bir sistemi meydana getirmede tek tek parçalar önemli değil, fakat bunların beraberce
    birleşimleri veya bu parçaların karşılıklı ilişkileri önemlidir6. Örneğin odada bir masa varsa bu masanın
    muhtemelen dört ayağı ve bir de üst kısmı vardır. Tek başlarına düşünüldüklerinde bu parçaların hiçbiri
    faydalı değildir, fakat montajları yapıldığında, karşılıklı olarak etkileşmeye ve bir bütün olmaya
    başladıklarında faydalı hale gelirler. Bu nedenle bu masa bir sistem olarak düşünülebilir. Her sistem
    kendisini oluşturan öğelerden oluşur ve her sistem kendisinden daha üstteki bir sistemin alt sistemi
    olarak, diğer bir anlatımla, onun bir öğesi olarak faaliyet gösterir. İşletmenin fonksiyonları işletme
    sisteminin birer öğesidirler. Üretim de bu sistemin bir öğesi olarak kendi içerisinde öğelerden oluşur.
    Şekil 2’de görüldüğü gibi en genel anlatımla bir sistem girdi, dönüşüm, çıktı, geri bildirim ve çevre
    olmak üzere beş temel öğeyi içerir. Girdi safhasında hammadde, emek, sermaye ve bilgi gibi doğadaki kıt
    kaynaklardan söz edilir. Bunların tedarik kaynaklarından temin edilip sisteme sokulmaları gerekir. İkinci
    aşama olan dönüşüm safhasında, elde edilen bu kıt kaynaklar üzerinde bir takım değişiklikler yapılmaya ve
    bu sayede daha değerli hale getirilmelerine çalışılır. Girdi bileşenlerini daha değerli hale getirmenin dört
    temel yolu vardır. Bunlardan bir tanesi, delme, eğme, bükme, eritme, yapıştırma, ayrıştırma v.b. gibi
    işlemlerle girdiler üzerinde fiziki olarak bir dönüşüm sağlayıp daha değerli hale getirilmeleridir. Bir diğeri
    ise, çok bulundukları yerlerden alınıp az bulundukları yerlerde tüketime sunularak değerlerinin
    artırılmasıdır. Diğeri, çok bulundukları zamanlarda toplanıp depolanarak, az bulundukları zamanlarda
    tüketime sunulmaları yoluyla değerlerinin artırılmasıdır. Son olarak mülkiyetleri el değiştirirken daha
    değerli hale getirilebilirler. Dönüşüm safhasından geçip değerleri artırılmış olan girdiler temel ve yardımcı
    nitelikteki çıktılar olarak tüketiciye sunulur. Temel olarak sunulan çıktılar mamuller ve hizmetlerdir. Elde
    5
    edilen ya da tüketiciye sunulan mamulün ve hizmetin arzulanan miktar ve kalitede olması işletmenin
    rekabet üstünlüğü elde edebilmesinde hayati önem taşır. Dolayısıyla, miktar ve kalite öğelerine temel
    çıktıları destekleyen ve onlarsız düşünülmeleri mümkün olmayan yardımcı nitelikteki çıktılar gözüyle
    bakılabilir.
    Şekil 2: Sistemin Öğeleri
    Sistemin dördüncü öğesi olan geri bildirim işletmelerde sürdürülebilir bir gelişmenin
    sağlanmasında önemli bir yere sahiptir. İşletme durağan bir yapıda olamaz ve kendisini sürekli yeniliklere
    açık tutup geliştirmesi gerekir. Bunu sağlamada söz konusu geliştirmenin nerede yapılması gerektiğini
    keşfetmelidir. Geri bildirim, bu keşifte işletmenin yararlanabileceği en temel araçtır. Çıktılar (ürünler) bazı
    hataları içeriyor olabilir. Dahası, şiddetli rekabet ve küreselleşme ve sosyal çevre baskıları sonucu artık
    tüketicilerin ihtiyaçlarını karşılayıcı olmaktan uzaklaşıyor olabilir. İşte tüm bunlar bir geri bildirim
    mekanizmasıyla geriye doğru, gereken safhalara iletilmelidir. Hatalar veya iyileştirme gerekleri girdi
    safhasında olabileceği gibi dönüşüm safhasında da olabilir.
    Sistemin bir diğer öğesi olan çevre oldukça geniş bir kapsama alanına sahiptir. Her sistem nasıl bir
    çevre içerisinde faaliyet gösteriyorsa, işletme de bir sistem olarak kendini her şeyden soyutlayamayacağı
    için bir çevre içerisinde faaliyet gösterir. Çevrenin en önemli öğeleri yasalar, rakipler, içinde bulunulan
    ekonomi ve yine içinde bulunulan sosyal ortamdır. İşletme bunları göz ardı ederek faaliyette bulunamaz.
    Ayrıca, işletme çevre öğesine sistemdeki diğer öğeler kadar direkt bir etkide de bulunamaz. Çevreyi
    kontrol altında tutamaz. Yalnız burada şunu belirtmek gerekir ki, işletmeler sermaye, istihdam ve üretim
    hacmi açısından ne kadar büyürlerse çevreyi oluşturan öğeleri etkileme yetenekleri de o kadar artar.
    Bir işletmenin üretim fonksiyonunun yönetiminde sistem yaklaşımının amacı, karar vermek için bir
    çatı oluşturmak ve bu çatının içerisinde tüm nesneleri, özellikleri, ilişkileri ve sistemin çevresini hesaba
    katarak verilen kararlarla işletmenin amaçlarına ulaşmasını kolaylaştırmaktır7. Farklı türdeki işletmelerin
    elbette kendine has farklı türde girdileri, dönüşüm süreçleri ve çıktıları olacaktır. Burada önemli olan
    nokta tüm işletmelerde üretim sistemini ilgilendiren öğelerin tamamının mevcut olduğudur. Tablo 1’de
    hizmet veya mamul üreten değişik işletme türlerine göre temel girdi, dönüşüm ve çıktı bileşenlerinin neler
    olabileceklerine örnekler verilmektedir.
    Girdi
    Hammadde
    Emek
    Sermaye
    Bilgi
    Geri Bildirim
    Çevre
    Dönüşüm
    Fiziki
    Yer
    Zaman
    Mülkiyet
    Çıktı
    Temel
    Yardımcı
    Mamul
    Hizmet
    Kalite
    Miktar
    Rakipler Yasalar
    Sosyal çevre
    Ekonomi
    Devlet
    Tedarikçiler
    6
    Tablo 1: Bir Mal veya Hizmet Meydana Getiren Farklı Türdeki Sistemler8
    Üretimde amaç tüketilebilecek ürünler ortaya koymak olduğuna göre üretime tüketiciyle başlayıp
    tüketiciyle biten bir döngü gözüyle bakabiliriz. Tüketicilerin ne istediğini, üründen neler beklediğini,
    ürünün hangi fonksiyonları yerine getirmesini arzuladıklarını üretime başlamadan önce tüm açıklığıyla
    ortaya koymak gerekir. Sonuçta üründen yararlanacak olanlar yine tüketicilerdir. Başlangıcı ve bitişi
    tüketici olan üretim süreci bir dizi fonksiyonu yerine getirmekle gerçekleştirilir.
