kalp sağlığı...Kanser Türleri ve Korunma Yöntemleri

Konu, 'Sağlık Köşesi' kısmında Reşwan tarafından paylaşıldı. Okunma: 3619 | Cevaplanma: 3

Konu Durumu:
Daha fazla cevap için açık değil.
  1. Kanser Türleri ve Korunma Yöntemleri



    AKCİĞER KANSERİ
    * Akciğer kanseri erkek ve kadınlarda ikinci en sık rastlanılan kanser türü.
    * ABD’de her yıl yaklaşık 100.000 erkek ve 60.000 kadın akciğer kanserinden ölüyor.
    * Akciğer kanseri ölüme en fazla yol açan kanser türü.
    * Akciğer kanseri aynı zamanda önlenmesi de en kolay kanser.
    Kimler Risk Altında?
    * Sigara içenler (Akciğer kanseri % 90 oranında sigaraya bağlı), boya, v.b. yapımında kullanılan kimyasal maddelere (arsenik, vinil klorid v.b.) maruz kalanlar, asbest, radon gibi maddelere maruz kalanlar, radyasyona ve hava kirliliğine maruz kalanlar… akciğer kanseri açısından yüksek risk altındalar.
    Ne Yapmalı?
    * Hastaların % 90’ında akciğer kanserine sigara sebep oluyor. Bu nedenle sigara içiyorsanız bırakın. Sigara içilen kapalı ortamlardan kaçının. Hiç sigara içmediği halde akciğer kanseri olmuş hastaların üçte birinin pasif içici olduğu; yani fazla sigara içilen ortamlarda yaşadıkları biliniyor. İşiniz gereği kimyasal maddeler ile çalışmanız gerekiyorsa, düzenli olarak işyeri hekiminizin önerdiği aralıklarla muayenenizi olup, akciğer filminizi çektirmeyi ihmal etmeyin…
    BAĞIRSAK KANSERİ
    * Kansere bağlı ölümlerin ikinci en sık sebebi kalın bağırsak kanserleri olup son yıllarda gelişen tanı ve tedavi yöntemleri sonucu bu hastalık erken yakalandığında başarıyla tedavi edilebiliyor.
    Kimler Risk Altında?
    * Ailesinde bağırsak kanseri hikayesi olanlar,
    * Kalın barsaklarında polip tespit edilmiş hastalar,
    * Sigara içenler,
    * İltihabi bağırsak hastalıkları olanlar,
    * Asbeste maruz kalanlar,
    * Batı usulü (yağdan zengin, lif’den fakir, koruyucu maddeler içeren besinler ile) beslenenler,
    * Bağırsak kanseri açısından yüksek risk taşırlar.
    Ne Yapmalı?
    * Sağlıklı ve dengeli beslenmeye dikkat edin. Az yağlı, bol lifli (sebze, meyve, kepekli unla yapılmış yiyecekler) besinleri tercih edin.
    * Ailenizde bağırsak kanseri hikayesi varsa, dışkınızda kan gördüyseniz, dışkılama alışkanlığınızda değişiklik olduysa (uzun süreli ishaller veya kabızlık v.s.) yaşınız ne olursa olsun hekime başvurarak gerekli muayene ve testlerin yapılmasını sağlayın. Bağırsak kanserlerinin çoğu poliplerin sonradan kanserleşmesi ile oluşur. Poliplerin erken farkedilip çıkartılmasıyla kanser gelişmesi tamamen önlenebilir.
    * 50 yaş ve üzerindeki sağlıklı bireylerin yılda bir kez dışkıda gizli kan baktırması ve her beş yılda bir parmakla makattan muayene ve kolonoskopi yaptırması önerilir.
    * Yüksek risk grubundaki kişilerde (ailevi bağırsak kanserleri, iltihabi bağırsak hastalığı bulunanlar v.s.) yılda bir kez kolonoskopi ve muayene önerilir.
    CİLT KANSERİ
    * Cilt kanseri, bilinen tüm diğer kanserlerden daha sık rastlanılır. Ancak genellikle yayılmaz ve kolay tedavi edilebilir.
    * Sadece melanoma denilen ve benlerden türeyen bir çeşit cilt kanseri oldukça tehlikeli ve ölümcüldür.
    Kimler Risk Altında?
    * Açık tenli kişiler,
    * Uzun süreyle güneşe maruz kalanlar,
    * Ailesinde cilt kanseri olanlar,
    * Radyum, arsenik gibi bazı maddelere uzun süreli maruz kalanlar daha fazla risk taşırlar.
    Ne Yapmalı?
    * Uzun süre direkt güneş altında kalmayın,
    * Özellikle 11:00-16:00 saatleri arasında güneşlenmeyin veya güneş altında korunmasız çalışmayın,
    * Koruma faktörü yüksek (en az 15) güneş kremleri kullanın ve bu kremleri vücudunuzun güneş gören yerlerine sürdükten 30 dakika sonra güneşlenmeye çıkın.
    * Ayda bir vücudunuzu yeni gelişen cilt değişikliklerine karşı muayene edin.
    MEME KANSERİ
    * Kadınlarda en sık rastlanılan kanser türü olan meme kanseri olup her yıl binlerce kadın kanser tanısı ile tedavi ediliyor. Erken tanı sayesinde bir çok kadın ölümcül olabilecek bu hastalıktan kurtulabiliyor.
    Kimler Risk Altında?
    * 40 yaşın üzerinde kadınlar,
    * Anne veya kız kardeşlerinde meme kanseri bulunan kadınlar,
    * Hiç çocuk sahibi olmamış kadınlar,
    * İlk çocuklarını 18 yaşın altında veya 30 yaş üzerinde doğuran kadınlar,
    * Östrojen kullanan kadınlar…
    Meme kanseri açısından diğer kadınlara nazaran biraz daha fazla risk taşırlar. Risk grubu içinde olmamanız meme kanserine yakalanmayacağınız anlamına gelmez.
    Ne Yapmalı?
    *
    Meme kanseri ne kadar erken tanınırsa tedavi edilme ve iyileşme olasılığı o kadar yükseklir.
    Bunun için;
    20-39 yaş arası kadınların:
    * Ayda bir kendi kendilerine meme muayenesi yapmaları,
    * Her üç yılda bir hekim tarafından muayene edilmeleri.
    40 yaş ve üzeri kadınların:
    * Ayda bir kendi kendilerine meme muayenesi yapmaları,
    * Yılda bir kez hekim tarafından muayene edilmeleri,
    * Yılda bir mammografi çektirmeleri önerilir!
    AYLIK MEME MUAYENESİ
    * Bir boy aynası karşısına geçerek:
    * Ellerinizi kalçalarınızın üzerine koyun ve sağa-sola dönerek aynada göğüslerinizi dikkatlice inceleyin
    * Elleriniz belinizde iken omuzlarınızı ileri doğru çıkarın ve hafif öne eğilerek göğüslerinizi aynada tekrar inceleyin
    * Her iki göğüs ucunu hafifçe sıkarak akıntı gelip gelmediğini kontrol edin
    * Ellerinizi kafanızın arkasında birleştirin ve kafanızı öne doğru bastırın. Bu pozisyonda sağa-sola dönerek göğüslerinizi aynada inceleyin.
    İnceleme sırasında aşağıdaki sorulara yanıt arayın:
    * Göğüslerin büyüklüğünde veya şeklinde değişiklik var mı?
    * Göğüsünüzün üzerinde cilt dokusunda renk değişikliği, kızarıklık, çukurlaşma, büzüşme dikkatinizi çekiyor mu?
    * Göğüs ucunda akıntı, kepeklenme, içeri çökme veya yön değiştirme görülüyor mu?Yattığınız yerde:
    * Sol omuzunuzun altına küçük bir yastık koyduktan sonra sol elinizi kafanızın altına yerleştirerek uygun pozisyon alın. Sağ eliniz açık ve parmaklarınız bitişik olduğu halde sol göğsünüzün üzerine koyun. Elinizin şeklini bozmadan ovma tarzında dairesel hareketler yaparak sol göğsünüzün tümünü ve sol koltuk altınızı belli bir düzen içinde muayene edin. Aynı işlemi sol elinizle sağ göğsünüze uygulayın.
    * Ciltte kalınlaşma, sertleşme var mı?
    * Göğüste ve koltuk altında ele gelen kitle var mı?
    * Sağ elinizle sol köprücük kemiğinin üstündeki ve altındaki çukur bölgeyi dairesel hareketlerle yoklayın. Daha sonra sabunlu elinizi köprücük kemiğinden göğüs ucuna doğru bastırarak kaydırın. Ciltte kalınlaşma, değişiklik veya cilt altında ele gelen kitle olup olmadığını kontrol edin. Aynı işlemi sol elinizle sağ taraf için uygulayın.
    * Bir elinizle göğsünüzü alttan destekleyin ve diğer elinizi göğsünüzün üzerinde ovma tarzında dairesel hareketlerle gezdirerek dikkati çeken cilt değişiklikleri veya kitle arayın.
    * Sol elinizi belinize koyun ve sağ eliniz açık ve parmaklarınız bitişik olduğu halde ovma tarzında dairesel hareketlerle sol koltuk altınızda ele gelen kitle olup olmadığına bakın. Aynı şekilde sol eliniz yardımıyla sağ koltuk altınızı muayene edin.



    25- Her gün beyaz peynir veya bir tabak yoğurt yemeyi adet haline getiriniz.
    26- Eğer kilonuz fazla ise ve bunu bir türlü veremiyorsanız, bir uzman doktor ve diyetisyene başvurunuz. Gerekirse psikologdan da yardım isteyerek, kararlı bir şekilde kilolarınızı veriniz.
    27- Uzman hekime danışmadan bel korsesi kullanmayınız. Çelik balenli korselerin uzun vadede bel ve karın adalelerini zayıf bırakacağını unutmayınız.
    28- Kesin teşhis konulup bel ağrınızın nedeni anlaşılmadan belinizi asla çektirmeyiniz. Bunun bazen felce kadar giden sonuçlara yol açtığını unutmayınız.
    29- Üzüntü ve streslerin bel sağlınızı da olumsuz yönde etkilediğini bilerek ruh sağlığınıza özen gösteriniz. Ailevi, sosyal veya iş hayatınızla ilgili problemlerinizi çözmek için gerekirse ilgili doktor ve şahıslardan yardım isteyerek köklü bir çözüme gidiniz.
    30- Vücut ağırlığınızı sürekli kontrol altında tutunuz. Alınan her fazla kilonun vücudunuz ve beliniz için ilave bir yük olduğunu, bunun da belinizin biyomekaniğini olumsuz yönde etkilediğini unutmayınız.
    31- Uzun topuklu veya topuksuz ayakkabı giymeyiniz. Ayakkabınızın topukları normal olsun.
    32- Sandalye veya koltuğa oturmak için kendinizi oturağınızın üstüne sanki düşüyormuş gibi, aniden bırakmayınız. Yavaş yavaş, kontrollü olarak oturma pozisyonuna geçiniz.
    33- Sandalye veya koltukta otururken, bir cismi -hafif dahi olsa- öne doğru eğilerek yerden almayınız.
    34- Yan veya sırtüstü pozisyonda yatarak uyuyunuz. Yüzüstü yatmayınız.
    35- Yatağınız sert olsun. Vücudu değişik şekillere sokan, stabil olmayan yumuşak yataklar sağlıklı değildir. Altında sunta veya tahta olan yataklar ile kaliteli ortopedik yatakları tercih ediniz.
    36- Doktorunuz mutlak yatak istirahati vermişse, 2 veya 3 hafta kesinlikle istirahat ediniz. Bu süre içinde ağrınız artıyor, durumunuz kötüye gidiyorsa, doktorunuza bildiriniz.
    37- Mutlak sert yatak istirahatinde iken ayaklarınızın altına birkaç yastık koyarak yükseltmeniz daha iyi olacaktır. Bu esnada yemeklerinizi yatarak yiyebilirsiniz.
    38- Sırtüstü yatağınızda veya bir halının üzerinde uzanırken bacaklarınızı dizlerinizi kırarak yukarıya doğru toplayınız. Bu pozisyonda beliniz daha çok rahatlar ve ağrılarınız daha çabuk geçer.
    39- Beliniz ağrıyor ve özellikle de ağrı bacağınıza vurmaya başlamış ise vakit geçirmeden uzman doktora başvurunuz. Doktor olmayan kişilerle kaydedeceğiniz vaktin bazen telafisi mümkün olmayan zararlara yol açabileceğini unutmayınız.
    40- Sağlıklıyken, günlük yaşantınızda tembel olmayınız, hareketli olmayı tercih ediniz.
    41- İşyerinde devamlı oturarak çalışıyorsanız, bunun beliniz için sakıncalı olduğunu biliniz. Bu nedenle ara sıra kalkıp dolaşınız. Çünkü oturur pozisyonda iken belinize binen yük, ayakta iken olduğundan belirgin şekilde daha fazladır. Hatta yapılan araştırmalarda günlük mesaisinin büyük bir kısmını oturarak geçirenlerde bel fıtığına yakalanma riskinin ayaktakilere oranla daha fazla olduğu tespit edilmiştir.
    42- Bacaklarınız düz pozisyondayken, ayakta dimdik uzun süre hareketsiz kalmayınız.
    43- Daha önce bel rahatsızlığı geçirmişseniz, güreş, boks, judo, futbol gibi mücadele sporlarından ve halter gibi uğraşlardan uzak durunuz. Bunların yerine yürüme ve yüzme gibi sporları tercih ediniz.
    44- Çocuklarınız hızlı gelişsinler diye aşırı antrenman veya gereğinden fazla spor yaptırmayınız.
    45- Çocuklarınız oturarak ders çalışırlarken onları öne ve ya yana eğik durmamaları konusunda sık sık uyarınız.
    46- Raflardan kitap veya herhangi bir eşyayı alırken önce ayağınızın altına yükseltici bir şey koyunuz ve o eşyanın hizasına yükseldikten sonra alınız.
    47- Yürürken veya ayakta dururken vücudunuzun dik bir pozisyonda olmasına özen gösteriniz.
    48- Ayakkabınızı bağlamanız veya benzer bir hareket yapmanız gerekiyorsa, çömelerek ve ya yüksekçe bir cismin üstüne basarak yapınız.
    49- Otomobil kullanırken koltuğunuz sert olsun, arkaya dayandığınızda koltuk belinizi desteklesin ve adeta kavrasın. Uzun yola çıkarken de belinizi ince bir yastıkla destekleyiniz.
    50- Yataktan kalkarken önce tam yan dönünüz, daha sonra ellerinizle yandan destek alarak oturur pozisyona geçiniz ve öyle kalkınız.
    Bacak Ağrısı



    Gecikmeden doktora başvurmanız gereken durumlar:
    ·Üç günden uzun süren bacak ağrıları
    ·Bacaklarda güçsüzlük, soğuma veya his kaybı
    ·Her iki bacağın alt ve üst parçalarında ağrı
    ·Bacak cildinde cildin mavi renk alması, bacakta açılan yaralar veya cilt altında hassas şişlikler
    ·Bacakta şişme veya ciltte renk değişmesine neden olan veya kırık şüphesi olan yaralanmalar
    ·Bacak ağrılarının başlıca nedenlerinden biri spor yapanlarda görülen aşırı zorlanma hasarlarıdır. Sert koşu zeminleri, uygun olmayan spor ayakkabıları, yeterince ısınmadan spor yapma veya aşırı egzersiz gibi nedenlere bağlı olan bu durumlarda, kasların ve kasları çevreleyen dokuların hasarlanması sonucunda ağrı ortaya çıkar.
    ·Bacaktaki atardamar ve toplardamarların hastalıkları da önemli birer bacak ağrısı nedenidir. Toplardamarların iltihabı ve içlerindeki kanın pıhtılaşması ile ortaya çıkan tromboflebit tablosunda bacaklarda ağırlık, cildin altında yanma hisis vardır. Yüzeysel damarların tıkanmasında ciltte kızarıklık ve hassasiyet olabilir. Derin damarların tıkanmasında ise ciltte yaralar açılabilir. Toplardamarların içindeki pıhtılar yerinden koparak akciğere gittiğinde hayatı tehdit edebilirler.
    ·Damar sertliği nedeniyle bacaktaki atardamarların daralması sonucunda yürüyüşle birlikte başlayan bacak ağrıları görülebilir. Bu hastalarda yürüyüş sırasında bacak kaslarında artan oksijen ihtiyacı karşılanamadığından bacaklarda ağrı meydana gelir ve ağrı dinlenmekle geçer. Bacak ağrıları bacak dışındaki nedenlere, örneğin omurga kemiğinin rahatsızlıklarına bağlı olabilir. Bel omurları arasındaki daralmalar bacaklara yayılan ağrıya yol açar. Siyatik ağrısı bu tipte bacağa yayılan bir ağrıdır. Uzun süre oturan ya da çömelen kişilerde bacaklardaki sinirlerin sıkışması sonucunda yanma, karıncalanma, his azalması ve güçsüzlükle birlikte ağrı meydana gelir. Bacak kemiklerinin infeksiyonlarında ve tümörlerinde de ağrı duyabilir.
    Eklem Ağrısı


    Gecikmeden doktora başvurmanız gereken durumlar:
    ·Bir eklem travmasından 24 saat sonra ağrı, eklemin üzerine ağırlık vermenizi önlüyorsa
    ·Ağrı bir travmaya bağlı olmadan dört günden uzun sürmüşse
    ·Ağrının yanı sıra eklemde şişlik, sıcaklık, kızarma varsa veya eklem hareketleri kısıtlanmışsa
    ·Burkulma, eklem ve çevresindeki dokuların zedelenmesi günlük hayatta ve sporda sık karşılaşılan durumlardır. Eklem ve çevre dokuların incinmesi sonunda eklem ağrısı ile birlikte genellikle morarma, şişme ve sıcaklık mevcuttur. Gut hastalığı özellikle ayak başparmağında şiddetli ağrı, kızarıklık ve şişmeye neden olur. Romatoid artrit gibi romatizmal hastalıklar, dolaşım bozukluğu ve sinir hasarları eklem ağrılarına yol açabilir
    Endişe Hali


    Gecikmeden doktora başvurmanız gereken durumlar:
    ·Endişe halinden kaçınmak için belirli olaylardan, yerlerden ve kişilerden kaçınma gereğini hissediyorsanız
    ·Gerginlik, baş ağrısı, kas ağrıları, sindirim yakınmaları, nefes açlığı, göğüs ağrısı veya baş dönmesi gibi kronik belirtiler varsa
    ·Panik ataklar (kısa ve açıklanamayan yoğun korku ve panik durumu) varsa
    ·Bir sınavdan önce olduğu gibi, önemli olayların öncesinde normal kişilerde belirli bir endişe hali gözlenebilir. Ancak bu endişe hali yaşantınızın ayrılmaz bir parçası olmuşsa ve günlük işlerinizi etkiliyorsa tedavi edilmesi gerekir.
    ·Bazen yürüyüşe çıkmak, hareket etmek, derin nefis almak endişe halini gidermede yararlı olabilir. Çay kahve gibi kafeinli içeceklerin fazla içilmesi endişeyi yoğunlaştırabilir. Alkolsizi sakinleştiriyor gibi görünse de ertesi gün alkolün beyin üzerindeki olumsuz etkisi kendinizi daha kötü hissetmenize yol açacaktır.
    Kalça Ağrısı


    Şikayet
    Kalçanızın üst kısmıyla kaba etleriniz alt kısmında veya kasık bölgenizde ağrı var.
    Kalça Ağrısının Nedenleri
    Kalça kemiği kırığı:
    Kısa süre önce düşündünüz ve şimdi kalçanız çok ağrıyor, yattığınızda bacağınızı uzatamıyor ve kaldıramıyorsunuz. aslında bacak kemiğinin en tepesi olan kalça kemiği hafif bir düşmeyle bile kolayca kırılır. Yaşlılar ve osteoporozu olanlar büyük risk altındadır.
    Aşırı kilolu vücut:Kalçanızda yürüdükten veya uzun süre ayakta kaldıktan sonra şiddetlenen bir ağrı var. Kalça vücut ağırlığını taşıyan başlıca eklemlerden birisidir. Kilonuz ne kadar artarsa, kalça ağrınız da o kadar şiddetlenir.
    Kese iltihabı: Kalça eklemi bölgesinde ağrı ve hassasiyet var. Bacağa veya dize vurabiliyor ve gece üzerine yattığınızda artıyor. Bu durum, kalçanın kemikli kısmına yastıklık yapan ve hareketin yol açtığı sürtünmeyi azaltan içi sıvı dolu keselerin iltihaplanmasının sonucudur.
    Diğer Nedenler
    Osteoartrit, ağrı, özellikle arkaya vuran ağrı, aseptik nekroz, tendon iltihabı, romatizmal artrit, yapısal bozukluk, ankilozan spondilit, polimyaljik romatizma, dolaşım sorunu.
    Kendiniz Ne Yapabilirsiniz?
    -
    Kalça ağrınızı artırıcı faaliyetlerden kaçının. Ağrı, vücudunuzun temponuzu yavaşlatmanız gerektiğini size anlatma yöntemidir. Masajı ihmal etmeyin. Egzersiz yapmayı tümüyle bırakmanız gerekmez, ama sadece germeye dayanan ve ağır kaldırmayı içeren hareketler yapın.
    - Günde 3 - 4 kere kalça bölgesine 20 dakikalık ıslak sıcak bez koyun. Sıcak suya batırılmış ve sıkılmış havlu koyduktan sonra ısıyı muhafaza etmesi için üzerine bir de kuru havlu koyun.
    - Kese iltihabı söz konusuysa, doktor buz tavsiye edebilir.
    - Reçetesiz satılan ağrı kesici bir merhem uygulayın. (Dikkat: Mentollü bir merhem kullanırken sıcak bez koymayın, ciddi yanıklara yol açabilirsiniz).
    - Kalçanızın eklem bölgesine masaj yapın.
    - Sert bir şiltede uyuyun, arka üstü yatmayı tercih edin. Kalçanızın üzerine yatmayın. Dizleriniz altına ya da sırtınızın alt kısmına yastık koymayın.
    Önlem
    -
    Egzersiz yapın, ama aşırıya kaçarsanız kalçada sorun olabilir. Kalça ağrınız yeni başlamışsa, yüzmek, bisiklete binmek veya yürümek gibi hafif egzersizler yapın. Yürüyüş için çok hafif ve ayağı dengeleyen bir ayakkabı (yürüyüş, aerobik veya kros idmanı ayakkabıları değil) alın.
    - Kilo verin. Kalça ağrınız aşırı kilodan olmasa bile, biraz fazla kilonuz varsa, kilo vermek kalçadaki baskıyı ve ağrıyı azaltır.
    Çocuğunuzun Tedavisi
    -
    19 yaşından küçüklere aspirin vermeyin. Reye sendromu denen ender ama ciddi bir soruna yol açabilir. Ateş veya ağrı durumlarında bunun yerine ibuprofen ya da asetaminofen (reçetesiz satılan lar bölümüne) bakın.
    Kalp Çarpıntısı



    Şikayet
    Kalbiniz hızlı çarpıyor ve bunu fark ettiniz. Başka belirtiler olabilir de, olmayabilir de.
    Kalp Çarpıntısının Nedenleri
    Aşırı zorlanma:
    Birkaç kat merdiveni koşarak çıktınız ve kalbiniz çok hızlı çarpıyor. Aşırı fiziksel zorlama hızlı kalp atışının sık görülen bir nedenidir. Egzersiz yaparken kalp atışının dakikada 160 vuruşa çıkması göğüs ağrısı veya baygınlık gibi başka belirtiler yoksa, sağlık durumunuz iyiyse ve yaşınız 60’ın altındaysa, anormal ve genellikle tehlikeli değildir.
    İlacın yan etkisi: Reçetesiz satılan bir soğuk algınlığı hapı kullanıyorsunuz ve zaman zaman kalbiniz hızlı çarpıyor, kalbiniz göğsünüzden fırlayacakmış gibi oluyor. Reçeteli ve reçetesiz satılan pek çok yan etki olarak kalp çarpıntısı yapabilir. İştah bastırıcı lar, antihistaminler, depresyon ları, astım ları ve dekonjestanlar (pek çok dekonjestanda bulunan yapay efedrin ve fenilpropanolamin hidroklorid gibi maddeler) bunlar arasındadır. Eğer bunlardan birisini kullanıyorsanız ve kalp atışlarınız hızlıysa, başka bir ilaca yönelebilirsiniz.
    Kalp hastalığı: Kalbiniz hızlı çarpıyor ve çok az hareket yapmanıza rağmen nefes darlığı çekiyorsunuz. Kalp hastalığı (koroner kalp hastalığı bölümüne bakınız) hızlı çarpıntının nedeni olabilir ve çoğu kez nefes darlığı (nefes darlığı bölümüne bakınız), göğüs ağrısı (göğüs ağrısı bölümüne bakınız), baygınlık veya sersemlik ya da sıvı tutma gibi belirtilerle birlikte söz konusu olur.
    Uyuşma / Karıncalanma


    Şikayet
    Vücudunuzun bir bölümünde his kayboldu (uyudu) ya da sanki iğne batıyormuş gibi oluyor.
    Uyuşma ve Karıncalanmanın Nedenleri
    Sinir veya kan damarına basınç:
    Vücudunuzun bir tarafı üzerinde uzun süre zor bir pozisyonda oturuyor, dayanıyor veya uyuyordunuz. Genellikle de vücut “uyandıkça” iğne batıyor gibi olduktan sonra hareket ettiğinizde uyuşma geçiyor. Dirseğinize abanmak ulna sinirinize basınç yapar ve dördüncü ve beşinci parmaklarınızda karıncalanma ve uyuşma olur.
    Karpal tünes sendromu: Elinizdeki (baş parmaktan yüzük parmağına kadar( ve bileğinizdeki uyuşma geceleri artıyor ve parmaklarınız, baş parmağınız ve eliniz kuvvetsizleşti. Muhtemelen kuvvet gerektiren aletleri ya da bilgisayar sık kullanan veya sürekli tekrarlamalı hareketler yapan birisiniz. Bu durum kendiliğinden geçer ya da ağrı kesici ve bileklik gerekebilir.
    Raynaud hastalığı: El ve ayak parmaklarınız uyuşuyor ve beyazlaşıyor, sonra mavileşiyor, soğuk havalarda kızarıyor ve ısındıklarında acıyor. Küçük kan damarlarıyla ilgili bir rahatsızlığınız var demektir.
    Servikal (boyun omurgasında osteoartrit: Elinizde kısmi uyuşma ve karıncalanma var. Muhtemelen 50 yaşını geçtiniz ve boynunuz zaman zaman sertleşip ağrıyor. Servikal osteoartrit söz konusu olabilir. Boyun ağrısı omuzlarınıza, uyuşma ve karıncalanma kollarınıza vurursa ve sallanmadan yürüyemiyorsanız, servikal spondiloz olabilir.

