Mimar Sinan,Hayatı ve Eserleri

Konu, 'Türk ve Dünya Tarihi' kısmında thebora tarafından paylaşıldı. Okunma: 597138 | Cevaplanma: 21

Konu Durumu:
Daha fazla cevap için açık değil.



  1. Sinan, Osmanlı İmparatorluğu’nun gücünün en üstün olduğu bir dönemde, sanatın en üst düzeyde olduğu bir evrede, bütün bu birikimi mimarlık alanında tek isim olarak temsil edebilmiş bir mimardır. Tasarladığı yapıların büyük çoğunluğunu ve en seçkinlerini o zamanın başkenti İstanbul’da gerçekleştirir. Bu eserleri adeta bir mimarlık yarışmasına katılırcasına, yeniliklerle dolu olarak geliştirir ve topografyanın en uygun yerlerine yerleştirerek kent siluetine büyük katkılarda bulunur. Böylece İstanbul, en özgün yapı örnekleriyle sanki bir açıkhava müzesine dönüşür.
    BİR PERGELİN İKİ AYAĞI GİBİ
    Kayseri Sancağı’nın Ağırnas Köyü’nde kesin olarak bilemediğimiz bir tarihte (1494-1499 arasında bir yıl olabilir) doğar Sinan. Osmanlı kapıkulu sınıfına asker yetiştiren Acemi Ocağı’ndayken dülgerliği ister; ustalarını dikkatle izleyerek inşaatlarda çalışır. Kendisi bu çalışmalarda “tıpkı bir pergelin sabit ayağı gibi kararlı” olduğunu ifade eder. Diğer yandan “pergelin gezen ayağı gibi başka diyarları gezmeye özendim” der. Kanuni Sultan Süleyman döneminde yeniçeri olarak Belgrad (1521), Rodos (1522), Mohaç (1526), Viyana (1529), Alman (1532), İran ve Bağdat (1534-35) seferlerinde bulunur. Keşif amacıyla Van Gölü’nü geçmek için malzeme ve alet sıkıntılarına rağmen toplu tüfekli üç kadırga inşa eder. Daha önceki savaşlarda da yeteneğini gösterdiği mühendislikteki başarıları nedeniyle ‘Haseki’ rütbesine getirilir. 1538’deki Karaboğdan (Moldovya) seferi sırasında, Prut Nehri üzerine kısa bir sürede inşa ettiği köprü, kendisine büyük bir başarı kazandırır; aynı yıl Mimarbaşı Acem Alisi’nin ölümü üzerine ‘Mimarbaşı’ olur.
    Katıldığı seferler sırasında gördüğü Doğu ve Batı’daki çeşitli kültür eserleri, karşılaştığı acele çözüm bekleyen sorunlar, askerlikte edindiği disiplin, denetim ve örgütlenme bilgisi, Sinan’a büyük bir görgü ve deneyim kazandırmış, tasarım ve yöneticilik yeteneklerini geliştirmiş olmalıdır. Elli yıl gibi uzun bir süre mimarbaşı olarak çalışan Sinan, bu dönem içinde 477 yapı tasarlar, tasarımlarını denetler, inşa eder ya da onarır. Sinan’ın yaşamını incelediğimizde yaptıklarıyla hiçbir zaman yetinmeyip, bıkıp usanmadan düşünen, araştıran ve yenilikler ortaya koyan bir yaratıcının öyküsüyle karşılaşırız.
    CAMİLERİN MİMARI
    Sinan, Osmanlı mimarlığında en önemli mekân olan camilerin tasarımına önemli katkıları olan bir mimardır. Mimarbaşlığa getirildikten sonra yaptığı ilk cami olan Haseki (1539), dönemin geleneksel bir mekânını yansıtır, herhangi bir yenilik ortaya koyamaz. Ancak bundan sonra hemen ele aldığı Üsküdar’daki Mihrimah Camisi (1540?-48), kubbeyi üç yandan saran yarım kubbeleriyle bir sıçrama noktası olur; yapıyı bitirmeden de Şehzade Camisi’ne (1543-1548) geçer. Sinan, dört dayanaklı, tek kubbeli yapılardan başlayıp, yarım kubbeler ekleyerek mekânı zenginleştirmiş ve giderek orta mekânı yükselterek yapıyı bir piramit içine almıştır. Şehzade Camisi, dört yarım kubbesiyle kare tabana oturan merkezi kubbenin en gelişmiş örneğidir. Camide, dört ayağı destekleyen payandalar, içeride ve dışarıda bir tasarım elemanı olarak ustaca kullanılır. Oysa payandalar sadece destek amacıyla kullanılsaydı çok kaba durabilirlerdi. Sinan, bu payandaları daha sonra Süleymaniye ve Selimiye camilerinde de kullanır.