    4. ÜRETİMİN FONKSİYONLARI
    İşletmenin bir alt sistemi olan üretim de kendi içerisinde bir girdi, dönüşüm ve çıktı sürecini
    içermekte ve bunları yerine getiren fonksiyonlardan oluşmaktadır. Fonksiyonlar yerine getirilirken belirli
    bir plan ve programa uygun çaba harcanır. Tüketicinin daima ön planda olduğu üretimde, ne kadar ürün
    satabileceğimizin ve istenilen ürünün özelliklerinin neler olduğunun tahmin edilmesi gerekir. Daha sonra
    ürünün bu satış miktarı ve özelliklerinin tahminlerinden yola çıkarak çizimlerle ve modellerle tasarımı
    gerçekleştirilir. Tasarımı netleşen ürünü üretmek için gereken tesislerin (işletmenin) nerede kurulacağına
    karar verilir. Gerekli olan hammadde, emek ve sermaye gibi tedarik kaynaklarının kimler ve hangi
    işletmeler olacağı belirlenir. Daha sonra tesislerin kurulması aşamasına geçilir ki, burada nasıl bir yerleşim
    düzeninin ve hangi üretim sisteminin kurulacağı, makinelerin, işgücünün, departmanların ve kullanılacak
    sistemlerin tesis içerisinde nerelere konuşlandırılacakları ve nasıl bir akış izleyecekleri belirlenir. Hangi
    zaman diliminde ne kadar üretim yapılacağını belirleyen üretim planı hazırlanır. Plan doğrultusunda
    üretim işlemleri yerine getirilir. Yapılan talep tahminlerine dayalı olarak üretim planının, o dönemde ne
    kadar ürün üretilmesi gerektiğini, elde ne kadar stok bulundurulacağını, ne kadar işgücü gerektiğini,
    makinelerin hangi kapasitede çalıştırılacağını gösterir nitelikte bir plan olması gerekir.
    Üretim gerçekleştirilirken ürünü üretmek için gerekli olan tüm hammadde, malzeme, alet, makine
    ve işgücü gibi unsurlar gereken yerde, zamanda ve miktarlarda hazır bulunmalıdır. Bu yer, zaman ve
    miktarda meydana gelen dengesizlikler üretim esnasında birtakım darboğazların oluşmasına, gereksiz
    parça, bileşen ve malzeme yığılmalarına veya bunların eksikliklerine yol açar. Gerek hammadde
    depolarında, gerekse üretim esnasında çeşitli makine ve aletlerin yanlarında istenmeyen stoklar oluşmaya
    başlar. Herhangi bir makinenin ve işçini arkasında işlemden geçmeyi bekleyen parçalar uzun kuyruklar
    oluşturur. Bu aksaklıkların ortadan kaldırılabilmesi için tesislerin yerleşim düzeninin çok iyi ayarlanması ve
    titizlikle hazırlanmış üretim planları gerekmektedir.
    7
    Üretim sürecinden çıkan bitmiş ürünlerin ambalajlanması ve depolanması gibi konular gündeme
    gelir. Bitmiş ürünlerin tüketicilere en iyi şekilde ulaştırılması gerekmektedir. Üretici bu ürünleri tüketiciye
    direkt kendisi ulaştırabileceği gibi bir veya daha fazla sayıda aracı işletme kullanılarak da bu görev
    gerçekleştirilebilir. Gerek hammadde ve malzemelerin tenim edilme aşamasında, gerek işletme içerisinde
    ürünler üretilirken ve gerekse bitmiş ürünler tüketicilere sevk edilirken geçen tüm ulaştırma ve depolama
    faaliyetlerini ele alan ve son yıllarda önemini ciddi derecede artıran “lojistik yönetimi” gelişmiştir.
    Mamullerde zaman ve yer kullanımı ihtiyacı belirdiği anda arz ve talebin koordinasyonunu ve ürünün
    hareketini ilgilendiren işlemleri kolaylaştırıcı tüm faaliyetlerin yönetilmesine “işletme lojistiği” denir9.
    Ürünü elde eden tüketicinin üründen herhangi bir hoşnutsuzluğu olduğunda bunu rahat bir
    şekilde geriye doğru üreticiye iletebilmeli ve bu hoşnutsuzluğun sebebi neyse en kısa sürede
    giderilmelidir. Üretici işletme, bundan sonra bu tür hataların oluşmaması için gerekli önlemleri almalıdır.
    Tüketicilerden yalnızca hoşnutsuzluklar değil çeşitli öneriler de gelebilir. İşletme tarafından bunlar da
    dikkate alınmalı ve bu doğrultuda gereken iyileştirmeler yapılmalıdır.
    Buraya kadar genel hatlarıyla ele aldığımız üretimin bu temel konularını biraz daha kapsamlı
    anlatmak konuların bütünlüğü açısından yararlı olacaktır. Unutulmamalıdır ki, her biri ayrı bir ders ve ayrı
    bir kitapta işlenen bu üretim konularının üzerinde çalışılmaya ve verimliliklerini artırıcı yeni yöntemler
    geliştirilmeye devam edilmektedir.
    4.1. Talep Tahminleri
    İşletmeler üretecekleri ürünlerin pazarda ne miktar satabileceğini önceden kestirmeye çalışır. Bu
    maksatla yaptıkları çalışmalara talep tahmini denilmektedir. Eğer talep önceden tahmin edilmezse
    rastgele bir miktarda üretim yapmak söz konusu olur ki, bu da ya tüketicilerin yeterince doyurulamaması
    ya da aşırı üretim sonucu işletmenin elinde fazla miktarda ürünün satılamadan kalması anlamına gelir. Her
    iki durum da arzu edilmemekte ve işletmenin rekabet üstünlüğünü zedelemektedir. Elde etmek istedikleri
    ürünü bulamayan tüketiciler diğer işletmelere kaptırılabilir. Fazla üretim yapılması durumunda ise
    satılamamış bekleyen ürünlere gereksiz yere sermaye bağlanmış olur. Bunların depolanmaları ve zaman
    içerisinde çürüme, bozulma gibi olumsuzluklara karşı önlem alma gereği de katlanılan masrafları
    artırmaktadır. Zaman geçtikçe satılamadan demode olmaları bile mümkündür. Bu ve benzeri nedenlerden
    dolayı işletmeler talep tahmini yapmalı, ileriki dönemlerde ne kadar ürün satabileceklerini kestirmelidir.
    Bir dönem için tahmin edilen taleple o dönemde oluşan gerçek talep arasındaki farka “talep
    tahmin hatası” denir. Bu hata ne kadar az olursa üretim planlarındaki aksaklıklar da o kadar az olacaktır.
    Tahmini yapılacak dönem ne kadar kısa bir dönemi kapsıyorsa, tahmin hatasının o kadar küçük olması
    arzulanır. Kısa dönem içerisinde yapılan tahmin hatalarının giderilmesi zordur. Oysa uzun dönemli
    tahminlerde hatalar, zamana yayılarak daha rahat düzeltilebilme olanağı bulur. Miktar olarak çok sayıda
    ürünün üretilmesini gerektiren durumlarda, yapılacak talep tahminlerinin hatasının az olması arzulanır.
    Böyle durumlarda yapılacak en küçük bir hata bile miktar büyük olduğu için giderilmesi güç, büyük
    aksaklıklara neden olabilir10.
    Talep tahmini yaparken kullanılabilecek birçok yöntem vardır. En uygun yöntemi tespit ederken
    maliyet-fayda ilişkisini göz önünde bulundurmak gerekir. Talep tahmin yöntemleri dörde ayrılır11:
    1. Kalitatif (Sayısal Olmayan) Yöntemler: Sübjektiftir, yargıya dayanır ve öngörü ve fikirlere
    dayanır.
    Delphi Yöntemi: Daha önceden hazırlanan soruların bir grup uzman tarafından
    cevaplandırılmasıdır.
    8
    Pazar araştırması: Pazar hakkındaki hipotezleri test etmek için anket, karşılıklı görüşme v.b. gibi
    çeşitli yöntemlerle verilerin toplanmasıdır.
    Panel konsensüs: Yöneticilerin, satış personelinin veya müşterilerin katılımıyla gerçekleşen
    toplantılarda serbest fikir alış verişinin sağlanmasıdır.
    Tarihsel analoji: Daha önceki benzer bir parçanın talebiyle bağlantı kurulur.