    Disk fıtığı:Sırtınızın alt kısmında hareket edince artan bir ağrı var, baldırınızda veya bacaklarınızda ağrı, uyuşma ve karıncalanma oluyor. Disk fıtığı veya disk kayması eklemlerde omurga kemiklerinin arasındaki düz, yuvarlak yastıkların yerinden çıkmasıdır. Sırtta yaralanma, kas zayıflığı veya şişmanlık (şişmanlık bölümüne bakınız) sık görülen nedenleri arasındadır.
    İnme veya geçici istemi krizi: Kol ve bacaklarda güçsüzlük olsa da olmasa da vücudunuzun bir tarafından uyuşma ve karıncalanma, anlaşılamaz konuşma, bulanık veya çift görme, bilinç bulanıklığı ve baş dönmesi var. Bu uyarıcı belirtiler geçici istemi krizinin veya inmenin habercisi olabilir.
    Diğer Nedenler
    Aşırı soğuk, dolaşım sorunu, romatizmal artrit, şeker hastalığı.
    Kendiniz Ne Yapabilirsiniz?
    -
    Dolaşımı düzenlemek için uyuşan bölgeye masaj yapın.
    - Uyuşan vücut bölgesini hareket ettirin.
    - Giysilerinizi gevşetin.
    - Raynaud hastalığında, el ve ayaklarınızı ısıtın.
    - Disk kayması varsa, dizlerinizin altına yumuşak bir yastık koyarak yere uzanın veya dizlerinizin arasına yastık alarak yan yatın. Sıcak bir zemin üzerine uzanın.
    - Boyun ve sırttaki sertleşme için doktorunuzun önerdiği uygun bir ağrı kesicisi kullanabilirsiniz.
    Önlem
    -
    Uzun süre aynı pozisyonda oturmak, dayanmak ve yatmaktan sakının.
    - Doğru oturup kalkın. Düzgün duruş omuriliğiniz ve boynunuzdaki baskıyı kaldırır. Dik oturun, göğsünüzü kaldırın, çenenizi hafifçe eğin ve başınızı kulaklarınız omuzlarınıza değinceye kadar hareket ettirin.
    - Sigarayı bırakın. Dolaşım sisteminizi etkiler (tütünden uzak durun bölümüne bakınız).
    - Tekrarlamalı işleri yaparken mola verin veya başka iş yapın.
    - Klavyeyle çalışma mahalliniz el, bilek ve kol pozisyonu için uygun olmalıdır.
    Kalp Krizi Geçirme Riskiniz Nedir


    Aynı yaşta olsa bile her insanın kalp krizi geçirme riski bir diğerine göre oldukça farklıdır. Bu risk düşük, orta, yüksek ve aşırı yüksek olarak derecelendirilebilir. Derecelendirilme yapılırken “risk faktörleri” adı verilen durumlar göz önünde tutulur.Geleneksel risk faktörleri
    1. Yüksek kolesterol
    2. Yüksek tansiyon
    3. Diyabet (şeker hastalığı)
    4. Sigara kullanımı
    5. Ailede kalp hastalığı öyküsü
    6. Hareketsiz yaşam biçimi
    7. Yaş (35-40 üzeri)
    Yeni tanımlanan risk faktörleri
    1. Homosistein (kan seviyesi)
    2. Fibrinojen düzeyi
    3. CRP (kan seviyesi)
    4. Lipoprotein-a
    Yukarıdaki “risk faktörleri” aynı kişide ve aynı anda ne kadar çok bulunuyor ise o kişinin riski o kadar yüksektir. Bu faktörlerin hiçbiri olmadan da kişi kalp krizi geçirme tehlikesi altındadır. Ancak, bu oran çok düşüktür. Buna karşılık 7 geleneksel risk faktörünün bir arada bulunması o kişideki kalp krizi ihtimalini ve ani kalp ölümü riskini yıllık % 50’ye yaklaştırır.
    Riski yüksek kişiler neler yapabilir?
    ·
    Kan kolesterol seviyesinin ve özellikle “iyi kolesterol ve kötü kolesterol oranlarının en ideal seviyeye çekilmesi diyet ile sağlanamıyor ise “Statin” türünden kolesterol düşürücü kullanımına başlanmalı ve düzenli kontrollerle sürekli kullanılmalıdır.
    · Düzenli aspirin kullanılmalıdır.( günde 80-300 mg)
    · Tansiyon ve eğer varsa şeker hastalığının kontrolünün son derece düzenli şekilde yepılması gerekir.
    · Egzersiz olarak; haftada 5 gün 45 dk. (5 km) olmak üzere yürüyüş yapılmalıdır.
    · Gizli kalp hastalığı şüphesi olan kişilerde veya kalp hastalığı şüphesi uyandıran şikayetleri bulunan kişilerde efor testi (stres testi) yapılmalıdır.
    · Diyet olarak, yağ ve kalori miktarı azaltılmış sebze- meyve ağırlıklı beslenme ömür boyu sürecek şekilde benimsenmelidir.
    Kalp krizinin belirtileri nelerdir?
    Kalp krizinin geçirilmekte olduğunun farkına varılmış ise ilk yapılacak şey hemen tam donanımlı bir ambulans ile mümkünse “kalp krizi merkezi” olan bir hastaneye süratle ulaşmaktır. Ambulans beklenirken bir adet aspirin (160-300 mg dozunda) alınmalıdır. Eğer kalp krizi hastada ani kalp durmasına yol açmış ise o zaman derhal suni solunum ve kalp masajı başlatılmalı ve derhal ambulans çağrılmalıdır. Sık görülen bir hata olarak; kalp krizi geçiren kişiler ambulans dışında bir taşıt ile (taksi, özel oto gibi) hastaneye taşınır ki bu durum son derece tehlikeli ve başkalarının hayatı için de riskli bir davranış şeklidir.
    Kalp krizi atlattıktan sonra yapılacaklar
    Kalp krizi tedavisi, hastanede 4-7 gün yatarak tedaviyi gerektirir. Bu tedavinin bitiminden sonra kişi eve dönüp, günlük 5-10 dk.’lık yürüyüşlere çıkabilir ve 3-4 hafta içinde tamamen normal yaşama dönebilir
    Kalp krizi sonrası dönemde tıbbi tedavinin 3 ana hedefi vardır
    a. Tekrar oluşabilecek ikinci bir kalp krizinin engellenmesi
    b. Kalbin giderek büyümesine engel olunması
    c. Ani kalp ölümlerinin engellenmesi
    Bu amaçla her hastanın kullanması gereken 4 ana grubu vardır
    1. Aspirin
    2. Statin grubu kolesterolü düşürücü lar
    3. ACE inhibitörü adı verilen ve kalbin büyümesini engelleyen lar
    4. Beta-bloker adı verilen ve ani kalp ölümlerinin engellenmesinde etkin ve en emniyetli lar
    Ani kalp ölümü riski yüksek olan bazı kişilerde vücuda takılabilen otomatik elektroşok cihazı (AICD) ve/ veya “Amiodaron” adı verilen kalp ritim düzenliyicisi bir kullanılmalıdır.




    Göbeğinizden Kurtulmanın Yolları



    Aldığınız pantolonların içine sığmıyor musunuz? Veya karnınız sanki balon yutmuş gibi mi duruyor? Eğer siz de göbeğinden bir an önce kurtulmak istiyorsanız, burada sizlere hazırladığımız önerileri uygulamayı deneyin. Kurallara uyar ve hareketleri düzenli bir şekilde ortalama 15 dakika uygularsanız, iki hafta gibi kısa bir sürede karın bölgenizdeki yağların azaldığını görebilirsiniz.
    Hareketleri düzenli olarak uygulayın
    Üst karını çalıştırır:
    Önce sırtüstü yere uzanın. Ardından ayaklarınız yerde basılı bir şekilde dururken bacaklarınızı kırın ve yana doğru açın. Ellerinizi ensenizde birleştirin. Şimdi üst gövdenizi hafifçe yukarı kaldırın ve tekrar uzanın. Egzersizi ortalama 12 kez tekrarlayın. Nefesinizi, yukarı kalkarken verecek, inerken de alacak şekilde düzenleyin.
    Karnın orta ve yan bölümlerini çalıştırır: Sırtüstü yere uzanın ve ayaklarınız yere basacak şekilde dizlerinizi bükün. Öncelikle sol ayağınızı, sağ dizinizin üzerine yerleştirin. Sağ kolunuzu ensenize, sol kolunuzu ise karnınıza koyun. Yavaşça yukarıya kalkarak sağ kolunuzla dizinize dokunmaya çalışın. Alıştırmayı ortalama 12 kez tekrarladıktan sonra, aynı hareketi diğer tarafta uygulayın.
    Alt karnı çalıştırır: Yine sırtüstü yatın ve ayaklarınızı çapraz şekilde birleştirin. Ardından bacaklarınızı yukarı doğru kaldırın. Ellerinizle boynunuza destek vererek, vücudunuzun üst kısmını yavaşça dizlerinize doğru çekin ve tekrar uzanın. Yukarı doğru kalkarken karnınızı kasın. Bu hareketi yine ortalama 12 kez tekrarlayın.
    Alt karnı çalıştırır: Bu hareketleri yapmak için bir lastik ipten yararlanın. Yere oturduktan sonra ayaklarınızla bitişik bir şekilde yere basın ve lastiği ayaklarınızın altına iliştirin. Ardından, kollarınızı dirseklerden kırarak ipin ucunu ellerinize dolayın. Şimdi bacaklarınızı öne doğru uzatın ve kollarınızı yanlara doğru açın. Bacaklarınızı kırarken, ipi kollarınızla göğsünüze doğru çekmeyi ihmal etmeyin. Hareketi ortalama 12 kez tekrarlayın.
    Göbeğinizi eritmenin değişik yöntemleri...
    Masaj yağları uyarır
    Sabah kalktığınız anda karın bölgenize masaj yapın. Böylelikle kan dolaşımını hızlandırarak, dokuların sıkılaşmasını sağlarsınız. Değişik bir uygulama yapmak istiyorsunuz, şunları deneyin: Bir avuç tuzla 10 mililitre limon yağını karıştırın. Bununla karnınıza saat yönünde yuvarlak hareketlerle masaj uygulayın. Tabii ardından duş almayı unutmayın!
    Soğuk kompresler iyi gelir
    Karın bölgesinde biriken yağlardan dolayı, buradaki deri tabakasında kolaylıkla sarkmalar meydana gelir. Eğer bu sarkmanın önüne geçmek istiyorsanız, temiz bir beze buz doldurarak, karnınıza kompres uygulayın.
    Bisiklete Binme: Yararlı bir şekilde bisiklete binmek için;
    · Bisiklet boyunuza uygun olmalıdır.
    · Gidonun (ellerin dayandığı yer) seleden daha yüksek olmasına dikkat ediniz.
    · Bisiklete binmeden ve bindikten sonra bel ve sırt ağrılarından kurtulmak için, bel, mide ve sırt kaslarınızı çalıştırın ve kuvvetlendirin.
    · Binme süreniz boyunca sık sık el, dirsek, kalça pozisyonlarınızı değiştiriniz.
    · Yokuş iniş ve çıkışlarınızda süratinizi ayarlayarak, kalp atım sayınızı yararlı seviyede çalıştırın.


    Düzenli Spor Pek Çok Derde Deva



    Birkaç yüzyıl önce yaşayan insanların yaşam biçimleri günlerinin büyük bir kısmını bedensel olarak çalışarak geçirmelerini zorunlu kılıyordu. Araba, otobüs, tren veya traktör gibi araçların hiçbiri yokken, insanların bir yerden başka bir yere gidebilmek için yürümekten veya hayvan sırtında gitmekten başka seçenekleri yoktu. Tarım, eski uygarlıkların en büyük geçim kaynağı iken insanlar zorunlu olarak hareket halindeydiler. Bugün ise, yemek hazırlarken bile fazladan bir fiziksel güç harcamanıza pek gerek kalmıyor: Konserveler, ayıklanmış baklagiller, hazır ekmek ve dondurulmuş yemekler yorulmadan yemek hazırlamamızı sağlıyor. Elektrikli süpürge, çamaşır ve bulaşık makineleri -kısacası, beyaz eşyalar sayesinde ev işi yaparken de pek çaba sarf etmiyoruz. Örneğin, İstanbul’da neredeyse bir dairenin piyasa değeri, apartmanda asansör bulunup bulunmaması kriteriyle ölçülmekte! Kısacası, teknoloji yaşamımızı kolaylaştırırken, bizi hareketsizliğe itmiş, tembelliğe alıştırmıştır. Yüzyıllardır yaşayabilmek amacıyla kullanmak zorunda olduğumuz kaslarımızı ve eklemlerimizi pek kullanmayıp, pas tutmaya bırakmış durumdayız. Özellikle büyük kentlerde hareketsizliğin neden olduğu hastalıklara yakalananların sayısı hızla artmaktadır. Bu rahatsızlıkların başında kalp hastalıkları, yüksek tansiyon, şeker hastalığı, fazla kilo, eklem ağrıları, depresyon, uykusuzluk, bel - sırt - boyun ağrıları gelmektedir.

    Sanayileşmenin ve kentleşmenin dayattığı çağdaşlaşma nedeniyle neredeyse hareketsiz bir yaşam biçimine itildiğimize göre kaslarımızı, eklemlerimizi, yani vücudumuzu hareket ettirmek için ne yapabiliriz? Ne yapmalıyız? Bunun yanıtı, düzenli harekettir. Yani, vücudu belli aralıklarla, belli süreler çalıştıracak düzenli fizik hareketlerini içeren bir program izlemeliyiz. Biz buna topluca “spor” diyeceğiz.

    Elbette ki spor yapmakla yaşamımızdaki bütün sorunlarımızdan kurtulacağız diye bir güvence yok... keşke olsaydı. Ancak, birçok sağlık sorununa neden olan belli başlı ortak etkenler vardır. Bu etkenler, kalıtımsal faktörler, cinsiyet, yaş, sigara, stres, yüksek tansiyon, çok yağlı yiyecekler ve hareketsizlik olarak sıralanıyor. Düzenli spor yapmak, dolaylı olarak kalıtımsal faktörler hariç, yukarıda sayılmış olan diğer faktörleri olumlu yönde etkiler.

    Birçok kişinin inandığının aksine, spor yapmanın tek yararı kilo vermeye yardımcı olması değildir. Bu hoş bir sonuç olmakla birlikte, sporun daha önemli görevleri bulunmakta ve sporla alınan sonuçlar yaşamsal değer taşıyabilmektedir.

    Sporun en önemli olumlu etkisi kalbimiz ve kan damarlarımız üzerindedir: İnsanlar ne denli hareketli iseler, kalp krizi geçirme olasılıkları da o denli azalmaktadır.
    İdeal Bir Spor: Yürüyüş


    Yürüyüşü “spor” olarak mı algılıyorsunuz, yoksa, günlük aktivitelerinizi yerine getirmek için yapılan zorunlu bir hareket olarak mı görüyorsunuz? Ya da sizce yürüyüşe çıkmak, pazar öğleden sonraları arkadaşlarla birlikte hava güzelken yapılan bir eğlence midir sadece?
    Birçok kişi yürüyüş yerine vücuda sadece koşma, futbol, basketbol, yüzme veya ağırlık kaldırarak yapılan sporun yarar sağladığına inanmaktadır. Halbuki, büyük çoğunluk, yürüyüş dışındaki sporları kolay kolay yapamaz.

    Spor olarak yürümeyi seçmek belirli özellikleri taşıyan kişiler için tercih nedeni olmalıdır. Bu özelliklerden bazıları şöyledir:
    - Yaşamında hiç spor yapmamış olmak
    - Bir yıldan uzun süredir spor yapmamış olmak
    - Arada sırada spor yapılsa dahi düzenli yapamamak
    - Bir spordan sakatlanmak (iyileşirken formda kalabilmek için önerilen en rahat spor türü yürümektir)
    - Fazla kilolu olmak
    - Yaşlı olmak
    Yürümenin Sağlığa Yararları
    Yürümenin yararları, genel olarak “aerobik” sporlardan alınacak yararlarla aynı çerçevede açıklanabilir. Bu yararları beş kategori halinde inceleyebiliriz.
    I- Hastalıklar/rahatsızlıklar
    - Yürüyüş kalp rahatsızlıklarını azaltabilir, hatta önleyebilir.
    Yürüyüş özellikle kalbi zayıf olan kişiler için, kalbin kaldırabileceği düzeyde bir spordur.
    - Akciğeri güçlendirdiği için nefes alma zorlukları azalabilir.
    - Osteoporoz hastalığının kemiklerimizi yıkıma uğratmasını engellemekte etkili olduğu savunuluyor.
    - Kemik ve kas sistemi için, yüzmeyle beraber, en sağlıklı spordur.
    Özellikle rahatsızlığı olan kişiler için hem emniyetli, hem yararlıdır.
    - Eklem yerlerindeki romatizma gibi rahatsızlıkların kötüleşmesini önlemekte yardımcı olabilir.




    Yürümenin Bel Ağrılarına Etkisi Nedir?


    Belinde herhangi bir rahatsızlık olan kişiler, hiçbir şekilde spor yapmayıp boş zamanlarını yatarak geçirmeyi tercih edebilirler. Kısa vadede, yatmak beli rahatlatıyor olabilir. Ne var ki, hareketsizliğin doğurabileceği sonuçlar çok daha tehlikelidir. Hareketsiz kalarak zayıflayan kaslar ilerde belin daha kolay tutulmasına ve tutulma halinde daha zor iyileşmesine neden olabilir. Halbuki, hareketle güçlendirilmiş kaslar, daha az sıklıkta bel tutulmasına ve tutulma olursa daha çabuk iyileşmeye yardımcı olur. Yüzme de bele epeyce yararlı olmasına karşın, kışın düzenli yüzmek için gerekli olan kapalı yüzme havuzlarının sayısı sınırlıdır. Tabii karın ve bel kaslarını geliştiren yer jimnastiğini de unutmamak gerekir. Bel problemi ile mücadele eden kişiler, bu jimnastiği büyük bir olasılıkla bilirler. Ancak bu jimnastiğin “aerobik” yararı yoktur. Aerobik olmayan bir spor, kalbi güçlendirme ve kilo verme gibi, daha önce saymış olduğumuz yararları sağlayamaz. Düzenli yürüyüş yapmak, aynı zamanda kilomuzu da kontrol altına almamızı kolaylaştıracağı için, böylelikle fazla kiloyla, belimize kaldırabileceğinden fazla yük bindirmemiş oluruz.

    Özellikle sporcular, yıllarca, yürümenin gerçek bir spor olmadığını savunmuşlardır. Doğal olarak, günde beş saat antrenman yapan bir futbolcu için çıkıp bir saat yürümek, dinlenmekten farksızdır. Ancak biz burada sporculardan ziyade, hiç spor yapmayan veya yapamayan, iki kat merdiven çıkınca bacakları titremeye başlayan ve nefes nefese kalan kişilerden söz ediyoruz. Her gün bir saat yürümek bu kişiler için “aerobik” spordan temin edilebilecek tüm yararları sağlar. Hatta, düzenli olarak haftada üç gün, yarımşar saat yürümek bile bu yararı sağlar.

    Yürümenin en cazip yönü, gelir düzeyi ve imkanlar ne olursa olsun, her yerde, kar ve yağmur yağmadığı sürece her mevsimde yapılabilecek tek spor oluşudur. İyi bir spor ayakkabısı edinmek fazladan yapılması gereken tek masraftır.

    Her gün sokaklarda yürümenin zorlukları da yok değil. Hava kirliliği, arabaların gürültüsü, egzoz kokusu, düzensiz ve yetersiz kaldırımlar yürüyüş yapmaya çalışan bir kişi için oldukça sinir bozucudur. ama tüm bu olumsuzluklar içinde, ürkütücü boyutlara ulaşan sorun, özellikle kışın hava kirliliğidir. Nispeten temiz havada yürümek istiyorsak, en azından hafta sonları ormanlara veya dağlara çıkabiliriz. Hafta içinde ise sabah trafiği başlamadan önce yürüyüşümüzü yapabiliriz.

    İç Zehirlerin Birikimiyle Oluşan Hastalıklar



    Etler, beyaz pirinç, beyaz ekmek, beyaz şeker gibi rafine edilmiş besinler, şekerlemeler, yağlı ve kızartılmış yiyecekler, aşırı protein gibi asidik besinler ve aşırı yemek sonucunda, beden fazla asidik hale gelir ve bir çok hastalık ortaya çıkar. Besinlerimizdeki bütün koruyucu, renk ve tat verici kimyasal maddeler, hava kirliliği, sigara ve alkol kullanımı sistemimize kimyasal zehirler ekler. Bu zehirli atık ürünlerin bir kısmı böbrekler ve bağırsaklar tarafından veya terleme yoluyla deri tarafından dışarı atılabilir. Fakat birçok zehir hücrelere, organlara, salgı bezlerine, atar damarlara yapışır. Bunlar kan dolaşımının içinde akar; yok edilmeleri daha zordur.
    Doktorlar hastalıkların temel sebebini dışarıdan gelen şımarık “mikrop”lar olmadığını bedendeki bu şehir birikiminin etken olduğunu kabul ediyorlar. Gerçekten de bakteriler ve virüsler, saflığını kaydederek zayıf düşen bedenimizi daha kolay etkiler. Mikroplar ve virüsler çevremizdeki havada, yediğimiz besinlerde, bedenimizde her an mevcuttur. Ancak sistemimiz onlara çoğalacak şansı verdiğinde karşı koyamayız. Bu nedenle birçok kişinin aynı hastalık mikrobunu taşıdığı halde sadece bazılarının hastalığa “yakalandığı” ileri sürülür.
    Hastalık, bedenin normal işlevlerini yapmasını engel olan atıklardan, mukus ve zehirlerden temizlenme çabasıdır. Bedenin gerçek sağlığına kavuşması için sadece hastalıktan kurtulmuş olunması yetmez, tüm birikmiş zehirlerden de temizlenmesi gereklidir.
    Bedenin saf olmadığını ve hastalığa eğilimli olduğunu gösteren ilk belirtiler,
    sabah burunda ve gırtlakta çok miktarda balgam birikimi, dolu veya “akan” burun, deride soluk renk, sinirlilik, paslanmış dil, kötü soluk, rahatsız edici beden kokusu, baş dönmesi, gaz, baş ağrıları, midede ağırlık hissi, az iştah, kanlanmış gözler, terlemedir.
    Yukarıdaki belirtilerden herhangi biri görülüyorsa, bunun bedeninizi temizlemeniz gerektiğini gösteren bir uyarı olduğunu bilmelisiniz. Doktorlar uzun süreli iç-zehirlenmenin zihinsel güçlerde azalma, sık sık baş ve sırt ağrısı, görme güçlüğü, aşırı yorgunluk, kaslarda sızlama, kulak çınlaması, kaba öksürük ve tozlara karşı aşırı hassasiyete yol açabileceğini söylemektedir.
    İç”kir”lenmenin neden olduğu bazı ortak rahatsızlıklar şu şekilde açıklanır;
    Deri Reaksiyon
    Kan, deri aracılığıyla zehirleri atmaya çalışır. Bu zehirlerin biriktiği yerlerde yara, çıban ve sivilce oluşur.
    Gaz
    Bağırsaklardaki sindirilmemiş besinlerin çürümüş atıkları kokulu gazlar oluşturur ve bu gazlar kısmen kana karışarak daha fazla zehirlenmeye yol açar. Basurların sebebi genellikle gazlardır. Bu gazlar bağırsaklardan yukarı çıkarak karın bölgesine ve mideye de geçebilirler, midede ve bağırsaklarda gerilmelere ve sonuçta geğirmelere neden olurlar. Bunlar ağızda kötü kokulara ve ekşi tada yol açar.
    Kabızlık
    Kabızlık, bağırsakların zehirli atık ürünlerle tıkamasıdır ve birçok hastalığın temel nedenidir.bu durumda bağırsağın tüm iç yüzeyi sindirim sıvılarının salgılanmasını azaltan ve sindirim gücünü yavaşlatan yapışkan bir mukus tabakasıyla kaplanır. Buna catarrh denir. Daha fazla atık maddenin eklenmesiyle kalınlaşan ve katılaşan bu tabaka, bağırsak boşluğunu besinlerin geçmesini engelleyecek kadar doldurur.