    Süleymaniye’den sonra Sinan, Edirne’de gördüğü Üç Şerefeli Camisi’nin etkisiyle altıgen şema üzerinde pek çok deneme yapar. Bu denemelerde, daha önce devamlı uygulamaya çalıştığı merkezi simetrik mekân şemasından farklı olarak mekânın enine yayıldığını görüyoruz. Sinan’ın fark ettiği bir başka durum ise altıgen şemada, dikdörtgen mekânın, kubbe ve yarım kubbelerle sorunsuz olarak örtülmesidir. Her ne kadar altıgen şemayı sevmiş görünüyorsa da Sinan’ın, zaman zaman tekrar kare plana döndüğünü izliyoruz. Ancak her dönüş yenilik ve atılım doludur.
    Sinan, arayışlarına devam etmeyi hiç bırakmaz. Sekizgen tabana oturan kubbesiyle Rüstem Paşa Camisi, yeni bir tasarımın ürünüdür. Denediği bu şema, Edirne’deki Selimiye Camisi’nde olgunluğa ulaşır. Osmanlı mimarlığının çok sevilen bir eseri olduğu kadar, Sinan’ın da en beğendiği yapı olan Selimiye Camisi ile Ayasofya’yı geçme arzusuna gerçekten ulaşmıştır. Taşıyıcı sistem güvenli, mekân anıtsal bir kubbe altında yalın ve bütündür. Altıgen ve sekizgen şemaların hem mekân, hem taşıyıcılık bakımından Ayasofya ile benzerliği yoktur. Selimiye’de anıtsal boyutlarda kullanılan sekizgen şema ile Ayasofya artık simge yapı olmaktan çıkmıştır.
    BİR TASARIMCI VE BİLİM ADAMI
    Osmanlı döneminde mimarlar devlet protokolünde çok önemli bir yer almamasına rağmen Sinan’ın konumu çok farklıdır. Üç sultanın yanında pek çok saray erkanı için de yapı tasarlayan Sinan’ın, sevilen ve beğeni toplayan bir mimar olduğu bellidir. İstanbul’a su getirmesi için Sultan Süleyman tarafından görevlendirilen Sinan, çok zor ve bilgi gerektiren bu işi başarı ile tamamlar ve sultanın takdirini kazanır. Sultan Süleyman’ın Süleymaniye gibi kendi adına yaptırdığı büyük bir caminin açılışını Sinan’a yaptırması bu takdirin en belirgin ifadesidir.
    “Resmini çizip inşa ettiğim cami, mescit ve öbür önemli yapıları on üç bölüm halinde yazıp benzersiz bir risale oluşturdum, adını da ‘Tezkiretü’l Ebniye’ koydum. Umut ederim ki, kıyamete dek ona göz gezdirecek temiz yürekli dostlar, çabamdaki ciddiyet ve gayreti öğrendiklerinde insaflı bir gözle bakıp beni hayır dualarıyla anarlar, inşallah” der Sinan. Onun hayatı ve eserleri hakkında kendi anlattıkları sıradan bir kişinin insanca davranışlarını gösteren anılar niteliğindedir. Ama eserlerine bakıp çok uğraş ve bilgi isteyen karmaşık tasarım ve uygulamalarını Batı’yla karşılaştırdığımızda çok sayıda eseri inanılmaz kısa sürelerde kusursuz olarak gerçekleştirmiş bir bilge kişi karşımıza çıkar.
    Sinan geleneğe körü körüne bağlı değildir. Dışa açık, analizci, gördüklerinden doğru dersler ve ilhamlar alan, onları kendi görüşleri doğrultusunda senteze ulaştıran bir tasarımcı ve bilim adamıdır. Ömrünün sonuna kadar araştıran; deneyen; topografya, kompozisyon, mekân, kütle ve strüktür sorunlarına yeni çözümler arayan ve gelişmiş, değişik örnekler sunan Sinan, Osmanlı ve hatta İslam mimarisinin simgesidir.
    (alıntı thy.com)