    Halka yakınlık: Örneğin kendi bölgesine en yakın kişi olan her satış personelinden verilerin
    toplanmasıyla tahminler türetilebilir.
    2. Zaman Serileri Analizi: Geçmiş zamanda oluşan taleplerin gelecekteki talebi tahmin etmek için
    kullanılabileceği fikrine dayanır. Bir dizi istatistiksel yöntemlerden oluşur. Burada yalnızca isimlerini
    vermekle yetineceğiz.
    Basit hareketli ortalama
    Ağırlıklı hareketli ortalama
    Üssel düzgünleştirme
    Regresyon analizi
    Box Jenkins tekniği
    Shiskin’in zaman serileri
    Trend projeksiyon
    3. Nedensel Yöntemler: Talebi tahmin edilecek olan parçayı veya ürünü çevreleyen ve belirleyen
    sistemi anlamaya çalışır. Burada da istatistiksel yöntemlerden yararlanılır.
    Regresyon analizi
    Ekonometrik modeller
    Girdi/çıktı modelleri
    Ekonomik göstergeler
    4. Simülasyon (Benzetim) Modelleri: Genellikle bilgisayar kullanılarak yapılan ve modelin içsel
    değişkenleri ve dışsal çevresi hakkında varsayımlar yapabilmede, tahminde bulunan kimseye yardımcı olan
    dinamik modellerdir. Tahminde bulunan kimse örneğin “Eğer fiyatlar yüzde 10 artarsa tahminim ne olur?”
    veya “Eğer hafif bir ekonomik durgunluk olursa tahminimi nasıl etkiler?” gibi sorulara modeldeki
    değişkenlere dayalı olarak cevaplar arar.
    4.2. Ürün Tasarımı
    Ürün tasarımı yapmadan önce tüketicinin nasıl bir ürün beklentisi içerisinde olduğunu araştırmak
    son derece önemlidir. Tüketicinin istekleri doğrultusunda tasarlanmamış bir ürünün yaşam süresi kısa
    olacaktır. Tüketici çok kısa sürede üründen bıkacak ve yeni arayışlar içerisine girecektir.
    Ürün tasarımı hedef pazardaki tüketicilerin kültürel yapıları, ürünün ülke içi veya ülke dışında
    pazarlanması, işletmenin elindeki üretim kaynaklarının düzeyi, işletmenin üründe ön plana çıkarmayı
    hedeflediği özellikler gibi faktörlere bağlı olarak şekillenecektir. Söz konusu faktörlerin öncelik-sonralık
    sırasına sokularak veya değişik ağırlıklar verilerek ürünün tasarımında temsil edilmeleri sağlanabilir.
    9
    Yüksek kalite ve düşük maliyet dengesini yakalayabilen ürünlerin pazarda daha uzun süre tutunabildikleri
    gözlenmektedir.
    Bir ürününün hayatı boyunca talebindeki meydana gelen değişmelerin ürün çeşitliliği, ürün hacim,
    endüstri yapısı ve rekabetin aldığı şekil açılarından incelenmesi “ürün hayat eğrisi” kavramıyla
    gerçekleştirilir. Burada ürünün hayatı boyunca izlediği beş aşama olan pazara giriş, hızlı gelişme, çalkantılı
    rekabet, doyma (olgunluk) ve gerileme aşamaları ele alınır12. Ürün hayat eğrisi ilgili pazar bölümleri
    içerisinde ve belirli bir zaman dilimi boyunca bir ürünün değerlendirilerek değişik zaman noktaları
    itibariyle geliştirilip değiştirilmesini içerir. Dolayısıyla bir ürünün pazara ilk sunulduğu günden itibaren
    hayatını tamamlayasıya kadar, üzerinde birtakım tasarım değişiklikleri yapılabilir. Üretim süreçlerinde de
    aynen ürün hayat eğrisine paralel olarak “üretim süreci hayat eğrisi” adı altında bir takım değişiklikler
    olacaktır.
    Tüketici yararlanacağı ürün veya hizmette kalite arayacaktır. Kaliteyi değerlendirirken her bir kalite
    boyutunu göz önüne getirir. Kalite boyutları ürün ve hizmete göre farklılık gösterir. Ürünün kalite boyutları
    “performans”, “özellikler”, “güvenilirlik”, “spesifikasyonlara uygunluk”, “dayanıklılık”, “servis imkanları”,
    “estetik” ve “algılanan kalite”dir13. Hizmetin kalite boyutları ise “güvenilirlik”, “sorumluluk”, “yeterlilik”,
    “ulaşılabilirlik”, “nezaket”, “iletişim”, “tanınmışlık”, “güvenlik”, “anlayış ve bilgi” ve “fiziksel
    görünüm”dür14. Belirli bir işletim ortamında önceden belirlenmiş bir yaşam süresince ürünün arzulanan
    bir performansı sergileme olasılığına “ürün güvenilirliği” denir.
    Ürün tasarlanırken ulusal ve uluslararası standartlara da uyumlu hale getirilmelidir. Standartlara
    uygun olmayan ürünlerin tamir ve bakımının yapılması, değişik endüstrilerde veya farklı ülkelerde
    kullanılabilmesi olanaksız hale gelir. Yeni ürün tasarlanırken standartlaştırma, verimliliği destekler. Söz
    konusu destek; uygun olan bir bileşen hazırda mevcut olduğunda gereksiz mühendislik tasarımlarından
    kaçınılarak, daha az sayıda bileşenin sistemde olması nedeniyle üretim esnasındaki malzeme planlama ve
    kontrollerini basitleştirerek, bileşenlerin üretimini azaltarak (eğer bu bileşenler işletme içerisinde
    üretiliyorsa) veya satın alma gereksinimlerini azaltarak ve satıcıların sayısını sınırlandırarak (eğer bileşenler
    satın alınıyorlarsa) sağlanır. Standartlaştırmanın riskli bir tarafı ise, işletmenin tasarım yeteneklerinin
    durağanlaşması nedeniyle yakalamasının güçleştiği, ürünün yeni bir özelliğinin rakipler tarafından
    geliştiriliyor olmasıdır15. Yeni bir ürün geliştirmenin aşamaları kısaca aşağıdaki gibi özetlenebilir16:
    1. Konsept Geliştirme ve Fizibilite: Yeni ürün hakkında başlangıç fikirlerine ayrılmış bir aşamadır.
    Teknik olarak ürünün fizibilitesi uygun mudur? Geliştirilmesi maliyet açısından etkin midir? Bu aşamanın
    çoğu kısmı mühendislik ve pazarlamanın ilgi alanındadır ve uzun bir zaman alabilir.
    2. Detaylı Tasarım: Yeni ürünün fizibilitesinin uygun olduğu belirlenir belirlenmez, orijinal olarak
    geliştirilen ürün konseptinin detaylı bir mühendislik tasarımı yapılır ve üretime hazır hale getirilir.
    3. Prototip: Ürünün başlangıçta belirlenen ölçü ve toleranslarına (spesifikasyonlarına) göre ilk
    birimlerinin üretilmesi ve test edilmesi gerekir. Bu aşamada ürün düşük bir performans sergileyebilir ve
    konsept ıskartaya ayrılabilir veya tasarıma yeniden başlanılması gerekebilir.
    4. Prototip İmalat: Bu aşamada ürünün imalat tarafından üretilebilirliği değerlendirilmiştir. Üretim
    sürecinin, malzeme değişikliklerinin, mevcut üretim gereçlerinin kullanımının ve yeni ürünün mevcut
    ürünlerle birleşiminin basitleştirilmesi için bu noktada tasarım değişiklikleri yapılır.
    5. Tam Ölçekli Üretim: Bu aşama yeni ürünün tüm üretim kontrollerinin ve üretiminin mevcut
    üretim tesislerine transfer edilmesi aşamasıdır.