    AteşAteş, bedenin kendini temizlemesi için doğal bir yoldur. Beyaz kan hücreleri içerideki zehirlere karşı savaşırken metabolizma hızlanır ve bu nedenle beden ısısı yükselir.
    Safra ve Böbrek Taşları
    Bunlar safra kesesinde ve böbreklerde biriktirilmiş kristalize zehirlerdir. Kum taneciği kadar küçük veya safra taşlarındaki gibi kaz yumurtası kadar büyük olabilirler.
    Siğiller
    Siğiller, birikmiş atıklar nedeniyle oluşur, el ve ayak dokularında yerleşir.
    Damar Sertliği ve Yüksek Tansiyon
    Zehirli atıklar ve yağlı maddeler kan damarlarının iç yüzeyine, özellikle ince kılcal damarlara yapıştığında ve kan akışını engellediğinde kalp kası kanı bu daralmış damarlardan geçirmek için daha çok çalışmak zorunda kalır. Kalp büyür, yüksek tansiyon, kan pıhtılaşması, kalp krizi ve çarpıntı sonuçlarını doğurur. Aynı zamanda böbrekler ve endokrin salgıları da bedeni zehirlerden temizleme çabasıyla kan basıncını artıracak çeşitli kimyasal maddeler salgılar. Yüksek tansiyonun ilk uyarıcı belirtileri baş ağrısı, baş dönmesi, soluk tıkanması, kalp çarpıntısı ve terlemedir.
    Zihinsel ve Duygusal Rahatsızlık
    Zehirli atıklarla aşırı yüklenmiş bir beden beyne yeterli oksijen ve enerji gönderemez. Toksik atıklarla doymuş durumda olan beynin düşünme süreci de bozulur.
    Artrit
    Eklem yerlerindeki kemiklerin uçları kemiklerdeki sürtünmeyi destekleyen yumuşak bir kıkırdak ile kaplıdır. Bu kıkırdakları yağlayan sıvıda atıklar biriktiği vakit eklemler şişer, eklem uçları katılaşır, sivrilir, kıkırdak kurur ve gevrekleşir. Yavaş yavaş sıvı salgılanması tamamen kurur ve eklemlerin karşılıklı uçlarında artrit olarak adlandırılan bir rahatsızlık ortaya çıkar.
    Alerji ve Astım
    Ciğerlerdeki broş tüpleri ağaç kökleri gibidir. Nefes borusundan gittikçe daha ince tüplere dallanır ve küçücük hava keseleri ile biter. Bedendeki aşırı zehirden ve özellikle asidik atıklardan dolayı bu tüpleri kaplayan mukus tabakası tahriş olur ve iltihaplanır.
    Sonra broş salgıları aşırı aktif hale gelir ve bu tüplerin içinde mukus birikir. Bu zehirli atıkları nötrleştirmek içinde mukus birikir. Bu zehirli atıkları nötrleştirmek için beden histamin enzimi salgılar. Fazla miktarda histamin salgılanması hastada öksürük, aksırık, burun akması, göz sulanması gibi alerjik reaksiyonlara sebep olur.
    Tahriş edici bir maddeyi solumak da ani alerji ve astım krizine yol açabilir. Alerjik bir reaksiyon, belirli yiyeceklerin alınmasıyla veya böcek ısırması sonucunda meydana gelebilir. Bu tür reaksiyonlar atıkların derinin gözeneklerinden dışarıya çıkma yolu bulmaya çalışmasından ötürü oluşan egzama, sivilce, çıbanlardır.
    Karaciğer Rahatsızlıkları
    Karaciğer, bedendeki bütün zehirleri nötrleştiren ve ortadan kaldıran filtre gibidir. Hasta karaciğer kirle tıkanmış bir filtreye benzer. Besinlerdeki yağları tam olarak sindirmek için yeterli safrayı salgılayamaz. Zehirle yüklü safranın kan dolaşımına karışması sarılık hastalığına neden olur; sertleşip taşlaşması ise safra taşlarını oluşturur.
    Diş Çürümesi
    Vücuttaki zehirli atıklar diş çürümelerine ve ağız bozukluklarına da sebep olurlar. Bu atıklar diş minesinin yapısını da eritir ve diş içini parçalar. Diş etinin yavaş yavaş dejenere olması sonuçta diş kaybına sebep olur.
    Babalar ve Kızları


    Sağlıklı bir aile yapısında genellikle kız çocuklarının ilk aşkı babaları sayılır. Öyle ki, belli bir yaş döneminde "Ben babamla evleneceğim!" diye tutturan kız çocuklarıyla sıkça karşılaşmak mümkün. Bu aşkın etkileri bazı kız çocuklarında ileri devrelere de taşınabilir. Örneğin, bazı kadınlar eşlerinde hep babalarının özelliklerini bulmaya çalışır. Olumlu ya da olumsuz, hiç farketmez...
    İlk aşk babayla başlar
    Küçük kız çocukları babalarına hayranlık duyarlar. Öyle ki, en büyük arzuları babalarıyla evlenmektir. Babalar, kızlarının dünyasında önemli bir yere sahiptirler ve hatta onların ilk aşkları sayılırlar. Babalarının yerini başka bir erkek alana kadar, bu böyle devam eder. Kız çocuklarının hayata sağlıklı bir pencereden bakabilmeleri ve hem sosyal, hem de duygusal ilişkilerinde mutlu olabilmeleri için, babalarıyla sağlıklı bir ilişki geçirmiş olmaları önem taşır.
    İdolleştirme babada başlar
    Anneler, kızlar için bir örnek sayılırlar. Fakat babalarının yeri daha farklıdır. Kız çocuklarının babalarıyla kurdukları bağ çok güçlüdür. Babayla kız arasında asla anneyle olabileceği gibi, bir rekabet duygusu oluşmaz. İlişkileri bazen mesafeli olsa da, genellikle içten ve etkileyicidir. Babayla kız çocuğu, aşkın farklı bir çeşidini yaşarlar. Baba kız ilişkisinde, babanın çok özel veya mükemmel özelliklere sahip olması gerekmez. Onlar, kız çocukları için her halleriyle bir idoldürler.
    Erkek dünyasına açılan ilk pencere
    Baba kız ilişkisi sayesinde kız çocukları erkeklerin dünyasını tanırlar. Bu şekilde erkekler arasında nasıl saygı göreceklerini de öğrenebilirler. Babanın tepkileri, ailedeki roller ve günlük hayattaki davranışlar da burada çok etkili olur. Baba kız ilişkisinde, kız çocuğu sadece erkeklere karşı duyguları öğrenmez. Aynı zamanda eş seçimi konusunda da bir düşünceye sahip olurlar. Babanın kadınlara karşı feodal özellikte davranışlar sergilemesi, kızın da ilerde feodal yapılı erkeklere ilgi duymasına yol açabilir.
    Özgüvenin ilk tohumları atılır
    Babayla kızı arasındaki bu güzel iletişim, kız çocuğun özgüvenin gelişimini etkiler. Babayla birlikte sosyal etkinliklere katılmak, sinemaya - tiyatroya gitmek veya sohbet etmek kız çocuğunun özgüvenini destekler ve öz sevgisini geliştirir.
    Kendini izlemeye başlar
    Anne kız arasında duygusal anlamda bir yakınlık olur. Kız çocukları anneleriyle kendini özdeşleştirir. Buna karşılık babalarında, davranışlarının nasıl bir sonuç getirdiğini tespit ederler. Kızların babalarıyla kurdukları bu yakınlık, ileriki yaşamlarında öz değerlerini benimsemelerine, ilişkilerde karşılaştıkları sorunlarla baş etmelerine ve nasıl erkeklerden hoşlandıklarını belirlemelerine yardımcı olur.
    Hayat maratonu başlar
    Hayatları içersinde babaların verdiği onay, yaşam yarışında büyük önem taşır. Kız çocuğunun üzerine alacağı sorumlulukları yerine getirmesi, kişiliğini daha da iyi oturtması için ciddi bir temel oluşturur. Kızını teşvik eden ve cesaretlendiren bir baba, hem iş hayatında hem de duygusal ilişkilerinde, başarının ve mutluluğun anahtarını sağlar.

    ALBUMIN
    Normal Değerler : 3.5-5.5 g/dL

    Açıklama : Albümin karaciğerde sentezlenen bir protein türevidir. Sağlıklı yetişkin karaciğerinde günde 12-14 gram kadar albümin sentezi yapılır. Sağlıklı kişilerde rutin olarak albümin bakılmasına gerek yoktur. Sağlıklı bir kişide albümin düzeyinin biraz yüksek ya da düşük çıkması da klinik bir önem taşımaz. Kan albümin düzeyi ölçümü özellikle ödemi olan, karaciğer hastalığı bulunan veya beslenme bozukluğu düşünülen kişilerde önem taşır.
    Artığı Durumlar : Albümin düzeyinin yüksek ölçülmesi genellikle vücuttan su kaybı bağlıdır. Önemli değildir.
    Azaldığı Durumlar : Yaşlı insanlarda, karaciğer hastalığı olanlarda ve beslenme bozukluğu bulunan kişilerde albümin azalır. Bazı hastalarda idrar ya da bağırsak yolu ile albümin kaybı gerçekleşmektedir. Sonuçta albüminin kan düzeylerinde azalma (hipoalbüminemi) kan onkotik basıncının düşmesine bu da dokular arasında sıvı birikimine neden olarak özellikle bacaklar ve sırtta ödeme neden olur.
    ALKALEN FOSFATAZ - ALP
    Normal Değerler : 30-1 20 U/L

    Açıklama : Vücutta neredeyse bütün dokularda bulunan ama ne iş yaptıkları tam anlaşılamamış bir enzimdir. Normal yetişkinde kanda ölçülen ALP ın yarısı karaciğer yarısı da kemik kökenlidir. ALP özellikle safra akımının durması ya da yavaşlamasına bağlı olarak görülen karaciğer hastalıkları için iyi bir testtir.
    Artığı Durumlar : Çocuk ve gençlerde hızlı kemik büyümesi nedeniyle normal yetişkine göre ALP değerleri 2-4 kat daha fazla olabilmektedir. Yine doğuma yakın gebelerde de plasenta tarafından sentezlendiğinden ALP değerleri yüksektir. Safra yollarındaki tıkanma sonucu ALP değerleri yükselir. Ayrıca kemik hastalıklarında da (özellikle Paget hastalığı) ALP değerleri yükselir. Pek çok da ALP düzeylerini yükseltebilir, bu nedenle ALP yüksekliği çoğu zaman bir hastalık belirtisi olmayabilir.
    AMILAZ
    Normal Değerler : 60-180 U/L

    Açıklama : Amilaz pankreas, tükürük bezleri ve bazı tümörlerden (örn. akciğer) salınmaktadır. Kandaki amilazın genellikle üçte biri pankreas, üçte ikisi ise tükürük bezleri kaynaklıdır. Dolaşıma giren amilaz esas olarak böbrekler aracılığıyla vücuttan atılmaktadır.
    Artığı Durumlar : Yüksek kan amilaz düzeyi pankreatitte meydana gelir. Ayrıca karın ağrısıyla ortaya çıkan bazı acil hastalıklarda, şiddetli şeker komasında, kabakulakta, morfin enjeksiyonundan sonra da amilaz düzeyleri bir miktar yükselebilmektedir.
    Azaldığı Durumlar : Amilaz değerinde düşüklüğün bir klinik önemi yoktur.
    ASIT FOSFATAZ
    Normal Değerler : 0-5.5 U/L

    Açıklama : Esas olarak prostat, karaciğer, kemik ve bazı kan hücrelerinde bulunmaktadır. Ölçümü özellikle prostat hastalıklarının tanı ve tedavisi için kullanılmaktadır. Bu amaçla prostatik asit fosfataz denilen fraksiyonu ölçülür. Normalde asit fosafataz kanda pek az miktarda bulunur.
    Artığı Durumlar : Özellikle prostat kanserlerinde kan düzeyleri belirgin olarak yükselmektedir. Yine de rektal muayeneden sonra, idrar sondası takılmasıyla ve hatta kabızlık ile birlikte de yükselebileceği unutulmamalıdır.
    BILIRUBIN
    Normal Değerler : Direkt : 0.1-0.3 mg/dL
    Indirekt : 0.2-0.7 mg/dL

    Açıklama : Kan dolaşımında bulunan kırmızı kan hücreleri yaklaşık 120 günlük bir süre sonunda ömürlerini tamamlar ve çoğunluğu dalakta olmak üzere parçalanırlar. Açığa çıkan bilirubin karaciğere götürülür. Karaciğer özel bir işlemle bilirubini suda çözünebilen bir hale getirir ve safra yoluyla bağırsağa atar. Karaciğerde bu işleme maruz kalmış bilirubine direk, henüz işlem görmemiş bilirubine ise indirek bilirubin denilir.
    Artığı Durumlar : Bu sistemin herhangi bir noktasında meydana gelebilecek bir aksama kan bilirubin düzeyinin yükselmesine neden olur. Bu aksamalar; kırmızı kan hücrelerinde aşırı yıkım, karaciğer hastalıkları ve safra yolu tıkanıklıklarıdır. Sonuçta kan bilirubin seviyesi yükselecek ve koyu sarı ten rengiyle tipik sarılık ortaya çıkacaktır.
    FOSFOR
    Normal Değerler : 3 - 4,5 mg/dL

    Açıklama : Fosfor insan hücresinde asit-baz dengesi, kalsiyum metabolizması gibi çok önemli reaksiyonlarda rol oynayan bir maddedir. Vücuttaki fosforun %85 kadarı kemikte fosfat formunda depolanır. Kan düzeyi kan kalsiyum ve kan pH değişimlerinden etkilenmektedir. Kalsiyumda olduğu gibi bağırsaktan emilimi, idrarla atılımı ve hücre içine toplanması ya da hücreden bırakılması gibi düzenlemelerle kan düzeyi ayarlanmaktadır.Yine kalsiyum gibi parathormondan etkilenmektedir. Yemeklerden sonra düzeyi değiştiğinden 12 saatlik açtıktan sonra ölçümü yapılmalıdır.
    Artığı Durumlar : Hipoparatiroidide fosfor artar.
    Azaldığı Durumlar : Hiperparatiroidi durumunda değerleri azalır.
  2. GLUKOZ (KAN SEKERI)
    Normal Değerler : 75-115 mg/dL

    Açıklama : Şeker hastalığı tanısı için 12-14 saat açlıktan sonra kan glukozu ölçülür. Yüksekse test tekrarlanır. Yine yüksekse yemekten tam 2 saat sonra yeniden ölçülür. Bu da yüksekse glukoz tolerans testi yapılmalıdır.
    Artığı Durumlar : Kanda şeker yüksekliği ise şeker hastalığını gösterir.
    Azaldığı Durumlar : Hipoglisemiyle seyreden hastalıklar
    HEMOGLOBIN VE HEMATOKRIT
    Normal Değerler :
    Hemoglobin: 14-18 g/dL (erkek); 12-16 g/dL (kadın)
    Hemotokrit: % 42-52 (erkek); %36-46 (kadın)

    Açıklama : Hemoglobin ve hematokrit sıklıkla beraber istenen ve kanın oksijen taşıma kapasitesini ölçmek için kullanılan testlerdir. Hemoglobin kırmızı kürelerde bulunan ve temel olarak oksijenin taşınmasından sorumlu maddedir. Hematokrit ise kırmızı kürelerin kan içerisindeki yüzdesini gösterir. Genellikle hematokrit değeri hemoglobin değerinin üç katıdır. Hemoglobin ve hematokrit bebeklerde, gebe kadınlarda, bakım evlerinde yaşayan yaşlılarda, adet gören kadınlarda mutlaka kontrol edilmelidir. Bu testlerin en önemli yanı aneminin tespit edilebilmesini sağlamasıdır.
    Artığı Durumlar : Polisitemilerde, doğuştan var olan kalp hastalıklarında, aşırı su kaybında yüksektir. Orak hücre anemisi gibi kırmızı küre şekil bozukluklarında hemotokrit hatalı olarak yüksek çıkar, bunlarda hemoglobin miktarına bakılmalıdır.
    Azaldığı Durumlar : Anemilerde
    MAMOGRAM
    Mamogram, doktorunuzun muayenede hissedemeyeceği kadar küçük tümörleri tespit edebilen özel bir meme röntgenidir. Mamografi, meme kanserlerini hala tedavi edilmeleri imkan dahilinde olan bir devrede tanımlayarak hayat kurtarır. Ancak yanılmaz değildir. Bazen bir tümörü göstermeyebilir veya hiçbir sorun olmadığı halde varmış gibi gösterebilir. En iyisi mamografi taramasını, doktor muayenesi ve kendinizin düzenli olarak yapacağınız kontrollerle birlikte götürmektir.
    Tıp mesleğinde, kadının düzenli mamogram yaptırmaya başlaması gereken yaş üzerinde çeşitli tartışmalar vardır. Genç kadınlarda meme kanseri ender görülür ve zaten göğüslerinin yoğunluğu o kadar fazladır ki iyi röntgen çekilemez.
    Tıp uzmanlarının çoğu yüksek risk grubunda olmayan 35 yaşından genç kadınların mamogram çektirmesine gerek olmadığı ve 50 yaşın üstündeki kadınların yılda bir defa mamogram çektirmelerinin şart olduğu konusunda anlaşmaktadırlar. Tartışmaların merkezini, 40 yaşındaki kadınlara mamogram gerekli midir, ve bir kadın 35 yaşında, ilerideki uygulamalarda esas kabul edilmek üzere (Memelerin normunu belirleyebilmek için) bir mamogram çektirmeli midir? konuları teşkil etmektedir. Son çalışmalar göstermiştir ki, 40 yaşındaki kadınlar arasında düzenli mamogramların hayat kurtardıkları olmuşsa da 35 yaşında temel bir mamogram çektirmenin değeri şüphelidir.
    Günümüzdeki en uygun tavsiyeler şunlardır:
    - 40 yaşından gençseniz, bir sorununuz olmadığı veya yüksek risk grubuna (örneğin ailenizde meme kanseri yakası) girmediğiniz takdirde mamogram çektirmenize gerek yoktur.
    - Eğer 40-49 yaşları arasında iseniz ve ailenizde meme kanseri varsa, yılda bir mamogram çektirin;
    - Eğer 40-49 yaşları arasında iseniz kendiniz kontrol ederken memenizde bir kitleye rastlamamış iseniz ve ailenizde meme kanseri yoksa iki yılda bir mamogram çektirin;
    - 50 yaşından sonra yılda bir mamogram çektirin.
    PSA (PROSTAT SPESIFIK ANTIJEN)
    PSA (prostat spesifik antijen = prostate specific antigen) testi; erkeklerde serumdaki PSA miktarını ölçen testtir. PSA, erkeklerde bulunan prostatın epitel hücrelerinde bulunan glikoprotein (şeker ekli protein denilebilir) yapıda bir maddedir. Tüm yetişkin erkeklerin kanlarında az miktarda saptanabilir. Kan PSA düzeyleri, prostat kanseri olan erkeklerin hemen hepsinde artar, ancak prostatın diğer hastalıklarında da kan PSA seviyelerinde artış saptanabilir.
    Test İçin Kan Alınışı
    Genellikle dirseğin iç kısmından veya el sırtındaki toplar damarlardan test için kan alınır. Kan alınmadan önce kan laınacak bölge antiseptik (miktop öldürücü) bir madde ile iyice temizlenir ve dirseğin 7-8 cm yukarısına turnike uygulanır. Bu turnike toplardamarlardan geri gelen kanın ön kol damarlarında birikmesini sağlar ve bu damarlar belirgin hale gelir. Enjektörün ucu (iğne) kan alınacak damara batırılır ve kan doğrudan tüpe veya enjektörün içine toplanır. Kan alınırken, turnike açılır ve normal dolaşımın yeniden başlaması sağlanır. Kan toplandıktan sonra iğne damardan çıkarılır ve kanamayı engellemek için iğnenin batırıldığı yer gazlı bez, pamuk veya bandajla kapatılır.
    Test Hazırlıkları
    Testen önce herhangi bir şekilde hazırlık gerekmez; ancak testten önceki 24 saat içerisinde cinsel ilişkiye giren erkeklerde PSA değerleri yanlış sonuç verebilir ve olduğundan yüksek saptanabilir; bu nedenle testten önceki 24 saat içerisinde cinsel ilişkiye girmemek önerilebilir.
    Testin Riskleri
    - kan alımına bağlı olarak halsizlik, tansiyon düşmesi gibi şikayetler olabilir
    - kan alınan yerde, cilt altında kan birikebilir (hematom)
    - kan alım yerinde enfeksiyon gelişebilir (küçük bir olasılık)
    - bir defada yeterli kan alınamazsa, kan almak için birden fazla kez cilt delinebilir
    Normal Değerler
    Normal değerler yaşa göre değişim gösterir. Yaşlandıkça kan PSA düzeyleri gençlere göre hafifçe yüksek olabilir; tabii ki bu mutlaka kanser oalcak anlamına gelmez. Afrikalı erkeklerde de PSA düzeyleri beyaz erkeklere göre biraz daha yüksektir. Çoğu laboratuvarda 4 ng/ml nin altındaki değerler normal olarak kabul edilir.
    Normalin Üzerindeki Değerlerin Anlamı
    - bening prostat hipertrofisi (iyi huylu prostat büyümesi)
    - prostat kanseri
    - prostatit
    - prostat nekrozu (prostatı besleyen damarın tıkanması)
    URE
    Normal Değerler : 5 - 25 mg/dL

    Açıklama : Protein metabolizmasının bir ürünüdür ve böbrekler yoluyla idrarla atılır. Sıklıkla kan üre azotu (BUN) olarak ölçülür. Böbrek fonksiyonlarını değerlendirmede önemli bir ölçüttür. Ancak böbrek fonksiyonları dışında vücuttaki azot yükü, günlük sıvı alımı ve idrar akım hızından da etkilendiğinden tek başına karar verdirici değildir.
    Artığı Durumlar : Böbrek fonksiyon bozukluğu dışında kalp yetmezliği, tuz ve su alımındaki dengesizlikler (kusma, ishal, sık idrara çıkma, terleme), bağırsaklarda kanama, stres, yanıklar, diyetle fazla protein alımı ve akut myokard enfarktüsü gibi nedenlerle de kan değerleri yükselebilmektedir.
    Azaldığı Durumlar : Karaciğer yetmezliği, kaşeksi (aşırı kilo kaybı), nefroz (bir böbrek hastalığı)
    URIK ASIT
    Normal Değerler : Erkek : 2.5-8.0 mg/dL
    Kadın : 1.5-6.0 mg/dL

    Açıklama : Ürik asit, vücudun genetik yapı taşları olan DNA ve RNA nın yapısında bulunan purin adındaki maddelerin metabolizmasının son ürünüdür.
    Artığı Durumlar : Diyetle fazla protein alımı, vücutta üretim artışı (malin hastalıklar, doku harabiyeti, açlık) ya da böbrek fonksiyon bozukluğu gibi bir nedenle vücuttan uzaklaştırılamaması durumlarında kanda ürik asit düzeyi yükselir. Yüksek düzeydeki ürik asidin kristaller halinde çeşitli dokularda biriktiği düşünülmektedir. Bu dokular özellikle eklem sıvıları ve böbreklerdir. Eklem sıvılarında ürik asit kristallerinin birikimiyle oluşan ağrılı hastalığa GUT hastalığı denilir. Böbreklerde oluşan birikim ise böbrek yetmezliği ve idrar yollarında taş hastalığına yol açar.
    Azaldığı Durumlar : Diğer analiz sonuçları normal ise düşük genelde önemli değildir.
    GIRTLAK KANSERI
    Hemen hemen herkes arada bir ses kısıklığından şikayet edebilir. Larenjit veya üşütmeden olan ses kısıklığı birkaç günde geçer.
    Belirtiler:
    - Ses kısıklığı, - Yutma zorluğu ve acı, - Boynunuzda şişme.
    Ses kısıklığı birçok gırtlak rahatsızlıklarının belirtisi olabilir ama gırtlak kanserinin tek belirtisi budur. Gırtlak kanserlerinin çoğu ses tellerinde veya hançere (larnyx) de olur. Yutkunmada acı veya boyun şişmesi başka tür kanserlerin belirtisidir.
    Sigara, püro veya pipo içenler içmeyenlere göre çok fazla risk taşırlar. Aynı şekilde alkol alanlarda da risk oranı yüksektir, içki ve sigara birlikte kullanılıyorsa risk daha da büyür.
    Gırtlak kanserleri 60 yaş civarında en sık görülür. Erkeklerde kadınlara oranla daha fazladır. Sadece ses kısıklığından şikayet ediyorsanız, başkaca belirtiler yoksa ve kısıklık 2 haftada geçmezse doktora başvurun. Ayrıca boynunuzda şişme ve yutma zorluğu da birkaç hafta sürerse, doktorunuza başvurmalısınız.
    Teşhis

    Doktorunuz boğazınızın genel muayenesini yaptıktan sonra larengoskopi denen bir muayene de yapacaktır. Larengoskopinin iki tipi vardır: Direk ve indirek.
    İndirek larengoskopide gırtlağa bir ayna yardımıyla bakılır. Bu basit işlem muayenehanede bile yapılabilir. Önce ağzınızı açmanız ve nefes almanız istenir. Hava yolunu açmak için diliniz hafifçe dışarı çekilir. Özellikle kusma refleksiniz çok güçlüyse boğazınızı ve yumuşak damağınızı uyuşturmak için bir lokal anestezik sıkabilir. Daha sonra doktorunuz boğazınızın arkasına doğru bir ayna sokacaktır. Siz "aaa ve eee" derken gırtlağınız yükselecek ve içi aynada görülecektir.
    Tümör ya da başka bir anormallik varsa aynada kolayca görülecektir. Ses tellerini görmek için küçük, esneyebilir fiberoptik aletler de kullanılabilir. Daha ayrıntılı bir yöntem olan direk larengoskopiyle ses tellerinin olduğu bölge çok daha iyi görülür. Bir uzmanın yapması gerektiginden, genellikle hastanede yapılır. Direk larengoskopi sırasında gırtlağınıza ağızdan bir alet sokulur ve incelemesi için ses tellerinden örnek alınır.
    Gırtlak kanserlerinin çoğunda erken teşhisle tedavi olasılığı yüksektir. Kesinlikle ihmal edilmemelidir. Çünkü boğazın başka yerlerine ve hatta vücudun başka organlarına yayılabilir.