    < Resmi açmak için tıklayın >

    Kemerburgaz kemeri
    < Resmi açmak için tıklayın >

    Selimiye Camii

    < Resmi açmak için tıklayın >

    Süleymaniye Camii-İstanbul

    < Resmi açmak için tıklayın >

    Mostar köprüsü

    < Resmi açmak için tıklayın >

    Drama köprüsü

    < Resmi açmak için tıklayın >

    Kanuni Sultan Süleyman Köprüsü


    ladysbella, Revengeful ve kol@j bunu beğendi.

  2. çok güzel bir paylaşım teşekkürler Bora :spr



  3. selimiye camisinin kubbelerini nasıl oturdugu halen çözülememişdir.bugünki teknikle yapmanın mümkün olmadıgını duymuşdum.mimari deha nur içinde yatsın.


  4. Derleme için teşekkürler.


  5. güzel eserler saolasın


  6. b dk bu çok uzun nası yazcam ALAHALA çok uzun yawf :allalla::allalla::allalla::allalla::allalla:

    --------------- Ekleme ---------------

    süperdeeee :nono:


  7. bir kere gelmiş... bir daha da gelmez...


    ladysbella bunu beğendi.
  8. mimar sinanın eserlerindede gizli anlamlar var


  9. O adamı görsem. Hayat boyu yanında Parasız Pulsuz çalışırdım. Elleri 1000 lerce kez Öpülesi bir insandır.


    Mertolozzi bunu beğendi.
  10. :yuruçok güzel ödevime yardımcı oldu


  11. mimar sinan derki ;şu ölmüş bu ölmüş birgün derlerki mimar sinan ölmüş.çok hoş arkadaş hatırlatmak

    --------------- Ekleme ---------------

    süper eserleri var

    --------------- Ekleme ---------------

    harikasın

    --------------- Ekleme ---------------

    harika


  12. birşey değil:sarıl:


  13. çok anlamlı


  14. edirne de meriç köprüsü üzerinden köprünün ayağına baktım ve hayret ettim

    köprünün ayağına çamur birikmiyor...

    suyun altında ayak ve çamur birikintisi arasında resmen bir metre aralık kalmış...

    bunların hepsi de suyun altında....


  15. Onun gibisi yok be :oke:


  16. bu konuyu yayınladığınız için teşşekürler mimar sinan herkesin okuduğunda şaşılacak kadar güzel bir konu üstelik bi devşirme <!! bana en ilginç gelen hikayesi mihri mah sultana olan aşkından dolatı mihrimah sultana yazptığı camii 21 mart dı galiba doğum günü o gün gündüzle gece eşit oluyomuş mihrimah ay ile güneş anlamlarına geliyo mimar sinan öyle bir camii yapmışki o gün iki minarenin yanında ayla güneş oluyormuş sol dakinin yanında ay duruyorsa mesela sağda güneş duruyormuş ahhhhh neeee aşşşşkkka <3<3<3<3<3<3<3<3:sarıl:


  17. spr tsk:bye2:


  18. :tşk: Eline Sağlık Güzel Olmuş :)


Yüklüyor...
Konu Durumu:
Daha fazla cevap için açık değil.

Konu ile alakalı site aramaları:

  1. mimar sinan hayatı ve eserleri slayt ödevi