    6. Kullanım Sonrası Tasarım Değişiklikleri: Tam ölçekli üretim için ürün serbest bırakıldığında,
    müşterilerin ürünü kullanması neticesinde ve üretiminde kazanılan tecrübeler neticesinde birtakım
    tasarım değişikliği tavsiyeleri gelebilir ve bu doğrultuda ürünün tasarım değişikliği gerekebilir. Bu türdeki
    10
    tasarım değişiklikleri çok küçük boyutlarda bile olsa onları yapmak için belirli bir mekanizmaya ihtiyaç
    vardır.
    Ürün tasarımında bilgisayar programlarından yararlanılabilir. Bu sayede ürün üretilmeden önce
    boyutlarının nasıl olduğu, geometrik özellikleri ve fonksiyonları bilgisayar ekranında gözlenebilir. Bu
    ölçülere değişik değerler verilerek üzerindeki aksaklıklar giderilip iyileştirmeler yapılabilir.
    4.3. Kuruluş Yerinin Belirlenmesi
    İşletmenin faaliyette bulunacağı ülke içerisinde en uygun bölge ve yerde kurulması gerekir.
    İşletmelerin başarısını etkileyen önemli unsurlardan biri olan kuruluş yeri işletme hayata geçmeden önce
    titizlikle tespit edilmesi gereken bir konudur. Yanlış yere kurulmuş olan bir işletmenin, daha sonra oradan
    taşınması gündeme gelecektir. Bu da katlanılması oldukça ağır bir maliyet doğurur. İşletmenin kuruluş
    yerini belirlemede göz önünde bulundurulması gereken başlıca kriterler şunlardır:
    a. Pazara yakınlık: Ürünlerin tüketiciye ulaştırılma maliyetlerinde tasarruf sağlanır.
    b. Hammadde kaynaklarına yakınlık: Hammaddelerin işletmeye doğru olan ulaşım maliyetlerinde
    tasarruf sağlanır.
    c. Ulaşım olanakları: Dışarıdan işletmenin içerisine ve işletmenin içerisinden dışarıya doğru her
    türlü ulaştırma maliyetlerinde tasarruf sağlanır.
    d. İşgücü olanakları: İşletmenin insan kaynaklarının tedariki kolaylaşır. İşgücünün barınma, yeme
    ve ulaşım gibi ilave maliyetlerinden tasarruf sağlanır.
    e. Finansal kaynaklara yakınlık: İşletmede gerekli olan fon kaynaklarının kolay temin edilmesi
    sağlanır.
    f. Coğrafik koşullar: Arazinin özellikleri, yer altı yapısı, deprem ve su baskını gibi doğal risklerin
    düşüklüğü önemlidir. İklimin yağışlı ve nemli olması korozyona karşı hassas ürünlerin üretilmesinde
    sakınca oluşturabilir. Sıcak veya soğuk iklime hassas ürünlerin üretilmesinde gerekli yer seçimine dikkat
    edilmelidir.
    g. Su ve atıkların giderilebileceği yerlere yakınlık: Son yıllarda artan önemi nedeniyle çevre dostu
    ürünlerin üretilmesi gerekmektedir. Atıkların nerelere boşaltılacağı önemlidir. Bozulmuş veya hurda haline
    gelmiş malzemelerin geri dönüşüm sürecinden geçirilerek değişik ürünler şeklinde tekrar tüketime
    sunulabilecekleri tesislere yakın yerlerde işletmelerin kurulması avantaj sağlar. Üretim ve tüketimin her
    aşamasında kullanılabilen temizlik ve ayrıştırma maddesi olan suya yakınlık çoğu zaman avantaj taşır.
    h. Enerji temin olanakları: Kömür, doğalgaz, petrol, elektrik gibi enerji kaynaklarına yakın olmak
    bu kaynakların ucuza temin edilebilmeleri açısından önem taşır. Özellikle bazı sanayi bölgelerinde ihtiyacı
    karşılamak amacıyla sırf o bölgedeki işletmelere yönelik elektrik üreten işletmelerin kuruldukları
    görülmektedir.
    ı. Yasal düzenlemeler: Devletin yasalarla teşvik ettiği bölgelerde işletmeyi kurmak avantaj
    sağlayabilir.
    i. Toplumsal beklentiler: Üretilecek ürün türüne göre toplumsal tepkilere neden olacak yerlere
    işletme kurmak en azından etik olarak uygun değildir. Yöre insanının genel beklentilerini karşılayacak
    türde ürünler üreten işletmeler kurmak ilerleyen yıllarda toplumun tepkisini almamak açısından
    önemlidir.
    11
    Kuruluş yerinin seçilmesi süreci bir dizi değerlendirme aşamasını içerir. Bu aşamaların sıralanışı
    duruma göre değişebilmesine rağmen en sık kullanılan sıralanış aşağıdaki gibidir17:
    1. Genel bölgenin seçilmesi.
    2. Kabul edilebilir bir toplumun seçilmesi.
    3. Bu toplum içerisindeki uygun olan yerlerin seçilmesi.
    4. Toplum-yer kombinasyonlarının değerlendirilmesinde bir yöntem belirlenmesi.
    5. Yerlerin karşılaştırılıp birinin seçilmesi.
    Her türden ulaştırma masraflarının en önemli karar alma kriteri olduğu kuruluş yerini belirlemede,
    şirketin sahip olduğu bir veya birden fazla işletmenin toplam ulaştırma maliyetleri minimum yapılmaya
    çalışılır. Minimum toplam ulaştırma maliyetini sağlayan kuruluş yerlerinin bulunmasında kullanılabilecek
    birtakım sayısal yöntemler mevcuttur.
    4.4. İşletme İçinin Düzenlenmesi
    İşletme içi düzensiz olursa karmaşaya neden olur. Bir öğrenci düzensiz bir çalışma masasında
    üzerine not aldığı küçük bir kağıdı veya silgisini bulmak için nasıl zaman kaybediyor, bunları ararken kitabı
    kaldırdığında üzerindeki kalem masadan nasıl düşüyorsa düzensiz bir işyerindeki durumda buna benzer.
    İşçiler neyi, nereye koyacaklarını, neyi, nereden bulacaklarını bilemez. Taşıma mesafeleri uzar. Parça ve
    aletleri ararken gereksiz zaman kayıpları oluşur. Makinelerin, iş istasyonlarının yanlarında gereksiz
    yığılmalar olur. Kimi makineler tam kapasite ve tam gün çalışmak zorunda kalırken kimileri anlamsız bir
    şekilde boş bekler. Aynı dengesizlikler işgörenlerin çalışma düzeninde de yaşanır. Kimi işgörenler aşırı
    çalışma yüküyle yüklenirken kimileri de zamanlarının çoğunu boşa geçirir. Tüm bunların sonucunda
    verimlilik azalır.
    Aynen kuruluş yerinin belirlenmesinde olduğu gibi işletme içinin düzenlenmesinde de toplam
    ulaştırma maliyetinin minimum yapılmaya çalışılması en önemli karar kriteridir. Aralarında fazla sayıda
    trafik akışı olan departmanlar, makineler ve iş istasyonları işletme içerisinde mümkün olduğunca yan yana
    getirilerek mesafeleri minimum kılınmaya çalışılır.
    Bir parçanın üretilirken işletme içerisinde nerelere uğrayacağına, hangi makine veya işçide önce,
    hangisinde ise sonra işlem göreceğine o parçanın “üretim akışı” denir18. İşletmede üretilen parça ve
    ürünler birbirine ne kadar çok benzer ve ne kadar çok standart hale getirilirse işletmenin genel üretim
    akışı da o kadar tek tip haline gelir. Böylece denilebilir ki, her işletmenin belirli ölçülerde baskın olan bir
    üretim akış tipi vardır. Üretim akışları çeşit olarak çok sayıda türetilmeye elverişli olmalarına rağmen en
    yaygın kullanılanları Şekil 3’te görüldüğü gibi I, L, U, O ve S tipi akışlardır. Bunlardan iki veya daha fazlası
    birlikte kullanılarak çok sayıda akış çeşidi türetilebilir.