    Tedavi
    Röntgen ışını tedavisi veya kanserli kısmın ameliyatıyla tedavi edilebilir. Genelde, tümör larenks in alınmasına gerek kalmadan çıkarılabilir. Fakat çok ilerlemiş durumlarda laryngectomy (larenks in çıkarılması) gerekebilir.
    Eğer gırtlağın bir bölümü çıkarılır ve siz de ses tellerinizi kaybederseniz ameliyatla suni bir gırtlak (protez) yerleştirilebilir veya konuşma eğiticisi bir kişi size yeni bir konuşma yöntemi öğretebilir.
    KANSER BELIRTILERI
    Tarama testleri karmaşıklık ve mahiyet açısından değişiklikler gösterir. En yaygın bir şekilde kullanılan testlerin çoğu yüksek risk altındaki kişilerde sık görülen kanser biçimlerini bulacak şekilde tasarlanmıştır. Kanser tarama testleri pratik olmalıdır. Yapılan test, kanseri, tamamen iyileşme şansının hâlâ yüksek olacağı şekilde erken belirlemelidir.
    Emniyet de önemli bir konudur. Test başlı başına tehlikeli bir sağlık riskini yaratmamalıdır. Bundan yirmi yıl önce meme kanserini belirlemek için kullanılan mamografı işlemi, gövdeyi oldukça yüksek radyasyona maruz bırakıyordu ve kanserin gelişmesinde başlı başına bir faktör oluyordu. Ancak bugün mamografi ile kadınlar yalnızca küçük miktarlarda radyasyona maruz kalmakta, böylelikle muayene daha emniyetle olmaktadır.
    Kanser için periyodik tarama testleri tüm kanser vakalarında ve çeşitlerinde aynı önleyici değere sahip değildir, örneğin akciğer kanserinde, özellikle eğer sigara içiyorsanız, ara sıra göğüs röntgeninin çekilmesi veya balgam tahlili, yaşamınızı sürdürme şansını belirgin bir şekilde artırmayacaktır. Erken dönemde test etme hâlâ önemli olmasına rağmen, akciğer kanserinde yaşama oranı hâlâ yüzde 15 in altındadır. Sonuç olarak, eğer sigara içiyorsanız veya evinizde veya işyerinizde kimyasal maddelere maruz kalıyorsanız, akciğer kanserinin taranması konusunda öğütlerini almak için doktorunuza başvurunuz. Ancak hastalığın belirtilerini gözlemekten daha önemli olan bir şey, potansiyel karsinojenlere (kansere neden olan maddelere) maruz kalmanızı azaltacak her şeyi denemektir. Sigarayı bırakmak böylesi stratejilerden biridir.
    Diğer kanserler yaşama oranı belirgin bir şekilde artacak kadar erken teşhis edilebilir. Aşağıda belirtilen kanser tarama testleri, Amerikan Kanser Derneği tarafından önerilen kanser önleme programının bir parçasıdır.
    Testis Kanseri

    Uyarıcı Belirtilen Teslislerde herhangi bir kitle veya boyutlarında değişiklik.
    Kanser Riski Faktörleri: Yaşlı erkeklerden daha çok genç erkeklerde ortaya çıkar (kırk yaşından sonra fazla görülmez); normal yerine inmemiş testisler.
    Check-up Kuralları: ilk gençlik yıllarının son dönemlerinden başlayarak tüm yaştaki erkekler her ay teslislerini muayene etmelidirler.
    Kolorektal (Kalın Bağırsak ve Rektum) Kanser

    Uyarıcı Belirtilen Herhangi bir rektal (makattan gelen) kanama veya dışkılama alışkanlıklarında uzun dönemli değişiklik.
    Kanser Riski Faktörleri: Aile üyelerinden birinde geçmişte kolorektal polip (iyi huylu tü-moral oluşum) veya kolorektal kanser veya kronik ülserleşmiş kolit olması.
    Check-up Kuralları: Kırk yaşın üzerinde olan kadın ve erkeklerin her yıl dijital (parmakla) rektal muayeneden geçmesi gerekir. Bundan öte elli yaşın üzerinde olan erkek ve kadınların en azından iki yılda bir sigmoidoskopik muayeneden geçmesi (sigmoidoskop ile kolon içinin muayenesi) ve her yıl kan bulunup, bulunmadığının kontrolü için feces (dışkı) testini yaptırması gerekir.
    Akciğer Kanseri

    Uyarıcı işaretlen Rahatsız eden bir öksürük, öksürürken kan gelmesi ve akciğer iltihabı veya bronşit nöbetleri; göğüste ağrı.
    Kanser Riski Faktörleri: Çok sigara içmek ve özellikle astbest olmak üzere çevre kirletici maddelere maruz kalmak.
    Check-up Kuralları: Kırk yaşın üzerinde olan herkesin bir göğüs röntgeni çektirmesi gerekir. Bunu takip eden göğüs röntgenleri doktorunuzun kişisel kararına göre yapılacaktır.
    İdrar Yolu ve Mesane Kanseri

    Uyarıcı işaretler: idrarda kan; sırt ağrısı; kilo ve iştah kaybı, sürekli ateş; anemi (kansızlık).
    Kanser Riski faktörleri: Elli yaşın üzerinde olan erkeklerde-, çok fazla sigara içenlerde, geçmişte kronik idrar yolu enfeksiyonlarından rahatsız olanlarda daha fazla görülür.
    Check-up Kuralları: Komple fiziki muayeneniz sırasında yapılan rutin idrar tahlilleri idrarınızda kan olup olmadığını (hemıtüri) gösterecektir. Eğer hematüri bulunursa, doktorunuz anormal bir doku da bulursa, biyopsi de dahil olmak üzere sistoskopik bir muayene yapabilir. Doktorunuz bir böbrek filmi de isteyebilir.
    Gırtlak Kanseri

    Uyarıcı Belirtiler: Boğuk seslilik.
    Kanser Riski Faktörleri: Çok fazla sigara içmek, eğer fazla miktarda alkol kullanımı ile birlikte oluyorsa.
    Check-up Kuralları: Konuşma özelliğinizde herhangi bir değişiklik olması durumunda bir boğaz uzmanı tarafından yapılan muayene veya eğer çok fazla sigara içiyorsanız yıllık muayene.
    Prostat Kanseri

    Uyarıcı Belirtilen idrara çıkmada zorluk; sırtın alt kısmında sürekli bir ağrı, pelvis veya kasıkların üst kısmında sürekli ağri; idrarda kan.
    Kanser Riski Faktörleri-. Yetmiş yaşın üzerinde olan erkeklerde daha fazla görülür.
    Check-up Kuralları: Eğer kırk yaşın üzerinde iseniz, periyodik tıbbi muayeneniz sırasında bir dijital (parmakla) rektal muayeneden de geçmeniz gerekir.
    AÇ KALMAYIN BİR HAFTADA ZAYIFLAYIN !!!
    ABD li doktor Barry Sears, 42 ülkede yayımlanan Zone Diyeti adlı kitabında, bir haftada sağlıklı kilo vermenin formülünü açıklıyor.
    Prestij Yayınları nca Türkçe ye çevrilen Zone Diyeti , ünlülerin diyeti olarak da biliniyor. Cindy Crawford, Bill Cosby gibi ünlülerin uyguladığı Zone Diyeti , aşırı insülin seviyesini yediğiniz besinlerle düşürebilmeyi amaçlıyor. Diyetin temeli, insülin hormonunun belli bir seviyede tutulmasına dayanıyor. Günde en az 5 öğün yemeyi ve hiç aç hissetmemeyi vaat eden diyette yasaklanan en önemli şey; "Aç kalmak". Çok katı kurallar içermeyen Zo ne diyetinde fast food a bile yer var!
    Diyet önerilerini ve başarısını 15 kitaptan oluşan bir seride toplayan Sears ın Zone Diyeti nin felsefesini, Yediğiniz yemeğin, aldığınız ilaç kadar önemli olduğu düşüncesi oluşturuyor.
    Kitabında diyetin sonuçlarının bir hafta sonra görülmeye başladığını belirten Sears, bu diyetin aynı zamanda yaşlanma sürecini tersine döndüren bilimsel olarak kanıtlanmış tek beslenme programı olduğunu da iddia ediyor.
    Yemeğin ilaç olduğunu düşün!
    Kalori hesaplamaya karşı çıkan Sears, önemli olanın insülin gibi hormonların dengede tutulması olduğunu belirtiyor ve şöyle diyor; "Her öğünde protein ve karbonhidrat dengeli alınmalı. Bütün protein ihtiyacı bir öğünde, karbonhidrat ihtiyacınızı bir sonraki öğünde alamazsınız. Çünkü insülin seviyeniz yükselir. Yemeğinizin ilaç olduğunu düşünün. Her öğünde tabağınızı dengeleyin ve tek bir öğünde asla fazla kalori almayın. Ölçünüz de gözünüz ve avucunuzun içi olsun."
    Sears ın savunduğu önemli noktalardan biri de, besinsel yağların gerçek düşmanımız olmaması. Sears, artan obezite salgınının asıl nedenini, "İnsülin hormonunun aşırı üretimi şişmanlatır, şişman kalmanıza yol açar" diye açıklıyor.
    İşte Zone Diyeti nin kuralları

    İkisi ara öğün olmak üzere günde beş kez yemeye gayret edin. Aç olun ya da olmayın, öğünlerin arasında 5 saatten fazla zaman geçmesine izin vermeyin. Aslında yemek yemek için en uygun zaman, aç olmadığınız zamandır. Çünkü bu, insülin seviyenizi sabitlediğiniz anlamına gelir. Günde en az sekiz bardak (1.8 litre) su için. Uyandıktan sonra bir saat içinde kahvaltı yapın.
    Zone a uygun fast food yemekleri
    McDonald s; Izgara McChicken sandviçi (ekmeğin 4 te 1 ini atın) Burger King; Mayonezsiz Burger King ızgarası (ekmeğin 4 te 1 ini atın)
    Diyetin püf noktası
    Daha fazla meyve sebze yiyin. Makarna, tahıllar ve diğer nişastalar konusunda temkinli olun.
    Yağ yakmak için mutlaka sınırlı olsa da yağ almak şart. Zeytinyağı ve balığı tercih edin. Herhangi bir öğünde asla avucunuza sığacak miktardan fazla et tüketmeyin. Bu miktar elinizin kalınlığından fazla olmamalı. Her bir öğünde kadınlar 90 gram (3 köfte kadar), erkekler 120 gram et yemeli.
    Tabağınızı üçe ayırın. Tabağın üçte birine avuç içinden biraz büyük ve kalın olmayan az yağlı bir et (veya proteinli besin) koyun. Diğer üçte birine bolca sebze meyve, geri kalanına ise az miktarda zeytinyağıyla birlikte, kıyılmış badem koyun.
    Dışarıda yemek yerken ekmek yememeye dikkat edin. Eğer karbonhidrat alacaksınız, bunu tatlıya saklayın. Başka şeyler ısmarlamadan önce mönüden az yağlı protein yemeğinizi seçin. Yemeği beklerken herkes ekmeğe saldırdığında, bir kadeh şarap ya da bir bardak su için. Tatlı geldiğinde mümkünse yarısını yiyin. Tatlı yerine en iyisi taze meyvedir.
    Kan Yağlarına Dikkat!


    Koroner kalp hastalığı, tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de erişkinlerde, başta gelen ölüm nedenlerinden birisini oluşturmaktadır. Bu hastalığın sebebiyet verdiği ölüm vakalarınn çoğu, hastane dışında ve ani olduğundan, koroner kalp hastalığının tedavi imkanları da kısıtlı olmaktadır. Oysa hastalığın altında yatan koroner aterosklerotik süreç, çok sinsi olup, gelişmesi risk faktörlerine bağlıdır.
    Kısaca ateroskleroz, damarlarda yağ birikimi ve hücrelerin buna reaksiyon göstermesiyle gelişen, damarların daralması veya tıkanmasına yol açan bir durumdur. Ateroskleroz kalbi besleyen damarlarda oluştuğu zaman kalp kasının oksijen ve besin kullanımı zorlaşır, hatta tamamen engellenebilir. Bu durum sonucunda da kalp kasında az oksijenlenmeye bağlı olarak ağrı veya kalp kası kasılma ve gevşeme yetersizliği ya da mikord infarktüsü olarak bilinen damarın tamamen tıkanmasına bağlı kalp kası ölümü oluşabilir.
    Erkeklerde 45, kadınlarda ise 55 yaşın üstü ya da erken menopoz döneminde, sigara alışkanlığı ve yüksek tansiyon olduğunda koroner kalp hastalığı riski artmaktadır. Ayrıca ailede kadın akrabalarda 65, erkek akrabalarda 55 yaşın altında koroner kalp hastalığı öyküsü olması, yüksek kolesterol ve düşük HD-total kolesterolün 200 mg/dl’nin, LDL-kolesterolünün 130 mg/dl’nin altına düşmesi ( oysa 0-150 uygun değerler olarak veriliyor !!!!!!!) HDL-kolesterolünün ise 60 mg/dl’nin üstünde seyretmesi vücutta bir problem olduğunun göstergesidir.
    Yukarıda sayılanlardan yaş, cinsiyet, aile öyküsü gibi bazı etkenler değiştirilemez risk faktörlerini oluştururken; kolesterol düzeylerinin düzeltilmesi, sigaranın bırakılması, yüksek tansiyonun tedavi edilmesi gibi kimi etkenler de koroner kalp hastalığına yakalanma tehlikesini önleyici unsurlar olarak karşımıza çıkmaktadırlar.
    Örneğin 1968 ve 1976 yılları arasında ABD’de koroner kalp hastalığının neden olduğu ölümlerde % 20 oranında bir azalma görülmüştür. Söz konusu azalmanın büyük bir kısmının insanları koroner kalp hastalığına ilişkin aldıkları eğitim sonucu yaşam tarzlarını değiştirmeleri, özellikle de sigara tüketimindeki azalma ve serum kolestorol düzeylerinin düşürülmesiyle ilişkili olduğu saptanmıştır.
    Bu yazımızda koroner kalp hastalığının en önemli ve düzeltilebilir risk faktörlerinden biri olan kan yağlarına değindik. Erken oluşan koroner kalp hastalığının nedenleri olarak görülen, yüksek kolesterol düzeyi ve bazı özgün lipoproteinlerdeki değişiklikler, çoğu zaman doymuş yağ ve yüksek kolesterollü beslenme, egzersiz eksikliği ile sigara tüketimi gibi nedenlerle doğrudan ilişkilidir.
    Kan kolesterol değerleri, koroner kalp hastalığı ve beslenme arasındaki ilişki basitçe şöyle açıklanabilir: Kan kolesterol düzeyi yükseldikçe, koroner kalp hastalığı riski artmaktadır. Özellikle de doymuş yağ ve kolesterol açısından zengin besinler, kan kolesterol düzeyini yükselterek lipoproteinleri değiştirmektedir. Kan kolesterol düzeylerinin düşürülmesiyle koroner kalp hastalığı riski azalmaktadır.
    Kolesterolün, aerosklerotik gelişimin başlaması ve ilerlemesinde kesin rol oynadığı, insanlarda veya yüksek düzeyde doymuş yağ vekolesterol içeren besinlerle beslenen hayvanlarda oluşan aterosklerotik lezyonların incelenmesi ile kesin olarak ortaay çıkarılmıştır. Örneğin maymunlarda, günde 500 mg kolesterol ve günlük kalorinin % 18-20’sinin doymuş yağ olarak verildiği tipik batı ülke beslenmesine benzer diyetle beslendikleri zaman, koroner arterlerde aterosklerotik lezyonlar geliştiği saptanmıştır. Bütün bunlara ek olarak lezyonlar, diyet ve ilaçlarla plazmadaki kolesterol düzeyleri düşürüldükten sonra gerilemektedir.
    Yapılan çalışmalarda kan kolesterol seviyelerinin düşürülmesiyle aterosklerozun tersine dönebileceğini gösteren kanıtlar elde edilmiştir. Epidemiyolojik araştırmalar koroner kalp hastalığına bağlı ölümlerde meydana gelen artışla kolesterol tüketimi arasında bir ilişki olduğunu göstermiştir. Öte yandan ABD’de ve Kuzey Avrupa ülkelerinde kan kolesterol seviyeleri ve koroner kalp hastalığı yüksek oranda görülürken, Japonya’da beslenme ile kolesterol alımının ve koroner kalp hastalığı ölümlerinin çok düşük seviyelerde seyretmesi dikkat çekicidir. Japonlar beslenme alışkanlıklarını değiştirdikleri zaman kan kolesterol seviyelerindeki, koroner kalp hastalığındaki artma, çevresel faktörlerin ve beslenmenin genetik faktörlerden daha önemli olduğunu göstermektedir. ABD’ye yerleşen Japonlarda kan kolesterol düzeylerinin yükselmesi ve bununla birlikte koroner kalp hastalığı oranının artması, yukarıdaki çalışmalara ciddi bir örnek teşkil etmektedir.
    Kan yağları bozukluğu hastalıklarına genel olarak dislipidemi adı verilmektedir. Bu terim basitçe kan yağlarının anormal metabolizmasını kapsar.
    Bu metabolizma bozukluğu:
    1) Genetik
    2) Beslenme
    3) Bazı hastalıklardan (ikincil nedenler) oluşur.

    Kan yağları; kolesterol esterleri, trigliseritler, fosfolipitlerden oluşur. Kan yağları hücre zarının yapısında bulunur. Aynı zamanda bir besin deposu olarak (trigliseritler tarzında), bazı hormonların yapılarında (kolesterol tarzında) ve vücudun bazı temel maddelerinde (prostoglandinler) bulunur. Yağ asitleri dışındaki yağlar (kompleks lipitler) kanda lipoprotein adı verilen suda çözülür makromolekül komplekseleri halinde taşınırlar. Lipoproteinlerin genel yapısı ortada bir çekirdek ile protein, serbest kolesterol ve fosfolipitlerden oluşan bir yüzey tabakasından meydana gelen bir partikül şeklindedir. Yüzeylerinde özgül apoliproteinler yer alır. Lipoproteinler yoğunluklarına, elektroforetik özelliklerine ve içerdikleri apoliproteinlere göre:
    1) Şilomikronlar
    2) Şilomikron kalıntıları
    3) Çok düşük dansiteli lipoproteinler (VLDL)
    4) Orta dansiteli lipoproteinler (IDL)
    5) Düşük dansiteli lipoproteinler (LDL)
    6) Yüksek dansiteli lipoprotinler (HDL) tarzında sınıflara ayrılırlar.

    Bu lipoproteinlerden özellikle LDL kesin olarak ateroskleros yapıcıdır. LDL’nin oksidasyonu ve diğer kimyasal işlemleri ateroskleros yapıcı özelliğini artırmaktadır. Buna karşılık HLD hücrelerden ve lipoproteinlerden özellikle de kolesterolü toplar. Böylece damar duvarında kolesterol birikimini azaltır (koruyucu özellik).
    Kolesterolü Gerçekten Biliyor muyuz?


    Sağlığınız ve Kolesterol
    Sağlıklı ve uzun bir yaşam için, pek çok diğer etkenin yanı sıra nasıl yaşadığımız ve neler yiyip içtiğimiz de çok önemlidir. Yağlı ve şekerli besinleri çok fazla tüketmek, özellikle hareketsiz bir yaşantınız varsa kilo artışına ve şişmanlığa yol açabilir. Şişmanlık ise kalp hastalıkları ve şeker hastalığı gelişmesini kolaylaştırır. “Yağ” olarak adlandırılan maddeler arasında kolesterol büyük önem taşır. Kolesterol vücudumuzdaki bütün hücrelerde bulunan bir maddedir. Bazı önemli işlevler için vücudun bir miktar kolesterole ihtiyacı vardır. Karaciğerimiz vücudumuz için gerekli kolesterolü üretebilir, ancak kolesterol et, süt, yumurta gibi yediğimiz hayvansal gıdalarda da büyük miktarlarda bulunur.

    Gerekli olan miktarlardaki kolesterolün üzerindeki yüksek kolesterol değerleri sağlığımız için zararlı olabilir. Kolesterol, zamanla dokulara besin maddeleri ve oksijen taşıyan damarlarda birikebilir ve diğer bazı maddelerle birlikte damarların iç yüzeyine yapışır. Bu, normalde esnek olan damarlarımızın esnekliğini azaltır ve damar boşluğunu daraltır. Damar sertliği ya da tıkanıklığı olarak nitelendirilen bu duruma “ateroskleroz” adı verilir. Kan damarlarının daralması ya da tıkanması sonucunda dokulara besin ve oksijen taşınması bozulur. Bu durum ise göğüs ağrıları, kalp krizi, inme ve felç gibi çok ciddi sonuçlara yol açabilir. Kan basıncı sürekli olarak yüksek olduğunda damar duvarları, kanı kalbimiz, beynimiz, böbreklerimiz ve karaciğerimiz gibi hayati önem taşıyan organlara iletmek için daha da kalınlaşır ve sertleşir. Damarlardaki daralma ve tıkanma, içinde bulunduğumuz yaşama ve beslenme koşullarıyla, ayrıca yaşın ilerlemesiyle hız kazanır. Sigara da damar sertliğinin başlamasında ve ilerlemesinde çok önemli bir etkendir. Damarlarda meydana gelen daralmalar ve damar sertliği gelişimi dışarıdan takip edilemez. Damar sertliği gelişmesini kolaylaştıran etkenler olarak kandaki kolesterol miktarı ve kan basıncının yüksek olup olmadığı da, bu durum çoğu kez bir şikayete yol açmadığından, farkına varılmayabilir. Bunun için kan kolesterol düzeylerinin ve kan basıncının ölçülmesi ve kontrol altında tutulması çok önemlidir. Kan basıncının farklı zamanlarda ölçüldüğünde 149/90 mmHg’nın, ya da alışılmış ölçülerle 14/9’un üzerinde bulunması halinde “yüksek tansiyon” veya tıp dilindeki adıyla “hipertansiyon” var demektir.

    Tehlikesiz sayılan kolesterol miktarı ise, çeşitli kolesterol türlerinin tümü olan toplam kolesterol miktarının 100 santimetreküp kanda en çok 200 mg olmasıdır. Toplam kolesterolün içinde birbirinden farklı yapıda ve etkileri farklı kolesterol türleri vardır. Bunlardan biri, damar sertliğini kolaylaştırdığı gibi “kötü kolesterol” olarak da bilinen “düşük yoğunluklu lipoprotein kolesterolü (LDL)’dür. Diğeri ise LDL’nin olumsuz etkisini azalttığı için “iyi kolesterol” olarak anılan “yüksek yoğunluklu lipoprotein kolesterolü (HDL)”dür. Bu yüzden HDL kolesterolünün yüksek olması kalp sağlığı açısından istenen bir durumdur. Yüksek kolesterol, yüksek tansiyon ve sigara kullanımı yanında yakın aile bireylerinde 50 - 55 yaşın altında iken görülen damar sertliğine bağlı kalp hastalığı da, kalp hastalığı riskini arttıran bir etkendir. Elli yaş öncesinde erkeklerin kadınlardan daha çok damar sertliğine uğradıkları da bilinir. Aile yüklülüğü ve cinsiyet etkenleri değiştirilemez. Fakat erkeklerin ve 50 yaşın üstündeki kadınlarda ve aile yüklülüğü olanlarda kolesterol yüksekliği ve hipertansiyonun tedavisi, sigaranın bırakılması daha büyük önem taşır.
    Kalp Sağlığı Açısından
    - Kan kolesterol düzeyini istenen düzeye indirmek ve bu düzeylerde tutmak için kolesterol içeren yiyeceklerden kaçınmalıyız.
    - Beden hareketleri bakımından daha aktif bir yaşam sürmeli ve önerilen egzersizleri yapmalıyız; egzersizin çeşitli yararları yanında kilo kontrolü gibi, kan kolesterol düzeyin ve kan basıncını normal düzeylere indirmek bakımından yararlarını unutmamalıyız.
    - Sigara veya başka biçimlerde tütün kullanmaktan kesinlikle vazgeçmeliyiz.
    - Stres yaratan durumlardan uzak kalmak ve huzurlu bir yaşantı sürdürmek için çaba göstermeliyiz.
    - Tansiyon yüksekliği varsa gereği gibi tedavi görmeli ve tuzdan uzak durmalıyız.

    Kolesterol Düzeylerini Kontrol Altında Tutmak İçin Nasıl Bir Beslenme?
    Yemek ve besinlerle alınan yağ miktarını, özellikle doymuş yağ oranını kısıtlamak gerekir. Tereyağı, yağı çıkarılmamış süt ve yoğurt, krema, içyağı, doymuş yağ oranı azaltılmamış margarinler yüksek miktarda doymuş yağ içerirler.
    Hayvansal ürünlerin çoğunda yağ ve kolesterol fazladır. Zeytinyağı, ay çiçek yağı, mısırözü ve soya yağları gibi bitkisel yağlar ise yüksek miktarda doymamış yağ içerirler ve doymuş yağlara tercih edilmelidir.
    Bitkisel besinlerde kolesterol bulunmaz. Lifli yiyecekler ve yeşil sebzeler bağırsaklardan kolesterol emilmesini azaltarak kan kolesterolünü düşürmeye yardım ederler. Gereken durumlarda kandaki kolesterol miktarını düşürmek için doktorunuz ilaç verebilir.