    Şekil 3: Başlıca Üretim Akış Türleri
    İşletme içerisindeki toplam ulaştırma maliyetini belirleyen unsurlar taşınacak malzemenin ağırlığı,
    taşınacak miktarı, taşıma için geçen zaman ve bir birimini birim uzaklığa taşıma maliyetidir. Bunların
    çarpım toplamları söz konusu malzemenin toplam ulaştırma maliyetini, tüm malzeme ve parçalar için bu
    işlemin yapılarak toplamlarının alınmasa da tüm işletme içi üretim işlemlerinin toplam ulaştırma maliyetini
    verir.
    12
    İşletme içi üretim akışları düzenlenirken departmanlar arasında parçaların çizdiği rotaların
    mümkün olduğunca birbirlerini kesmemelerine de dikkat etmek gerekir. Bu tür kesişmelerin yaşandığı
    rotalarda belirli bir zaman diliminde gerçekleştirilen taşıma sıklıkları fazlalaştıkça çarpışma riskleri de artar.
    Böylece rotanın birini, diğerinin üzerinden veya altından geçirmek gerekebilir. Böyle bir düzenin
    sağlanması ilave yatırım maliyetleri gerektirecektir.
    “Yerleşim düzeni” bir işletmenin fiziksel bir mekan içerisinde üretim fonksiyonunu yerine
    getirirken kullandığı makine, alet, malzeme ve işgücü gibi unsurların fiziksel konumlarıdır. Bu fiziksel
    konumların bir bütün olarak koordinasyonuna “fabrika düzenleme” veya “işyeri düzenleme” denir19.
    Şekil 4’te en temel olan yerleşim düzenleri gösterilmesine rağmen, işletmelerde kullanılabilecek
    başlıca yerleşim düzenleri aşağıdaki gibi sınıflandırılabilir:
    1. Fonksiyonel (Sürece Göre) Yerleşim Düzeni: Fonksiyonel yerleşim düzeninde birbirlerine
    benzeyen makinelerin, iş atölyesinin belirli yerlerinde gruplandıkları görülür. Parçaların, üretilmeleri için
    atölyenin tamamını kat eden geniş bir rota çizmeleri gerektiğinde ve makinelerde kullanılacak aletlerin
    veya aparatların benzer makineler tarafından paylaşılmaları gerektiğinde bu tür bir yerleşim düzenini
    kullanmak uygun hale gelir20. Bu yerleşim düzeninde kesin olarak diğerlerinden ayrılabilecek, baskın olan
    herhangi bir iş akışıyla karşılaşılmaz. Üretilen bir parçanın bir sonraki işlemi, örneğin tornalama ise, bu
    parçanın bu işlem için nereye gönderileceği bellidir. Bundan sonra o parça, bütün tornaların grup halinde
    bir arada bulundukları yere gider ve grupta bir sonraki boşalacak tornayı beklemek üzere sıraya girer. Eğer
    böyle bir ortamda tornalar atölyenin değişik yerlerine düzensiz olarak serpiştirilmiş olsalardı, büyük bir
    karmaşa yaşanabilir ve üretim kontrolü ve malzeme taşıma faaliyetleri güçleşir, önceliği olan işlerin önce
    gördürülmeleri imkansızlaşır ve boşalan makinelerin belirlenerek kullanılmaları oldukça zorlaşırdı.
    2. Ürüne Göre Yerleşim Düzeni: Bu yerleşim düzeninde eldeki makine ve aletler bir ürünün ham
    madde halinden en son bitmiş ürün olasıya kadar, üzerinde yapılması gereken işlemlerin sırasına göre yan
    yana dizilir. Bu nedenle birbirinden farklı özelliklere sahip, farklı makinelerin bir üretim hattı üzerinde yan
    yana bulunmaları mümkündür. Üretim sürecinde eğer hissedilir derecede baskın olan bir akış varsa, ürüne
    göre yerleşim düzeni, sürece göre yerleşim düzeninden çok daha avantajlı bir hal alır. Malzemelerin
    taşınmaları büyük ölçüde basitleşir21. Malzeme taşıma maliyetleri ve taşıma uzaklıkları önemli ölçüde
    azalır. Üretim için gerekli olan alan azaltılabilir. Üretim kontrolü daha kolaydır. Buradaki yerleşim düzeni
    önceliği olan işlemleri öncelik sıralarına göre kendi kendine yerine getirebilecek bir güçtedir. Süreç
    içerisinde yığılan stoklar, ürüne göre yerleşim düzeninde, sürece göre yerleşim düzenine oranla yok
    denecek kadar azdır.
    13
    Şekil 4: Fabrika Yerleşim Düzeni Çeşitleri22
    3. Sabit Pozisyonlu Yerleşim Düzeni: Mümkün olduğunca hareket ettirilmeyen, durağan bir
    ürünün üretilmesi için gerekli olan malzemelerin o ürünün yanına getirilmesiyle oluşturulan yerleşim
    düzenine sabit pozisyonlu yerleşim düzeni denir. Eğer üretilecek olan ürün üretim süreci içerisinde
    taşınamayacak kadar, boyut ve ağırlık olarak çok büyük ise, bu yerleşim düzeninin uygulanması mantıklı
    hale gelebilir. Büyük bir bina, bir baraj, gemi, köprü, metro yapımı gibi projeye dayanan üretimlerde sabit
    pozisyonlu yerleşim düzeninin kullanılması kaçınılmazdır. Değişik bir örnek vermek gerekirse, otomobil
    tamir ve bakımı yapılan servis atölyelerinde de bu tür yerleşim düzeninin kullanıldığı görülür.
    4. Karma (Melez) Yerleşim Düzeni: Bir fabrika içerisinde bir önceki bölümlerde açıklanan yerleşim
    düzenlerinden bir veya birkaç tanesi de kullanılıyor olabilir. Bu tür yerleşim düzenlerine “melez yerleşim
    düzenleri” denir23. Bazı kaynaklarda buna “karma yerleşim düzeni” dendiğine de rastlanır24. Aslında
    üretim ortamında kullanılan süreçlerin çoğu karmadır. Bu şekildeki karma süreçler de karma yerleşim
    düzenlerinin oluşmasına neden olurlar. Uygulamada en yaygın kullanılan karma yerleşim düzeni, fabrika
    kapasitesinin bir kısmının sürece göre yerleşime, bir kısmının da ürüne göre yerleşime odaklandığı
    düzendir25.
    5. Grup Teknolojisi Yerleşim Düzeni: Üretilecek ürünü oluşturan parçaların birbirlerine benzer
    olanlarının gruplandırılarak parça ailelerinin oluşturulmasına dayanır. Benzer parçalar benzer makinelerde
    üretileceği için bu gruplama makinelere göre de yapılır. Böylece benzer makine ve parçalardan oluşan
    grupların her biri üretim hücrelerini oluşturur.
    L
    L M
    G
    M G G
    L G
    M
    D
    D
    D
    L M D
    L
    L
    M
    D
    L
    M M
    D
    G G
    L D
    G
    M
    G
    D
    L
    L
    L
    L
    M
    M M
    M
    G G
    G G
    D
    D
    D
    D
    a)Hat yerleşim düzeni
    b)Grup yerleşim düzeni
    c) Fonksiyonel yerleşim düzeni
    L=Torna
    M=Freze
    G=Taşlama
    D=Matkap
    14
    4.5. Üretim Planlarının Yapılması
    Ne üretileceğine, ne miktar üretileceğine, ne zaman üretileceğine ve hangi kaynakların
    kullanılacağına karar verme faaliyetine “planlama” denir26. İşletme, önündeki belirli bir dönemde ne kadar
    ürün üreteceğini, bu üretim miktarının söz konusu dönemin daha küçük dilimlerine nasıl dağılması
    gerektiğini bilmek ister. Bu amaçla hazırlanan planlara üretim planları, bu planları hazırlama işine de
    üretim planlaması denir. Üretim planlarının hazırlanışı işletmenin üretim sistemine göre değişiklik gösterir.
    Tam bir üretim planı kendisini oluşturan daha küçük planlardan oluşur. Üretimi ilgilendiren diğer
    fonksiyonlardan elde edilen bu küçük planlar tek bir çatı altında birbirlerine uyumlu hale getirildiklerinde
    ana üretim çizelgesi oluşur.
    Bilgisayar teknolojisindeki gelişmeler neticesinde üretim planlama işinin bilgisayar programları
    haline dönüştürüldüğü ve bu maksatla geliştirilen programların kullanılmaya başlandığı görülmektedir. İlk
    önce MRP kısaltması ile tanınan “malzeme ihtiyaç planlaması” ve bu planlamayı daha kolay hale getiren
    bilgisayar programları geliştirilmiştir. İlerleyen yıllarda kapsam genişletilerek MRP’yi de içine alan ve MRPII
    kısaltmasıyla tanınan “malzeme kaynak planlaması” oluşturulmuş ve bunu yapan bilgisayar programları
    geliştirilmiştir. Daha yakın yıllara gelindiğinde bu planın da kapsamı genişletilerek ERP kısaltmasıyla
    tanınan “kurumsal kaynak planlama” geliştirilmiştir. Gelinen bu son noktada tüm kurumun içerisindeki
    işletmelerin tüm departmanlarının üretim ve diğer fonksiyonlardaki planlarının bütünleştirilerek eş
    zamanlı bir şekilde kullanılabilmesi istenmektedir. Bir MRPII sistemi aşağıdaki temel bileşenlerden (alt
    sistemlerden) oluşmaktadır27:
    İşletme Planlama: Firmanın parasal kavramlar içerisinde tanımlanan planıdır. Amaçlanan kâr veya
    zarar belgeleri, bilançoları, fon kaynakları ve uygulamaları, hisse başı gelir, yatırım getirisi ve varlıkların
    getirisi gibi performans ölçülerini içerir.
    Pazarlama Planlama: Bir pazarlama planı işletmenin hangi ürün gruplarını üretip pazarlayacağını,
    müşteri ve coğrafik bölgelere göre hizmet verilecek olan pazarı, dağıtım kanallarını, pazar payını ve
    hedeflenen talep düzeylerini içerir.
    Üretim Planlama: Ürün grup ve aileleri gibi toplu kavramlarla birlikte açıklanan ve belirli planlama
    dönemleri şeklinde işletmenin planlanan genel üretim düzeyini gösteren bir belgedir. Bu plan aynı
    zamanda stokların, bekleyen işlerin ve sevkiyatların miktarlarını da içerir.
    Kaynak Planlama: Kaynak planlama alt sistemi, üretim planını karşılamak için gerekli olan
    kapasiteyi belirler. Bu kapasitenin belirlenmesi departmanlardaki veya bir bütün olarak tüm işletmedeki iş
    veya makine saatlerine göre olabilir. Gereken kapasitelerle, halen mevcut olan kapasiteler karşılaştırılır.
    Farklılığın olduğu yerlerde, mevcut kapasiteyi, gereken kapasiteyle uygunlaştırmak için bir plan
    geliştirilmelidir. Eğer tatmin edici bir plan geliştirilemezse, o zaman, pazarlama ve işletme planlarının da
    elden geçirilmesini gerektirecek şekilde üretim planı yeniden düzenlenmelidir.
    Ana Üretim Çizelgelemesi: Asıl planlama dönemi içerisinde gerçekleşen, genel olarak bir ila üç yıl
    arası bir planlama dönemini içeren ve bu süre içerisinde belirli dönemlerde kaç tane nihai parça
    üretileceğini gösteren bir plandır. Bu nihai parçalar, ürünler, ana bileşim maddeleri veya seçimlik parçalar
    (örneğin otomobillerdeki klima opsiyonu veya airbag opsiyonu gibi) olabilir. Ana üretim çizelgelemesi
    nihai ürünlerin üretim miktar ve zamanlarını gösteren bir belgedir.
    15
    Dağıtım İhtiyaç Planlaması: Bu alt sistem planlanan dönem içerisinde sevkiyatı gerçekleştirilecek
    olan miktara göre, kaynağından bölgesel depolara doğru olan sevkiyatlar için yapılan bir plan
    niteliğindedir. Kaynağın bir imalat fabrikası olduğu durumda, dağıtım ihtiyaç planlaması ana üretim
    çizelgelemesine direkt bir girdi niteliğindedir. Bu sayede imalat ve dağıtım birbirine bağlanır ve arada
    oluşabilecek bir stok ihtiyacı ortadan kalkar.
    Son Montaj Çizelgelemesi: Bu çizelgeleme faaliyeti, ürün için gerekli olan ana üretim
    çizelgelemesinin yapılmasından sonra, daha ileri bir düzeyli ve geriye kalan işlemlerin tamamlanması için,
    bir çizelgenin daha hazırlanmasını kapsar. Montajın sipariş üzerine yapıldığı durumda son montaj
    çizelgelemesi, müşteri siparişi alındıktan sonraki opsiyonların ve değişken parçaların montajını içerecek
    şekilde yapılmaktadır.
    Malzeme İhtiyaç Planlaması (MRP): MRP alt sistemi, malzeme cetvelini, malzemelerin tedarik
    zamanlarını, üretim için gerekli olan parti büyüklüklerini ve stokların durumunu gösterir bilgileri
    kullanarak, üretim için gerekli olan malzemelerin ne zaman ve ne miktarda hazır bulunmaları gerektiğini
    gösterir. MRP, ana üretim çizelgelemesindeki değişmelere cevap vermek için, planlanmış olan siparişlerin
    bitiriliş tarihlerini güncel hale getirir. MRP’nin hazırlanmasında öncelikle üretilecek olan üründe hangi ana
    bileşenlerin kullanıldığının ve bu bileşenlerde de hangi parçaların kullanıldığının bir şema şeklinde
    gösterilmesi gerekir. Buna malzeme cetveli (bill of materials, BOM) denir. Buradan, bağımlı ve bağımsız
    talep kavramları ortaya çıkar. Eğer B parçası A parçasında girdi malzemesi olarak kullanılıyorsa, B’ye talep
    ancak A’ya talep olduğunda oluşabileceği için B’nin talebine “bağımlı talep” denir. Eğer bir parçanın talebi
    kendisinden önce gelen diğer bir parçanın talebinden etkilenmiyorsa “bağımsız talep”ten söz edilir.
    BOM’da bir ürünün alt dallarını oluşturan parçalarda daima bağımlı talep söz konusudur.
    Kapasite İhtiyaç Planlaması: Bu alt sistem MRP ile birlikte bu planlama dönemi içerisinde MRP’nin
    gereksinim duyacağı kapasiteleri belirlemede kullanılan diğer verileri de kullanmaktadır. Her dönem için
    gerekli ortalama kapasite, mevcut kapasiteyle uyumlu hale getirilmeye çalışılır. Eğer gerekirse mevcut
    kapasite, fazla zaman, alternatif rota veya başka tür şeyler kullanılarak ayarlanabilir. Eğer kabul edilebilir
    bir kapasite planına ulaşılamazsa, o zaman, MRP ve ana üretim çizelgelemesinin yeniden düzenlenmesi
    gerekir.