    Tüketimi Azaltılması Gereken Besinler
    - Yağ (özellikle doymuş yağ) doymuş yağ, oda sıcaklığında katı halde bulunan yağlar ve kırmızı ette, piliç ve hindi etinin koyu renkli bölümleri ile derilerinde, böbrek, yürek gibi iç organlarda bulunan yağ türüdür.
    - Kalamar, karides, ıstakoz gibi deniz ürünleri (bu yiyecekler hem kolesterol hem de bir başka zararlı madde olan ürik asit içerirler)
    - Yağı çıkarılmamış süt, yoğurt ve peynir
    - Hamur işleri, şekerle hazırlanmış tatlılar, beyaz ekmek
    - Kızartmalar ve yağlı hazır yiyecekler
    - Şeker
    - Tuz

    Tüketimi Arttırılması Gereken Besinler
    - Yeşil Sebzeler
    - Meyveler
    - Lifli besinler, tahıllar, kuru baklagiller ve kepekli ekmek
    - Balık, tavuk
    - Yağsız mandıra ürünleri
    - Doymamış (oda sıcaklığında sıvı halde bulunan) yağlar

    Kanda kolesterol düzeyinin düşürülmesi ve kontrol altına alınması için uygulanan diyet (beslenme) çeşitli aşamalarda düzenlenebilir. Birinci basamak olarak adlandırılan diyet ilk aşamada uygulanan diyettir, ikinci basamak diyet ise daha kısıtlı bir diyettir ve daha çok risk altındaki hastalar için kullanılır.

    Kalpteki Ritm Bozukluğuna Magnezyum Tedavisi


    Kalp ameliyatlarından sonra ortaya çıkan ritm bozukluklarının önlenmesi için magnezyum tedavisi uygulayana Acıbadem Sağlık Grubu doktorlarından Doç. Dr. Cem Alhan ve ekibinin çalışması Amerikan Göğüs Kalp Cerrahları Birliği’nin Kongresi’ne kabul edildi. Çalışma, 673 bildiri arasında erişkin kalp cerrahisi alanında ilk 5 sunum arasına girdi.
    Doç. Dr. Cem Alhan, “29-31 Ocak 2001 tarihleri arasında Amerika’ya gidip yaptığımız çalışmayı bütün dünyadaki meslekdaşlarımızla paylaştık ve onlarla karşılıklı bilgi alışverişinde bulunduk” diyor.

    Ritm bozuklukları kalp ameliyatlarından sonra sık görülen bir sağlık problemi. Ritm bozuklukları By-pass olan hastalarda %35, kapak ameliyatı olanlarda ise daha yüksek oranlarda görülüyor. Hastanın yaşı 60’ın üstündeyse ritm problemleri de %50’i aşıyor...
    Ritm bozuklukları, ameliyattan sonraki 2 ila 4 gün arasında çok sık ortaya çıktıktan sonra da tedavi edilmezse 3-4 hafta sürebiliyor.

    Yapılan araştırmalar, ritm bozukluklarının genellikle ameliyat stresi nedeniyle hastaların kanındaki magnezyum düzeyinin düşmesine bağlı olduğunu gösteriyor. Doç. Dr. Cem Alhan, hastaların yaşadığı problem hakkında şu bilgiyi veriyor: “Kısa sürerse hastanın hayatını genellikle tehdit etmiyor. Ancak ciddi tansiyon düşüklüğü, kalp içinde pıhtı oluşabilmesi ve bu pıhtının beyin ve diğer organlara gitmesi riskini içeriyor.”

    Magnezyumun ritm bozukluğunda etkili olduğu bilinmesine bugüne kadar tedavide etkin kullanımı sağlanamamıştı. Doç. Dr. Cem Alhan ve ekibi ameliyat olan 100 hastaya magnezyum, 100 hastaya da normal tedaviyi uyguladı. Ameliyat olan hastalara magnezyum kullanılarak yapılan tedavi sonucunda ritm bozukluğu oranı önemli oranda azaldı. Doç. Dr. Cem Alhan, “Bizim çalışmamızda magnezyum kullanılmayan hastalarda bu ritm bozukluğu yaklaşık %20 görülürken bu tedavi protokolünü uyguladığımız hastalarda da bu oran %2’ye kadar düştü” diyor.

    Kalp ameliyatlarından sonra görülen ritm problemleri hastaların yatış sürelerini uzattığı için maliyetleri de arttırıyor. Magnezyum tedavisi ameliyat olan hastaların, hastanede uzun süre yatmasını da önlediği için maliyetleri düşürüyor. Doç. Dr. Cem Alhan, magnezyum tedavisiyle ilgili şu bilgiyi veriyor: “Hastayı hastaneye yatırır yatırmaz gerekli tetkiklerini yapıyoruz. Daha sonra da magnezyum tedavisine başlıyoruz. Ameliyattan sonra dördüncü güne kadar magnezyum tedavisi devam ediyor. Günde dört saat serum içinde magnezyum tedavisi sürdürülüyor.”


    Kalp Hastalıklarının Uyarıcı İşaretleri


    Göğüs Ağrısı
    Göğüs kafesinin ön kısmında duyulan baskı, sıkışma hissi ve özellikle bu ağrının bir efor veya hareket sırasında gelip, dinlenmekle tamamen geçmesi çok tipik olarak kalp hastalığı ipucunu hastaya ve doktoruna verir. Bu ağrı bazen sol omuz, sol kolun iç kısmı, boyun, alt çene ve sırttaki kürek kemiklerinin arasına da yayılabilir veya öncelikle bu bölgelerde hissedilebilir.
    Bunlarda genellikle efor veya egzersiz (yürüme, koşma gibi) sırasında ortaya çıkar ve dinlenmekle 5 dakikadan kısa bir süre içinde geçer. Ancak aynı ağrılar istirahat halinde de (otururken, yemek yerken, uyku sırasında) gelir ise bu durum daha ciddi bir kalp rahatsızlığının (KALP KRİZİ) habercisidir. Bu durum derhal bir ambulansla en yakın kalp merkezi veya hastanenin acil servisine gidilmesini gerektirmektedir. Hayati tehlikenin söz konusu olduğu bu durumda en etkili müdahale hastanelerde verilir.
    Nefes Darlığı
    Genellikle yürüme ve koşma sırasında çok hızlı soluma ve buna rağmen rahat nefes alamama duygusudur (hava açlığı). Göğüs ağrısı şikayetlerinde olduğu gibi nefes darlığı da istirahat halinde iken gelebilir ve bu durum daha ciddi bir kalp hastalığının habercisi olabilir. Ancak bazı akciğer hastalıkları da (astım, amfizem gibi) benzer yakınmalara yol açabilir ve gerçek sebebin kalpten mi yoksa akciğerden mi kaynaklandığının anlaşılması çok zor olabilir. Bu gibi durumlarda bir kalp uzmanının ileri tetkikler yaptırıp ve hatta bazen bir akciğer uzmanı ile birlikte çalışarak hastanın gerçek sorununu saptaması gerekmektedir.

    Çarpıntı
    Kalp hızının aniden çok yükselmesi (dakikada 100-300 arası atım gibi) veya çok düşmesi (dakikada 30-40 atım gibi) veya düzensiz kalp atışlarına bağlı olarak göğüs kafesi içerisinde kalbin olduğu yerde hissedilen duygudur.

    Senkop (Aniden Bayılma)
    Genellikle ayakta dururken birdenbire bilinç kaybı olup yere yığılma ve kısa bir süre sonra kendine gelme halidir. Son derece ciddi bir kalp hastalığının belirtisi olabileceği gibi diğer çok sayıdaki daha az ciddi sebepten de kaynaklanabilir.

    Ödem (Ayak Bileklerinde Şişme ve Su Birikmesi)
    Her iki ayak bileği, ayak üstü, alt bacağın ön kısmında su birikmesine bağlı olarak şişme olmasıdır. Ileri derecede bir kalp yetmezliğine bağlı olabileceği gibi, karaciğer veya böbrek bozukluklarına da bağlı olabilir. Kesinlikle araştırılması gerekir.

    Kalp Doktoru Ne Yapabilir?
    Kalp doktorlarının günümüzdeki bir numaralı görevi, kalp krizi geçirme olasılığı olan kişileri tespit edip o kişilerde kalp krizinin önlenmesi için (tedavisi değil) gerekenleri yapmaktır. · Hastanın ve eşinin kalp hastalıkları konusunda eğitimi (kalp hastalığının belirtileri, kriz anında evde ilk yapılması gerekenler, kalp diyeti vs.)
    · Gereken kişilerde düzenli olarak aspirin ve kalbe faydalı vitaminler kullanılması.
    · Yüksek kolesterol veya yüksek tansiyonun ilaçlara veya diyetle düşürülmesi.

    Kardiyolojik Check-up (Kalbinizin Kontrolü)
    6 milyarı bulan dünya nüfusu içinde ve özellikle gelişmekte olan ve gelişmiş ülkelerde 1 numaralı öldürücü hastalık KALP hastalığıdır. Amerika’da yaklaşık her 30 ila 45 saniye içinde bir insan kalp hastalığı yüzünden ölmektedir. Kalp hastalığı, kanserlerden (meme, akciğer, prostat, bağırsak) ve diğer bulaşıcı hastalıkların tümünden daha fazla insanın hayatını kaybetmesine neden olmaktadır.

    Bu denli yaygın olmasına rağmen, kalp hastalıkları kansere göre çok daha kolay teşhis edilip tedavi edilebilir. Kişilerin belli bir yaşa geldiklerinde (30-40 yaş) kalp krizi geçirme risklerinin belirlenmesi ve bu taramanın hastalık belirti vermeden yapılması ile bu şans yakanlanmaktadır. Kalp hastalığına bağlı şikayetler bazen çok sessiz ve gizli olabilmektedir. Şikayetlerin başlaması ile ölüm arasındaki süre saniyeler dahi olabilir.
    Kalp Krizi Risk Faktörlerinin Saptanması
    Bu riskin saptanmasının en önemli basamağı bir kalp uzmanı ile oturup yüz yüze konuşmaktır. Bu süre içinde sorulacak basit birkaç soru ile çok değerli ipuçları elde edilir. Kısa bir kalp muayenesi çok ciddi kalp hastalıklarını bile ortaya çıkarabilir. Öte yandan kan tahlilleri, kalp elektrosunun çekilmesi ve gerekirse bir efor testi, kalp ekosu (ultrason) yapılması kalp check –up’ını tamamlar.

    Basit Bir Kalp Krizi Risk Analizi
    Aşağıdaki 5 ana risk faktöründen biri veya daha fazlası var ise kalp krizi geçirme olasılığınız diğer insanlara göre daha fazladır. Ne kadar çok risk faktörü varsa kalp krizi tehlikesi o kadar fazladır.
    · Yüksek kolesterol
    · Yüksek tansiyon
    · Şeker hastalığı
    · Sigara içiyor olmak
    · Aile fertleri (anne, baba, kardeş) arasında 50-55 veya daha genç yaşta kalp krizi geçiren olması.

    Amerikan Kalp Cemiyeti Şunları Öneriyor
    · Sigara içmeyin
    · Günde en az yarım saat hızlı yürüyüş yapın.
    · Kandaki kolesterol seviyesine baktırın (20-40 yaş arasında bir kez ve daha sonra her 5 yılda bir. Eğer yüksek ise her yıl)
    · İdeal vücut kilosunu sağlayın. Az yağlı, az şekerli diyet izleyin.
    · Düzenli aralıklarla genel sağlık ve kalp muayenesinden geçin.
  3. Kalp Krizi Geçirme Riskiniz Nedir?


    Aynı yaşta olsa bile her insanın kalp krizi geçirme riski bir diğerine göre oldukça farklıdır. Bu risk, düşük, orta, yüksek, aşırı yüksek olarak derecelendirilebilir. Derecelendirilme yapılırken “risk faktörleri” adı verilen durumlar göz önünde tutulur.
    Geleneksel risk faktörleri
    1. Yüksek kolestrol
    2. Yüksek tansiyon
    3. Diyabet (Şeker hastalığı)
    4. Sigara kullanımı
    5. Ailede kalp hastalığı öyküsü
    6. Hareketsiz yaşam biçimi
    7. Yaş (35-40 ve üzeri)


    Yeni tanımlanan risk faktörleri
    1. Homosistein
    2. Fibriojen
    3. CRP (kan seviyesi)
    4. Lipoprotein

    Yukarıdaki “risk faktörleri” aynı kişide ve aynı anda ne kadar çok bulunuyor ise o kişinin riski o kadar yüksektir. Bu faktörlerin hiçbiri olmadan da kişi kalp krizi geçirme riski altındadır. Ancak, bu oran çok düşüktür. Buna karşılık 7 geleneksel risk faktörünün bir arada bulunması o kişideki yıllık kalp krizi ihtimalini ve ani ölüm riskini yıllık %50’ye yaklaştırır.
    Riski yüksek kişiler ne yapabilir?
    · Kan kolestrol seviyesinin ve özellikle iyi kolestrol” ve “kötü kolestrol” oranlarının en ideal seviyeye çekilmesi diyet ile sağlanamıyor ise “Statin” türünden kolestrol düşürücü ilaç kullanımına başlanmalı ve düzenli kontrollerle sürekli kullanılmalıdır.
    · Düzenli aspirin kullanılmalıdır.(günde 80-300 mg)
    · Tansiyon ve eğer varsa şeker hastalığının kontrolünün son derece düzenli bir şekilde gereklidir.
    · Egzersiz olarak; haftada 5 gün ve her gün 45 dk. olmak üzere yürüyüş yapılmalıdır.
    · “Gizli kalp hastalığı” şüphesi olan kişilerde veya kalp hastalığı şüphesi uyandıran şikayetleri bulunan kişilerde efor testi yapılmalıdır.
    · Sigara içimi tamamen ortadan kaldırılmalıdır.
    · Diyet olarak, yağ ve kalori miktarı azaltılmış sebze-meyve ağırlıklı beslenme ömür boyu sürecek şekilde benimsenmelidir.

    Kalp krizinin belirtileri nelerdir?
    Göğüs ağrısı ve nefes darlığı kalp krizinin en önemli iki belirtisidir. Aniden başlayan, göğüsün ön duvarından boyuna ve çeneye doğru yayılan, bazen omuz ve kolların iç kısmına vurabilen “sıkışma”/”baskı” hissi tarzındaki ağrılar kalp krizini düşündürmelidir. Bazı durumlarda göğüs ağrısı olmadan da kalp krizi geçirebilir. Bazen ani başlayan nefes darlığı, soğuk, terleme ve kalp çarpıntısı olabilir. Bu şikayetlerin kalp krizi olup olmadığı sorusu akla geldiği an, hemen en yakın bir hastane acil servisine başvurup, kalp elektrosu çektirerek, bu konuda uzman bir hekimle görüşmek hayati önem taşımaktadır. Kalp krizinin belirtileri kişiden kişiye değişkenlik gösterir ve bu belirtiler çok karmaşık olup, hastaları ve bazen son derece deneyimli hekimleri bile teşhis koymakta zorlayabilir.


    Kalp krizi anında neler yapılabilir?
    Kalp krizinin geçirilmekte olduğunun farkına varılmış ise
    ilk yapılacak şey hemen tam donanımlı bir ambulans ile mümkünse “kalp krizi merkezi” olan bir hastaneye süratle ulaşmaktadır. Ambulans beklenirken bir adet aspirin alınmalıdır (160-300 mg dozunda). Eğer kalp krizi hastada “ani kalp durması” na yol açmışsa o zaman derhal suni solunum ve kalp masajı başlatılmalı ve derhal ambulans çağrılmalıdır. Sık görülen bir hata olarak; kalp krizi geçiren kişiler hastalar ambulans dışında bir taşıt ile hastaneye taşınır ki bu durum son derece tehlikeli ve başkalarının hayatı için de riskli bir davranış şeklidir.
    Kalp krizi atlatıldıktan sonra yapılacaklar
    Kalp krizi tedavisi, hastanede 4-7 gün yatarak tedaviyi gerektirir. Bu tedavi bitiminden sonra kişi eve dönüp, günlük 5-10 dk’lık yürüyüşlere hemen başlayarak bu süreyi 1-2 hafta içinde 30 dk’lık yürüyüşlere çıkabilir ve 3-4 hafta içinde tamamen normal yaşama dönebilir.

    Kalp krizi
    a) Tekrar oluşabilecek ikinci bir kalp krizinin engellenmesi
    b) Kalbin giderek büyümesine engel olunması
    c) Ani kalp ölümlerinin engellenmesi

    Bu amaçla hemen her hastanın kullanması gereken 4 ana ilaç grubu vardır.
    Aspirin
    Statin
    ACE-İnhibitörü adı verilen ve kalbin büyümesini engelleyen ilaçlar
    Beta-bloker adı verilen ve ani kalp ölümlerinin engellenmesinde etkin ve emniyetli ilaçlar

    Ani kalp ölümü riski yüksek olan bazı kişilerde vücuda takılabilen otomatik elektroşok cihazı ve/veya Amiodaron” adı verilen kalp ritim düzenleyicisi bir ilaç kullanılabilir.
    Yalnızken Kalp Krizi Riskini Nasıl Atlatırsınız?


    Diyelim ki saat 18:15 ve zorlu bir iş gününden sonra arabanızla (yalnız başınıza) eve dönüyorsunuz. Gerçekten yorulduğunuz, sıkıldığınız ve çileden çıktığınız bir gününüzdesiniz. Birden göğsünüzde başlayıp, kolunuza ve çenenize doğru ilerleyen şiddetli bir ağrı. Evinize en yakın hastaneden sadece 10 km uzaklıktasınız, fakat o mesafeye bile ulaşıp ulaşamayacağınızdan
    emin değilsiniz. Ne yapabilirsiniz?

    Kalp masajı konusunda belki eğitim de almıştınız ama size öğreten şahıs, muhtemelen bu masajı kendi kendinize nasıl yapabileceğinizi öğretmedi...
    Son zamanlarda bir sürü insan kalp krizine yalnız basındayken yakalanmaktadır.
    Yardım olmaksızın, normal kalp atışı bozulan ve baygınlık hisseden bir insanin bilincini yitirmeden önce sadece 10 saniyesi vardır.
    Bu durumda kalan şahıslar kendilerine, devamlı ve şiddetli bir şekilde öksürerek yardımcı olabilirler.
    Her öksürükten önce derin bir nefes alınmalı ve öksürük sanki göğüs derinliğinden balgam çıkarmak istercesine derin ve uzun olmalıdır.
    Derin nefes alma ve öksürük, yardım gelene ya da kalp normal ritmine geri dönene kadar, durmaksızın her iki saniyede bir olacak şekilde devam etmelidir.
    Derin nefes alma akciğerlere oksijen ulaştırırken, öksürük hareketi kalbi sıkıştırarak kanın dolaşımını sürdürür. Kalp üzerindeki sıkıştırma hareketi aynı zamanda kalbin normal ritmine dönmesine de yardımcı olur. Bu şekilde, kalp krizine maruz kalan kişi, kendisini bir hastaneye ulaştırabilir.
    Hangi Vitaminlere Gereksiniminiz Olduğunu Biliyor musunuz?


    Sigara içiyorsanız...
    Tek bir sigara, kanınızdaki 25 mg C vitamini tüketir. Örneğin günde bir paket sigara içiyorsanız, C vitamini ihtiyacınızı karşılamak için her gün ya 12 portakal yemelisiniz ya da 500 mg C vitamini kullanmalısınız.
    Alkol alıyorsanız...
    Alkol, bazı vitaminlerin emilimini ve kullanımını engeller. Alkollü içki içiyorsanız, sağlığınız için B1 ve B6, C vitaminleri, folik asit, magnezyum ve çinko almalısınız.

    Perhiz yapıyor ya da düzensiz besleniyorsanız...
    Perhiz ya da düzensiz beslenme, aldığınız besin çeşitlerinin azalmasına ve dolayısıyla vitamin eksikliğine neden olur. Bu nedenle diyetinizi mutlaka A, B, E, C vitaminleri ve gerekli minerallerle desteklemelisiniz.

    Hamileyseniz... Ya da bebeğinizi emziriyorsanız...
    Sorunsuz bir hamilelik geçirmeniz, sizin ve bebeğinizin sağlığı için bu dönemlerde vitamin takviyesi gerekir. Sizin için en gerekli vitamin ve mineraller folik asit, A, C, E, B6, B12 vitaminleri ile demir ve kalsiyumdur.

    Doğum kontrol hapı kullanıyorsanız...
    Oral kontraseptiflerdeki östrojen, vücudunuzun vitamin dengesini bozar ve bazı vitaminlerin tükenmesine neden olur. Bu nedenle, doğum kontrol hapı kullandığınız dönemde folik asit ve B6 vitamini almanız gerekir.

    Menopoz dönemindeyseniz...
    Bu dönemde değişen hormonal denge nedeniyle, vücudunuzun kalsiyum ihtiyacı artar. Kalsiyumun vücudunuz tarafından kullanılabilmesi için mutlaka yanında D vitamini almalısınız.

    Büyüme ve gelişme çağındaysanız...
    Gelişme çağı, besin gereksinimin son derece arttığı bir dönemdir. Yoğun enerji harcanması ve vücut gelişiminin hızlanması, vitamin gereksinimini artırır. Bu çağda en gerekli vitaminler B ve C vitaminleri ile bazı minerallerdir.

    60 yaşın üzerindeyseniz...
    Bu dönemde bağırsakların vitaminleri emme işlevinin azalması ve sağlıklı besin hazırlama konusundaki ilgisizlik, vitamin eksikliğine neden olur. Sizin için en gerekli vitamin ve mineraller E, C, B, demir ve kalsiyumdur.

    Spor yapıyorsanız...
    Egzersiz sırasında ve sonrasında vücudunuzun enerji gereksinimi artar. Sağlığınızı korumak için vitamin ihtiyacınızı karşılamalısınız. Sizin için alınması şart olan vitaminler
    C, E, ve B vitaminleridir.
    Görüldüğü gibi, çoğumuzun yaşam tarzı tek bir vitamin değil, birçok vitaminin kullanılmasını gerekli kılıyor.
    Kolesterolden Sonra Yeni Bir Düşman: Homosistein


    Vücudun kendi ürettiği proteinler hücrelere saldırıyor, damarları tıkıyor. Bunun nedeni genetik kusurlar ve vitamin eksikliği.
    Uzmanlar, vücutta oluşan zararlı madde “homosistein”i kolesterolden daha tehlikeli buluyor. Yapılan birçok araştırmadan aşağıda verilen çarpıcı sonuçlar çıkmaktadır.
    · ABD’deki tüm miyokard enfarktüslerinin yaklaşık % 40’ından homosistein sorumlu tutuluyor.
    · Tekrarlayan ven trombozları, homosistein düzeyi yüksek kişilerde iki ile üç kat daha sık görülmektedir.
    · İnme olaylarına ilişkin risk, kandaki homosistein düzeyi ile orantılı olarak artmaktadır.

    Hollandalı jinekologlar, homosisteinin amniyon sıvısında fetüse zarar verdiği ve düşüklere zemin hazırladığı konusunda görüş birliği içerisindedir. Kaliforniya’da yapılan son çalışmalar ise dudak-damak yarıklarının % 50’ye yakın bir kısmından homosisteninin sorumlu olduğuna işaret etmektedir. Amerikalı araştırmacılar depresyonlu veya kanserli hastalarda yüksek kan homosistein düzeyine rastlandığını bildirmektedir. Genetik bir kusur, protein sindirimi sırasında oluşan homosisteini normal koşullarda zararsız hale getiren enzimlerin işlevselliğini bozmaktadır. Genetik kusurun söz konusu olduğu insanların yanı sıra, özellikla yaşlılarda da homosistein kan düzeyi yüksek bulunmuştur.
    Biyokimyasal kurtuluş yolu
    Homosisteinin de kolesterolde olduğu gibi ancak çok sıkı bir diyetle düşürülebileceği fikrinden rahatsız olanlar için uzmanların iyi bir haberi var: B6, B12 vitaminleri ve folik asit, homosisteini etkili şekilde ve yan etkiye yol açıkmaksızın saf dışı bırakıyor. Üç günlük bir vitamin tedavisi bile yüksek homosistein kan düzeylerine anlamlı şekilde düşürmek için yeterli olabiliyor.



    Vitaminlerle İlgili Sorular ve Yanıtlar


    Soru: Vitaminler şişmanlatır mı?
    Cevap: Hayır
    ; kalori değerleri yoktur. Fakat, vitamin preparatları ince bir şeker tabakasıyla kaplandıklarından, birkaç kalori içermektedir. Bu miktar, ihmal edilebilir düzeydedir.
    Soru: Vitamin preparatları iştah açar mı?
    Cevap: Başta A, B1 ve C olmak üzere yeterince vitamin alınmadığında iştahta azalma meydana gelir ve vitamin alınmaya başlanmasıyla birlikte iştah artışı olur. Vitamin dengenizde bozukluk yoksa, ekstra vitamin almanızın iştahınıza hiçbir etkisi olmaz.


    Soru: Vücut, gereksinimi olan vitamini kendisi üretebilir mi?
    Cevap: Hayır; az miktarda D vitamini ve niasin dışında vücutta vitamin yapımı söz konusu değildir. Bu nedenle vitaminleri besinlerle dışarıdan almak durumundayız.
    Soru: Taze sebze ve meyvelerin vitamin içerikleri değişken midir?
    Cevap: Evet; hem de çok. İklim ve toprak, ürünün olgun olup olmayışı, ürünü toplama yöntemleri, taşınması ve depolanması gibi pek çok etmen, vitamin içeriğini etkiler.
    Soru: Kilolu kişilerde de vitamin eksikliği olabilir mi?
    Cevap: Evet; kalori yönünden zengin besinler, vitamin içeriği yönünden fakir olabildiğinden, kilolu kişilerde de vitamin eksikliği söz konusu olabilir. Karbonhidrat ya da yağ oranı yüksek bir diyet, vücutta kilo artışına yol açarken, vitamin gereksinimini de artırır.
    Soru: Vitamin alımının özellikle önemli olduğu dönemler ya da vitamin gereksinimini artıran alışkanlıklar var mıdır?
    Cevap: Evet. Ergenlik çağındakiler, yaşlılar, rejim yapanlar ve alkolikler genellikle iyi beslenemediklerinden yeterli düzeyde vitamin alamazlar. Gebe ve emzikli kadınlar, sigara içenler ve doğum kontrol hapı kullananların vitamin gereksinimleri fazladır. Bu nedenle doktorlar, latent vitamin eksikliğini önlemek üzere bu kişilere vitamin ve mineral içeren preparatlar kullanmalarını tavsiye ederler.
    Soru: Kilo vermek amacıyla rejim uygularken, yeterince vitamin alabiliyor muyuz?
    Cevap: Kilo vermek amacıyla bilinçli bir rejim uygulamak, sanıldığı kadar kolay değildir. Diyetisyenler, günlük 67000kj (1600 kalori) ya da bunun da altında kalori içeren günlük diyetle, vitamin ihtiyacımızı karşılayamayacağımız görüşündeler. Ayrıca, zayıflama rejimlerinin pek çoğu tek yönlü beslenmeye yönelik olduğundan, rejim yapan bir kişinin gereksinim duyduğu vitamin miktarını besinlerle karşılayabilmesi mümkün olmamaktadır. Bu nedenle, özellikle uzun süreli bir rejim programı uygulayanlara vitamin preparatları önerilir.