    Üretim Faaliyet Kontrolü: Bu alt sistem çizelgeler şeklinde hazırlanarak belirlenen üretimin
    yapıldığı yerdeki “iş emirlerinin” verilmesini, işlerin bir başlangıç ve bitiş zamanına göre sırasını belirleyen
    “işlem çizelgelemesini”, işlerin detaylı bir şekilde iş istasyonlarına ve işçilere “atanmasını”, çizelgenin
    gerisinde olan siparişlerin “anında sevk” edilmelerini ve “üretim raporlarını” içerir. “Üretim raporlama”
    üretim yerindeki siparişlerin yerine getirilmesi, mevcut kapasitenin ayarlanması, günü geçmiş siparişler
    veya reddedilen parçalar gibi problemleri ilgilendiren bir takım bilgilerin geri bildirilmesi işlemidir.
    Satın Alma: Satın alma fonksiyonları satıcıların seçimini, satın alma emirlerinin verilmesini,
    satıcıların çizelgelenmesini ve siparişlerin takip edilmesini kapsar.
    16
    Performans Ölçümlemesi: Bu ölçümleme bir dizi sistem amaçlarını, bu amaçlar etrafındaki
    toleransları ve amaçlara ulaşma düzeyini gösteren ölçümleme yol ve yöntemlerini kapsar. Ölçümleme
    dönemlik yapılır ve eğer performans toleransların dışarısındaysa bir sebep araştırması yapılıp, bundan
    kurtulmak için gereken faaliyet belirlenir.
    Üretim planları bir dönemi oluşturan birbirine eşit zaman dilimlerinde, her dilim için eşit üretim
    miktarında yapılabileceği gibi, toplam üretim miktarı aynı kalmak koşuluyla belirli zaman dilimlerinde daha
    az veya fazla üretim de yapılabilir. İşte bu zaman dilimlerine göre üretim miktarının sabit ve değişken
    olmasından yola çıkılarak çeşitli üretim plan türleri geliştirilmiştir. İşletme buna göre toplam üretim
    miktarı aynı kalmak kaydıyla iki veya daha fazla üretim planı yapıp bunlar arasında oluşabilecek maliyet
    farklılıklarına göre en uygun olanı seçer. Maliyet açısından kıyaslama yapılırken benzetim (simülasyon)
    tekniğinden yararlanılabilir. Benzetim, üretim planı gerçekte uygulanıyormuş gibi işletmedeki üretim,
    taşıma, işçilik ve bakım onarım gibi maliyetlerin değişik senaryolar altındaki değişimlerini gözlemlemektir.
    Benzetim işlemi kağıt üzerinde hesaplamalarla yapılabileceği gibi, gelişmiş programlar kullanılarak
    bilgisayar üzerinde animasyonlarla da desteklenebilir.
    Üretim planları işletmenin diğer departmanlarıyla ve tedarik zincirindeki diğer işletmelerle uyumlu
    olarak yapılmalıdır. Dönem içerisindeki beklenmedik talep artış ve azalışlarına karşı üretim düzeyini
    çabucak ayarlayabilecek esnek üretim planları yapılmaya çalışılmalıdır.
    4.6. Depo ve Dağıtım İşlemleri
    Hammadde, malzeme, yarı mamul ve mamul depolarının etkin biçimde yönetilmeleri işletmenin
    verimliliğini artırıcı önemli bir unsurdur. Hammaddelerin işletmede üretim sürecinden geçmeden önce
    depolara alınması söz konusu olabilir. Üretim esnasında işletme içi çeşitli depolar gerekebilir. Üretimi
    tamamlanan ürünlerin bitmiş ürün depolarında belirli bir müddet bekletilmeleri gerekebilir. Ürünlerin en
    son tüketiciye ulaştırılmadan önce çeşitli ara depolarda depolanmaları da gerekebilir. Depolama ihtiyacı
    genelde gereken malzeme ve ürünlerin istenildiğinde hazır bulunmasını sağlamak ve bunların
    bozulmadan, sağlam muhafaza edilmelerini temin etmek için doğar.
    Depoların ısı ve ışık düzenleri yeterli olmalı, nem ve toza karşı yalıtım önlemleri alınmalıdır. Depo
    içerisindeki alan, malzemelerin aktarılmasına yetecek büyüklükte olmalı, depo içerisinde oluşan boşluklar
    gereğinden büyük olmamalıdır. Bir deponun yerine getireceği başlıca fonksiyonlar aşağıdaki gibidir28:
    a. Teslim Alma: Malzeme imalattan, satıcıdan veya müşteriden (geri gelen) teslim alınabilir. Bu
    malzeme teslim için düzenlenmiş olan belgelerle uyumlu olmalı, sayılmalı ve kalite kontrolü yapılmalıdır.
    Parçalar daha sonraki kullanımlar için markalanmalı ve etiketlenmelidir.
    b. Yerleştirme: Parçalar depo alanına göre çeşitlendirilmeli, bu alanlara taşınmalı ve raflar veya
    diğer depo gereçlerine yerleştirilmelidir.
    c. Depolama: Parçalar kendilerine olan ihtiyaç ortaya çıkasıya kadar depoda zapt edilmeli ve
    korunmalıdır.
    d. Siparişin Alınması: İmalattan veya müşterilerden gelen siparişler doğrultusunda listelenen
    parçalar depolandıkları yerlerden çekilirler.
    e. Sıraya Koyma: Siparişi alınan parçaların bir sıra içerisinde montajı ve kontrolü yapılır. Bazı
    siparişler bir taşıyıcı araç veya raylı araba üzerinde beraberce taşınırlarken, bir kısım siparişler de
    gruplandırılmaktadır.
    17
    f. Sevkiyat: İmalat siparişleri üretim departmanının girişine fork lift arabalarla veya diğer taşıyıcı
    araçlarla taşınırlar. Müşterilerden gelen siparişlerse, önce paketlenirler, sonra uygun olan kapının önüne
    veya rıhtıma çıkarılırlar ve orada bekleyen araca yüklenirler. Bazı durumlarda siparişler mevcut bekleyen
    taşıyıcı araç veya raylı arabaya göre de ayarlanabilir.
    g. Fiziksel Stoklar: Depoda bulundurulan parçaların stok kayıtlarıyla olan tutarlılıklarının
    doğrulanması için sayılmaları gerekir. Bu sayım işlemi örneğin yıllık olarak belirli dönemlerde periyodik
    olarak yapılabileceği gibi “devir (döngü) sayımı” olarak isimlendirilen sürekli olarak da yapılabilir.
    h. Raporlama: Stok kayıtlarının sürekli güncelliğinin sağlanabilmesi için bütün belgelerin, çıkışların
    ve ayarlamaların raporlarının tutulması gerekir.
    ı. Süreçten Geçirme: Özellikle üretimin yapıldığı fabrikadan uzak olan bazı depolarda örneğin
    boyama veya ilave opsiyonlar gibi bazı işlemler de yerine getirilebilir. Buradaki amaç nihai ürün
    farklılaştırmalarını mümkün olduğunca erteleyebilmektir.
    Dağıtım işlemleri, hammadde ve malzemelerin tedarik kaynaklarından işletmeye doğru akışında,
    işletme içi akışında ve tüketiciye doğru akışında çok geniş bir faaliyet alanını kapsar. Dağıtımı kolaylaştırıcı
    alet ve makinelerden yararlanılabilir. Sabit bir hat üzerinde işleyen otomatik dağıtım araçları olabileceği
    gibi çok yönlü hareket kabiliyetine sahip dağıtım araçlarından da yararlanılabilir. Fiziksel dağıtım sistemleri
    tasarlanırken şu temel soruların cevaplandırılması gerekir29:
    Depoların sayısı, yerleşim yerleri ve büyüklüğünün belirlenme işlemleri.
    Her bir depoda stoklanacak olan parçaların belirlenmesi.
    Her bir depoya parçalar hangi fabrikadan veya satıcıdan gelecek?
    Ulaştırma şekli ne olacak? Hava, kara, su, demir yolu veya boru hattı mı?
    İşletme dağıtım faaliyetlerinin ne kadarını kendi kaynaklarıyla ne kadarını dışarıdan, diğer hizmet
    sağlayıcı işletmelerle yerine getirecek?
    Taşıtların rotasının belirlenme işlemleri.
    Dağıtım depolarında boşalan stokların yerine konulmasında kullanılacak bir stok kontrol sisteminin
    seçilmesi.
    Dağıtımda amaç bir defada, mümkün olduğunca fazla sayı ya da hacimdeki malzemeyi, mümkün
    olduğunca uzak noktalara kırılmadan ve bozulmadan ulaştırabilmektir. Bu amaçla ray üzerinde kayan
    bantlar, zincirler ve taşıyıcı kaplardan yararlanılabilir. İçerisinde yeterince hareket serbestliği bulunan
    depolarda fork lift adı verilen çatal kaldıraçlı vasıtalardan yararlanılabilir.
    4.7. Kontrol ve Denetim
    Üretim faaliyetlerinin kontrol edilmesi işlerin gerçek işleyişinin ölçümlemesi için gerekli olan
    verilerin toplanıp analiz edilmesini ve sonra da eğer bu işleyiş çizelgelerde gösterilenlere makul yakınlıkta
    seyretmiyorsa düzeltici önlemlerin başlatılmasını içermektedir30. Kaynakların tedarik edilmiş olup
    olmadığına ve plana göre üretimin tamamlanıp tamamlanmadığına karar verme ve bu durum
    sağlanmamışsa düzeltici faaliyetleri yapma işlemine “kontrol” denir31. Bir kontrol alt sisteminin öğeleri
    Şekil 5’te gösterilmektedir.
    18
    Şekil 5: Kontrol Alt Sisteminin Öğeleri32
    Performans ölçümlemesi sayesinde yönetim, sistemin ne kadar iyi işlediğini değerlendirme imkanı
    bulur, sıkıntılı bölgeleri açığa çıkarır ve düzeltici faaliyet gerektiren noktaları belirler. Üretim esnasında ve
    üretimi tamamlandıktan sonra ürünlerin kalite kontrollerinin yapılması gerekir. Orta büyüklüğe ulaşmış
    işletmelerin kendi bünyelerinde, ayrı bir kalite kontrol ünitesi oluşturduklarına rastlanır. Kalite kontrol,
    üretilen ürünlerin kabul edilebilir tolerans sınırları içerisinde olup olmadıklarını tespit etmek için yapılır.
    Toleranslar ürünün tasarımı esnasında tespit edilen normal boyutlarının ne kadar altında veya üzerinde
    olabileceğini gösterir. Örneğin bir deliğin normal çapı 20 mm. olması gerekiyorsa ve bu delik için ± 1 mm.
    tolerans gösterilmişse, delik 19 ile 21 mm. arasında herhangi bir değer alsa da kabul edilebilir anlamına
    gelir. Toleranslar boyutlar için olduğu kadar renk tonları için, esnekliği için ve içerisinde kullanılan karışım
    ya da alaşımların yüzde değerleri için de belirlenebilir. Kalite kontrolünde yüzey hassasiyetini ölçmede
    kontrolör, gönye, mikrometre gibi aletlerden yararlanılabileceği gibi gelişmiş laboratuar ortamında da
    kalite kontrolü yapılabilir. Kalite kontrolünde kullanılan aletlerin belirli dönemlerde yetkili kuruluşlarca
    görevlendirilen personel tarafından kontrolleri yapılır. Bu işleme “kalibrasyon” denir. Kalibrasyon
    sayesinde, işletme içerisinde kullanılan her türlü ölçü aleti ülkede ve dünyada kabul görmüş standart
    değerlerine kavuşturulur.
    Ürünler somut oldukları için kalite kontrollerini yapmak hizmetlere nazaran kolaydır. Hizmetler
    soyut olmaları nedeniyle psikolojik bir takım değer yargıları devreye girer ve kaliteyi ölçmek zorlaşır.
    Özellikle hizmetlerde, tüketiciye yöneltilen anket sorularıyla kalite ölçülmeye çalışılır. Bu sayede
    tüketicilerin hizmete karşı zihinlerinde oluşturdukları değer yargıları rakamsal cevaplara dönüştürülerek
    ölçülür.
    Kaliteyi ölçmek tek başına bir anlam taşımaz. İşletme tespit edilen aksaklıklar doğrultusunda
    kendisini iyileştirmek için önlemler almalıdır. Aksaklık tespit edilir edilmez bunun kaynağına geribildirim
    hemen iletilmelidir. Gereken iyileştirilmelerin yapılıp yapılmadığı denetlenmelidir. Denetimde işletme içi
    denetçilerden veya işletme dışı danışmanlık şirketlerinde yararlanılabilir.
    5. ÜRETİMDE YENİ GELİŞMELER
    Mekanik, elektronik ve bilgisayar teknolojisinde yaşanan gelişmeler üretim konusuna da
    yansımıştır. Mümkün olduğunca insan eli değmeyen daha otomatik üretim teknolojileri geliştirilmeye
    devam edilmektedir.
    19
    Değişik endüstrilerde değişik alanlarda kullanılan robotlar üretilmekte, özellikle insan sağlığına
    zararlı birçok üretim sürecinde bu robotlar kullanılmaktadır. Endüstride kullanılan robotlar mekanik bir kol
    özelliğini taşır. Bu robot kolun hareket yeteneği hemen her yöne ve çok eksenlidir. Robot kolun ucunda
    tutma, delme, kesme, vida açma, perçinleme, parlatma v.b. gibi birçok işlem gerçekleştirilebilir.
    Üretim işlemleri öyle bir noktaya gelmiştir ki, neredeyse belirli ölçülerde otomatikleştirilmemiş
    hiçbir süreç kalmamıştır. Bu nedenle yeni arayışlar içerisine giren üretim uzmanları bakım ve onarım
    işlemlerinde de mümkün olan en otomatik sistemleri kurmayı hedeflemektedir. İnternet teknolojisinden
    yararlanılmakta ve “e-imalat” denen kavram gelişmektedir. E-imalat sayesinde konusunda uzman bir
    mühendis, bakımı gereken veya bozulan bir makineyi fabrikaya uğramadan, evindeki internet ortamında
    tespit edebilecek, bakım ve onarım için gerekli olan alet ve gereçleri yine internet ortamından
    yönlendirebilecektir. Böylelikle işletmelerin söz konusu uzman personeli sürekli olarak bünyesinde
    çalıştırma gerekliliği ortadan kalkacak, bu işler görevleri konusunda daha uzman danışmanlık
    şirketlerinden yararlanılarak gerçekleştirilecektir.
    SORULAR
    1. Üretim yönetiminde başlıca karar verme alanları nelerdir?
    2. Biri mamul biri de hizmet olmak üzere, belirleyeceğiniz birer işletmenin girdilerini, dönüşüm
    süreçlerini ve çıktılarını açıklayınız.
    3. Hammadde aşamasından bitmiş hale gelesiye kadar bir mamulün üretim sürecinde oluşabilecek
    stok noktaları nerelerdir?
    4. Banka, süpermarket, acil servis, telefonla verdiğimiz bir sipariş v.b. gibi durumlarda kuyrukta
    beklememizin başlıca nedenleri nelerdir?
    5. Hayalinizden, şimdiye kadar pek benzeri görülmedik bir ürün tasarlayınız. Bu ürünü üretmek için
    nereden başlamalı ve neler yapmalısınız?



  2. :hmmm


Yüklüyor...
Konu Durumu:
Daha fazla cevap için açık değil.