    Soru: Vitamin eksikliğine yaşlılarda neden sık rastlanır?
    Cevap: Yaşlılar genellikle pek iştahlı değildirler ve az yerler. Bunun dışında, dişlerle ilgili sorunlar, parasızlık ve yalnızlık nedeniyle beslenmeye yeterince özen göstermeme gibi nedenler de yaşlıların yeterince vitamin alamayışında etkendir. İleri yaşlarda, barsaklardan vitamin emilimi de bozulduğundan, vitamin içeriği artırılmış besinler ya da vitamin preparatları kullanılmalıdır.
    Soru: Doğum kontrol haplarının vitamin gereksinimini artırdığı doğru mudur?
    Cevap: Doğun kontrol haplarındaki östrojenin, başta B6 olmak üzere vitamin dengesini bozduğu bilinmektedir. Östrojen içeriği yüksek doğum kontrol hapları kullanıyorsanız, B6 ve folik asit içeren preparatlar kullanmanız gerekebilir. Vitamin kullanımına başlamadan önce doktorunuza danışın.

    Soru: Sigara içenlerin C vitamini gereksinimi normalden fazla mıdır?
    Cevap: Evet. Sigara içenler, daha fazla C vitamini yakarlar. Araştırma sonuçları, sigara tiryakilerinin (günde en az 20 sigara içenler) içmeyenlere oranla % 40 daha fazla C vitaminine gereksinim duyduğunu göstermiştir.

    Soru: Alkollü içkiler, almamız gereken vitamin miktarını etkiler mi?
    Cevap: Sürekli ve fazla miktarda alkol tüketimi, başta C, B1, B6 ve folik asit olmak üzere vitamin emilim ve kullanımını bozar. Bundan başka, fazla miktarda alkolle alınan yüksek kalori, iştahta azalmaya yol açarak, yiyecek tüketimi, dolayısıyla da vitamin alımında azalmaya neden olur. Bu gibi durumlarda vücudun vitamin açığını kapatmak için vitamin preparatları alınması gerekir. Bununla birlikte vitaminler, alkolizmin yarattığı diğer sorunların ortadan kaldırılmasında hiçbir etkisi yoktur.



    Soru: Doğal ve yapay vitaminler arasında fark var mıdır?
    Cevap: Hayır. Sentetik vitaminler, besinlerdeki vitaminlerle aynı kimyasal yapıya sahiptirler. Vücudunuz için vitaminin ne şekilde yapılmış olduğu önemli değildir.
    Soru: Bir B vitamini kompleksi ya da multi vitamin kullanırken niçin insanın idrarı parlak ve sarı bir renk alır?
    Cevap: Bundan endişelenecek hiçbir şey yoktur. Eğer vücudunuzun kullanabileceğinden daha fazla miktarda vitamin almaktaysanız, artan miktar direkt olarak idrara çıkacaktır. Bu renkle, özellikle yüksek miktarda B2 vitamini (riboflavin) alındığında karşılaşılır.
    Soru: Vitaminleri neden sık olarak kozmetiklerin içinde görmekteyiz?
    Cevap: A, E vitaminlerive pantenol sağlıklı bir cilt için çok önemlidir. Örneğin A vitamini deri hücrelerinin rejenerasyonunu artırır; E vitamini ultraviyole ışığının negatif etkilerine karşı koruma sağlar ve derideki nemi tutar; pantenol de derinin kurumasını önler ve antienflamatuvar etki gösterir.

    Soru: Bir atlet, vitamin hapları aldığı zaman doping yapmış olur mu?
    Cevap: Hayır. Vitaminler kişiyi formda tutmaya yarayabilir, fakat performansı normal fiziksel sınırların ötesine taşıyamaz.

    Soru: Vitaminlerin, vücuttaki tehlikeli “serbest radikaller” ile savaştığı konusunda her
    geçen gün daha fazla şey duyuyoruz. Bunan anlamı nedir?
    Cevap: Serbest radikaller, hava kirliliği, sigara ve diğer birçok başka faktörle oluşan reaktif ve saldırgan maddelerdir. Bazı koşullarda tehhikeli olabilmektedirler, çünkü fazla miktarda yapıldıklarında vücut doku ve hücrelerine saldırarak oksidasyona neden olabilirler. Son araştırmalar, C ve E vitaminleri ve beta-karotenin, birçok vücut dokusunu serbest radikallere karşı koruduğunu ortaya koymuştur.

    Soru: Vücudumuz için gerekli olan vitaminlerin tümünü besinlerle alabilir miyiz?
    Cevap: Evet; eğer yeterli ve dengeli besleniyorsanız gereken tüm vitamini besinlerle almanız mümkündür. Günde 4 porsiyon sebze ve meyve, 4 porsiyon hububat, 2 porsiyon süt veya süt ürünleri, 2 porsiyon et ve yumurta gibi protein içeriği zengin besinler alındığında, gerekli tüm vitaminler alınmış olur. Diyetiniz bu dört besin grubundan herhangi birini içermiyorsa, ya da her birinden çok az miktarda yiyorsanız, gereksiniminiz olan vitaminlerin tümünü besinlerden almanız mümkün olmaz.
    Soru: Gizli vitamin eksikliği nedir?
    Cevap: Gizli vitamin eksikliği kendini huzursuzluk, iştahsızlık ve yorgunluk gibi spesifik olmayan semptomlarla belli eder. Kısa ya da orta dönemde genel durumun bozulmasına neden olur, uzun dönemde kronik hastalık gelişimine yol açar.

    Soru: Vitamin eksikliğine yol açan nedenler nelerdir?
    Cevap:
    · Yoksulluk ya da sıkı rejim nedeniyle yetersiz beslenme.
    · Bilgisizlik, beslenmeyle ilgili tabu ya da alışkanlıklar, dişlerle ilgili sorunlar yada apati nedeniyle dengesiz beslenme.
    · Büyüme çağındaki çocuklarda, sigara içenlerde, doğum kontrol hapı kullananlarda, hamilelikve laktasyonda, ciddi enfeksiyonlarda veya uzun süreli ilaç tedavisi sırasında vitamin gereksinimin artması.
    · Yaşlılar, alkolikler ve uzun süre ilaç tedavisi altında olanlarda meydana gelen sindirimve emilim bozuklukları nedeniyle vitamin eksikliği ortaaya çıkabilir.

    Soru: İlaç kullanımı vitamin gereksinimini etkiler mi?
    Cevap: Evet. Bazı ilaçların düzenli olarak kullanımı, vitaminlerin emilim, kullanım, depolanım ve atılımını etkileyebileceğinden, vücudun vitamin dengesini bozabilir. Bu ilaçlar arasında antibiyotikler (B2 ve C vitamini gereksinimini etkiler), oral kontraseptifler (B6 ve folikasit), trankilizanlar (B2), ağrı kesiciler (folik asıt, C vitamini) ve diüretikler (folik asit) sayılabilir.
    Soru: Kadınlar, erkeklere oranla beslenme bozukluklarına daha mı duyarlıdırlar?
    Cevap: Kadınlar, genel olarak risk faktörlerine erkeklerden daha çok maruz kaldıklarından, beslenme bozukluklarına da erkeklerden daha duyarlı oldukları söylenebilir. Öncelikle, kadınların çoğunun kalori gereksinimi ve aldıkları kalori miktarı erkeklerden azdır. Bu nedenle, yeterli vitamin ve mineral alımını sağlayabilmek için, besinsel içeriği yoğun bir diyet uygulamaları gerekir. Kadınların kalsiyum ve demir gereksinimi erkeklerden fazladır. Gebelik, laktasyon ve oral kontraseptif kullanımı vücudun vitamin dengesini bozar; vitamin eksikliği, bazı kadınların yakındığı premenstrüel şikayetlere de neden olabilir.

    Soru: B6 vitamini premenstrüelsendrom semptomlarını giderebilir mi?
    Cevap: Memelerde hassasiyet, baş ağrısı, tansiyon, huzursuzluk ve gaz oluşumu gibi premenstrüel semptomları geçici hormonal dengesizliğe bağlıdır ve daha fazla B6 vitaminlerine erek duyulur. B6 tedavisi çoğu zaman başarılı sonuç vermektedir.

    Soru: Güneş altında yeterli süre kalındığında vücudun D vitamin gereksinimi
    karşılanmış olur mu?
    Cevap: Normal bir yetişkinin D vitamini gereksinimi, yeterli süre güneş ışığı alınmasıyla karşılanabilir. D vitamini, iskelet yapısının oluşumu ve gelişiminde çok önemli role sahip olduğundan, bebeklerin, çocukların, hamile ve emzikli kadınların D vitamini ihtiyaçları daha fazladır. Son zamanlarda yapılan araştırmalar, derinin zamanla D vitamini sentezleme yetisini kaybettiğini gösterdiğinden, yaşlıların da D vitamini takviyesine gereksinimi olduğu anlaşılmıştır.

    Günlük Su İhtiyacımız En Az 2.5 Litre


    Yetişkin bir insanın vücut ağırlığının yüzde 59’u sudan meydana gelir. Yaşam için gerekli bir besin öğesi olan su; dışardan alınan besinlerin sindirimi, emilimi, hücrelere taşınması ve metabolizmasında yer alır. Vücudumuzda oluşan atık maddeler su tarafından dışarıya atılır. Ayrıca su, vücut ısısının denetimini sağlar ve elektrolit dengesini korur.

    Spor yapmayanların normalde günlük su kaybı 2.5 litre kadardır. Spor yapanlarda ise harcadıkları enerji oranında artar. Yapılan 45 dakikalık bir egzersiz sonucu vücut ağırlığında 2-2.5 kg’lık bir azalma görülür. Bu rakam, yapılan sporun cinsine, hava ısısına ve kişiye göre değişebilir. Örneğin, 10 bin metre koşusunda 1.5 kg iken, maratonda 4 kg kadardır. Bu kayıpların büyük bir kısmı sudur ve en kısa sürede yerine koyulmalıdır.

    Spor Yaparken Su İhtiyacı Artar
    Su, spor yaparken performansımızı kısa sürede olumlu ya da olumsuz etkileyebilir. Bu nedenle, hiçbir şekilde suyu kısıtlamamalı ve susama hissetmesek bile su içmeliyiz. Ayrıca spor yaparken karbonhidrat ve elektrolit katkılı su da kullanabiliriz. Fakat bu maddelerin emilimi, boşalma süresini aşarsa ishale yol açabilir.

    Ne Zaman, Ne Kadar Su?
    Spor yapan kişi günlük sıvı gereksinimi dışında antrenman ve müsabakalar sırasında kaybettiği suyu da mutlaka yerine koymalıdır. Sportif bir aktiviteden yaklaşık bir saat önce içilebildiği kadar su mutlaka içilmelidir. Bu süre, suyun mesaneden atılabilmesi ve kişiye rahatsızlık vermemesi açısından önemlidir. Aktivitenin hemen öncesinde ve yapıldığı sırada 15-20 dakika aralıklarla 100-150 ml (yaklaşık yarım bardak) su alınması yeterlidir. Egzersizden sonra ise egzersizin ağırlığına bağlı olarak 1-3 bardak su mutlaka içilmelidir.




    Hangi Hastalığa Hangi Yiyecek


    Hangi Hastalığa Hangi Yiyecekler
    Doğa bir eczane gibidir! Tahıl, sebze ya da meyvelerde bulunan çeşitli maddeler, vitaminler; depresyondan tansiyona birçok hastalığa iyi gelir. Urfa'nın acı pul biberinin cilde yararlı, teni güzelleştiren maddeler içerdiğini, İlaçta aspirin neyse, yiyecekler içinde elmanın da o, olduğunu söyleyen Londra Üniversitesi uzmanlarının hazırladığı doğal savaş programında hangi hastalığa karşı neler yemeniz gerektiği anlatılıyor.
    GRİP
    Satsuma: (Küçük portakal) İçerdiği folik asit ve C vitamini sayesinde öksürüğü ve kanlı tükürükleri keser. Ayrıca kan pıhtılaşmasına karşı en etkin doğal yiyecek olduğu için ileri yaşlarda felç ya da kalp krizi riskini de azaltır.




    Tarçın: Yemeklere girmiş olabilecek E-coli bakterisinin vücutta yayılmasını engeller. Mideyi düzene sokar. Kusmayı engeller. Hatta bal ya da limon suyuyla birlikte alındığında boğazdaki yanmaları keser.
    Hardal: İçindeki singrin maddesi, midenin gaz çıkarmasına yardımcı olur. Sindirim sistemini düzenler, mide ağrılarını giderir. En fazla bir çay kaşığı alınmalıdır.
    Nane: İçerdiği mentol, midenin normalleşmesine neden olur. Vücuda giren grip mikrobuna karşı savaştığı gibi, ileri yaşlarda ülsere yakalanma riskini de azaltır. Nane çayı, baş ağrısı, grip, stres gibi hastalıkların yanı sıra mide yanmasına da bire birdir.
    DEPRESYON
    Avokado: Sindirimi çok rahat olan bu meyvayı özellikle yeni doğmuş bebeklerin ilk maması olarak tavsiye ederiz. İçerdiği E vitamini kalbe iyi gelir, yüksek potasyum da dinç tutar ve insanı depresyona sokan uyuşukluluk ve rahatlığı üzerinden atar. Vücudun kolesterol oranını ayarlar. Teninizin sürekli hücre yenilemesine neden olur. (Zayıflamak isteyenler dikkat: Yağ oranı bir çikolata kadar yüksek olan avokadoyu yememenizi öneririz.)
    Çikolata: Sütlü çikolataları tercih edin. Çünkü içerdiği kakao yağı, magnezyum, E vitamini beynin kendisini yenilemesine ve psikolojik rahatlık sağlamasına yardımcı olur. Migreni olanlar çikolatadan uzak durmalıdır.
    İstiridye: İçindeki demir, sperm sayısını ve insanın seks gücünü artırır. A, B12 ve C vitaminleri içerir. Beyin için en faydalı yiyecek olan istiridye, enerji verir. (Dikkat: Kolesterol oranı birçok balığın iki katıdır.)
    Patates: Orta boy bir patates,bir insanın bir gün içinde alması gereken C vitaminini içerir. Beyindeki serotonin adlı kimyasal maddenin kendisini yenilemesini sağlar.
    İDRAR YOLLARI
    Nane: İdrar söktürücü özelliğe sahiptir. İçerdiği mentol, midenin normal işlevini görmesine neden olur. Vücuda giren grip mikrobuna karşı savaştığı gibi, ileri yaşlarda ülsere yakalanma riskini de azaltır. Sabahları mide bulantısını keser. Nane çayı, baş ağrısı, stres gibi hastalıkların yanı sıra mide yanmasına da bire birdir. Ancak nane çayını aç karnına değil, tok karnına içiniz.
    Elma: İçindeki C vitamini ve pektin oldukça faydalıdır. Kolesterolü düşürür, sindirim sistemini düzenler ve idrar ve hacet yollarındaki sorunları giderir.
    Kepekli ekmek: B3 vitamini, demir, potasyum ve folik asit içerir. Çok fazlası idrar yollarına zarar verirken, günde 2 dilim yemek iyi gelir.


    ALERJİ
    Kayısı: İçindeki betakarotene adlı madde hücrelere saldıran molekülleri kontrol altına alarak,kanseri önler. Bir kayısı ne kadar parlaksa, içindeki betakarotene oranı o kadar yüksektir. İçerdiği kalsiyum ve magnezyum, gırtlak yanmalarını engeller. Kuru kayısıya rengi bozulmasın diye eklenen sülfür dioksit, astım gibi alerjilere iyi gelir.
    HEMOROİD (BASUR)
    Hindistan cevizi: İçerdiği myristin adlı madde kusmayı engeller, basur tedavisinde birebirdir. (Dikkat! Ancak fazlası basur için tehlikelidir.)
    KARIN AĞRISI
    Papatya çayı: Bağırsak yollarında toplanan gazı çıkartır, sindirim sistemini düzenler, mide ağrısını keser.
    KARACİĞER
    Enginar: Cynarine adlı madde sayesinde en sert yiyecekleri dahi sindirimine yardımcı olur.Karaciğer hastalarının yanı sıra romatizma, artirit ve gut hastalığına yakalananlarla, hamilelere şiddetle tavsiye ederiz.
    Meyan kökü: Dünya üzerinde birçok kabile yüzyıllardır ülser, artirit, bronşit ve karaciğer rahatsızlıklarına karşı meyan kökünü "doğal ilaç" olarak kullanır. Adrenalini yükseltir, insanın strese girmesini engeller, kan basıncını düşürür.
    Zerdeçal: Karaciğer rahatsızlıklarının yanı sıra sindirime de yardımcı olur.
    DİŞ
    Ekmek: Şekerli yiyecek yenildiğinde içindeki asitler dişlere her 20 dakikada bir saldırır. Ekmek,dişleri korur. Gün boyunca 6 ila 11 dilim ekmek yiyin.
    Meyve: (Her çeşit) Günde 2 ila 4 öğün meyve tüketin.
    Sebze: (Her çeşit) Günde 3 ila 5 öğün tüketin.
    Yoğurt veya beyaz peynir: Eğer yemekler arası atıştırırken diş sağlığınızı düşünüyorsanız,kalsiyum deposu olan bu iki yiyeceği tercih edin.
    Muz: Yüksek miktarda karbonhidrat içerir. Zengin bir potasyum kaynağıdır. Bu mineral, kalbin düzenli olarak çalışmasını ve tansiyonun düzenli olmasını sağlar.
    TANSİYON
    Rezene: İçerdiği potasyum sayesinde tansiyonu düzenler. Sağlıklı kan hücreleri için gerekli olan folik asidi de bol miktarda bulundurur. Rezene çayı sindirim için iyidir.
    Tahıl: Kan damarlarını gevşeten ve rahatlatan bir tür fotosentez kimyasal maddesi içeriyor. Bu sayede kanın damarlardan daha rahat geçmesini sağlıyor. Tahıl yemek sebzelere oranla vücutta daha fazla kalori yakılmasını sağlar. Kalorinin azalması tansiyonu düzenler.
    Un: Yapıldığı tahılın besin değerlerini içerir. B vitaminleri, E vitamini, demir ve magnezyum açısından oldukça zengindir.
    Karaciğer: Sağlıklı bir bağışıklık sistemi, cilt ve keskin gözler için gerekli olan A vitamini açısından zengindir. Küçük bir porsiyonu günlük A vitamini ve demir ile aylık B12 vitamini ihtiyacını giderir.
    SİNDİRİM SORUNLARI
    Arpa: İçerdiği kalsiyum ve potasyum gibi mineraller ile B vitamini vücuda direnç kazandırır.Ayrıca ABD'deki bir araştırma, 6 ay boyunca her gün arpa ürünü şeylerin yenmesinin kolesterol oranını yüzde 15 düşürdüğünü kanıtladı.
    Yoğurt: Günde 150 gram yoğurt vücudun bir günlük kalsiyum ihtiyacını karşılar. Meyvalı yoğurtlara 3 çay kaşığı şeker eklendiği için şeker oranları daha yüksektir. Yoğurttaki potasyum, kan basıncı ve kalp atışlarını düzenler. Midenin yiyecekleri düzenli olarak öğütmesini sağlar...
    KİLO KAYBI
    Çikolatalı puding: Bu sayede vücuttaki kan istediği protein ve mineralleri alır. İngiliz Sağlık Bakanlığı, kilo kaybı yaşayanların günde 3 kez 1 hafta boyunca puding yemesini tavsiye ediyor.
    Peynir: 100 gramında 78 kalori bulunuyor.
    Yumurta: Günde 2 yumurta kadınların günlük protein ihtiyacının 4'te 1'ini, erkeğin ise 5'te birini karşılar. A,D,E ve B vitaminleri içeren yumurtadaki selenyum maddesi, bebeklerde sindirim sorunlarını çözer, yetişkinleri de kansere karşı korur.
    Dondurma: Günde 2 top vanilyalı dondurma yemek, insan vücudunun günlük protein ihtiyacının yüzde 20'sini karşılar.
    Salam: B vitamini, demir, sodyum ve potasyum deposudur.
    MENOPOZ
    Nohut: Sebze hormonu "fitoöstrojen" içerir. Bunlar östrojenin vücuttaki etkilerini dengeler ve menopozun yarattığı etkilere karşı korur. Sebze proteininin en zengin kaynaklarından birisidir.
    Kola: Kafein vücudun yorgunluğunu alır ve konsantrasyonu sağlar.
    Üzüm: İçerdiği "elajik" asit sayesinde menopozun neden olduğu kemik erimesine karşı korur. Kandaki östrojen seviyesini yükselterek de menopoz semptomlarını en aza indirir.
    Kuru erik: Sadece iki-üç adet yemek dahi vücudun ihtiyacı olan antioksidanları karşılar. İdrar yolları kaslarını rahatlatır. Bu da kolon kanserine karşı korur. Demir, A vitamini, B6 vitamini ve potasyum içerir. İçerdiği yüksek orandaki bor minerali sayesinde menopoz dönemindeki kadınlarda östrojen seviyesini dengede tutar.
    Tatlı patates: Adrenal salgılayan bezleri güçlendirerek vücuda enerji sağlar. Fosfor, magnezyum, kalsiyum, C vitamini, potasyum ve folik asit içerir.
    ROMATİZMA
    Enginar: Vücuttaki zehiri atma etkisi sayesinde başta romatizma olmak üzere gut hastalığı ve eklem yanmasına karşı birebirdir. Folik asit ve potasyum kemikleri güçlendirir.
    Domates: C vitamini boldur.
    Tahıl: İçerdiği doğal kimyasallar, romatizmanın yol açtığı eklem yanmaları ve romatizmal ağrıları hafifletir.
    Kekik: Timol adı verilen bir tür doğal yağ, vücuttaki diğer yağların parçalanmalarını sağlar. Kekik yağı banyoda sürüldüğü zaman romatizma ağrılarını büyük oranda azaltır.
    Zencefil: Uyarıcı etkileri kan damarlarını genişletip kan dolaşımını artırarak romatizma ağrıları ve yanmaları yok eder.
    SİSTİT
    Kuşkonmaz: Folik asit, C ve E vitaminleri içerir. Yenilen besinlerin vücuttaki zehirli kalıntılarını atmayı sağlar. Karaciğer ve böbreklerin çalışmasını kolaylaştırır, destekler. Bu nedenle doktorlar, sistit hastalarının mutlaka kuşkonmaz yemeleri gerektiğini söylüyor.
    KANSIZLIK
    Hurma: Türüne göre değişse de hurmaların birçoğu yüksek oranda demir içerir. Besin değeri yüksek ve önemli bir enerji kaynağıdırlar. Doğal müshil etkisine sahiptir. Kurutulmuş olanlarına göre daha yüksek oranda su ve daha düşük kalori içerir.
    İDRAR VE BÖBREK
    Pancar: Böbrekleri çalıştırır. Önemli bir potasyum kaynağıdır. Vücuttaki tuz oranını dengeler. Bu sayede böbrekler ve idrar yollarının çalışmasını destekler.
    Kavun: Orta boy bir kavunun yarısı, günlük C vitamini ihtiyacını tamamen karşılar. A vitamini ve betakaroten içerir. Bunlar antioksidan, yani vücudu temizleyici etkiye sahiptir. Böbrekleri rahatlatır. Yüksek miktarda su ve düşük miktarda kalori içerir.
    DİYABET
    Kuru fasulye: Lif açısından zengin bir besindir. Bu da diyabet riskini büyük oranda azaltır.İçerdiği karbonhidratları vücudun şekere dönüştürmesi uzun sürer.
    Mercimek: B vitamini, demir, kalsiyum, potasyum, fosfor ve magnezyum içerir. Çözünebilir lif içermesi sayesinde kandaki kolesterol oranını düşürür. Bu nedenle diyabet ve kalp hastaları için kaçınılmaz bir besindir.
    BAŞ AĞRISI
    Nane: Nane çayı baş ağrılarını dindirmek için birebirdir. İçerdiği mentol ve mentol doğal yağları sayesinde mideyi rahatlatma etkisine de sahiptir.
    Biberiye: Kimyasal içerikleri sayesinde doğal bir ağrı kesici görevi görür.
    Çikolata: Doğal antidepresan özelliği vardır. Çikolata magnezyum ve demir içerir. Sinirleri gevşetici özelliği sayesinde baş ağrısını dindirir.
  4. VÜCUT SU TUTMUŞSA
    Kuş üzümü: 100 gramı günlük C vitamini ihtiyacının tam 3 katını karşılar. Antibakteriyel ve yanmayı önleyici etkileri vardır. Zengin potasyum ve düşük tuz içeriği, dehidratasyonu olanlar için önemli bir doğal ilaçtır.
    Kabak: 100 gram kabak günlük folik asit ihtiyacının 4'te birini karşılar. Yüksek orandaki potasyum sıvı-tuz dengesini sağlar.
    Tahıl: İdrar yollarını açıcı, çalıştırıcı ve rahatlatıcı etkileri sayesinde dehidratasyonu rahatsızlığı bulunanların mutlaka yemeleri gerekir. Mideyi rahatlatıcı özelliği vardır.
    EĞER MİDENİZ RAHATSIZSA
    Tarçın: Mide yanmalarını ve kusma hissini alır.
    Hindistan cevizi: Sütlü içeceklere eklendiği zaman mideyi gevşetici ve gazını alıcı bir etki yaratır. Mide bulantılarını önler.
    Lahana: Mayalanma sırasında laktik asit üretir. Bu da sindirim sistemindeki zararlı bakterileri öldürerek sindirime yardımcı olur.
    GUT (DAMLA HASTALIĞI)
    Hamsi: Omega-3 yağı açısından çok zengindir. Kolesterol seviyesini düşürür. Kanın pıhtılaşmasını önleyerek damar tıkanıklığı, kalp krizi ve dolayısıyla da felç geçirme riskini düşürür. Haftada en az 1 kez yemek gerekir. Kalp hastaları için bu miktar haftada 3-4 porsiyon olmalıdır.
    ADET SANCISI
    Muz: İçerdiği yüksek oranda B6 vitamini sayesinde kadınların adet dönemi sancılarını büyük oranda azaltır. Doğal bir ağrı kesici gibidir.
    Tarçın: Koli basilinin üremesini önler. Limon çayına balla birlikte eklenerek içildiğinde hem nezlenin yol açtığı boğaz ağrılarına hem de adet dönemi sancılarına iyi gelir.
    HAMİLELİK
    Enginar: Bol miktarda folik asit ve potasyum içerir. Düşük yağ oranı, sindirimi kolaylaştırıcı etkisi, antioksidan özellikleri sayesinde anne adayı ve bebeğin sağlığına önemli faydaları vardır.
    Böğürtlen: E vitamini içerir. Vücuttaki zararlı besin atıklarının temizlenmesini sağlar. C vitamini boldur. Cenini korur.
    ÇÖLYAK HASTALIĞI
    Kestane: Önemli bir enerji kaynağıdır. Kolayca sindirilebilir. Çölyak hastaları için buğday içermeyen un kaynağı olabilir. E ve B6 vitaminleri içerir. yağ oranları düşüktür.
    TİROİD
    Midye: Omega-3 yağı açısından zengin bir besin kaynağıdır. İçerdiği selenyum minerali tiroit bezlerinin normal işleyişi için gereklidir.
    FELÇ
    Turunçgiller: C vitamini zengini turunçgiller içerdikleri flavonoid adlı antioksidanlar sayesinde atardamarların, kalbin zarar görmesini önlüyor. Portakal içerdiği folik asit, kalp dostu potasyum ve kalsiyum sayesinde sağlıklı alyuvar hücrelerinin çoğalmasına neden oluyor.
    Hamsi: Kolesterolü düşüren ve kan pıhtılaşmasını önleyen Omega-3 bol bol var.
    ASTIM
    Soğan: Sarımsakla birlikte enfeksiyonlarla mücadele eder. Kükürt bileşimleri atardamarların zarar görmesini önler. Soğan; kemik erimesine de iyi geliyor.
    ARTİRİT
    Enginar: Enginarın en büyük özelliği toksinleri temizleme yeteneğidir. Bu nedenle artirit ve romatizması olan hastalara özellikle tavsiye ediliyor. Cynarine adlı madde, karaciğer ve safra kesesinin rahatsızlanmasını engelliyor.
    STRES
    Mayan kökü: Antivirüs etkisi vardır. Karaciğeri korur. Adrenalin salgılanmasını dengeler. Stresle başa çıkabilmek için gerekli olan kortizol hormonunu salgılatır.
    ÜLSER
    Lahana: Ülseri olan kişiler için tonik, yani mideyi temizleyici etki yaratır. Yüksek oranda C vitamini içerir. Kırmızı lahana vücutta antioksidan özelliğe sahip A vitamini içerir. Kanseri önleyici etkiye sahiptir.Çiğ olarak salatalara katılması tavsiye edilir.
    KEMİK ERİMESİ
    Kayısı: Yüksek oranda kalsiyum ve magnezyum içerir.
    Süt: Kalsiyum, protein, B2-A-E-D vitaminleri, folik asit, fosfor ve demir kaynağıdır. Kalsiyum, D vitamini ve fosfor ile birlikte kemikleri ve dişleri güçlendirmek için çalışır. Bunların eksikliği kemikleri eritir.
    ARAÇ TUTMASI
    Zencefil: Sindirime yardımcı olur. Mide bulantısını giderir. Enerjinizi artırır. Seyahatin ve otomobilde uzun süre gitmenin yol açtığı bulantı ve rahatsızlıkları azaltır.
    CİLT SORUNLARI
    Papatya: Bitkisel yağ ve kimyasallar içerir. Çay olarak içildiğinde sindirime yardımcı olur, karın ağrılarını dindirir. Sıcak bir banyonun ardından hazırlanacak papatya çayı torbaları, egzamanın neden olduğu kaşıntı ve yanmaları alır.
    Acı pul biber: Portakaldan 3 kat daha fazla oranda C vitamini içerir. Capsantin adlı kimyasal madde zona hastalığının neden olduğu ağrıları dindirmek için yapılan kremlerde kullanılır.
    Portakal suyu: Bir bardak portakal suyu günlük C vitamini ihtiyacınızın tamamını karşılar. İçindeki potasyum vücudun su dengesini korur; cildin kurumasını, kırışıklıkların meydana gelmesi önler.
    Portakal yağı:Susam yağıyla karıştırılarak kullanıldığında iyi bir cilt yağı elde edilir.Ayrıca;selülitli bölgelere portakal yağıyla masaj yapılması tavsiye edilir.
    LAKTOZ DAYANIKSIZLIĞI
    Badem: Yüksek oranda kalsiyum, magnezyum, potasyum, fosfor, E vitamini, B2 vitamini, antioksidan içerir. Bu nedenle laktoz (süt şekeri) dayanıksızlığı bulunan ve günlük gıdalar yiyemeyen kişiler için badem ideal bir besin kaynağıdır.


    KALP
    Bezelye: Haftada 10 porsiyon domatesli bezelye yemeği yiyen bir erkeğin, yemeyene oranla prostat kanserine yakalanma riski yüzde 35 daha az. B vitamini ve protein deposu olan bezelye, kalp için de çok önemli.
    Kepekli Ekmek: Kalp hastalıklarıyla bağırsak kanseri için faydalıdır.Günde 12 gramdan fazlası kişiye göre zararlı olabilir.
    Kiraz: 100 gramında 40 kalori bulunuyor. İçerdiği ellegic asit, vücudu kansere karşı korurken,kiraz kalp damarlarındaki normal bir kan dolaşımını sağlar. Çok kiraz yenmesi, gut hastalığına yakalanma riskini de düşürür.Günde 20 kiraz yemek 1 aspirin yerine geçiyor.
    Çikolata: E vitamini, magnezyum ve demir; kalp hastalıklarına yakalanma riskini düşürür. Günde en fazla 1 çikolata yiyin.
    Elma: Günde 5 adet yiyin.
    Mısır Gevreği: Günde 1 tabak yeterli.
    Salatalık: Diyet yapanların en büyük yardımcısı olan salatalık, kolesterolü düşürür. Kalbi güçlendirir. Unutmadan ekleyelim. Salatayı soymadan yiyin. Çünkü kalbi kuvvetlendiren madde, kabuğu ile derisi arasında bulunuyor.
    Yumurta: Tüm yiyecekler içinde en kaliteli proteini içerir. En önemli özelliği, kolesterol oranını düzenleyen lesitin maddesi içermesi. Tavada az yağda pişirilmiş yumurtayı tavsiye ederiz.
    Sarımsak: Mutfağınızdan eksik etmeyin. En az 1000 doğal tedavide kullanan sarımsak, sindirim sisteminden, kansere, kan dolaşımından kalp hastalıklarına kadar her şeye yaralı. Ancak hamileler dikkat olmalı. Aşırı sarımsak da kalp yanmaları ve çarpıntılarına yol açar. Günde bir diş yeter.
    Humus: E vitamini zengini humus, kanda kolesterol oranını da ayarlar.
    Kavun: Bir kavunun yarısı insan vücudunun günlük C vitamininin ihtiyacının tamamını, A vitaminin de yüzde 15'ini karşılar. Kavun, kalp ve böbrek hastalarının diyetlerinde sıkça kullanılan bir meyvedir.
    Süt:Tam bir kalsiyum, protein, folik asit, A, E ve D vitaminleriyle fosfor deposu. Çocuk ve genç ve hamilelerin günde en az yarım litre süt içmesi tavsiye ediliyor.
    Şeftali: Bir şeftali, günlük C vitamini ihtiyacınızın yarısını karşılar. Sindirimi kolay olan meyvanın koyu renklilerini tercih edin. Çünkü kabuğuna renk veren betakarotene maddesi, kalp ve kansere karşı faydalıdır.
    Pirinç: E ve B12 dışında tüm B vitaminleri ve potasyum içerir. Özellikle kolon ve bağırsak kanserlerine karşı faydalıdır.Kolesterolü düşürdüğünden kalbe iyi gelir.
    Tuz: Vücuttaki kan dolaşımını ve sinir sistemini düzenler. Mide kanseri, kemik erimesi, kalp sorunlarına bire birdir. İngiliz Sağlık Bakanlığı, halkına günde 9 gram tuzun kafi olduğunu, aşırısının vücuda zarar vereceğini açıkladı.
    Çay: Günde 2 bardak içilen çayla, 4 elma, 5 soğan, 7 portakal yemiş gibi kalp dostu antioksidan madde almış olursunuz. İngilizler, özellikle çocukların haftada en az 6 bardak sütlü çay içmesini öneriyor.
    Ton Balığı: Kolesterol ve tansiyonu düzenler. Anemi hastalığına karşı D ve B12 vitamini içerir. Birçok kansere karşı vücudu içerdiği nikotinik asitle korur. Bir konserve ton balığı vücudun D vitamini ihtiyacının tamamını karşılıyor.
    Hindi Eti: 125 gramı, vücudun günlük folik asit ihtiyacını karşılar. Folik asit, kan hücrelerinin yenilenmesine yardımcı olur.
    Karpuz: Bir dilimiyle günlük C vitamini ihtiyacınızın %80'nini karşılarsınız. İçerdiği potasyum, kan dolaşımını sağlar
    KANSER
    Kayısı: Antioksidan olan betakaroten açısından zengindir. Hücrelere ve dokulara zarar veren moleküllerin etkisini ortadan kaldırarak kansere karşı koruyucu etkisi vardır. Lifli olduğu için bağırsakları koruyucudur.
    Tahıllar: Arpa, mısır, buğday, yulaf gibi tahıllar B ve E vitamini, potasyum ve kalsiyum içerir. Kanserojen maddelerin vücuttan atılması sürecini hızlandırır. Tahıl ağırlıklı bir beslenme rejimi, bağırsak kanseri riskini yarı yarıya azaltıyor.
    Fasulye: Fasulye, C vitamini ve betakaroten gibi kalp hastalığı ve kanseri önleyen antioksidanlar açısından zengindir. B vitamini de seks hormonlarını kuvvetlendirir.
    Pancar: Demir ve folik asit açısından zengin olan pancar eski çağladan beri kan hastalıklarının tedavisinde kullanılmaktadır. Amerikalı uzmanlar pancar suyunun sarılık tedavisinde de etkili olduğunu belirtiyor.
    Lahana: Kanserli hücrelerin çoğalmasını önleyen karoten maddesi içerir.
    Havuç: Tam 40 araştırma havuç tüketimi arttıkça kanser riskinin azaldığını ortaya koymuştur. Bunun temel nedeni betakaroten, C ve E vitaminleri gibi antioksidanlar açısından zengin oluşudur.
    Nohut: Yağ düzeyi düşük olan ve kolesterol içermeyen nohut kalsiyum, magnezyum, fosfor, potasyum, bakır, manganez, betakaroten ve folik asit açısından zengindir. Göğüs kanserine karşı korur.
    İncir: Potasyum, demir ve kalsiyum içerir. Sindirim sistemine yardımcı olur. Eski çağlarda kanserli hücrelerin tedavisinde kullanılan incir, modern tıp tarafından da kansere karşı koruyucu olarak öneriliyor.
    Sarımsak: Bağışıklık sistemini güçlendirdiği ve kansere, yüksek kolesterole, kalp ve dolaşım sistemi hastalıklarına karşı koruyucu etkisi vardır.
    Fındık: Kalp krizine karşı koruyucu olan E vitamini açısından en zengin besinlerin başında gelir. Her gün yenilen bir avuç fındık kansere ve kırışıklıklara karşı koruyucudur.
    Mercimek: B vitamini, demir, kalsiyum, magnezyum, fosfor ve potasyum içerir. Lifli özelliği kandaki kolesterol oranını düşürür, şeker ve kalp hastaları için yararlıdır.
    Zeytinyağı: İçindeki omega yağ asitleri, kandaki kolesterol düzeyini dengede tutar. Antioksidan özelliği olan E vitamini açısından da zengindir. Bu sayede kalp krizi, felç, kanser ve erken yaşlanmaya karşı beyni koruyucu etkiye sahiptir.
    Soğan: Bağışıklık sistemini güçlendirir. İçerdiği allicin ve sülfür; mide ve bağırsak kanserine karşı koruyucu etkiye sahiptir. Son araştırmalar kemik erimesine karşı, peynir ve sütten daha etkili olduğunu göstermiştir.
    Şeftali: Teki bile insanın C vitamini ihtiyacının yüzde 50,sini karşılayabilir. Sindirimi kolaydır. Kansere ve kalp krizine karşı koruyucu olan betakaroten açısından da zengindir. Bir tanesinde 33 kalori vardır.
    Pirinç: Pirinç mükemmel bir enerji kaynağıdır. E ve B vitaminleri açısından zengindir. Bağırsak kanserine karşı koruyucu olan pirinç, kolesterolü düşürerek kalp krizi riskini de azaltır.
    Çilek: Kolesterol düzeyini düşürür ve sindirim sistemini düzenler. Ellegic asit adı verilen kanser savan bir maddeyi de içerir.
    Domates: Likopen açısından zengin ender bitkilerden biridir. Likopen, pankreas gibi çeşitli kanser hastalıklarını önleme konusunda hayati önemdedir. C vitamini açısından zengindir ve bağışıklık sistemini kuvvetlendirir. Lifli bir besin olması da bağırsak kanseri riskini azaltır.
    GÖZ
    Mısır: Zeaksantin adlı bir bitkisel bileşim içerir.Bu madde yaşa bağlı olarak gelişen görme bozukluklarını azaltır.
    Ispanak: Antioksidan özelliği taşıyan A vitaminine dönüşen betakaroten içerir. Sağlıklı gözler için gereklidir. Katarakt ve diğer göz tabakalarının bozulmasına karşı lutein maddesi de içerir.Pişirdikten sonra hemen tüketin; beklemesi halinde içindeki yararlı maddeler toksik maddelere dönüşebilir.
    BAĞIRSAK
    Elma: Protein, vitamin ve doğal kimyasallar sayesinde sindirime yardımcı olur. Sindirimi kolaylaştırır. Bağırsak sorunları çeken kişiler için dengeleyici ve normalleştirici besin olarak nitelenirler.

    Kalbinizin Dostları



    Bazı gıdaların damarları temizleyerek kandaki kolesterol oranını azalttığı ve kan basıncını düşürdüğü uzmanların ortak görüşü. Birbirinden yararlı özellikleriyle kalbinizle dost gıdalar aslında Türk mutfağının vazgeçilmez enstürmanları…
    Bu gıdaların dengeli tüketimi kalp sağlığı için yeterli değil. Sağlıklı bir kalp için en önemli şartın düzenli egzersizi ve spor yapmak olduğunu unutmayalım. Tğm bunlarla beraber özellikle çocuklarınıza küçük yaşta edindirilebilecek beslenme alışkanlığı da ilerleyen yaşlar için son derece hayati bir önem taşıyor. Işte Türk vazgeçilmezleri aynı zamanda kalbinizle dost gıdalar.
    Fındık
    Fındık yağ içerir, ama bu yağ kolesterol oranını düşüren mono doymamış yağdır. Ayrıca fındıkta damarları koruyan E vitamini bol miktarda bulunur çinko, lif ve magnezyum da bulunur. Bir avuç fındığa kuru üzüm katıp gün boyunca atıştırın. Sağlığınızı korumuş olacaksınız.

    Zeytinyağı
    Doymuş yağlar yerine, zeytinyağı kullanırsanız, kanınızdaki kolesterol miktarı azalır ve kan basıncınız düzene girer. İspanya’da yapılan deneyler, son derece yararlı olduğunu kanıtladı.

    Pirinç
    Pirincin kolesterol ile savaştığı biliniyor. Ayrıca pirinç bol miktarda E vitamini ve B vitamini içerir.

    Domates
    Domatesin kırmızı renk almasını sağlayan likopen isimli bileşim, damarlarda kolesterolün birikmesini nler. Özellikle domates salçasının kolesterole karşı iyi bir silah olduğunu belirtelim.

    Elma
    Günde bir elma yerseniz, kalp hastalıklarında korkmanıza gerek kalmaz. Elmada bulunan ve pectin adı verilen lif kendini kolesterole bağlar. Böylece kolesterolün damarlardan geçmesini önler. Elma düzenli olarak yenirse, kalp hastalığına yakalanma tehlikesi azalır. Bu meyvenin içerdiği vitaminlerde cabası.

    Soğan
    Soğan ve sarımsak kalbinizin sağlığı için canla başla savaşan yiyeceklerdir. Soğanın içerdiği maddeler, kolesterolün oksitlenip damarların duvarlarına zarar vermesini engelliyor.

    Tane Fasulye
    Kuru, tane fasulye türlerinin harika besinler oldukları kesin. Hergün 1-1/2 fincan kuru fasulye yerseniz, kısa sürede kanınızdaki kolesterol miktarı azalır. Ayrıca kuru fasulye kolesterol gibi damarları tıkayan başka maddelerin birikmelerini önler.

    Ispanak
    Ispanak demir içermesede kalp hastalıklarına ve yüksek tansiyona karşı birebirdir. Kolekterolün damarlara yerleşmesini önler. Ayrıca ıspanak, magnezyum ve potasyum gibi mineralleri içerir, kan basıncını düşürür.

    Sarmısak
    Sarmısak, kandaki kolesterol oranını düşürür. Kan pıhtılarının damarları tıkamasını engeller Araştırmacılara göre her gün bir diş sarmısak kalbi korumak için yeterli.

    Greyfurt
    Narenciye türündeki bu yararlı meyve 80 kalori içerir. Aynı zamanda bir C vitamini deposudur. Ayrıca içi pembe olan greyfurta renk veren madde damarları kolesterolün tahribatından koruyan bir antioksidandır.

    Yulaf
    Yulaf ve yulaf gevreği, kolesterolün bir numaralı düşmanlarıdır. Yulaftaki lif kendini kolesterole bağlar ve kolesterolü vücut sisteminden dışarı çıkarır. Günde 1-1/2 fincan yulaf yerseniz kanınızdaki kolesterol miktarı %20 oranında azalır.

    Çay
    Eskiden kalp hastalarının çay içmeleri yasaklanırdı. Günümüzde ise çayın kalp için son derece yararlı olduğu iddia ediliyor. Çayın içerdiği bir madde damarların çeperlerindeki kolesterolün birikmesini önler, ayrıca kan pıhtılarının damarları tıkama olasılığı azalır.



    Yağ Yakmanın Yolları


    Bir an önce forma girmek istiyorsanız, vereceğimiz küçük tüyoları dikkatlice okuyun. Çünkü bu öneriler sayesinde yaptığınız aktivite ne olursa olsun daha hızlı yağ yakabilir, istediğiniz gibi formda bir vücuda sahip olabilirsiniz.
    Canlanın.
    Günlük işlerinizi yaparken hareketli olun ve gideceğiniz yerlere mümkün olduğu kadar yürüyerek gidin. Örneğin kuru temizlemeciye giderken canlı ve hızlı bir tempoyla 30 dakika yürüdüğünüz zaman yaklaşık 120 kalori yakabilirsiniz. Bu, araba kullanmakla yakacağınız kalori miktarının tam iki katına eşittir.

    Çok yağ yaktıran kaslarınızı çalıştırın.
    Ne kadar çok kasınız çalışırsa, yaktığınız kalori miktarı o kadar çok demektir, sadece oturuyor olsanız bile. Eğer amacını yağlarınızdan kurtulmaksa, en çok yağ yakmanızı sağlayacak kaslarınızı çalıştırmanız gerekiyor ki; bunlar baldır, kalça ve göğüs kaslarınızdır.

    Sık sık hareket edin.
    Yapılan araştırmalar kendiliğinden gerçekleşen fiziksel aktivitelerin de kalori harcamanızı sağladığını gösteriyor. Örneğin ayak uçlarını yere vurmak ve elleri hareket ettirmek günde ekstradan 800 kalori yakmanızı sağlıyor.

    Aktif olun.
    Pasif misyoner pozisyonundan vazgeçin. Şehvetli bir sevişme dakikada 4,5 kalori yakmanızı sağlar.

    Gücünüzü arttırın.
    Aerobik çalışmanızda daha fazla kalori yakmak için ya yaptığınız egzersizin şiddetini ya da hızınızı arttırın. Örneğin koşu bandında çalışıyorsanız, yokuş çıkmak 50 kalori daha fazla yakmanızı sağlayacaktır.

    Müzik dinleyin.
    Müzik dinlemek, spor yaparken çok motive edici bir etkendir. Yapılan araştırmalar, müzikle egzersiz yapanların yüzde 25 daha uzun süre spor yaptıklarını gösteriyor. BU da doğal olarak daha çok kalori yakmanız anlamına geliyor.

    Isının ve gevşeyin.
    En istekli insanlar bile iş, egzersiz öncesi ve sonrası yapılan 5 – 10 dakikalık ısınma ve gevşeme hareketleri sırasında da kalori yakacağınızı biliyor musunuz? Örneğin yüzmeyle uğraşan biri, bu sırada fazladan 90 kalori yakabilir.

    Daha çok yiyin.
    Kalorilere, onları yıkmak için ihtiyacınız olduğunu unutmayın. Eğer uzun süre yemek yemezseniz, vücudunuz açlık alarmı verir ve metabolizmanız daha az kalori harcamak için yavaşlar. Bu yüzden öğün aralarında bir şeyler atıştırmaktan çekinmeyin. Yalnız bu yediklerinizin, salatalık, yoğurt gibi kalorisi düşük besinler olmasına dikkat edin.

    Erkeğinize masaj yapın.
    Bir saat süren uzun ve keyifli bir masaj yaparak 230 kalori yakabilirsiniz. Üstelik masaj sonrası geçireceğiniz tutkulu bir saat sırasında da 270 kalori yakabilirsiniz. Böylece hem eğlenceli birkaç saat geçirmiş hem de tam 500 kaloriden kurtulmuş olursunuz.

    Doğru yöntemi kullanın
    yaptığınız egzersiz ne olursa olsun, iyi sonuç almak için doğru bir şekilde yapmalısınız. Örneğin, kardiyo makinesinde kullandığınız teknik zayıfsa, bu harcadığınız kalorinin de az olmasına yol açar. Yapılan en yaygın hatalardan biri de merdiven çıkarken parmaklıklara tutunmaktır. Bu şekilde bacaklarınız yeteri kadar ağırlık taşımaz ve gereken eforu sarf edemezsiniz. Merdiven çıkarken dik durup, parmaklıklardan sadece denge sağlamak için yararlanmanız gerekir.

    Duş öncesi egzersiz yapın.
    Tuvaletin önünde durup, bir ayağınızı klozet kapağının üzerine koyun ve elinizle lavabodan destek alın. 15 kez oturup, kalkma egzersizi yapın. Daha sonra bacak değiştirip, hareketi tekrarlayın. Tek bacakla yapılan çömelme hareketi, iki bacakla yapılana göre daha çok kas yapar ve bu şekilde güz içinde daha çok kalori yakmış olursunuz.

    Periyodik olarak yürüyün.
    Sürekli yürüyenler yağ rezervlerini kullanırlar. Eğer sürekli yürümüyorsanız, hızlı tempolu yürüyüşünüz sırasında 5 dakikalık yürüme molası verin.günde sekiz saat yürürseniz, ekstradan 100 kalori yakabilirsiniz.

    İkişer ikişer çıkın.
    Asansör yerine merdiven kullanmanın kalori yakmaktaki yararı bilinen bir gerçek. Ancak basamakları birer birer yerine ikişer ikişer çıkarsanız, yüzde 55 daha fazla yağ yakmanız mümkün.

    Çılgınca öpüşün.
    Öpüşmek çok hoş bir kalori yakma yöntemi. Bir de işin içine tüm vücudunuzu katarsanız, yaktığınız kalori miktarı daha da artar.


    Hızınızı arttırın.
    Kardiyo çalışmalarınıza kısa süreli, turbo çıkışlar eklerseniz daha fazla kalori yakabilirsiniz. Örneğin bisiklete biniyorsanız, 10 kez bu tür çıkışları yapabilirsiniz. Böylece ekstradan 120 kalori yakabilirsiniz. Önce koşu temponuzda 2 dakika koşun. Sonra 1 dakika için hızınızı arttırın. 2 dakika için normal temponuza geri dönün, sonra yeniden hızlanın.Bu şekilde devam edebilirsiniz.

    Kendi yemeğinizi kendiniz yapın.
    Dışarıdan sipariş etmek yerine kendi yaratıcılığınız kullanmanız da yarar var. Mutfakta geçirdiğiniz bir saat yaklaşık 150 kalori yakmanızı sağlayacaktır. Blender yerine, el mikseri kullanabilirsiniz.

    Farklı egzersizler deneyin.
    Güçlendirici egzersizler ve kardiyovasküler egzersizi birleştirdiğinizde, normalden iki kat daha fazla kalori yakabilirsiniz. 5 dakika kardiyovasküler egzersizle başlayıp, güç gerektiren egzersize geçebilirler, daha sonra birkaç dakika için tekrar kardiyovasküler agzersiz yapabilirsiniz. Bu şekilde değişiklikler yaparak devam edebilir, 5 dakika kardiyo egzersizle çalışmanızı tamamlayabilirsiniz.

    Ev işinden kaçınmayın.
    Ne kadar sıkıcı olsa da en azından yakacağınız kalorileri düşünüp, temizlik yapabilirsiniz. Toz almak, yerleri silmek, süpürmek, yatakları toplamakla geçireceğiniz bir saat 200 kalori yakmanızı sağlayabilir.

    Benzininizi kendiniz doldurun.
    Görevlilerden rica edip, kendi işinizi kendiniz yapabilirsiniz. Böylece 25 kalori yakabilirsiniz.

    Günde iki kısa egzersiz yapın.
    Sabah ve akşam saatlerinde 20’şer dakikalık iki kısa egzersiz yaparsanız, metabolizmanızın egzersizden sonraki birkaç saat içinde canlı kalmasını sağlarsınız. Bu şekilde taktığınız kalori miktarı da ikiye katlanır.

    Susuz kalmayın.
    Su ihtiyacını karşılamak, daha uzun süre egzersiz yapmanızı, dolayısıyla kalori yakmanızı sağlar. Egzersiz sırasında vücut ağırlığınızın yüzde1’i oranında su kaybederseniz, daha çabuk yorulup, pes edersiniz.

    Aktiflikten vazgeçmeyin.
    Erkek arkadaşınızla buluştuğunuzda, size ne yapmak istediğinizi sorarsa, dans etmeye gitmek gibi aktivite seçin. Böylece saatte 180 kalori yakabilirsiniz. Ya da yüzmek, bowling oynamak gibi daha sportif faaliyetleri önerebilirsiniz.

    Duruşunuzu düzeltin.
    Oturabileceğiniz yerlerde asla yatmayın, ayakta durabileceğiniz yerlerde oturmayın ve dik durmaktan vazgeçmeyin. Çünkü bütün bunlar kaslarınız çalıştıran aktivitelerdir ve kalori yakmanızı sağlar.

    En çok yağ yaktıran 5 egzersizi deneyin.
    Eğer bütün bu önerilerin hangisini yapacağınız konusunda kararsızsanız, en çok yağ yakmanızı sağlayacak 5 egzersizden birini seçebilirsiniz.
    1
    . Kardiyo kikboks ( saatte yaklaşık 700 kalori )
    2. Koşma ( saatte yaklaşık 650 kalori )
    3. İp atlama ( saatte yaklaşık 590 kalori )
    4. Karate ( saatte yaklaşık 590 kalori )
    5. Kayak ( saatte yaklaşık 470 kalori )

    Kolesterol Yüksekliği


    Türk Kardiyoloji Derneği'nin yaptığı araştırmalara göre ülkemizde 9 milyon kişinin kolesterol düzeyi sınır değerlerin üzerinde bulunuyor. Kalıtımsal olarak ülkemizde iyi kolesterol düzeyinin de düşük olması kalp hastalıkları açısından önemli bir risk yaratıyor.
    Sağlık açısından kan kolesterol düzeyinin 200 mg/dl.'nin altında olması gerektiğine dikkat çekiliyor. Ancak kolesterol içeriği fazla olan gıdalarla beslenilmesi, şişmanlık, hareketsizlik, stres, tiroid bezinin az çalışması, şeker, böbrek yetmezliği gibi hastalıklar, hormon, idrar söktürücü ve bazı tansiyon ilaçları kolesterol düzeyini artırıyor.
    Fazla miktarda et, yağlı yemek ve hamur işlerinin tüketilmesinin kolesterol düzeyini artıracağına dikkat çekiliyor. Kurban Bayramı gibi et tüketiminin arttığı günlerde, özellikle diyet yapması gereken kronik sağlık sorunları olan kişiler için ciddi sağlık sorunları oluşabilmektedir. Bu dönemde, etin hem taze hem de yağ oranının fazla olması sorunu büyütüyor. Diğer taraftan bayram ziyaretlerinde etin yanında kandaki kolesterol oranını etkileyen hamur işi tatlılar, çikolatalar ikram ediliyor. Bunlara hareket azlığı da eklenince sağlık sorunlarının ortaya çıkma ihtimali artıyor. Özellikle kalp-damar hastalığı olanlarda, şeker ve böbrek hastalarında, ayrıca kolesterol tedavisi görenlerde vücudun dengesi bozuluyor. Şeker, tansiyon, kalp ilacı kullanan kişilerin bayramda ilaçlarını aksatmamalarını öneriyoruz.
    Fazla miktarda kalorili ve yağlı yiyeceklerin tüketilmesinin neden olabileceği sağlık sorunlarının dikkate alınarak diyetin kontrol edilmesi gerekiyor. Günlük tüketilen et, hem yağsız olmalı hem de miktarı azaltılmalıdır. Etin yanından diğer hazmı zor ve tatlılardan kaçınılmalı. Tansiyon ve kalp problemi olanlar bir kereden bir şey olmaz dememeli, tuzsuz ve yağsız et tercih etmelidirler. Sebze ve meyve yemeye özen gösterilmeli. Bol su içilmeli. Bu sayede et ve hamur işi gıdaların tüketilmesi de azaltılmış olur. Ayrıca sağlık durumu iyi olanları da düzenli yürüyüş yapmayı ihmal etmemeliler.
    Kolesterolün yüksek olmasının sakıncaları kan kolesterol düzeyindeki artış damar sertliğine neden olan başlıca faktörlerden biri. Damar sertliği de kalp hastalıklarının oluşumuna zemin hazırlıyor. Kolesterolün 200mg/dl'nin üzerinde olduğu kişilerde diğer risk faktörlerinin de olması bu süreci hızlandırıyor. Kolesterol yüksekliğinin yanısıra sigara içimi, şişmanlık, diyabet, tiroid bezi yetersizliği varsa risk ciddi olarak artıyor. İyi kolesterol seviyesinin düşüklüğü; az spor ve az yürüyüş yapmak da tehlikeyi büyütüyor. Bu nedenle fazla kiloların verilmesini, düzenli egzersiz yapılmasını, kolesterol düzeyi yüksek yiyeceklerden uzak durulmasını öneriyoruz.
    Kilo Vermenin 50 Farklı Yolu


    İşte size 3-4 kilo vermenin 50 değişik yolu. Beğendiğiniz birini deneyin. Eğer biri işe yaramazsa, bir diğerine geçin. İpuçlarından birini bir ay boyunca düzenli olarak uygulan bakalım, kaç kilo vereceksiniz?
    1- Tamamen unutun; Sık yediğiniz, yağ oranı yüksek bir yiyeceği seçin ve onu 40 gün için tamamen unutun. Bu süre sonunda o yiyeceğin tadı ağzınızdan silinecektir.
    2- Yiyeceklerinizin miktarını azaltın; Her zaman yediğiniz miktarı indirin. Hala istediğiniz şeyi yiyor olacaksınız. Büyük bir ihtimalle kendinizi aç hissetmeyeceksiniz ve her gün esaslı bir şekilde kalori tasarrufu ettiğinizi göreceksiniz.
    3- Aynı tadı verenler arasında her zaman daha düşük kalorilisini seçin; Örnek: Portakal suyu (l fincan 110 kalori) yerine domates suyu (l fincan 45 kalori) için. Yarım bardak vişne suyunu yarım bardak soda ile karıştırdığınızda kalorisi yüzde 50 düşer.
    4- Ölçüyü kaçırmayın; Dışarıda yemek yediğiniz zaman, bir antre ve ufak bir salata yiyin.
    5- Yağ defterini kapatın; Restoranların cazibesine kapılmayın. Hatta menüyü açmayın bile. Neyi sipariş edip etmemeniz gerektiğini nasılsa çok iyi biliyorsunuz.
    6- Atıştırmayı bırakın
    7- İçtiğiniz süte dikkat edin; Eğer her gün süt içme huyunuz varsa, perhiz yapanlar için piyasadaki yağsız sütleri tercih edin. Her gün l fincan yağlı süt yerine, içeceğiniz l fincan yağsız süt, haftada 32 gr yağ almayı engeller.
    8- Ev yemeklerine “dur” deyin; Gelecek bir ay için annenizin, ya da akrabalarınızın davetlerini kabul etmeyin.
    9- Buzdolabınıza baskın yapın; Bu baskın her zamanki gibi, bir şeyler atıştırmak için olmasın. Buzdolabının kıyısında kösesinde kalmış bol kalorili yiyecekleri atın.Mutfak dolabınızdaki yağlı cipsleri, mısır gevreklerini ve kuru yemişleri atın. Mutfağınızda sizin için kötü olan bütün yiyecekleri, önümüzdeki 30 gün için, belki de ebediyyen yasaklayın.
    10- Hafta sonlarını özelleştirin; Ağır yemekleri ve yağlı brunchları ortadan kaldırın, iki dilim ekmek kızartın, bunun üzerine taze çilek veya mango koyun. Beyaz şarap veya az alkollü bira için. Pazar öğleden sonraları dondurulmuş yoğurt yiyin.
    11- Sinema menünüzün şeklini değiştirin; Gelecek ay sinemaya giderken yiyeceğinizi yanınızda götürün. Bu bir muz olabilir, ya da evden götüreceğiniz sağlıklı yarım sandviç.
    12- Daha çok su ve soda; Alkolün yerine su ve soda içmeye özen gösterin. Vücudunuzdaki yağ parçacıklarının kaybolduğunu göreceksiniz. ‘Hızlı ve hareketli olun’ Gündelik ve iş yaşamınızda hareketli ve hızlı olmaya çalışın ki, bol bol kalori yakın. Boş vakitlerinizde yürüyüşe çıkın.
    13- Vücudunuzu lifle doldurun; Aç kalmaktan kaçının. Çok lifli besinler midenize dolgunluk hissi verir. Böylece mideniz kazınmayacak ve açlık hissetmeyeceksiniz.
    14-Yağa “dur” deyin; Vermeyi amaçladığınız kilonun yanında günde almanız gereken maximum yağ miktarı, aldığınız günlük kalorinin yüzde 25’ini oluşturur. Bu miktarı daha aşağı düşürmeyin. Yağ enerji verir. A,B,E,K vitaminleri vücut için yararlı fonksiyonlara sahiptir.
    15- Diyet yiyeceklere sadık kalın; Birkaç kilo verince hemen rahatlamayın, ihtiyacınız olan besinleri bol miktarda depolayın, meyve ve sebzeler, sebze çorbaları, kuskus, bulgur, ayıklanmamış pirinç gibi...
    16- Çikolata yeme isteğinizi bastırın; Eğer adet öncesi dönemdeyseniz, çikolata yeme isteğinizi kesinlikle engelleyemiyorsanız, küçük mini barlardan alın veya şekersiz, sıcak kakao, yağsız puding kullanın.
    17- İşkolik olun; Gelecek ay şirketin yemekhanesine girmeme kararı alın. Kahve ve çay içmek için ya da kendi getirdiğiniz sandviçi yemenin dışında... Şirketteki doğum günü ve partilerde şerefe kaldırdığınız kadehin içinde soda olsun.
    18- Kremayı kesin; Bir sinema yıldızı, içinde krema kelimesi olan hiçbir şeyi yemediğini söylüyor. Kremalı pasta, kremalı çorba gibi. Çünkü o, krema demenin yağ demek olduğunu biliyor. Bunun tek istisnası, yağsız krem peynir demektir.
    19- Kalorileri azaltın; Kalorileri azaltmayı bir oyun haline getirin. Bugün yediklerinizin kalori miktarını hesaplayın, yarın bundan 50 kalori düşün. Öbür gün bir 50 kalori daha düşün. Günde 1200 kalorinin altına düşmemeye dikkat edin.
    20- Kahvaltı edin; Hiçbir zaman kahvaltıları atlamayın. Yağsız yoğurdun içine muzu dilimleyin. Pişmiş yulafın içine kuru üzüm koyup yemeyi deneyin.
    21- Bütün dikkatinizi yiyeceğinizde toplayın; Kilosundan yakınan insanlar, genelde yemek yerken televizyon seyreden, ya da konuşan kimselerdir. Sofrada insanlarla konuşmak dışında yemek yerken bütün işlerden vazgeçin.
    22- Sebzeye düşkün olanlar; Sağlığınız için günde en az 5 çeşit sebze ve meyve yemeniz gerekir. Bunu gerçekten deneyin. Şişkinlik hissetmeden nasıl tok durduğunuza şaşıracaksınız. Böylece doygunluk hissi veren yağsız, bol lifli bu yiyecekler, yememeniz gerekenlere midenizde çok az yer bırakır.
    23- Fast Food’a dikkat edin; Fast Food, diyetiniz için iyi bir seçim değildir. Fakat bazen Wendy’s veya Mc Donald’s ziyaret etmek zorunda kalırsanız, sade hamburger ve diyet içecekleri tercih edin.
    24- Vücudunuzu çalıştırın; Sizi daha aktif olmaya zorlayacak bir part-time iş edinin, yada gönüllü yapacağınız bir iş bulun. Yaşlı komşunun köpeğini gezdirin.


    25- Süratinizi arttırın; Yaptığınız iş ne olursa olsun, bunu daha fazla kalori yakacağınız bir seviyeye getirin. Bir hafta içinde birçok kez yürüyüş yapıyorsanız, haftada bir yapın ama yürümek yerine koşun. Akşam yemeğini bir tabureye oturarak mı hazırlıyorsunuz? Ayağa kalkın. Etrafı toparlarken müzik setinde çalan parçanın eşliğinde dans ederek hareket edin. ‘Lifli yiyecek yiyin!’ Fast food beslenmeyi bırakın. Öğünleri sıklaştırın ve sizi tok tutacak lifli gıdalarla beslenmeye çalışın. Öğünlerinizde meyve ve sebze ağırlıkta olsun.
    26- Ufak bir çocuğu veya köpeği ödünç alın; Çocuğunuz veya köpeğiniz yoksa, bir ay için cumartesi ve pazar günleri bir yakınınızın küçük çocuğuna bakın, ya da arkadaşınızın köpeğini yürüyüşe çıkarmayı üstlenin. Herkes sizin ne kadar yardımsever olduğunuzu düşünürken, siz bol bol enerji harcayacaksınız.
    27- Spor yapın; Öğle yemeği randevularınızı spor salonunun randevuları ile değiştirin. Sağlıklı, ufak bir öğle yemeğinden sonra spor ayakkabılarınızı giyin, arkadaşınızla buluşun ve bir yerlere gidin. Hızlı bir yürüyüşe çıkın veya mevsimine göre yüzmeye yada bir aerobik sınıfına katılın.
    28- Zoru deneyin; Hiç denemediğiniz fakat istediğiniz ama gözünüzü korkutan bir spor var mı? Dağcılık, buz pateni, ralli size korku mu veriyor? Eğer fiziksel olarak bunları yapmaya uygunsanız hemen bunlarla ilgili bir sınıfa yazılın. Bu, belki de hayatınız boyunca vazgeçemeyeceğiniz bir uğraş olacak ve kilolarınız tahmininizden çok önce kaybolup gidecek.
    29- Günde bir saatinizi kendinize ayırın; İşyerinde çok kötü bir gün geçirdiyseniz, arkadaşlarınız ile oturup sohbet etmek güzel. Fakat sohbet ederken biraları bitirip, fıstık kesesini parlatmayın. Yorucu bir günün sonunda bisikletle dolaşmayı deneyin, ne kadar dinlendiğinizi göreceksiniz.
    30- Dans edin; Sadece Cuma geceleri dans etmek yerine bir hafta boyunca, gün aşırı dans edeceğiniz yerlere gidin veya sevgilinizi, eşinizi bir dans kursuna yazılması için ikna edebilirseniz, kilolarınızı kaybederken aşk hayatınıza yeni bir heyecan da katmış olursunuz.
    31- Etrafı toplayın; Halının üzerine yayılmış gazeteleriniz milattan önceye mi ait? Camları en son ne zaman sildiğinizi hatırlayabiliyor musunuz? Biraz iş yapmak kimseye zarar vermez. Ayrıca, kilolarınızı daha çabuk vermenizi sağlar.
    32- Tekrar çocuk olun
    33- Asansöre binmeyin
    34- Kaslarınızı geliştirin
    35- Bir sağlık köyüne gidin
    36- Yavaş yemek yiyin
    37- Sıkı gelen giysilerinizi deneyin
    38- Hayallerinizi kutulayın
    39- Yatak odası atıştırmalarından uzak
    40- Kendinizi ödüllendirin
    41- Diyetle ilgili konuşmayı yasaklayın
    42- Beraber diyet yapabileceğiniz bir arkadaş bulun
    43- Tasarruf yapın; Gerçekten ihtiyacınız olmayan bir şeyi ne zaman yemek isterseniz, ona vereceğiniz parayı bir kavanozun içine atın. Birkaç hafta sonra paraların çokluğu size ne kadar çok şey yemediğinizi hatırlatacak ve bu para ile kendinize bir hediye alabileceksiniz.
    44-Sofra yerine sevgilinizin yanına
    45- Kendinize hoş şeyler
    46- Flört edin
    47- Kilo vermek için bir mazeret bulun
    48- Abur cubur yemeyin
    49- Kendinize karşı katı olun
    50- Mayonuzu giyin

    Baharatın Öyküsü


    Ada Çayı
    Gece terlemelerini keser, çok sinirli kişilere çok iyi gelir gerginliği alır, mide ve bağırsak gazlarını giderir. Mide bulantısını keser. Hazım sisteminin düzenli çalışmasını sağlar. Kan dolaşımını hızlandırır. Kanamaları keser. Göğsü yumuşatır, öksürüğü keser. Astım hastaları için yararlıdır. Öğrencilere, kansızlık çekenlere, hastalıktan yeni kalkmış kişilere çok iyi gelir. Tansiyonu yükseltir.

    Anason
    Haziran - Ağustos aylarında, beyaz renkli çiçekler açan, 50 - 60 cm yüksekliğinde, bir senelik bitkidir. Başta Ege Bölgesi olmak üzere bütün Anadolu’da bahçelerde yetiştirilir. Meyvelerinden su buharı distilasyonu ile elde edilen anason yağı, hemen hemen renksiz ve karakteristik kokuludur. Anason tıpta midevi bağırsak gazlarının teşekkülünü önleyici, hazmı kolaylaştırıcı ve göğüs yumuşatıcı olarak kullanılır. Ayrıca nefes darlığı, öksürük ve kalp çarpıntısı rahatsızlıklarında da etkilidir. Anason yüksek dozda alındığında baş ağrısı, uyuşukluk ve görme zorluğu yapar. Daimi kullananlarda anisizim hastalığına sebep olur. Bilhassa çocuklara uyku vermede, midede teşekkül eden gazları gidermek için oldukça etkilidir.

    Biberiye
    Bütün ilkbahar ve yaz boyunca soluk - mavi renkli çiçekler açan, 1 - 2 cm yüksekliğinde, kışın yapraklarını dökmeyen bir bitkidir. Mide ve bağırsak uyarıcı, idrar söktürücü ve safra atıcı etkisi vardır. Uçucu yağ, uyarıcı olarak haricen kullanılır. Hazımsızlığı giderir, çarpıntıları keser, yarım baş ağrılarını keser (migren) keser. İdrar ve adet söktürür.

    Civan Perçemi
    Haziran - Eylül aylarında, beyaz veya pembemsi renkli çiçekler açan, yol kenarlarında, tarlalarda ve kurak topraklarda yetişen 20 - 100 cm yüksekliğinde, kokulu, çok senelik ve otsu bir bitki. Kuvvet verici, uyarıcı, idrar ve gaz söktürücüdür. İçerisindeki Sincolden dolayı antiseptik, balgam söktürücü ve midevidir. Yara iyi edici bir özelliği vardır. Basurda sulu hulasası fitil halinde verilir.

    Fesleğen
    Haziran - Eylül ayları arasında, pembemsi veya sarımsı-beyaz renkli çiçekler açan, 20 - 40 cm yüksekliğinde, çok senelik, kuvvetli kokulu, otsu bir bitkidir. Fesleğen midevi, yatıştırıcı ve bağırsaklarda gaz teşekkülüne mani olucu özelliklerinden dolayı % 1 - 2'lik çay halinde kullanılır. İdrar yolları hastalıklarına karşı tesirlidir. Tohumlarından öksürük kesici olarak istifade edilir. Baharat olarak salata ve çorbalarda kullanılır. Ete, balığa ve sosise konur. Öksürüğü kesici, hazımsızlığı ve baş dönmeleri giderici özelliği de bilinir. Arı sokmalarına karşı da faydalıdır. Fesleğen kokusu, sivrisinek ve tahta kurusu gibi haşaratları kaçırır.

    Gelincik
    Bileşiminde zamk, şeker, müsilaj ve çok az miktarda alkaloit bulunur. Hafif yumuşatıcı ve uyuşturucu bir tesiri vardır. Öksürük ve nezle gibi hastalıklarda yumuşatıcı olarak şurup halinde verilir. Uykusuzluğu giderir. Yanıkları iyileştirir. Çiçekleri su içinde şişelerde güneşte bekletilerek şerbeti çıkarılır. Yazın şerbet olarak içilir.

    Ihlamur
    Ihlamur’un kış ıhlamuru, yaz ıhlamuru, kırmızı ıhlamur ve gümüşi ıhlamur gibi türleri bulunmaktadır. Ihlamur çiçeği yatıştırıcı, idrar verici, göğüs yumuşatıcı ve balgam söktürücü olarak çay halinde kullnılır. Ihlamur çiçeği banyosunun da yatıştırıcı bir özelliği vardır. Balla karıştırılıp içilirse mide ülserine faydalıdır. Kan dolaşımını düzenler.

    Isırgan Otu
    Bu bitkinin yakıcı tüylerinde formik asit bulunduğ birçok yerlerde kayıtlı ise de tüylerin taşıdığı userada asetilkolin ve hitemin vardır. Eskiden romatizma ve siyatikte kullanılırdı. Yapraklarından hazırlanan infüzyon, şaç dökülmesine karşı tatbik edilir. Ayrıca aybaşı kanamalarını düzenler, balgam söktürür. Burun kanamasını keser. Haricen tatbik edilirse, çıbanlarda faydalı olduğu bilinmektedir.


    İştahla Baş Etmenin 5 Kolay Yolu


    1. Daha uzun süre çiğneyin:
    Yiyecekleri uzun süre çiğnedikten sonra yutmak, beyinin vücuda giren besinleri kaydetmesine zaman tanımak anlamına gelir. Üstelik tat alma duyusu da daha fazla tatmin edilir. Böylece doyduğunuzu anlamızla yemeye son vermeniz arasındaki zaman kısalıyor. Fazla yemekten kaynaklanan sindirim sorunlarından kurtulmanız da cabası...

    2. Güç harcayarak egzersiz:
    Egzersizleriniz zorlaştıkça vücut ısınız artıyor ve daha fazla kalori yakmaya başlıyorsunuz. Bu durumda egzersizi takip eden bir kaç saat boyunca iştahınızın bastırılmasına neden oluyor. Böyle bir durumda, normal öğün saatinden bir kaç saat önce egzersiz yapmak başlamak en mantıklısı. Çünkü öğün saati geldiğinde spor yapmanın verdiği etkiyle iştahınız biraz daha kapalı olacaktır. Ama asla öğün atlama hatasına düşmeyin. Hem vücudunuz güçsüz düşer, hem de bir süre sonra aşırı yeme isteği duyarsınız.

    3. Tat alma duyunuzu tatmin edin:
    Yapılan araştırmalara göre değişik tatlarla bu duyuyu tatmin etmek, daha az miktarla yetinebilmemizi sağlıyor. Sürekli aynı yemeği yemek ise, özellikle de tadı hoşunuza gitmiyorsa, bir süre sonra tat alma mekanizmanızın kendini iptal etmesine neden oluyor. Bu yüzden de kendinizi sanki hiç yemek yememiş gibi hissedebiliyorsunuz. Bu durumu engellemek için öğünlerinizi taze otlarla ve baharatlarla tatlandırabilirsiniz.

    4. Atıştırma krizlerini engelleyin:
    Gün içinde sık ve az öğünler yemek, iştahınızın kontrolden çıkmasını önlemenin en kolay yolu. Belki yine arada birşeyler atıştırmak isteyebilirsiniz ama sizi doyuracak miktarla çok az olacaktır. Böyle bir durumda atıştırmak için sağlıklı karbonhidratlara yönelin. Çünkü bu besin türü sindirim sisteminde daha uzun süre kalıyor ve şeker seviyenizi yavaşça yükselterek daha uzun süreli bir tokluk hissi sağlıyor.

    5. Daha fazla su için:
    Su içmek kendinizi tok hissetmenize yardımcı olduğu için önemli Ayrıca vücudunuz susuz kaldığında çoğu zaman açlık hissine benzeyen sinyaller gönderiyor. Bol su içmek bedeninizin su istediği zamanlarda yemeğe yönelmenizi de önler.
Yüklüyor...
Konu Durumu:
Daha fazla cevap için açık değil.

Konu ile alakalı site aramaları:

  1. Ankilozan spondolitte kasık iltihap akarmı

    ,
  2. Agız kuruluğu içi içine sığmama iştahsızlık korku

    ,
  3. yorulunca kızaran yüz kalptenmi geli